gokhandnzl
30-07-05, 18:52
"Karanlık Su"
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Uzakdoğu sinemasının favori 'aile sorunu' teması Hollywood'a da pek cazip geliyor; yalnız anneler, anne sevgisine kıyasıya asılan küçük kızlar, geçmişin hayaletleri... Japon korku sinemasının en yeni uyarlaması "Karanlık Su" gibi. Brezilyalı yönetmen Walter Salles'ın ilk Hollywood deneyimi olan film, Hideo Nakata'nın sağlam orijinalinden sonra hayalet gibi fantastik öğeleri geri plana atıp, büyük kentteki anne-kızın yaşam mücadelesine odaklanıyor.
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.Karanlık Su" son dönem dünyayı 'korkutan' Japon yapımlarını yeniden çevrim konusunda oldukça hızlı davranan Hollywood'un en yeni uyarlaması olarak vaadettiklerini karşılayamıyorsa nedeni iki arada bir arada kalmışlığından olabilir. Gişede büyük ilgi gören yeniden çevrim "Halka"nın tersine Karanlık Su" zaten dolu olan metnin altını çizmek derdinde. İlk etapta mahzuru da yok görünüyor; sonuçta 'korkunun' ucunda boşanmış bir anne ve küçük kızının büyük şehirdeki mücadelesi gibi evrensel bir tema var. Ancak orijinal filmin fantastik boyutunu azaltıp drama ağırlık verme kaygısından kaynaklanan bir arada kalmışlığı da vasat senaryosunundan ve fazlasıyla ciddi havasından kaynaklanıyor.
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Hideo Nakata'nın orijinal "Karanlık Sular"da klasik bir korku filmi olarak sunduğu, ilerleyen dakikalarla artan fantastik örgüsünün altını 'korkuyorum anne' çığlığı atan küçük kızın (hepimizin içindeki küçük çocuğun) sevgi özlemine bağlayan yaklaşımıydı seyirciyi tavlayan. Hollywood bu büyük kentteki yalnızlığı merkeze almayı tercih etmiş. Böylece son dönem çıkış yapan sinemacılardan Walter Salles'e vererek işin 'dramatik' yönünü sağlama aldığını düşünmüş. Film, "Merkez İstasyonu", "Behind The Sun", "Motosiklet Günlüğü" gibi iddialı filmlerle tanınan Brezilyalı yönetmen Salles'ın ilk Hollywood deneyimi. Karakter odaklı filmlerinde insani öğeleri oraya koyan ve etkileyici görsel bakışıyla tanınan yönetmenin korku türüne girişmesi ilk etapta sinemaseverleri şaşırtmıştı ama demek ki bir şekilde Hollywood'a adım atmayı kafasına koyan Salles, sosyal boyutu da olan hikayeyi tam kendine göre bulmuş anlaşılan.
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Hikayeyi hatırlarsak; her şey bir apartmanın dokuzuncu katında başlıyor. Bekar anne Dahlia Williams (Jennifer Connely) kocasına karşı yürüttüğü savaştan sonra hayata yeni bir başlangıç yapmak için bu daireye yerleşiyor. Çünkü kızının velayetini alabilmek için uygun bir ev bulmak zorunda. Çocukken, uyuşturucu bağımlısı annesi tarafından ziyadesiyle ihmal edilmesinin acısı onda derin izler bırakmış, güvensizlik, paranoya, kıskançlık gibi psikolojik sorunlar yaratmış. Kendi kızına ise çok düşkün. Annesi onu okuldan almaya hep geç geldiği için kendi kızı için okulu başta olmak üzere her yere erken gitmek için titizleniyor. Bulabildiği işten kazancı New York içinde bir eve yetmeyince devirane bir toplu konutta daire kiralıyor. Manhattan'da bir daire tutacak parası olmadığı için mecburen küçük kızıyla birlikte New York'un kenar semtlerinden birisindeki bu eski eve taşınmak zorunda. Nwe York'te ev bulmanın, hele yalnız bir kadın olarak çocuğunuzu yetiştirmenin bile başlı başına korkutucu bir iş olduğu malum. Zaten genç kadının da yeni evinde aradığı huzuru bulacağı şüpheli görünüyor. Çünkü evde tekinsiz olaylar yaşandığı hemen hissediliyor. "Garez" ve "Halka"dan sonra yine Japon korku sinemasından gelen "Karanlık Su"nun başrolünde Jennifer Connelly var. "Gizemli Şehir", "Akıl Oyunları", "Sisler Evi</B>", "Hulk" gibi filmlerdeki etkileyici performansıyla tanınan Oscar ödüllü aktristin bu korkulu yolculuğunda Dougray Scott, John C. Reilly ve Pete Postlethwaite gibi Britanya'nın en önemli aktörleri eşlik ediyor. Connely'nin kızının velayet anlaşması için devreye giren yalnız 'avukat rolünde muhteşem Tim Roth'u uzun aradan sonra beyazperdede izlemek ise bizim için ayrıcalık!
