Tüm Versiyonu Göster : Çocuk Edebiyatı


Original
02-10-07, 10:19
ÇOCUK EDEBİYATI


[Link only for Paid Subscribers]


[Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers]



2-14 yaş çocuklarının hayali duygu ve düşüncelerine yönelik sözlü ve yazılı tüm eserleri içine alır.


Okul öncesi dönem çocuk edebiyatının genel hedefleri:


1. Çocukların ruhsal ihtiyaçlarını karşılamak, boşanma, güven, sevgi, sevilme, sevme, öğrenme, bir gruba ait olma, oyun, değişiklik ve estetiklik gibi ruhsal ihtiyaçlar


2. Çocukların değişik yaşlarda ilgi duydukları konuları göz önüne almak


3. Çocukların alıcı ve ifade edici dil gelişimlerine katkıda bulunmak


4. Çocuğun algı gelişimini desteklemek (görsel, işitsel ,dokunsal algı )


5. Sosyal ve duygusal gelişimlerini desteklemek


6. Çocuğun zihinsel gelişimini katkıda bulunurken kavram gelişimini desteklemek


7. Çocuğa ilk kitap sevgisini aşılamak


8. Çocuğa ilk edebi ve estetik değerleri vermek


9. Çocukların gelişmekte olan iç ve dış dünyalarına katkıda bulunmak


10. Çocukları yaşam gerçeklerine hazırlamak


11. Çocukların yaratıcı güçlerini, harekete geçirmek


12. Dinleme yeteneğini geliştirmek


13. Eleştiri yeteneğini geliştirmek


14. Kitabın eğlence ve bilgi kaynağı olduğunu öğretebilmek


15. İyi çocuk kitabı kavramını verilen uygun örneklerle kazandırmak


16. Çocuk kitaplarının türlerini tanıtmak


17. Çocuklara uygun fiziksel özelliklerde kitaplar sunmak


18. Hikaye ve masalları, kitap, renkli resimler, kukla, gölge oyunu, pandomim, çubuk figürler sembolleri gibi yöntemlerle anlatabilmek


19. Çocuklara uygulanan eğitim programlarını destekleyici özelliklere sahip kitaplar verebilmek


Çocuk edebiyatının çocuğa kazandırdıkları:


1. Basit eğlence için,

2. Mevcut durumlardan kaçmak için,

3. Hayal gücünü harekete geçirmek için,

4. Kendilerini anlamalarını sağlamak için,

5. Diğerlerini anlamalarını sağlamak için,

6. Dilinin doğasını anlamalarını sağlamak için,

Dil gelişimini 2’ye ayırıyoruz. Alıcı ve ifade edici dil gelişimi. Çocuğun alıcı ve ifade edici dil gelişimi desteklenir, kelime haznesi zenginleşir.

7. Diğer zamanları ve yerleri öğrenmek,

8. Bilgiyi araştırmak için,



Çocuk edebiyatı hakkındaki yanlış düşünceler:


1. Çocukluk döneminin insan yaşamında kısa bir yer tuttuğu bu nedenle de çocukluk tecrübelerinin önemsiz olduğu düşünülmüştür. Oysa bugün çeşitli etki ve biçimlendirmelere en yatkın olan bu devrenin kısalığından ötürü kötü eserlerle kaydedilmemesi gereken bir dönem olduğu bilinmektedir.


2. Bazı yetişkinler çocuk kitabını yetişkinlere hitap eden temanın basit biçimde ele alınmış baskısı olması gerektiğine inanırlar. Bu görüş çocuğu kendine özgü dünyası olan bir varlıktan çok minik bir yetişkin olarak kabul eder.


3. Çocuk edebiyatının yetişkin edebiyatından farklı olduğu düşünülmektedir. Onlara göre kitabın edebi yanından çok ahlaki ve eğitici yönü önemlidir. Halbuki çocuk edebiyatı diğer edebiyat türlerinden ayrılamaz. Aynı değer yargılarından geçer. İyi bir çocuk kitabının sadece eğitici ve ahlaki değerler vermesi yeterli değildir. Edebi temelleri oluşturması da beklenir.


Demek ki iyi bir çocuk kitabı çocuğun ilgi ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılayan fakat her şeyden önce çocuğun zevkle okuduğu eserdir.


1932 yılında Paul Hazard iyi bir çocuk kitabının nasıl olacağı hakkında bazı prensipler ileri sürmüştür.


1. İyi bir eser sanatını ruhuna sadık kalmalı bilgileri doğru vermeli, sade olmalıdır. Çocuklarda hayat boyu sürecek okuma arzusu uyandırmalıdır.


2. İyi bir kitabın çocukların seveceği biçimde resimleri bulunmalı, resimler çocuklara huzur ve mutluluk vermelidir.


3. İyi eserler çocuklara aşırı duyarlı değil, hassas ve uyanık yapmalıdır. İyi eserler çocuklara doğada ve insanlarda var olan hiçbir şeyi küçümsememeyi öğretir.


4. İyi eserler oyununun yüksek değerine saygı gösteren eserlerdir. Bilgi veren kitaplar örtbas edilmeye çalışılmış, gramer ya da fen kitapları olmamalıdır. Tersine bu bilgileri açıkça çocuğun ruhuna akıtacak, ileride gelişecek tohumu ekecek eserler olmalıdır.


5. İyi eserler gerçek ahlak kurallarını taşırlar. Fedakarlık, sadakat dolu bir sevginin sonunda ödülünü aldığı kıskançlık, çekememezlik ve aç gözlülüğün ne kadar çirkin ve değersiz olduğunu gösterirler.


Çocuk edebiyatında çeşitlilik:


1. Tür bakımından


2. Biçim bakımından


3. Konu bakımından


4. Okuyucu bakımından


Tür bakımından:


Masallar
Biyografiler
Müracaat eserleri
Şiirler ve fen kitapları
Roman ve hikayeler
Tiyatro eserleri
Çizgi romanlar
Resimli kitaplar


Biçim bakımından; Her kitabın kendine özgü bir biçimi vardır. Her kitap türünün özelliğine, okuyucunun düzeyine göre farklılık gösterebilir. Kitaplardaki biçim yönünden farklılıklar boy, şekil ve resimlendirme özellikleridir. Kitaplar dikdörtgen, küçük, kare, minyatür, iki kucak boyunda olurlar. Resimleri renkli veya siyah beyazdır. Bazıları fotoğraflıdır.


Konu bakımından: Çocuğun doğumundan ölümüne kadar her türlü konuyu kapsıyor. Sevgi, ölüm, doğum, fedakarlık gibi.


Hatice Topaç


[Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers][Link only for Paid Subscribers]

Original
02-10-07, 10:24
Dünyada Çocuk Edebiyatının Tarihçesi



Batı dünyasında çocuk edebiyatı ninniler ve büyükler tarafından anlatılan masallarla başlar. Eski zamanlarda hiç kitap yoktu. Kabilelerdeki hikaye anlatıcıları kültürün, adetlerin, değerlerin ve tarihin birer koruyucusuydular. Hikaye anlatma asırlar boyunca bir nesilden diğerine bir toplumun geleneklerini ve inanışlarını aktarmanın temel yöntemi olmuştur. O devirlerde anlatılan hikayeler aslında büyükler içindi. Ama çocuklar da bunları dinleyip kendilerine uygun olanları benimserlerdi.

Daha sonraları halk ozanları bu hikayeleri derleyip, toplumdan topluma taşıdılar. Balat yani şarkıyla hikaye anlatma, destan, epik gibi halk masalı türleri de böyle oluşmuştur. 15. yüzyılda İngiliz matbacı Caxton ilk defa büyükler için küçük cep masalları basmıştır. Heyecan ve macera içeren bu kitapları İngiliz toplumunun halk tabakası okumaktaydı. Üst kesim ise Horn Book adı verilen ve boynuzdan yapılmış koruyucuların içine yerleştirilmiş bakır levhalardan oluşan kitapları okuyorlardı.

18. yüzyıla gelinceye kadar İngiltere'de aşırı dinci bir akım olan Quakerizm vardı. Bu akım çocukların son derece sıkı bir disiplinle yetişmesini savunuyordu. Çocuklar için hazırlanmış kitaplar daha çok İncil'den kaynaklanan kitaplardı ve hikayelerin sonu hep ölümle bitiyordu. Bu çocuk kitapları karamsarlık ve dindarlık aşılıyordu.

Bu sıralarda Fransa'da Charles Pearault 14. Lui döneminde çocuk kitaplarının babası olarak anılmaktaydı. Halk ağzında dolaşan masalları toplayıp, kısaltarak çocuklar için 1697 yılında basmıştır. Bunların içinde "Kül Kedisi", "Parmak Çocuk", "Mavi Sakal", "Kırmızı Başlıklı Kız", "Çizmeli Kedi", Uyuyan Güzel" gibi eserler vardır. Böylece ilk kez Fransız çocukların kendilerine ait kitapları olmuştur.

