Original
04-02-08, 01:48
Nedir bu Akademik Kariyer? Yenir mi, içilir mi?
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Akademik kariyer yapmak deyince, gözünüzde hafiften uyuz olduğunuz “çömez”den intikam alma ışıkları yanıyorsa içinizden ona, hatta gerekirse yirmiye kadar sayıp sakinleşin. Daha yazı uzun, zaten akademik kariyer de böyle bir amaca hizmet etmiyor. Üniversite jargonunda “asistan kalmak” olarak tabir edilen ve havasından geçilmeyen kariyer seçeneğiyle karşı karşıyayız... Araştırmacı gazetecilik ruhuna sahip, prestijli bir iş isteyen, “her şeyin başı eğitim” lafını diline sakız etmiş ve buna gerçekten inanan, cesur, bilgi üretme ve sürekli öğrenme havasında olanlar bir adım öne çıksın çünkü akademik kariyer için gerekli önkoşullara sahipler. Tamam, biliyoruz, bu koşulların hepsine birden sahip olmak o kadar kolay değil. Hadi, bu özellikleri borç harç bir araya getirdiniz, iş sadece okuyup çalışmaya kaldı diyelim, o zaman da kişisel özelliklerinizi, yaşam biçim ve alışkanlıklarınızla çevrenizi şöyle bir gözden geçirmekte fayda var. Baştan uyaralım, bu işi yapanlar “Çok sancılı bir süreç. Baştan çok iyi karar verilerek yapılması lazım.” diyor. Yani asistanlık, öğretim görevliliği ya da profesörlük öyle her “babayiğitin” kolay kolay kaldırabileceği mesleklerden değil.
Bir kere şöyle bir arada kalma durumu var. Hem öğrencisiniz hem de öğretmen. Yani kantinde avaz avaz bağırıp şarkı söyleyecekseniz bir kere daha düşünmeniz gerek. Ne öğrenci kadar haylaz ne de öğretmen kadar disiplinli olmamaya gayret göstereceğiniz bir ömür var önünüzde. Ki inanın, biri birinden daha kolay ya da zor değil.
Bu mesleğin bir de süpriz yumurtaları var; Akademisyen olmayı hiç düşünmeyen biri bile kendini odasında sınav kağıtlarını okurken bulabiliyor ya da doçentlik seviyesine gelmiş biri mızıkçılık yapıp “ben vazgeçtim!” diyebiliyor. Eğer gerçekten nitelikli bir akademisyen olmak istiyorsanız, öncelikle kitap kurtlarının anatomisini mercek altına alın.. Çünkü kısa vadede onlardan biri olmanız işten bile değil. Zaten yardımcı doçentlik, doçentlik ve profesörlük için de bu zorunlu. Seçimini akademisyenlikten yana yapmış olanlar, yani öğretim üyeleri; o kültürü üniversitenin verdiğini, bu işin sadece unvan için yapılamayacağını iletiyor...
Üniversite labını kullanmak, derse girmek ya da ofiste filtre kahve yapmak için illa ki öğretim üyesi olmak, saunada misali ter atmak zorunda da değilsiniz. Öğretim görevlisi olarak çalışmak da bir opsiyon...
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Öğretim üyeliği
(Yardımcı doçent, doçent ve profesörleri içeriyor.)
Yardımcı doçentliğe başvurmak için doktora yapmak şart. Öğretim üyeleri için bir de yabancı dil konusu var; bilgi birikimi olarak mükemmel de olsanız, yabancı dil sınavını geçemeyen biri akademik unvanlara kavuşamıyor.
Öğretim görevlisi
Doktoranız olmasa bile aranan bir meslekte master’ınız varsa, öğretim görevlisi olarak çalışabilirsiniz. Master’lı biri, öğretim görevlisi olarak ona ihtiyaç duyulduğu sürece, hatta emekli oluncaya kadar üniversitede kalıp arada araştırmalar da yapabilir. Ama doktora yapmadığınız sürece ne yazık ki yardımcı doçentliğe, dolayısıyla akademik sürece tam anlamıyla katılmak imkansız. Bu unvanları almayıp, yardımcı doçent olmadıkça ürettiğiniz bilgiyi akademik süreçlerde değerlendiremiyorsunuz ancak bu, yardımcı doçentliğe başvurulurken değerlendiriliyor.