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Sonuçta; Uzakdoğu sinemasının son dönem içinde bunaldığı bir 'aile sorunu' olduğu kesin; yalnız anneler, anne sevgisine asılan küçük kızlar, geçmişin hayaletleri... Önce Japonların sonra da onları doğrudan taklit eden Amerikalıların içine düştüğü bu 'küçük kız dehşeti' artık bize baygınlık verse de olay zaten yeterince dramatik. Genç annenin Manhattan'da iyi ya da kötü bir daire tutması tutması, maddi açıdan çok zor olduğu için korku zaten ilk dakikalarda başlıyor. Şehrin Manhattan'a yakınsa da hala kenar mahallesi sayılacak bir bölgesine yerleşen anne ve kızın kiraladıkları daireyi görünce biz bile 'sakın tutma' nidasıyla uyarmak istiyoruz. Ama Jennifer Connely'nin bütçesi ve eski kocasından mümkün olduğunca uzaklaşma sevdasıyla kira kontratı imzalanıyor. Ancak zaten pek 'tekinsiz' görünen bu dairenin üst katında uzun süredir kimse oturmadığı halde tavanından akan sular, birilerinin koşuşturma sesleri de akan sızan eksik değil. Anlayacağınız 'ev alma komşu al' durumu da bahis konusu. Yani annelerine sarılan küçük kızlar ve sığındığı sosyal konut tipi evlerin üst katlarındaki su basmış apartman dairelerinden yayılan korku ve derin hüzünle dolu.
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Bir diğerinin başarısı üzerine çekilen her film orijinaliyle mukayese edilme kaderiyele yüzleşir. Salles'in Hollywood versiyonu için öncelikle çok iyi çekilmiş diyebiliriz. Üstelik 'baba' oyunculardan da destek alınmış, Jennifer Connely de 'hüzünlü ve endişeli güzel yüz'ün ötesinde bir performans göstermiş. "Karanlık Su" genel anlamıyla 'düzgün' bir film. New York' özelinde büyük kentte yaşamanın zorluğunu ön plana çıkarması ve böylesine gerçekçi bir yaklaşım içinde yine de hayalet öyküsünden vazgeçmemesi sorun yaratıyor. Dolayısıyla filmin bütününde hayaletler alakasız kalıyor, toplu konuttaki sefil yaşam daha da korkutucu oluyor. Hollywood'un bu yeniden çevrimi de yetersiz bir tekrar oluyor.
(sinema.com)
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Uzakdoğu sinemasının favori 'aile sorunu' teması Hollywood'a da pek cazip geliyor; yalnız anneler, anne sevgisine kıyasıya asılan küçük kızlar, geçmişin hayaletleri... Japon korku sinemasının en yeni uyarlaması "Karanlık Su" gibi. Brezilyalı yönetmen Walter Salles'ın ilk Hollywood deneyimi olan film, Hideo Nakata'nın sağlam orijinalinden sonra hayalet gibi fantastik öğeleri geri plana atıp, büyük kentteki anne-kızın yaşam mücadelesine odaklanıyor.
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.Karanlık Su" son dönem dünyayı 'korkutan' Japon yapımlarını yeniden çevrim konusunda oldukça hızlı davranan Hollywood'un en yeni uyarlaması olarak vaadettiklerini karşılayamıyorsa nedeni iki arada bir arada kalmışlığından olabilir. Gişede büyük ilgi gören yeniden çevrim "Halka"nın tersine Karanlık Su" zaten dolu olan metnin altını çizmek derdinde. İlk etapta mahzuru da yok görünüyor; sonuçta 'korkunun' ucunda boşanmış bir anne ve küçük kızının büyük şehirdeki mücadelesi gibi evrensel bir tema var. Ancak orijinal filmin fantastik boyutunu azaltıp drama ağırlık verme kaygısından kaynaklanan bir arada kalmışlığı da vasat senaryosunundan ve fazlasıyla ciddi havasından kaynaklanıyor.
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Hideo Nakata'nın orijinal "Karanlık Sular"da klasik bir korku filmi olarak sunduğu, ilerleyen dakikalarla artan fantastik örgüsünün altını 'korkuyorum anne' çığlığı atan küçük kızın (hepimizin içindeki küçük çocuğun) sevgi özlemine bağlayan yaklaşımıydı seyirciyi tavlayan. Hollywood bu büyük kentteki yalnızlığı merkeze almayı tercih etmiş. Böylece son dönem çıkış yapan sinemacılardan Walter Salles'e vererek işin 'dramatik' yönünü sağlama aldığını düşünmüş. Film, "Merkez İstasyonu", "Behind The Sun", "Motosiklet Günlüğü" gibi iddialı filmlerle tanınan Brezilyalı yönetmen Salles'ın ilk Hollywood deneyimi. Karakter odaklı filmlerinde insani öğeleri oraya koyan ve etkileyici görsel bakışıyla tanınan yönetmenin korku türüne girişmesi ilk etapta sinemaseverleri şaşırtmıştı ama demek ki bir şekilde Hollywood'a adım atmayı kafasına koyan Salles, sosyal boyutu da olan hikayeyi tam kendine göre bulmuş anlaşılan.