Bu kitaplar önce İngiltere'de sonra da Almanya'da basıldılar. İngiltere'de bunları John Newberry İngilizce'ye çevirip , 1727 yılında "Tales of Matter Goose" adı altında yayınladı. Gerek İngiltere'de gerekse Fransa'da çocuklar için yazılan kitaplar bu dönemden sonra artış gösterdi.

Daha sonra kitaplar bildiğimiz gibi basılmaya ve ciltlenmeye başlamıştır. Çocuklar Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe'su ve Jonathan Swift"in Gulliver'in Gezileri gibi yetişkin kitaplarını benimsemişlerdir. 1744 yılına kadar John Newbery"nin "A little Pretty Pocket book" isimli kitabı yayınlandı (Küçük Şirin Cep Kitabı). 18. yüzyılın ikinci yarısında Sarah Trimer ve diğer yazarlar başlamış olan bu öğretici, eğitici geleneği sürdürdüler.

Çocuk kitapları sözel geleneklerden beslenen ve derlenerek bir araya getirilen hikayelerdir. Ayrıca Joseph Jacobs tarafından kayda geçirilerek korunan İngiliz masallarının yanısıra Grimm Kardeşler tarafından derlenmiş olan Alman hikayeleri de mevcuttur. 19. yüzyılda İngiliz Edward Lear tekerleme türü şiirlerden oluşan "Book of Non Sense" isimli bir kitap yazdı. Çocuk edebiyatına neşe ve yaşama sevinci getiren bu kitap çok tutulmuştur.

Çocuk kitaplarındaki gelişme 19. yüzyıla kadar yavaş olmuştur. Bu dönemde düşünceleri yaygınlaşan J.J Rousseau'nun eğitim teorisi yanlış anlaşılmış ve pek çok didaktik içerikli eser ortaya çıkmıştır. 19 yüzyılda çocuk kitaplarının konuları genişletilmiştir. Loise May Alcott'un "Küçük Kadınlar"ı aile hikayelerini popüler hale getirmiştir. Robert Louisse Stevenson'un "Define Adası" da aynı etkiyi macera hikayeleri açısından yaratmıştır. 20 yüzyılın başlamasından hemen önceleri Anna Swell'in "Siyah İnci" gibi hayvan hikayeleri ve Lewis Carroll'un "Alice Harikalar Diyarında" gibi fantazileri o güne değin varolan kitap türlerini genişletmiştir.

19. yüzyıl sonlarına doğru özellikle küçük çocuklar için yazılan dergiler ortaya çıkmaya başladı. Çocuklar için yazılanların öğretici olmak zorunda olmadığına inanan Mary Mapes Dadge "St Nicholas" isimli derginin editörlüğünü yapmıştır. 20. yüzyıl başlarında Lucy Sprague Mitchell'in "The Here and Now Story Book" isimli kitabı ile yetişkinler ilk defa çocukların küçük yetişkinler değil başka varlıklar olduğu fikriyle karşılaştılar. Bu dönemde çocuk edebiyatındaki çeşitlilik genişlemeye devam etmistir. Bu yüzyılın başlarında C.B Falls'un ABC isimli kitabının resimleri kaliteli ağaç oyma tekniğinin örneklerini içeriyordu ve yeni gelişen teknoloji olanaklar resimli kitaplara yönelişi kolaylaştırıyordu.

Rudyard Kipling çocuklar için mizahın önemli olduğunu düşünüyordu. 1902'de yayınlanan "Just so Stories" adli kitabı bugün de popülerdir. Beatrice Potter aynı yıl "The Story of Petter Rabbit" isimli kitabıyla edebiyata hayvan öykülerini sokmuştur. O zamandan itibaren de hayvan hikayeleri çocuklarin en sevdigi tür olmuştur. Daha sonra dünyanın tüm ülkelerinde çocuk edebiyatı örnekleri her gün biraz daha gelişerek ve artarak yayınlanmaya başlamıştır.


Hatice Topaç'tan Alıntılanmıştır.

Original
02-10-07, 10:26
Türkiye'de Çocuk Edebiyatının Tarihçesi

Türkiye'de çocuk edebiyatının gelişimi, dünyadaki edebiyatın gelişimiyle yakından ilgilidir. Tanzimat dönemi Türk çocuk edebiyatının da başlangıcı sayılabilir (1839). Tanzimat'tan önce sözlü edebiyat türü hakimdi. Bunlardan masal, bilmece, tekerleme, atasözleri, Nasreddin Hoca fıkraları daha çok evlerde, Karagöz ve Meddah biçimleri de kamusal alanlarda çocukların eğitim ve eğlencesine sunulurdu.

Tanzimat döneminde Kayserili Dr. Rüştü'nün 1859 yılında yazmış olduğu "Nuhbe-tül Etfal" isimli Arapça alfabe kitabının arkasında çocukları eğlendirmek amacıyla yazılmış olan çocuk hikayeleri, fabl çevirileri, kısa hayvan öyküleri vardı. 1869 yılında Mümeyyiz adlı derginin her sayısı ayrı renk kağıt üzerine basılmıştır. Bu dergide çocuklar için bilmeceler ve dizi romanlar mevcuttu.

Ahmet Mithat'ın "Hace-i Evvel" ve "Kıssadan Hisse" isimli kitaplarını bazılari ilk çocuk kitapları sayarlar (1871). Bu kitaplar çocukları eğlendirmek amacıyla yazılmıştır. 1883'de Çaylak Tevfik Nasreddin Hoca fıkralarını toplamıştır. Ne var ki o dönemde yazılı çocuk edebiyatı olarak fazla bir şey yoktu. Sair Nebi'nin "Hayriyye" ve Sümbülzade Vehbi'nin "Lütfiyye" isimli eserleri tamamiyle didaktik biçimde ve şiir şeklindeydiler. Bu eserler büyüklere göre olduğu için çocuk edebiyatına girmemişlerdir.

Türkiye'nin ilk çocuk kitapları Tanzimat dönemi yazarlarından Şinasi, Recaizade Ekrem ve Ahmet Mithat tarafından Fransızcadan çevrilen kısa şiirler ve hayvan hikayeleridir. Ziya Pasa J.J.Roussea'niu "Emile" isimli eserini çocuklar için tercüme etmiştir. Bu arada Recaizade Ekrem ve Muallim Naci sırasıyla "Tefekkür" ve "Ömer'in Çocukluğu" isimli özgün eserleri çocuklar için yayınlamışlardır. Yusuf Kamil Paşa Fenelon'dan yaptığı çevirileri "Tercüme-i Telemak" (1862) isimli eserinde yayınlarken, Vakanuvis Lütfü Daniel Defoe'nun "Robinson Crusoe" isimli eserini, Mahmut Nedim Jonathan Swift'in "Gulliver'in Gezileri" adlı kitapları ve Mehmet Emin de Jules Verne'in "Merkezi Arza Seyahat" ve "Balonda Beş Hafta Seyahat" adlı romanlarını çevirmiştir.

Bütün bu yapıtlar 9 yaş ve üzeri çocuklar için yazılmıştır. Daha sonra pek çok yazar ve şair de çocuklar için kitap yazmaya başladılar. Bunlar arasında Ahmet Rasim, Ahmet Mithat, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Tevfik Fikret, Ali Ekrem Bolayır, İbrahim Alaattin Gövsa, Ali Ulvi Elöve ve Aka Gündüz sayılabilir. Cumhuriyetin ilanından sonra harf devrimi ile yeni bir dönem başlamış ve kitaplar yeni harfler ile tekrar basılmıştır. Çocuk kitaplarında önde gelen isimler Reşat Nuri Gültekin, Mahmut Yesari, Peyami Safa, Abdullah Ziya Kazanoğlu, Ragıp Çalapala, Kemalettin Tuğcu gibi yazarlardır.

Tanzimattan 1940 yılına kadar çocuk kitapları sayısında fazla bir artış görülmez. Çocuk Esirgeme Kurumu 1943-46 yılları arasında çoğu çeviri olmak üzere yüzden fazla değişik kitap bastırtmıştır. 1952'den sonra yazılan eserlerde toplumsal içerikli hikaye ve romanların yer aldığı görülür. 1950 yılından itibaren bazı okul ve kütüphanelerde çocuk kitabı haftaları ve sergiler düzenlenmeye başlandı. Eflatun Cem Güney "Açıl Sofram Açıl" ve "Dede Korkut Masalları" ile çeşitli ödüller almıştır. 1964 yılında Vala Nurettin ve Nihal Karamanagralı'nın yazdığı "Korkusuz Murat" Doğan Kardeş Ödülü almıştır. Aynı dönemde Orhan Veli Kanık La Fontaine çevirileri ve Nasreddin hoca fıkralarını akıcı bir dille kaleme alır. Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın şiir kitabı "Çocuk ve Allah" "Açıl Sofram Açıl", "Balina ile Mandalina", "Okumayı Seven Ayı" ve "Yaramaz Sözcükler"i, Aziz Nesin'in "Şimdiki Çocuklar Harika", "Üç Karagöz Oyunu", "Pıtlatan Bal" adlı eserleri çocuklara hitap eden ve bu dönemde yazılmış eserlerdir. Cahit Uçuk "Kırmızı Mantarlar "(1943), "Üç Masal" (1944), "Türk Çocuğuna Masallar" (1946), "Ateş Gözlü Dev" (1946) ve "Kurnaz Tilki "(1946), adlı eserleri yazmış ve "Türk İkizleri "(1958) adlı eseri ile Hans Christian Andersen ödülü almıştır. Mümtaz Zeki Taşkın tiyatro eserlerinin yanısıra "Çocuklarımıza Resimli Şiirler" (1959), "Çitlenbik Kız" (1975) ve "Çocuklara Kahramanlık Hikayeleri" (1978) adlı eserleri yayınlanmıştır.