Akademik Kariyeri Kimler Seçiyor?
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Kimler seçiyor?
• İlgilendiği bölüm alanlarında kendilerini daha fazla geliştirmek isteyenler,
• Yoğun iş stresinden çok fazla hoşlanmayıp daha sakin bir hayat tarzı arzulayanlar,
• Okumak, yazmak, araştırma yapmaktan özel zevk alanlar,
• Bir alanda yoğunlaşıp bilgi üretmek isteyenler,
• Toplumsal alanda faydalı olmayı hedefleyenler,
• Çevresindeki başarılı akademisyenlerden
etkilenenler,
• Öğrencilerle ilişki kurmayı ve onların eğitimlerine katkıda bulunabilmeyi sevenler.
vs...
Benden Akademisyen Olur Mu?
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Dergi testlerinden alışık olduğunuz üzere, aşağıdaki özelliklerden yarısı cepteyse akademik sürece bir yerinden dahil olabilirsiniz. Oldu ki beklediğiniz skoru yapamazsanız, bozulmayın. Kimse de sizden % 100 performans beklemiyor, ne de olsa aşağıda ardarda dizdiğimiz özelliklerden bazıları zamanla kazanılıyor...
• Disiplin benim göbek adım diyorsanız,
• Bilginin üretilmesi ve yayılması sürecinde parmakla gösterilen biri olmaya gönüllüyseniz,
• Üniversite yapı ve işleyişindeki “ufak” engelleri göze aldıysanız,
• Benim gönlüm zengin diyenlerdenseniz, dolayısıyla piyasaya oranla daha az gelir elde etmeye razıysanız,
• Uyku saatleri dışındaki tüm zamanınızı bu işe vermeye hazırsanız,
• Aydın olabilmenin sorumluluk ve yükü halter ağırlığında gelmeyecekse,
• Kitap sayfaları ve selüloz kokusu size garip bir zevk veriyorsa,
• Alanınızla ilgili yenilikleri takip etmekten zevk alıyorsanız,
• İşinizin dokuz altı mesaisi ile sınırlı olmadığını kesin olarak kabul edebiliyor, saatin aslında bir aksesuar olduğuna inanıyorsanız,
• Bir yandan, yarın anlatacağınız konuyu hatmederken, bir yandan da öğrenciyken sorduğunuz soruların aynılarıyla karşılaşıp sabırla cevaplayabileceğinize inanıyorsanız (Tek yol ileri diye boşuna dememişler)
• Profesör olana kadar sınavlara girmeye razıysanız. (Çoğu insan 50-60 yaşında hala profesörlük sınavına giriyor.)
• Araştırma yapmak için can atıyorsanız (Tamam, burayı abarttık biraz)
• Hafta sonu yeni açılan restorana giden arkadaşlarınızı ektiğiniz için vicdan azabı duymayacaksanız,
• Bavulunuz niye bu kadar ağır diyenlere gülümseyerek kitaplarınızı gösterip, güneşlenmeye devam edebilecekseniz,
• Birlikte yaşadığınız kişiler ya da aileniz bu konuda sizi destekliyor ve temponuza saygı gösteriyorsa,
• Üniversitelerdeki gizli hiyerarşinin varlığından rahatsız olmayacaksanız, (İnsan hırslı yaratık nitekim, öğrencin gelip seni geçtiği zaman dengeler, kıyısından köşesinden bozuluyor.)
• Her yıl rektörlüğün size soracağı, ‘Geçtiğimiz yıl boyu neler yaptınız? Hangi makaleniz yayınlandı? Nerede, hangi bildiriyi sundunuz?’ gibi sorulara alnı açık, göğsü dik ve ellerinizi kavuşturarak cevap verebilecekseniz,
• Haftada 15-16 saat ders vermekten ve envai çeşit öğrenciyle karşılaşmaktan zevk alacaksanız,
• Yurtiçinde ve yurtdışındaki sempozyumları takip etmek, katılmak ve o bilgileri paylaşmak konusunda istekliyseniz oldu bu iş...
