PDA

Tüm Versiyonu Göster : Trabzon’da Festİval


Xemci
30-07-05, 16:29
TRABZON’DA FESTİVAL
KEMAL BAŞAR







Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nce Trabzon’da bu yıl altıncısı düzenlenen ve Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun ev sahipliğini yaptığı “Uluslararası Karadeniz’e Kıyısı Olan Ülkeler Tiyatro Festivali”ne, Trabzon Devlet Tiyatrosu Müdürü Murat Gökçer’in davetlisi olarak katıldım.

Bizden tiyatro adamları Hayati Asılyazıcı, Sevgi Sanlı, Tuncer Cücenoğlu, Üstün Akmen, Cumhuriyet’ten Egemen Berköz, Hürriyet’ten Faruk Bildirici, Tiyatro Tiyatro dergisinden Ebru Ilgaz da oradaydılar. Coşkuyu hep birlikte yaşadık.

Geçen yılların da verdiği deneyimle, Murat Gökçer konuya hakim, soğukkanlı, her sorunu anında çözüyor. Nerdeyse 24 saat koşuşturup duruyor. Çevresindeki Devlet Tiyatrosu’nun genç sanatçıları, eğitimli rehberler, festivalin başarılı geçmesi için pervane oluyorlar. Yabancı konuklar mutlu. Bir kısmı festivale daha önceki yıllarda da katılmış; şehri, alışveriş merkezlerini herkesten iyi biliyorlar. Gündüzleri sakin ve derli toplu bir organizasyonla çevre geziliyor; her akşam ise oyun var. Oyunlardan sonra, o gece izlediğimiz topluluk, kendi gecesini düzenliyor. Yerel içkiler, yiyecekler ikram ediliyor, herkes kaynaşıyor; oyun üzerine, tiyatro üzerine doyumsuz sohbetler ediliyor, kartvizitler alınıp veriliyor... Bazıları sohbeti sabahın erken ışıklarına kadar Zorlu Otel’in lobisinde sürdürüyor, gençler ise şehrin içindeki diskonun yolunu tutuyor.

Ülke bayrakları, tiyatronun ve otelin önünde dalgalanıyor. Otel içindeki avlunun duvarına yerleştirilen bayrakların arasına muzip bir otel görevlisi, çaktırmadan, Akçaabat Sebatspor bayrağını asmış. Uzun süre gözden kaçırıyoruz; son gün, “Allah allah, Polonya değil, Kanada değil, bu ne bayrağı” derken, durum meydana çıkıyor. Gülüşüyoruz, Trabzon’luları tanıyan biz Türkler. Ermenistan bayrağını Trabzonspor bayrağına benzeten görevli, kendince bir misilleme yapmış işte, ne olmuş yani!

Açılışı kaçırdım, ne yazık. Bu yüzden Münir ağabeyin festival için yönettiği “Ayyar Hamza”yı izleyemedim. Konuştuğum herkes, iyi bir yapım olduğu konusunda hemfikir. Oyuncular mutlu.

İlk izlediğim oyun, bende soğuk duş etkisi yaratıyor. Azerbaycan’dan Bakü Belediyesi Devlet Tiyatrosu, kendilerinin oyunlaştırdıkları “Deli Dumrul”la boy gösteriyorlar. Oyun her açıdan, amatörün amatörü kıvamında. Ama Azerilerin havası her daim yerinde, ne hoş!

Derken Belarus’tan Ulusal Akademik Yakup Kolas Tiyatrosu’na geliyor sıra. “Ekaterina Ivanovna”, üst düzey bir yapım. Yalnızca siyah, beyaz ve kırmızının kullanıldığı sade dekor - kostümleri, birbirinden iyi oyuncuları ve nefis rejisiyle beni büyülüyor. Başrol oyuncusu ve topluluğun yöneticisi Svetlana Akruzhnaya ile tanıştığımda, bu sıcakkanlı, dost canlısı ve sürekli gülümseyen kadına hayran kalıyorum. Ne kadar mütevazı! Günlerce sohbet ediyoruz. Dışişleri Bakanlığı Yurtdışı Tanıtma ve Kültür Genel Müdürü Şule Soysal’a selam gönderiyor benimle. Şule hanımın Belarus’taki görevi sırasında tanışıp iyi dost olmuşlar. Çok özlediğimi söyleyin, diyor.

Bulgaristan’dan Rusçuk Sava Ognyanov Drama Tiyatrosu, “Bir Evlenme”yi sergiliyor. Oyuncular çok iyi. Oyunda grotesk unsurlar fazlasıyla kullanılmış. Alkış alıyorlar. İzleyici memnun, Bulgar meslektaşlar da.

Sıra, festivalin yıldızı Ermenistan’a geliyor. G. Sundukyan Ulusal Akademik Tiyatrosu, dünya tiyatrolarında bu aralar pek ünlü olan, bizde Emre Koyuncuoğlu’nun rejisiyle izlediğimiz, Romanya’da efsane oyuncu Maya Morgenstein’in tek başına sergileyip bütün ulusal ödülleri aldığı “Psikoz 4.48”i oynuyor. Dost olduğumuz yönetmen Suren Shahverdyan, henüz 30’lu yaşlarında, ama çok olgun bir işe imza atmış. Sahneden fışkıran enerji, izleyiciyle hiç kesilmeden kurulan bağ, oyunun usta bir rejisörün elinden çıkma olduğunu gösteriyor. Bir kadının intiharını eksen alan rejisör, bugüne göndermeler yapıyor; insanlığın göz göre göre intihar ettiğini, hepimizin gözüne sokuyor. İnsanlara yaşayacak alan kalmadığını, bizi kapkara bir yağmurun beklediğini ustalıkla anlatıyor. Müthiş bir reji, müthiş bir ekip. Oyun bitiyor, alkış dinmiyor. Göz yaşlarıma hakim olamıyorum. Suren’le dakikalarca sarılıyoruz. Heyecan içindeki Suren, o kadar sarsıldığım yetmemiş gibi, ısrarla oyun broşürünün arkasını tercüme etmeye çalışıyor bana. İngilizce’yi en iyi bilen Ermeni oyunculardan Lili, yardımcı oluyor. Diyor ki broşürde, dünya böyle giderse, sonunda hepimize iki yol kalacak. Geri dönüşü unutun. Ya kendimizi yok edeceğiz, ya da dünyayı...