1960 yılında TDK ve Kültür Bakanlığı çeşitli yarışmalar düzenledi. Rıfat Ilgaz "Hababam Sınıfı", "Küçük Çekmece Okyanusu" ve "Cankurtaran Yılmaz"ı yazmıştır. Mehmet Seyda roman ve hikaye türünde "Bir gün Büyüyeceksin", "Şeytan Çekiçleri", "Çikolata" ve "Düşleme Oyunu"nu yazmıştır.

Yazarlarımız bu yıllarda çocuk kitapları alanına önem verip, öykü, roman, şiir yazmaya başlamışlarsa da pek azı başarılı olmuştur. 1966'dan başlayarak çocuk kitaplarında gelişme görülür. Talip Apaydın "Toprağa Basınca", "Dağdaki Kaynak", "Elif Kızın Elleri", Gülten Dayıoğlu "Fadiş", "Dört Kardeştiler", "Suna'nın Serçeleri" ve "Yurdumu Özledim"i yazmıştır. 1970'lerden sonra çocuk edebiyatı hareketlenmiş ve çeviriler artmıştır.

1966-67 yıllarında "Ayşegül ve Ayşecik" dizisi Türkiye'ye gelene kadar resimli kitap hiç yoktu. Sadece Amerikan Board Neşriyat Dairesi (Red House) 1961 yayınları ile bu türde eserler veriyordu. İçerik açısından başarılı olanlar fiziksel ve resimleme yönünden başarılı olamıyorlardı. Bu tercümelerin çoğu toplumumuza uymuyordu. Can Göknil'in "Kirpi Masalı" ilk resimli çocuk kitabımızdır.


Hatice Topaç'tan Alıntılanmıştır.

Original
02-10-07, 10:45
ÇOCUK EDEBİYATI ETRAFINDA



Dr. Gıyasettin AYTAŞ


Çocuk edebiyatı kavramı üzerine birbirinden farklı birçok görüş ileri sürülmüştür. Başlangıçta “çocuğa göre”, “çocuk için” ve “çocuk duyarlılığı” gidilerek çocuk psikolojisindeki gelişmelerin sonucu üzerinde durulan bir kavram (Şirin:1989-58) olarak algılanan çocuk edebiyatı kavramı, zaman içerisinde edebiyatçıların tepkisiyle yeni anlamlar kazanmaya başladı. Çocuk edebiyatı, kimilerine göre çocuktan bahseden bütün edebi verimler, kimilerine göre çocuğun ekseni etrafında gelişen olay ve düşünceleri aktaran eserler olarak tarif edilirken, bir kısım araştırmacı da bu kavramı edebiyat genel kavramı içerisinde ele almıştır.

Birçok kavramda olduğu gibi, çocuk edebiyatında da bir kavram kargaşası yaşanmaktadır. Konuyla direk ve dolaylı ilgili olanlar, bu kavrama kendi ilgi alanları doğrultusunda bakmakta, dolayısiyle çocuk edebiyatının ne olduğu konusunda da ciddi bir kavram kargaşası ortaya çıkmaktadır. Kimi araştırmacılar, çocuk edebiyatını tanımla hiçbir yere varılamayacağını; tanımın sadece onun kalın çizgilerini belirleyeceğini ileri sürerken, kimi araştırmacılar da, edebiyat kavramı içinde olmakla birlikte, çocuğa göre, çocuk için ve çocuksu bir ifade ile yazılan ve söylenen eserleri çocuk edebiyatı olarak kabul etmektedirler.

Çocuk edebiyatı kavramının ortaya çıkışını veya böyle bir kavramın varlığından ve gerekliliğinden bizi haberdar eden eğitimci yazarların katkılarını göz ardı etmemekle birlikte, çocuk edebiyatının ortaya çıkmasında, çocukların daha etkin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir şeyin gerçekleşmesi için, ona ihtiyaç olması gerekir. Çocuklar, ta eski zamanlardan beri kendilerine uygun sözlü ve yazılı kaynaklara ihtiyaç duymuşlar ve bu ihtiyaçlarını de çeşitli yollardan gidermeye çalışmışlardır. Çocuğun kendine göre ve kendisi için istediği edebi verimler, zaman içerisinde yayıncıların dikkatini çekerek, onların bu önemli pazara gözlerini çevirmesine sebep olmuştur.

Yayıncıların ekonomik nedenlerle çocuk edebiyatına yönelmesi, bilim adamlarının da dikkatini bu alana çekti. Özellikle son yıllarda, batıda çok eski olmasına karşın, bizde birbiri ardınca bilimsel çalışmalar yapılmaya, çocuk edebiyatının nitelik ve niceliği üzerinde durulmaya başlandı. Önce üniversitelerin ilgili bölümlerinde, daha sonra liselerde çocuk edebiyatı dersi okutulmaya başlandı.

Bize göre çocuk edebiyatı, çocukların ruh ve beden gelişmelerine uygun, onların hayal dünyalarına hitap eden, bayağılıktan ve çirkinlikten uzak, çocuğun anlama, kavrama ve yorumlamasına imkan tanıyan; çocuğu eğitirken eğlendiren sözlü ve yazılı verimlerin tamamıdır.

Çocuk edebiyatının genel çerçevesini çizdikten sonra, bir çocuk edebiyatı eserinin veya çocuk edebiyatı eseri olarak ortaya konulan her türlü sözlü, yazılı ve görüntülü verimlerin genel özelliklerinin nasıl olması gerektiğini de belirlemek gerekmektedir.

1. Çocuk edebiyatı, çocukları ve çocuğu anlatan bir edebiyat değildir.

2. Çocuk edebiyatı yazarı özel bir birikime sahip olmalıdır. Onun için herkesin çocuk edebiyatı yazarı olmaması gerekir. Bir çocuk edebiyatı yazarı, çocuğun biyolojik, psikolojik ve sosyolojik gelişimini ok iyi bilmesi gerekir.

3. Çocuk edebiyatı verimleri, çocuğun gelişim ve paralel bir dil ve anlatım kullanmalıdır. Çocuklara yönelik yazılan eserin, hangi yaş grubunu ilgilendirdiği kitabın üzerinde belirtilmesi yararlı olacaktır. Böylece, çocuk kendi yaş gurubunu ilgilendiren eseri okuyacak, böylece hem okuduğundan zevk alacak, hem de okuduğu eserden yararlanmış olacaktır.

4. Çocuk edebiyatı eserleri, çocuğa göreliği ön planda tutmalıdır. Bu hususu gerçekleştirmek için ise, çocuk psikolojisini çok iyi bilmek veya çocuk pisikoloklarıyla yakın temas içerisinde bulunmak gerekmektedir.

5. Çocuk edebiyatı eserleri, çocuğun ilk dönemlerinden başlamak üzere, onun bütün dönemlerini irdeleyen ve bu duyarlılıkları anlatan bir edebiyat olmalıdır. Böylece çocuğun kendini keşfetmesine ve daha iyi tanımasına da yardımcı olmuş olacaktır.

6. Çocuksu bir dil ve anlatıma sahip olmalı, çocuğun ruh dünyasına ve zevk dünyasına hitap etmelidir. Çocuğun geniş hayal dünyasını keşfedecek bir zenginliğe ve onun bu zenginlik içinde kendi hayallerinin yansımalarını bulmasına zemin hazırlayıcı olmalıdır. Ancak, bu unsur işlenirken dengelerin iyi korunmasına, aşırılıklardan kaçınılmasına özen gösterilmelidir.

7. Bir çocuk edebiyatı yazarı kendisine neyi yazmalıyım sorusundan ziyade, nasıl yazmalıyım sorusunu daha çok sormalıdır. Böylece yazmış olduğu eser, çocuğu bir bütün olarak kuşatmış olacak, onu etkileyecektir.

8. Bir çocuk edebiyatı sadece yazıda, sözde ve görüntüde değil, onun arkasında bulunan renkte, şekilde, resimde ve bunları birbiriyle ilgili kılacak unsurların tamamında kendini göstermelidir.