Alıntıdır
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Akademik kariyer yapmak deyince, gözünüzde hafiften uyuz olduğunuz “çömez”den intikam alma ışıkları yanıyorsa içinizden ona, hatta gerekirse yirmiye kadar sayıp sakinleşin. Daha yazı uzun, zaten akademik kariyer de böyle bir amaca hizmet etmiyor. Üniversite jargonunda “asistan kalmak” olarak tabir edilen ve havasından geçilmeyen kariyer seçeneğiyle karşı karşıyayız... Araştırmacı gazetecilik ruhuna sahip, prestijli bir iş isteyen, “her şeyin başı eğitim” lafını diline sakız etmiş ve buna gerçekten inanan, cesur, bilgi üretme ve sürekli öğrenme havasında olanlar bir adım öne çıksın çünkü akademik kariyer için gerekli önkoşullara sahipler. Tamam, biliyoruz, bu koşulların hepsine birden sahip olmak o kadar kolay değil. Hadi, bu özellikleri borç harç bir araya getirdiniz, iş sadece okuyup çalışmaya kaldı diyelim, o zaman da kişisel özelliklerinizi, yaşam biçim ve alışkanlıklarınızla çevrenizi şöyle bir gözden geçirmekte fayda var. Baştan uyaralım, bu işi yapanlar “Çok sancılı bir süreç. Baştan çok iyi karar verilerek yapılması lazım.” diyor. Yani asistanlık, öğretim görevliliği ya da profesörlük öyle her “babayiğitin” kolay kolay kaldırabileceği mesleklerden değil.
Bir kere şöyle bir arada kalma durumu var. Hem öğrencisiniz hem de öğretmen. Yani kantinde avaz avaz bağırıp şarkı söyleyecekseniz bir kere daha düşünmeniz gerek. Ne öğrenci kadar haylaz ne de öğretmen kadar disiplinli olmamaya gayret göstereceğiniz bir ömür var önünüzde. Ki inanın, biri birinden daha kolay ya da zor değil.
Bu mesleğin bir de süpriz yumurtaları var; Akademisyen olmayı hiç düşünmeyen biri bile kendini odasında sınav kağıtlarını okurken bulabiliyor ya da doçentlik seviyesine gelmiş biri mızıkçılık yapıp “ben vazgeçtim!” diyebiliyor. Eğer gerçekten nitelikli bir akademisyen olmak istiyorsanız, öncelikle kitap kurtlarının anatomisini mercek altına alın.. Çünkü kısa vadede onlardan biri olmanız işten bile değil. Zaten yardımcı doçentlik, doçentlik ve profesörlük için de bu zorunlu. Seçimini akademisyenlikten yana yapmış olanlar, yani öğretim üyeleri; o kültürü üniversitenin verdiğini, bu işin sadece unvan için yapılamayacağını iletiyor...
Üniversite labını kullanmak, derse girmek ya da ofiste filtre kahve yapmak için illa ki öğretim üyesi olmak, saunada misali ter atmak zorunda da değilsiniz. Öğretim görevlisi olarak çalışmak da bir opsiyon...
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Öğretim üyeliği
(Yardımcı doçent, doçent ve profesörleri içeriyor.)
Yardımcı doçentliğe başvurmak için doktora yapmak şart. Öğretim üyeleri için bir de yabancı dil konusu var; bilgi birikimi olarak mükemmel de olsanız, yabancı dil sınavını geçemeyen biri akademik unvanlara kavuşamıyor.
Öğretim görevlisi
Doktoranız olmasa bile aranan bir meslekte master’ınız varsa, öğretim görevlisi olarak çalışabilirsiniz. Master’lı biri, öğretim görevlisi olarak ona ihtiyaç duyulduğu sürece, hatta emekli oluncaya kadar üniversitede kalıp arada araştırmalar da yapabilir. Ama doktora yapmadığınız sürece ne yazık ki yardımcı doçentliğe, dolayısıyla akademik sürece tam anlamıyla katılmak imkansız. Bu unvanları almayıp, yardımcı doçent olmadıkça ürettiğiniz bilgiyi akademik süreçlerde değerlendiremiyorsunuz ancak bu, yardımcı doçentliğe başvurulurken değerlendiriliyor.