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Hikayeyi hatırlarsak; her şey bir apartmanın dokuzuncu katında başlıyor. Bekar anne Dahlia Williams (Jennifer Connely) kocasına karşı yürüttüğü savaştan sonra hayata yeni bir başlangıç yapmak için bu daireye yerleşiyor. Çünkü kızının velayetini alabilmek için uygun bir ev bulmak zorunda. Çocukken, uyuşturucu bağımlısı annesi tarafından ziyadesiyle ihmal edilmesinin acısı onda derin izler bırakmış, güvensizlik, paranoya, kıskançlık gibi psikolojik sorunlar yaratmış. Kendi kızına ise çok düşkün. Annesi onu okuldan almaya hep geç geldiği için kendi kızı için okulu başta olmak üzere her yere erken gitmek için titizleniyor. Bulabildiği işten kazancı New York içinde bir eve yetmeyince devirane bir toplu konutta daire kiralıyor. Manhattan'da bir daire tutacak parası olmadığı için mecburen küçük kızıyla birlikte New York'un kenar semtlerinden birisindeki bu eski eve taşınmak zorunda. Nwe York'te ev bulmanın, hele yalnız bir kadın olarak çocuğunuzu yetiştirmenin bile başlı başına korkutucu bir iş olduğu malum. Zaten genç kadının da yeni evinde aradığı huzuru bulacağı şüpheli görünüyor. Çünkü evde tekinsiz olaylar yaşandığı hemen hissediliyor. "Garez" ve "Halka"dan sonra yine Japon korku sinemasından gelen "Karanlık Su"nun başrolünde Jennifer Connelly var. "Gizemli Şehir", "Akıl Oyunları", "Sisler Evi</B>", "Hulk" gibi filmlerdeki etkileyici performansıyla tanınan Oscar ödüllü aktristin bu korkulu yolculuğunda Dougray Scott, John C. Reilly ve Pete Postlethwaite gibi Britanya'nın en önemli aktörleri eşlik ediyor. Connely'nin kızının velayet anlaşması için devreye giren yalnız 'avukat rolünde muhteşem Tim Roth'u uzun aradan sonra beyazperdede izlemek ise bizim için ayrıcalık!
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Sonuçta; Uzakdoğu sinemasının son dönem içinde bunaldığı bir 'aile sorunu' olduğu kesin; yalnız anneler, anne sevgisine asılan küçük kızlar, geçmişin hayaletleri... Önce Japonların sonra da onları doğrudan taklit eden Amerikalıların içine düştüğü bu 'küçük kız dehşeti' artık bize baygınlık verse de olay zaten yeterince dramatik. Genç annenin Manhattan'da iyi ya da kötü bir daire tutması tutması, maddi açıdan çok zor olduğu için korku zaten ilk dakikalarda başlıyor. Şehrin Manhattan'a yakınsa da hala kenar mahallesi sayılacak bir bölgesine yerleşen anne ve kızın kiraladıkları daireyi görünce biz bile 'sakın tutma' nidasıyla uyarmak istiyoruz. Ama Jennifer Connely'nin bütçesi ve eski kocasından mümkün olduğunca uzaklaşma sevdasıyla kira kontratı imzalanıyor. Ancak zaten pek 'tekinsiz' görünen bu dairenin üst katında uzun süredir kimse oturmadığı halde tavanından akan sular, birilerinin koşuşturma sesleri de akan sızan eksik değil. Anlayacağınız 'ev alma komşu al' durumu da bahis konusu. Yani annelerine sarılan küçük kızlar ve sığındığı sosyal konut tipi evlerin üst katlarındaki su basmış apartman dairelerinden yayılan korku ve derin hüzünle dolu.
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Bir diğerinin başarısı üzerine çekilen her film orijinaliyle mukayese edilme kaderiyele yüzleşir. Salles'in Hollywood versiyonu için öncelikle çok iyi çekilmiş diyebiliriz. Üstelik 'baba' oyunculardan da destek alınmış, Jennifer Connely de 'hüzünlü ve endişeli güzel yüz'ün ötesinde bir performans göstermiş. "Karanlık Su" genel anlamıyla 'düzgün' bir film. New York' özelinde büyük kentte yaşamanın zorluğunu ön plana çıkarması ve böylesine gerçekçi bir yaklaşım içinde yine de hayalet öyküsünden vazgeçmemesi sorun yaratıyor. Dolayısıyla filmin bütününde hayaletler alakasız kalıyor, toplu konuttaki sefil yaşam daha da korkutucu oluyor. Hollywood'un bu yeniden çevrimi de yetersiz bir tekrar oluyor.
(sinema.com)