Çocuk edebiyatının genel özelliklerini karşımıza bir diğer problemi çıkarmaktadır. Çocuk bir bütün olmakla birlikte, bu bütünün kendi içinde parçalara ayrıldığını ve bu parçaların da yaş gurupları adını aldığını görüyoruz. Bilim adamları çocukları genel olarak 0-6; 6-8; 8-12; 12-15 olmak üzere dört yaş gurubuna ayırmaktadırlar. Bu yaş guruplarını farklı olarak tasnif edenler de bulunmakla birlikte, ortak kabul gören bölümleme bu şekildedir. Her yaş gurubunun kendine göre özelliği ortaya konularak niçin böyle bir tasnife gidildiği ifade edilmektedir. Çocuk edebiyatı konusunda sağlıklı bir değerlendirme yapmak, hükmümüzü doğru ortaya koymak için, bu yaş guruplarının temel özelliklerini değerlendirmenin doğru olacağını düşünmekteyiz.

16. yüzyıldan bu yana, çocukların okuduğu kitapların büyük bir ekseriyeti, çocuklar için yazılmadığı halde, sayısı yüzleri aşan kitap, günümüzde çocuk klasiği olarak adlandırılmaktadır. Bu kitaplar, önce büyükler için kaleme alınmış olmalarına rağmen, daha sonraları çocuklar tarafından daha çok okunmuş ve onlar tarafından ilgi görmüştür. Bu durum okuyucu zümrelerini de oluşturarak, yazılan kitaplar, hem muhteva, hem de şekil açısından hitap ettiği zümrenin ilgi ve beklentileri doğrultusunda düzenlendi.

Büyükler için kaleme alınan eserlerin çocuklar tarafından daha çok okunması yazar ve yayıncıları yeni arayışlara yöneltti. Bu arayışların bir sonucu olarak, batı klasiklerinin büyük bir kısmı çocuklara hitap edecek şekilde yeniden düzenlendi.

18. yüzyıla gelindiğinde, çocukların okuyabileceği eserlerin sayıları oldukça arttı. Artık sadece uyarlamalarla yetinilmeyerek, sırf çocuklar için özel olarak eserler kaleme alınmaya başlandı. Bu eserler arasında Tom Sawyer, Huccberry Fin, Pinokyo, Heidi, Polyanna, Peter Pan'ı sayabiliriz.

Çocukların büyüme ve gelişmelerine; hayal, duygu, düşünce ve duyarlılıklarına, zevklerine, eğitilirken eğlenmelerine katkıda bulunmak amacıyla gerçekleştirilen çocuk edebiyatı, 300 yıllık bir dönem içerisinde oluşan bir edebiyattır. Bu oluşum yazılı gelenek, edebi değer, estetik ve biçim yönünden gelişerek devam etmektedir.

Çocuk edebiyatından söz ederken, çocuk kavramını da göz ardı etmemek gerekir. Kaynaklarda çocuk, “iki yaşından , ergenlik çağına kadar süren büyüme dönemi içinde bulunan insan yavrusu; henüz ergenlik dönemine ermemiş kız ve erkek” [1] olarak tarif edilmektedir. Bu tariften hareketle, çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarını belirlemede, edebiyatçılarının olduğu kadar, çocuk gelişimi ve çocuk pisikilojisi bilim dallarının ve bu bilim dallarıyla uğraşan bilim adamlarının da katkıları dikkate alınmalıdır.

Çocuk edebiyatı konusunda karşılaşılan bir diğer problem de, çocuk edebiyatı ile çocuğun edebiyatı kavramlarının sürekli birbiri ile karıştırılmasıdır. Çocuktan bahseden, çocuğu konu edinen her eser çocuğun edebiyatıdır. Fakat, bu eserleri aynı zamanda çocuk edebiyatı olarak adlandıramayız. Sözgelimi bir eserde çocuktan bahsedilmesi, eser kahramanı olarak çocuğun seçilmesi bu eserin çocuk edebiyatı eseri olduğu anlamına gelmez. Bu eser olsa olsa çocuktan bahsettiği için çocuğun edebiyatı olur. Onun çocuk edebiyat ı olabilmesi için, eserin hem hacim, hem de konusunun çocuğa uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Batı klasiklerinin çocuklara yönelik olarak yeniden düzenlenmesinin de gerekçesi budur.

Çocuk edebiyatının gelişip yaygınlaşmasında İngiltere'nin öncü olduğu görülmektedir. Başlangıçta çocuk edebiyatına karşı olumsuz yaklaşımlar görülmesine rağmen, 1545'de Hogh Rhodes'in kaleme aldığı eğitim kitabında, anne ve babaların çocuklarına yapmacık hayvan hikayeleri, sudan hikayeler, boş fantezilerden oluşan eserler okumalarını tavsiye etmesiyle birlikte, bu konudaki olumsuzluklar tamamen ortadan kalkmış oldu.

17. yüzyılda çocukların en çok okudukları eserler arasında Ezop'un Fabl'leri gelmektedir. Daha sonraki dönemlerde meraklı gezi hikayeleri de çocukların ilgisini çeken eserler arasında yer almaya başladı. 18. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren J.J. Rousseau'nun çocuklar için yazılan kitaplarda eğiticilik yanında, öğreticilik yanının da bulunması gerektiğini ileri sürmesiyle birlikte, bundan sonra çocuk kitaplarında eğiticiliğin yanında öğreticiliğe de yer verilmeye başlandı.

19. yüzyıla gelindiğinde çocuk kitapları, yayın piyasasında yeni bir sektör oluşturdu. Yazılan çocuk kitaplarında nicelik bakımından da önemli gelişmeler yaşandı. Artık çocuklar için yazılan kitaplar, daha kaliteli kağıtlara basılmaya başlandı. Çocuk kitaplarının hem teknik, hem de muhteva açısından zenginleştiği görülmeye başlandı. 19. Yüzyılda çocuklar için yazılan kitaplarda daha çok din duygusunun gelişmesi, ahlaki değerlerin benimsenmesi arzu edilirken, 20. yüzyılda çocuk kitaplarında ele alınan konularda çeşitliliğin arttığı, hemen hemen her konuda çocuklar için eserler kaleme alındığı gözlendi.

21. yüzyıla girerken İngiliz aydınları çocuk ruhunu keşfeden yeni eserler kaleme aldılar. Bu eserler hem nicelik, hem de nitelik açısından önemli bir gelişme gösterdi. Artık çocuk edebiyatının bir uzmanlık işi olduğu anlaşılarak, bu konuda uzman kişilerin yetiştirilmesine önem verildi.

Günümüzde eğitim teknolojilerinde meydana gelen değişme ve gelişmelerin öncüsü durumunda olan Amerika Birleşik Devletleri'nde de çocuk edebiyatı büyük bir sektör durumundadır. Hem devlet, hem de özel kuruluşlar büyük yatırımlar yapmakta, geleceğin teminatı olan çocukları iyi bir Amerikan vatandaşı olarak yetiştirme konusunda çalışmaktadırlar. Amerikan çocuk edebiyatının daha ziyade millet olma bilincini oluşturma ekseninde oluştuğunu, görsel ve yazılı bütün çocuk edebiyatı verimlerinde bu ana temanın göz önünde bulundurulduğunu görmekteyiz.

Amerikan iç savaşı sonrasında, dini etkilerden dolayı bir durgunluk dönemi yaşayan çocuk edebiyatı, bu durgunluğunu kısa bir müddet sonra hareketliliğe terk etti. Çocuklar için çok seçkin ve kaliteli sayılabilecek eserler kaleme alındı. Önceleri manevi unsurlara ağırlık verilirken, daha sonraları materyalist eğilimler içeren eserler de kaleme almaya başladılar. 21. yüzyıl Amerikan çocuk edebiyatının fantezi ağırlıklı, bilim kurgu adını verdiğimiz, modern masalları konu ettiğini görmekteyiz.

Diğer batı ülkelerinde de çocuk edebiyatının gelişimi aşağı yukarı İngiltere ve Amerika örneklerinde olduğu gibidir. Bizde ise bunların tam tersi bir durum söz konusudur. Her sahada olduğu gibi, gelişmeleri ardından yaşama alışkanlığı, çocuk edebiyatında da kendini göstermiş, günümüzde çocuk edebiyatçımız diyebileceğimiz bir yazarımızın olmaması, çocuk yayıncısı diyebileceğimiz bir yayın şirketimizin bulunmaması bunun en açık delilidir.

Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın eğitimi, onların sağlıklı bir şekilde yetişmesi için elimizden gelen özeni gösteririz. Ancak, yaptıklarımızın ne kadarının onların gelişimine olumlu katkıda bulunduğunu bir türlü araştırma ihtiyacı duymayız. Her 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda devlet büyüklerimiz çocuklarımızın iyi yetişmesinden, onların “Cumhuriyet” in teminatı olduğundan söz ederler ve kendilerine verdikleri önemi belirtmek için, geçici de olsa onları kendi makam koltuklarına oturturlar. Sadece görüntüde kalan bu önem verme bir türlü öze yansımaz.

Nüfusumuzun yarısından fazlasını oluşturan çocuklarımıza yönelik elde tutulur politikaların geliştirilmemiş olması onlar için yapılan yatırımların yetersizliği, ülke sorunlarını çözmeye çalışanların ne kadar tutarlı bir yöntem izlediklerini ortaya koymaktadır. Gündemsiz çocuk sorunu olan bir ülkede gelecekten söz etmenin bir anlamı da bu yüzden yok gibi. Bütün bunlara karşın, üniversitelerde birkaç bilim adamı kendini çocuk sorunlarına adayarak bu konuda çalışmalar yapmakta, politikalar üretmeye çalışmaktadırlar.