Akademik Kariyeri Kimler Seçiyor?
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Kimler seçiyor?
• İlgilendiği bölüm alanlarında kendilerini daha fazla geliştirmek isteyenler,
• Yoğun iş stresinden çok fazla hoşlanmayıp daha sakin bir hayat tarzı arzulayanlar,
• Okumak, yazmak, araştırma yapmaktan özel zevk alanlar,
• Bir alanda yoğunlaşıp bilgi üretmek isteyenler,
• Toplumsal alanda faydalı olmayı hedefleyenler,
• Çevresindeki başarılı akademisyenlerden
etkilenenler,
• Öğrencilerle ilişki kurmayı ve onların eğitimlerine katkıda bulunabilmeyi sevenler.
vs...
Benden Akademisyen Olur Mu?
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Dergi testlerinden alışık olduğunuz üzere, aşağıdaki özelliklerden yarısı cepteyse akademik sürece bir yerinden dahil olabilirsiniz. Oldu ki beklediğiniz skoru yapamazsanız, bozulmayın. Kimse de sizden % 100 performans beklemiyor, ne de olsa aşağıda ardarda dizdiğimiz özelliklerden bazıları zamanla kazanılıyor...
• Disiplin benim göbek adım diyorsanız,
• Bilginin üretilmesi ve yayılması sürecinde parmakla gösterilen biri olmaya gönüllüyseniz,
• Üniversite yapı ve işleyişindeki “ufak” engelleri göze aldıysanız,
• Benim gönlüm zengin diyenlerdenseniz, dolayısıyla piyasaya oranla daha az gelir elde etmeye razıysanız,
• Uyku saatleri dışındaki tüm zamanınızı bu işe vermeye hazırsanız,
• Aydın olabilmenin sorumluluk ve yükü halter ağırlığında gelmeyecekse,
• Kitap sayfaları ve selüloz kokusu size garip bir zevk veriyorsa,
• Alanınızla ilgili yenilikleri takip etmekten zevk alıyorsanız,
• İşinizin dokuz altı mesaisi ile sınırlı olmadığını kesin olarak kabul edebiliyor, saatin aslında bir aksesuar olduğuna inanıyorsanız,
• Bir yandan, yarın anlatacağınız konuyu hatmederken, bir yandan da öğrenciyken sorduğunuz soruların aynılarıyla karşılaşıp sabırla cevaplayabileceğinize inanıyorsanız (Tek yol ileri diye boşuna dememişler)
• Profesör olana kadar sınavlara girmeye razıysanız. (Çoğu insan 50-60 yaşında hala profesörlük sınavına giriyor.)
• Araştırma yapmak için can atıyorsanız (Tamam, burayı abarttık biraz)
• Hafta sonu yeni açılan restorana giden arkadaşlarınızı ektiğiniz için vicdan azabı duymayacaksanız,
• Bavulunuz niye bu kadar ağır diyenlere gülümseyerek kitaplarınızı gösterip, güneşlenmeye devam edebilecekseniz,
• Birlikte yaşadığınız kişiler ya da aileniz bu konuda sizi destekliyor ve temponuza saygı gösteriyorsa,
• Üniversitelerdeki gizli hiyerarşinin varlığından rahatsız olmayacaksanız, (İnsan hırslı yaratık nitekim, öğrencin gelip seni geçtiği zaman dengeler, kıyısından köşesinden bozuluyor.)
• Her yıl rektörlüğün size soracağı, ‘Geçtiğimiz yıl boyu neler yaptınız? Hangi makaleniz yayınlandı? Nerede, hangi bildiriyi sundunuz?’ gibi sorulara alnı açık, göğsü dik ve ellerinizi kavuşturarak cevap verebilecekseniz,
• Haftada 15-16 saat ders vermekten ve envai çeşit öğrenciyle karşılaşmaktan zevk alacaksanız,
• Yurtiçinde ve yurtdışındaki sempozyumları takip etmek, katılmak ve o bilgileri paylaşmak konusunda istekliyseniz oldu bu iş...
Alıntıdır