Azeri kardeşlerimiz, Ermenistan’ın oyununa gelmiyorlar, geceye de katılmıyorlar. Halbuki Ermeniler “Deli Dumrul” faciasını arkamdaki sıradan sessizce seyretmişler ve onları, elbette jest olsun diye, ayakta alkışlamamışlar mıydı? (Sessizlik)

Rusya’yı, Voronej kentinden Devlet Akademik Dram Tiyatrosu, Gogol’ün “Müfettiş”iyle temsil ediyor. Her kelimenin ve durumun hakkını veren oyuncular ve reji, bende biraz demode duygusu uyandırmakla birlikte, topluluk adının hakkını veriyor ve Gogol’ün “Müfettiş” ini bir dram olarak sunuyorlar. Yavaş, ağdalı. Ama oyuncular, kesinlikle harika. Herkes oyunu bütünüyle pek beğeniyor, ama ben... Şimdi o kadar büyüğümün yanında... Ne bileyim! Müge Gürman’ın İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda, Şakir Gürzumar’ın Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda yaptığı “Müfettiş”lerin yanına pek yaklaşamıyor bence.

Azeri kardeşlerimiz bu sefer, tam tekmil teşrif ediyorlar Rusların gecesine. Uzun ve anlamlı bir konuşma yapıyor müdürleri; hepimiz ayakta yakalanmış, dinliyoruz: “Biz Gogol’ü biliriz. Tolstoy kadar yahşi bir yazardır!”

Romanya’dan bir devlet tiyatrosu, Teatrul G.A. Petculescu Reşita, Tuncer Cücenoğlu’nun “Matruşka”sıyla katılıyor festivale. Cücenoğlu, bunun en iyi yapılan “Matruşka” olduğunu söylüyor. Gerçekten de Mihai Lungeanu’nun rejisi değişik, yerinde. Romanya’da iki kez izlediğim oyunda, arena sahnede, izleyiciyi kadın – erkek olarak ikiye bölüp, metnin her kilometre taşında izleyiciye fikrini soruyordu oyuncular. İzleyici, oyundan kopamıyordu. Ayrıca çeşitli turneler yapılmış, oyun hakkında çok iyi eleştiriler çıkmış, Cücenoğlu’nun diğer oyunları da başka başka topluluklarca değerlendirilmeye başlanmıştı. Trabzon’da ise sahneye alınan izleyicilerle birlikte salondakilere de yetişmekte biraz zorlanıyor mu ne Romenler! Hangi yöne oynayacaklarını şaşırıyorlar sanki. Ancak iki oyuncu da kesinlikle çok yetenekli. Her duruma, hemen uyum sağlıyorlar. Buna bir de oyunun bizden olması eklenince, üstüne seyirci de coşunca, ben de çok mutlu oluyorum, gurur duyuyorum elbette. Bravo Tuncer ağabeye...

Ertesi gece, Sırplar’ın modern dans gösterisindeyim. Sıradan. Ama onları izlerken, yurtdışındaki festivallerde olduğu gibi, bizde de tiyatro festivalini süsleyecek, zenginlik katacak farklı gösteriler yapılmasının, izleyiciyi rahatlatan bir hoşluk olduğunu düşünüyorum. Keşke sokak tiyatroları, küçük konserler, sunumlar vs. de yer alsa sonrakilerde...

Gürcistan Özgürlük Tiyatrosu, iyi bir rejisör ve deneyimli oyuncularla, nasıl yetkin çocuk tiyatrosu yapılabileceğini gösteriyor “Prenses ve Çoban” ile. Ders çıkarmak gerek!

Son gün, Moldova’dan Luceafarul Cumhuriyet Tiyatrosu, Shakespeare’in “Romeo ve Juliet”ini sunuyor. Birkaç ay önce Moldova’dan Eugene Ionescu Tiyatrosu’nu Braila Festivali’nde izlemiş, büyülenmiştim. Sonradan bana bir de postayla, izleyemediğim “Elisabeth I” adlı oyunlarının videosunu göndermişler, inanılmaz bir topluluk! O topluluğu Luceafarul’dan ayrılanların kurduğunu da biliyorum, iyi mi! Büyük beklentiyle giriyorum oyuna. Belki de bu yüzden dostum Boris’in rejisi yadırgatıcı geliyor. Yüzde doksanı rejisörün öğrencisi olan gençlerden oluşan topluluğun enerjisi de çok düşük. Ama disiplin ve özveriyle, rejisörün kurgusuna uyum gösteriyorlar. Beklentimi karşılamıyor oyun; ama Boris’in iyi bir yönetmen, Luceafarul’un da iyi bir topluluk olduğu gerçeğini değiştirmiyor elbette kişisel düşüncem. Bence, iş kazası!

Devlet Tiyatroları, bu festivalle çok önemli bir iş yapıyor. Gönül, ileriki yıllarda festival kapsamının genişletilmesini ve yalnızca Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin değil, diğer ülke topluluklarının da Trabzon’a gelebilmesini istiyor, bu nitelikli festivali izleyince.