Çocuk Edebiyatı konusunda, ülkemizde yapılan çalışmaları denetleyecek ve yönlendirecek bir birim bulunmadığı için, yapılan yayınların sayısal istatistikleri ve bunların özellikleri hakkında derli toplu bir bilgiye ulaşmak mümkün olmamaktadır. Çocuklar için basılan kitapların büyük bir ekseriyeti de, böyle bir denetimi tabi olmadıkları için, sırf arz talep dengesi gözetilerek yayıncılar tarafından hazırlanıp piyasaya sürülmektedir.

Bizde çocuk edebiyat ının, Şinasi'nin La Fonta ine‘den tercüme ettiği fabllarla birlikte başladığına dair ortak bir kanaat mevcuttur. Bu düşüncenin doğru olduğuna inanmıyoruz. Çocuk edebiyatının batıdaki gelişmelere paralel bizde geliştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Birçok alanda olduğu gibi, çocuk edebiyatında da taklitçilikten bir türlü kurtulamamışız. Günümüzdeki çocuk edebiyatı eserlerine baktığımızda yüzde doksanına yakın kısmının tercüme veya adapte olduğunu görüyoruz. Sanki bizim edebiyatımızda masal sıkıntısı varmış, masal açısından yeterli kaynağa sahip değilmişiz gibi, batıdan masal tercümeleri yapılmaktadır. Yapılan tercümeler ise, çocuklarımızın ruh gelişimlerini olumsuz şekilde etkilemekte, onları kendi toplumsal gerçeğimizden uzaklaştırmaktadır.

Bilindiği gibi masallar, içinden çıktığı toplumun hayat ve hayal zenginliğini yansıtır. Ortak değerler, tutum ve davranışlar masalın malzemesi olur. Her ne kadar masallarda bütün toplumları ilgilendiren ortak unsurlar bulunsa bile, her masal öncelikle mensup olduğu toplumun bir aynasıdır. Türk çocuklarına öncelikle Türk masallarının verilmesi daha sonra da, çocuklarımız için uygun olabilecek yabancı masalların yeterince incelendikten sonra tercüme edilmesi uygun olabilir.

Masallarda olduğu gibi, diğer bir tercüme furyası da klasiklerde yaşanmaktadır. Elbette iyi, kaliteli edebiyat örneklerinin tercüme edilmesi yararlıdır. Ancak bunların tercümesinde önceden belirlenmiş kurallar olmadığı için, birçok uygun olmayan eser de çocuk edebiyatı adına tercüme ediliyor. Bu yanlışlık ders kitaplarımıza da aksetmiş, Refik Halit, Reşat Nuri , Ömer Seyfettin, Halide Edip'in dışında yazarlarımızın eserlerine ders kitaplarımızda pek rastlanamamaktadır.

Bu tercüme faaliyeti o kadar yaygınlaşmıştır ki, günümüzde çocuk edebiyatında neredeyse bir tekel oluşturmuştur. Çocuk edebiyatımızın gelişmesinde bu tekelin önemli katkısı vardır. Bunun en önemli göstergesi ise, bizde henüz çocuk edebiyat diyebileceğimiz bir yazarın çıkmamış olmasıdır. Bu sahada gayret eden , yazmaya çalışan yazarlarımız da, gereken ilgiyi hem yayıncılardan, hem de okuyuculardan görmediği için köşelerine çekiliyorlar.

Bol resimli ve boyalı kitaplara, içeriğine çok fazla önem vermeden para verip alan veliler, çocuklarına ne kadar kötülük ettiklerinin farkında değil. Kendi toplumunun eserlerinden mahrum büyüyen çocuklar, toplumsal gerçeklerimizden habersiz, farklı kültürlerin etkisinde kalmaktadırlar. Çocuklarımıza yönelik yayınlarda milli kimlik unsurlarına yer verilmesi gerekmektedir. Bu unsurlar dikkate alınmadığı taktirde, geleceğin nesilleri, kendi kimliğinden habersiz tamamen taklit bir kültürün etkisi altında kalacaklardır.

Çocuk edebiyatının batı standartlarında basım ve dağıtımı maalesef bizde mümkün görünmüyor. Yayıncı-yazar ilişkisi tam anlamıyla kurulmadığı gibi, kimi yayıncıların da çocuklar için eser yazmayı çocuk oyuncağı zannetme anlayışları yüzünden, bizde çocuk edebiyatı alanında basılan eserleri hem nicelik, hem de nitelik bakımından kalitesiz olmaktadır. Bilindiği gibi çocuk yayıncılığı özel bir teknik ister. Estetik değer ve zevklerin yanında, basılan eserlerin çocuğa yönelik; çocuğun ruh ve beden gelişimine katkıda bulunacak içeriğe sahip olması gerekir.

Okuma alışkanlığı çocukluk döneminde kazanılır. Henüz okuma bilmeyen çocuğa önce kitabı, sonra da okumayı sevdirebiliriz. İşte bu yüzden masallar ve resimli kitaplar çocuklarda okuma alışkanlığının kazanılmasında çok önemlidir. [2]

Çocuklara yönelik yazılan kitaplar her şeyden önce, kolay anlaşılır ve iyi çizilmiş resimler olmalıdır. Yazı ve resmin birbiriyle uyumuna özen gösterilerek, ikisini birbiriyle çelişmemesine dikkat edilmelidir.

Çocuk edebiyatı ve çocuklar için yazmayı basite almak ve kolay bir iş olarak nitelemek çok yanlış bir tutum. Şurası unutulmamalı ki, çocuklar için yazmak, büyükler için yazmaktan çok daha zor bir olaydır. Hem çocuklar için yazmayı hafife alıp, hem de çocuklar için yazmak çocuklara yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Cemre, Yıl: 5, S. 11, Kasım-Aralık 1999

[1] Oğuzhan, Ferhan, Ruşen Alaylıoğlu, Ansiklopedik Eğitim Sözlüğü, 1974.

[2] Serpil URAL ,Güneş, 2.NİSAN 1988 “Çocuk ve Kitap”

Original
02-10-07, 11:00
Çocuk Edebiyatı Çevirisinde Kültürel Öğelerin Aktarılması


Çocukların anadilinin gelişiminde yazar kadar çevirmen de sorumluluk taşır. Çocuk kitapları çevirmeninin her iki dili de çok iyi bilmesi yeterli değildir. Çevirmenin aynı zamanda çocuk gerçekliğine yakın olması ve her iki kültürü de yakından tanıması gerekmektedir.Çocuk kitaplarında çeviri aracılığıyla aktarılan kültürel değerler o kültürü tanımayan çocuk okuyucuya yabancı gelir. Bu yabancılığı önlemek için çevirmenin metne, açıklayıcı eklemeler yapması gerekmektedir. Bu noktada çeviribilimin en önemli kuralı olan kaynak metne sadakat ilkesi çocuk edebiyatı çevirisi için geçerliliğini yitirir. Çevirmenin görevi ise,çeviribilim ilkelerine ters düşmeden, hedef kitlesini göz önünde bulundurarak söz konusu eseri çocuk edebiyatına kazandırmaya çalışmaktır.


Çeşitli kuramcılar tarih öncesinden başlayarak iyi bir çevirinin nasıl olması gerektiğine dair farklı görüşler öne sürmüşler ve ilk kuramlar, dini metinlerin çevirilerinin nasıl olması gerektiğinden yola çıkarak oluşturulmuştur. Günümüzde ise çeviribilim tartışmaları çok farklı boyutlarlarda ele alınırken çeviride kültürler arasındaki farkın orijinal metne mümkün olduğunca sadık kalınarak aktarılması gerekliliğinin altı çizilmektedir.

Ülkemizde çevirinin edebiyatta hız kazanması Tanzimat’la birlikte görülür. Çocuk edebiyatı çevirileri ise Tanzimat döneminde klasiklerin çevrilmesiyle başlar. Farklı çevirmenler tarafından çevrilen çocuk klasiklerinin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Bu yoğun çeviri faaliyetleri günümüzde de sürmektedir. Çocuğun okumayı sevmesinde, anadilinin gelişmesinde ve yaşamında kitaplarla içi içe olmayı seçmesinde yazar kadar çevirmenin de oynadığı rol büyüktür. Yapılan çevirilerin hiçbir mekanizma tarafından denetlenmemesi ve klasik eserlerin yazarlarına telif hakkı ödenme zorunluluğunun bulunmaması çocukların kalifiye olmayan çevirilere kontrolsüzce ulaşmasına neden olmaktadır. Bu noktada çocuk kitabı çevirecek olan çevirmene büyük sorumluluk düşmektedir. Çünkü çocuk edebiyatında çevirmen, sadece bir dili diğerine aktarmakla kalmaz bunun yanı sıra çocuğa yabancı bir dünyanın kapılarını da aralar. Çevirmenin aynı zamanda çocukları iyi tanıması ve çocuk gerçekliğine yakın olması gerekir. Çevirmen, yaptığı çeviride sadece cümlelerin düzgün olmasını değil, aynı zamanda eserin hitap ettiği yaş grubundaki okuyucunun kavrama özelliklerini de göz önünde bulundurmalıdır.

Çeviride metnin yanı sıra kültürün de aktarılabilmesi için çevirmenin her iki dili ve kültürü yakından tanıması gerekir. Çocuklar, okudukları kitabın akışına kendilerini bırakırken yazar veya çevirmenin kim olduğunu sorgulamazlar. Bundan dolayı çeviri eser, orijinal eserde olduğu gibi akıcılığını koruyabilmelidir. Bu durumda çeviri eseri okuyan çocuk, bir yandan anlatılanların farklı bir kültüre ait olduğu ayrımına varırken diğer yandan da verilmek istenen iletiyi veya tanıtılan farklı dünyayı anlamalıdır.

Çevirmen, yabancı bir kültüre ait öğeleri (deyimler, kelime oyunları, alışkanlıklar vs.) aktarmak istediğinde, seçim yapmasını ve belli bir karara varmasını gerektiren durumlar çıkabilir. Kültüre özgü olan ve diğer bir kültürde bulunmayan ifadelerin aktarılması esnasında bire bir yapılan çeviride, yani orijinal metne sadık kalınarak yapılan çeviride orijinaldeki anlam kaybolabilir ve eser anlaşılırlığını yitirebilir. Çeviribilim kuramlarına göre çevirmenin kaynak metnin dışına çıkması, diğer bir ifadeyle hedef metinde, kaynak metinde bulunmayan eklemeler, çıkarmalar yapması veya yorum belirtmesi onaylanmaz. Çocuk edebiyatı çevirisinde ise çevirmen, anlaşılırlık ve çeviribilim kuramları arasında bir seçim yapmak durumundadır. Koller “Einführung in die Übersetzungswissenschaft (Çeviribilime Giriş)” adlı eserinde çocuk edebiyatını, edebiyatın özel türlerinden biri olarak tanımlar ve bu özel türlerin de çevirisinin kendine özgü olması gerektiğini belirtir. Bu türlerin çevirisinde edebi çeviride yeri olmayan ancak çocuk edebiyatında kabul gören ekleme, çıkarma veya yorumlamaların olabileceğini savunur. Ayrıca yetmişli yıllarda geliştirilen ve çeviride amaç metni odak alan diğer kuramlar da çocuk edebiyatı çevirisinde çevirmene yol gösterir.

Hans Vermeer tarafından geliştirilen ve yunanca “amaç” anlamına gelen Skopos kuramı bu kuramlardan biridir. Skopos Kuramı’nda “kültür” öne çıkan bir kavramdır. Kültürler arası iletişim kurulmak istenildiğinde ise çeviri ortaya çıkar. Bu görüşe göre çevirmen, yapacağı çevirinin hedef kültürde nasıl bir işlev göreceğini saptayarak, çevirisini amaca göre yönlendirir. Başka bir deyişle çevirmen bir çeviriye başlarken öncelikle amacını saptamalıdır. Eğer çevirmenin amacı kendi kültürüne tamamen yabancı bir kitabı ana diline ve kültürüne kazandırmaksa, bu durumda çevirmen kendi kültürüne yabancı olan belli ifadeleri de kullanmak durumundadır. Ayrıca çevirmenin kaynak ve erek kültürlerin farklılıklarını ve paralelliklerini göz önünde bulundurarak çeviriyi yapması gerekir. Kaynak metinde yer alan kültüre özgü kavramlar hedef metinde okuyucunun kolayca anlayabileceği şekilde ve kaynak metinde yarattığı etkinin aynısı yaratılarak çevrilmelidir. Bu durumda çevirmen, başarılı bir çeviri yapmak istiyorsa hedef kitlenin özelliklerini iyi bilmek durumundadır.

Vermeer’in yanı sıra Gideon Toury de hedef metin odaklı bir çeviriyi savunur. Toury’e göre, çevirinin özgün yapıtla aynı dizgesel yeri paylaşması söz konusu değildir. Çeviri orijinalinden bağımsız bir üründür. Çeviri sürecinde hedef dilin kültürel özellikleri çevirinin başlangıç noktasını oluşturur. Toury, hedef dile ve kültüre yabancı olan unsurların çeviri metninden çıkarılabileceğini savunur. Ancak tüm bunlar çevirinin orijinal eserle bir bağlantısının olmadığı anlamına gelmez. Çevirinin orijinal eserle bağlantısı vardır ama onun üzerinde herhangi bir etkiye sahip değildir. Nitekim çeviri artık hedef dil ve kültürün bir ürünüdür ve bu yüzden ayrıcalıklı sayılır.

Itamar Even Zohar’ın kurucusu olduğu “Çoğuldizge Kuramı” da çeviride kaynak metne sıkı sıkıya bağlı kalma mecburiyetine son verir. Zohar Shavit çocuk edebiyatının çevirisini çoğuldizge kuramı çerçevesinde ele alır. “Çocuk Yazını Çevirisinin Yazınsal Çoğuldizgedeki Konumu Açısından Belirlenmesi” adlı makalesinde Shavit, çocuk yazınını yazınsal çoğuldizgenin bir parçası olarak kabul eder ve çevirmen metinle ilgili kendisine olabildiğince serbestlik tanıyabilir. Ancak yine de çevirmen çocuk edebiyatı çevirisinin dayandığı iki temel ilkeyi de göz önünde bulundurulmalıdır. Bunlar;


a) Metni, toplumun “çocuk için iyi” diye tanımladığı şekilde yani çocuğa uygun ve yararlı olarak düzenlemek

B) Olay örgüsünü ve dili, çocuğun kavrama düzeyine indirgeyerek onun okuma yetisine göre düzenlemek


Shavit’e göre söz konusu ilkeler metnin seçimini ve işlenişini belirlerken bu ilkeler metnin dizgesel yatkınlığının temelini oluşturur. Shavit, “Gulliver’in Gezileri”, “Alice Harikalar Diyarında” ve “Robinson Crusoe” adlı eserlerin çevirilerini örnek göstererek bu eserlerin çevirisinde yapılan kısaltmalar, eklemeler ve çıkarmaları belli nedenlere dayandırır. Bunlar; metni çocuğun kavrama düzeyine indirmek, eğitsel veya ideolojik amaçlar, özgün metindeki örnekçelerin erek kültürde yer almaması ve çocuğun kelime dağarcığının gelişmesine katkıda bulunmak gibi nedenlerdir.

Görüldüğü gibi sözü edilen kuramcıların hepsi çocuk edebiyatı çevirisini edebi çeviriden farklı bir yere oturturken, hedef metinde “çocuklar için daha iyi olabilecek” değişikliliklerin yapılması gerektiğini savunurlar. Çevirmen bu tür değişiklikler yapma zorunluluğuyla en çok kültürel değerleri çevirirken karşı karşıya kalır ve bunun sonucunda da çeviride değişiklikler yapma yoluna gider. Bu öğelerin çevrilmesinde en çok karşılaşılan problemler arasında başlıklar, özel isimler ve deyimler sayılabilir.

Sözü edilen bu problemler ve çevirmenlerin kararlarına dair örnekler, yayımlandığı her ülkede çok satanlar listesinde yer alan Angela Sommer-Bodenburg’un “Küçük Vampir” serisinin iki farklı çevirmen tarafından çevrilen kitaplarından alınan cümleler aracılığıyla incelenmiştir. Bu kitaplar “Der kleine Vampir liest vor” (Küçük Vampir Kitap Okuyor, çev. Sıdıka Orhon) ve “Das rätselhafte Programm” (Esrarengiz Program, çev. Güleren Pamir) dir.

BAŞLIKLAR

(Das rätselhafte Programm/Esrarengiz Program)
Anton mit Pünktchen/Anton’un Benekleri (Pamir, 62)
Pünktchen (noktacık) Türkçe’ye “benek” olarak çevrilmiştir. Bu başlıkta Erich Kästner’in çocuk romanı olan “Pünktchen und Anton” a gönderme yapılmaktadır. Romanın dilimize de “Noktacık ile Anton” adıyla çevrilmesine rağmen çocuklarda bu çağrışımı yapması güçtür. Ancak yine de Türkçe çeviride “Anton ile noktacıkları” başlığı tercih edilebilirdi.

Der kleine Vampir liest vor / Küçük vampir kitap okuyor

Das Grauen im Schlosskeller/ Saray mahzenindeki Macera (Orhon, s. 129)

Almanca cümlede geçen “Grauen (dehşet)”kelimesi Türkçe’ye “macera” olarak çevrilmiştir. Macera kelimesinde “dehşet” kelimesinin içerdiği negatif anlam bulunmadığı için başlık içerik açısından tutarsız olduğu gibi bölümün içeriğine de uygun düşmemektedir. Başlık “Saray mahzenindeki dehşet” olarak aktarılmalıydı.

İSİMLER

Das rätselhafte Programm /Esrarengiz Program (Pamir)

“Herr Schwartenfeger” negatif veya pozitif herhangi bir anlam içermemesine karşın Türkçe’ye “bay Ruhsil” olarak çevrilmiştir. Çevirmen söz konusu kahraman bir psikolog olduğu için “ruh” kelimesini kullanmış olabilir ancak bunun yanı sıra bir de “sil” kelimesi eklemesi, psikoloğun uyguladığı programının ruhları yok ettiği veya psikoloğun kendisinin bir “ruh silicisi” olduğu düşüncesini yaratmaktadır. Orijinal metinde ise böyle bir çağrışım yaratılmamıştır. “Schwartenfeger” kelimesi özel bir anlam taşımamaktadır. “Schwarte” “kabuk” anlamına gelmektedir. “Feger” ise süpüren kişi anlamını taşır. Görüldüğü gibi “Schwartenfeger”çevirmenin önerisi olan “Ruhsil” anlamını taşıyan bir isim değildir. Çeviride “Kabuksüpüren” ifadesi kullanılabilirdi.

Der kleine Vampir liest vor / Küçük vampir kitap okuyor (Orhon)

“Geiermeier” ismi de “Geier” kelimesinin “akbaba” anlamına gelmesinden dolayı bu isim akbabayı çağrıştırır. Çevirmenin tercihi olan “Kargaburun” Almanca’daki ismi başarıyla karşılamıştır.

DEYİMLER

“Das rätselhafte Programm” Esrarengiz Program adlı eserde geçen “ins Schwarze treffen” bir deyimdir. Bu deyim Türkçe’ye “doğruyu bulmak” ( Pamir, s. 120 ) şeklinde aktarılmış yani sadece anlamı verilmiştir. Bu deyimlerin çevirisinde eğer söz konusu deyim hedef dilde aynı anlama gelen bir başka deyimle karşılanamıyorsa tercih edilen bir yöntemdir. Oysa Türkçe’deki “on ikiden vurmak” deyimi Almanca’daki deyimi tam olarak karşılamaktadır.
“Der kleine Vampir liest vor” adlı eserde geçen “… und auf den letzten Schritten bis zur Burgkapelle wurden ihm die Beine immer schwerer. “cümlesindeki “die Beine schwerer werden” ifadesi “ayakları ağırlaşmak” (Orhon; s. 57) olarak çevrilmiştir. Türkçe’de böyle bir ifade kullanılmamaktadır. Çevirmen “ayaklarına kara sular inmek” deyimini tercih edebilirdi.

KELİME OYUNLARI:

“Das rätselhafte Programm” Esrarengiz Program
„Unser Sohn ist heute nicht in Bestform“, witzelte der Vater.
„Eher im Bettform!“
“Oğlumuz bugün pek havasında değil”
“Daha doğrusu yatak havasından pek uzaklaşamıyor.” (Pamir; s.10)
Almanca’da “Best” (en iyi) ve “Bett” (yatak) kelimeleriyle yapılan kelime oyunu Türkçe’ye aktarılırken kullanılan “havasında değil” ve “yatak havasında” ifadeleriyle yakalanmışsa da “pek uzaklaşamıyor” ifadesinin eklenmesiyle orijinalde yarattığı komik etki yaratılamamıştır. Söz konusu kelime oyunu aynı etkinin yaratılması için Türkçe’ye (“Oğlumuz bugün pek havasında değil”, “Daha çok yatak havasında” diye şaka yaptı babası.) şeklinde aktarılabilirdi.

“Der kleine Vampir liest vor”
“Ja! Mein Magen knurrt nicht mehr, der bellt schon!“ sagte der Vampir und lachte krächzend.
Evet! Midem guruldamaktan vazgeçti, artık açık açık havlıyor!” diyen vampir kesik kesik güldü. (Orhon, s. 124)

Almanca cümlede geçen “knurren” kelimesi tek başına kullanıldığında “köpek hırlaması” anlamına gelirken “Magen (mide)” kelimesiyle birlikte kullanıldığında ise “mide guruldaması” anlamını taşır. Orijinal cümlede “ knurren (hırlamak)” ve “bellen (havlamak)” sözcüleriyle bir kelime oyunu yapılırken Türkçe’de de bu kelime oyunu aynı şekilde verilmeye çalışılmıştır. Bu da çevirinin anlaşılmaz olmasına neden olmuştur. Türkçe’de benzer bir kelime oyunu “karnım zil çalıyor” ve “karnım davul çalıyor” ifadeleri ile yapılabilirdi. Elbette ki Türkçe’de yapılacak bu kelime oyununda Almanca’daki “köpek” çağrışımının yitmesi kaçınılmazdır.

Sözünü ettiğimiz bu kuramlar ışığında ve incelenen örneklerle şöyle bir sonuca varılır; çocuk edebiyatının çevirisinde eklemeler, çıkarmalar ve uyarlamalar gibi müdahaleleri yapmak mümkündür hatta gereklidir. Ancak çevirmen hedef metinde belli değişiklikler yapma yoluna gitmeden önce daima bunun gerçekten de gerekli olup olmadığını irdelemeli ve yabancı dil veya kültürdeki ifadenin hedef dilde varolan orijinal eserdekine denk başka bir ifadeyle karşılanıp karşılanamayacağının muhakemesini yapmalıdır. Çünkü çeviri, çevirmen tarafından baştan yaratılan bir eser değil yabancı bir dil ve kültürden erek dil ve kültüre aktarılan bir eserdir. Çevirmen mümkün olduğunca kaynak metne bağlı kalarak çeviriyi gerçekleştirmeye çalışmalı ve sadece başka çıkar yol kalmadığından emin olduğunda gerekli müdahalede bulunmalıdır.

KAYNAKÇA

AKSOY, N. Berrin: Geçmişten Günümüze Yazın Çevirisi, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2002
BODENBURG-Sommer, Angela: Der kleine Vampir liest vor, Rowohlt Taschenbuch Verlag, Reinbeck bei Hamburg, 1993
BODENBURG-Sommer, Angela: Das rätselhafte Programm, C. Bertelsmann Verlag, München, 1989
BODENBURG-Sommer, Angela: Küçük Vampir Kitap Okuyor, çev. Sıdıka Orhon, Afa Yayıncılık, İstanbul, 1991
KOLLER, Werner: Einführung in die Übersetzungswissenschaft, Heidelberg: Wiesbaden: Quelle und Meyer, 3. Auflage, 1987
KURULTAY, Turgay: “Probleme und Strategien bei der kinderliterarischen Übersetzung”; Ewers, Hans Heino, Lehnert, Gertrud ve O. Sullivan, Emer (Hrsg); Kinderliteratur Interkulturellen Prozess, Studien zur allgemeinen und vergleichenden Kinderliteraturwissenschaft, Verlag J.B Metzler, Stuttgart – Weimar, 1994
NEYDİM, Necdet: 80 Sonrası Değişen Paradigma Açısından Çeviri Çocuk Edebiyatı, Bu Yayınevi, İstanbul, 2003
NEYDİM, Necdet: “Küçük Prens Çevirilerindeki Çevirmen Kararları” 20 Nisan 2006, [Link only for Paid Subscribers]
NEYDİM, Necdet: “Çeviri Çocuk Edebiyatı ve Çocuk Edebiyatı Çevirisi Üzerine” 1 Haziran 2006, [Link only for Paid Subscribers]
RIEKEN-Gerwing, Ingeborg: “Gibt es eine Spezifik kinderliterarischen Übersetzens” Untersuchungen zu Anspruch und Realität bei der literarischen Übersetzung von Kinder und Jugendbüchern, Peter Lang , Frankfurt am Main, 1995
SHAVİT, Zohar: “Çocuk yazını Çevirisinin Yazınsal Çoğuldizgedeki Konumu Açısından Belirlenmesi”, Çev. Pınar Besen, Metis Çeviri, Sayı 15, İstanbul, Bahar 1991
STOLZE, Radegundis: Übersetzungstheorien:Eine Einführung , 2.vollst. Überarb. Und erw. Aufl., Günter Narr Verlag, Tübingen 1997 [Link only for Paid Subscribers]
ZİVTCİ, Neval: Alman Çocuk Edebiyatından Türkçe’ye Çevrilen Örneklerin Çeviribilimsel Açıdan İncelenmesi: Angela Sommer Bodenburg’un Küçük Vampir Eseri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans tezi, Ankara 2005

(Bu bildiri, II. Ulusal Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Sempozyumu‘nda sunulmuştur.)

Original
02-10-07, 11:19
Çocuk Kuşlarında Metafizik Gerçek


Çocukların duygu, düşünce ve hayâllerine hitap eden çocuk edebiyatı bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de hâlen tartışılmakta bu tartışmalarla birlikte oluşum sürecini çeşitli yönelişlerle sürdürmekte olan bir edebiyat alanıdır.

Osmanlı Devletinin son günlerinden günümüze kadar çocuğa yönelik yayınlarda ihmal edilmeyen edebi türlerden ilki şiirdir. Çocuk şiiri ile çocuk edebiyatı yeni boyutlar kazanmış ve çocuğa bakışın öncelikli duyarlılıklarından biri olmuştur. Edebiyatın içinde incelikli bir yol, yeni bir yazarlık biçimi olarak bağımsız edebiyat olma yolundaki serüvenini sürdüren bu alana şiir türünde katkıda bulunan isimlerden biri de İhsan Sezal'dır*. İhsan Sezal ilk örneklerini yirminci yüzyıl başlarında gördüğümüz çocuk şiirimize Çocuk Kuşları'nı armağan etmiştir.

Özellikle 80'li yıllarda çocuk şiirimizde hem niceliksel hem de niteliksel bir artış olmuştur. Çocuk şiiri türünde eser veren yazarların; konuları ele alış ve dili kullanış bakımından çocukların özelliklerini daha çok göz önünde bulundurmaya ve daha çok yaratıcı olmaya önem vermeye başlamışlardır. Bu çabaların sonunda ülkemizde 80 sonrasında çocuk şiiri hem öz hem de biçim bakımından yenilikçi bir anlayış düzenine ulaşmıştır. Abdülkadir Bulut'un Kahveci Güzeli (1981) Abdülkadir Budak'ın Bir Gül Çocuk'u (1981) Ülkü Tamer'in Masal Şiirleri (1981) Mustafa Ruhi Şirin'in Gökyüzü Çiçekleri(1983) Cahit Zarifoğlu'nun Gülücük (1988) Yalvaç Ural'ın Sincap(1983) A.Vahap Akbaş'ın Kuş Olsun Yüreğim (1988) Mevlana İdris Zengin'in Kuş Renkli Çocukluğum Süreyya Berfe'nin Çocukça (1983) Gökhan Akçiçek'in Bülbül Deresi (1986) Mustafa Baki Efe'nin Kuş Defteri (1996) adlı eserleri 80'li yıllar akabinde çocuklar için yazılan eserler arasında ilk akla gelenlerdir. Çocuk edebiyatının bu incelikli türünde eser veren İhsan Sezal'ın Çocuk kuşları adlı eserinin ilk baskısı ise 2000 yılında yapılmıştır. Eser geçen yıl yeniden yayımlandı(1).

İhsan Sezal'ı Ahmet Kabaklı Yeni İslamcı akım çerçevesinde bir yazar olarak değerlendirmişti. İhsan Sezal ise bu değerlendirmeye katılmaz.(2) Bu katılmayışı temellendirmek bakımından Sezal'ın İslamcılık akımından ne anladığının bilinmesi gerekmektedir. Sezal, İslamcılık ve diğer düşünce akımlarını Batının üstünlüğü karşısında Osmanlının kaybedilen üstünlüğünü yakalama çabası olarak görür. “ Türk düşünce hayatını zenginleştiren ve renklendiren belli başlı düşünce akımları, bu açıdan bakıldığında batılılaşma, İslamlaşma ve milliyetçilik akımları olmakta. O kaybedilen üstünlüğü bazı düşünürlerimiz topyekün batılılaşmada aramışlardır .Bazıları ise Osmanlının batıya o üstünlüğü elde etme metodunu yine kendine dönerek ama yerli değerler dediğimiz birtakım değerler ve kültür motiflerinde arayarak gerçekleştirmeyi düşünmüşlerdir.”(3) İslamcılık akımını bir dizi toplumsal ve siyasal değişimin neticesi olarak gören Sezal, Ahmet Kabaklı'nın tasnifini konjonktürel bir tasnif olarak değerlendirir. Şiirlerini “ İslamcı ” olsun şeklinde bir düşünsel yönelimle yazmadığını dolayısıyla şiirinin tebliğci bir şiir olmadığının üstünde duran Sezal insani olanın önemli bir parçası olan inançlarımız, imanımız ve Allah'a olan bağımız üzerinde durduğunun da bilinmesi gerektiğinin altını çizer.

Çocuğun dünyasının, ruhunun, kalbinin duyarlılıkları çocuk şiirinin kaynağıdır. Sezal Çocuk Kuşları'nın çocuk dünyasındaki ses ve muhayyile zenginliğini yakalamaya çalışmanın sonucu olduğunu belirtir. Çocuk Kuşları'nda doğrudan çocuklar için yazılmış şiirlerin yanında çocukluğun anlatıldığı şiirler de vardır. Şairin çocukluğunu bir veri olarak aldığı şiirleri arasında Çocukluğa Özlem iyi bir örnektir.


Özlemini duyduğumun çocukluğumun
Nerde kaldı bilmem o pembe dünya
Kem gözlerden ırak örmüştük bir ağ
İyi dileklerden sağlam mahfaza

İyiyi, güzeli düşünürdük hep
Buram buram sevgi tüterdi bizden
Muhabbet kuşları, sevgi kuşları
Uçururduk her gün ellerimizden

Ne ekmek kaygısı ne para derdi
Ana kucağıydı bize mutluluk
O günlerden kalan bugüne bize
Bu tatlı hatıra, acı burukluk(S 4)

Çocuk şiirinin ne olduğu hakkında biri birinden farklı görüşler ileri sürülmüştür. Çocukların yazdığı şiirlerden çocukluğu konu alan şiirlere, Çocuklar için şiirlerden şairlerin dünyaya çocukça bakışını içeren şiirlere kadar uzanan geniş bir şiir evrenini çocuk şiirinin 'sınırları' olarak görmek mümkündür. Çocuk ruhunu düz yazıdan daha çok şiiri etkiler. Sezal'ın çocuk şiirlerinde çocuk şiirlerinin olmazsa olmazı olarak anabileceğimiz masal dünyası geniş bir yer tutmaktadır .Çocuklarına yazdığı şiirleri masal dünyasının zengin sembolleriyle beslemiştir. Masal ile şiiri yan yana yürütmeyi başarmıştır.Çünkü masal şiiri besler, masalların olağanüstü dünyası çocuk şirinin temel kaynağıdır. İhsan Sezal'ın Çocuk Kuşları çocukların masala yakın dünyasına hitap ederek kendini masal kahramanı gibi hissetmesini sağlayacak şiirlerle örülmüştür.

“Bir küçük tavşan varmış
Kapanan gözlerimde büyüyen
Kulaklarını masal dinlermiş gibi diken”(S 28)

Sezal, çocuklarına anlattığı ilk masalarla çocuk muhayyilesinin genişliğinin farkına varmış ve ilk doğaçlama masallarının yansıması olarak Fış Fış Kayıkçı,Tombul Tavşan gibi şiirleri yazmıştır. Çocuk Kuşları, masaldan şiire geçişin sonucudur.

Çocuk Kuşları sadece masal dünyası ile beslenmez. Şiirin estetik değerini ön planda tutarak çocuk ruhunu metafizik dünyaya kanatlandırır Çocuğun dört duyu alanın dışına yolculuk yapmasına imkân tanır. Dört duyu alanından aldığı malzemeyi işleyerek onun anlam dünyasını inşa eder. Çocukları hoş güzelle (şiir) yüce güzele (metafizik dünyaya) yükseltir. Bunu zorlama ile değil tamamen fıtri yönelgenlik imkânını işlevselleştirerek gerçekleştirir. Bu bakımdan sanat ile din gerçeğini bütünleştirir.(4) Çocukların şiir dilinin imkânlarını ana rahminde edindiklerini ve başardıklarını düşünür.

Çocuk dünyasının metafizikle ilişkisini şu şekilde özetler:

“Çocuk Dünyası'nın 'metafizik dünya' ile gerçek dünya” arasında bir yerlerde olduğunu, metafizik alanın ağırlıklı, ama bu ağırlığın çocuğun büyümesi ile beraber - eğer başka kaynaklardan beslenmiyorsa - sanki azaldığını düşünüyorum. Çocuk gah gökyüzüne çıkar orada, metafizik bir dünyada âlemi seyreder; gah gökyüzünde alemin şaşkınla seyrettiği farklı hayatları sergiler.” (5)

“Çocuklar rüya gibi
Bir burada bir ötede
Bir dünyayı kurarlar”(S.9)

Işıl ışıl bir masumluk
Ezanlı adından kalan
Sevgiyle uyuyan ve uyanan
Çocuk … ne büyük (s.39)

“Bilmesem de dilini bu çocuğun ben
Anlar gibiyim halinden
Çünkü coğrafyalar üstü çocuklar
Çünkü çocukların hepsi aynı ülkeden” (s.42)

Bir salıncak kurdum gökte
Mavilerden atlas serdim
Sessizce yürüdüm gökte
Yıldızlardan ışık derdim (s.47)

Gözlerim merhaba dünyası
Gözlerim: Bismillah
Annemin babamın kardeşimin rüyası
Gönlüm: Bismillah (s.66)

Çocuk dünyasına şiirle giden İhsan Sezal Çocuk Kuşları ile çocuklara metafizik dünyayı sezdirmekte ve doyurmaktadır.Çocukların dünyasına bir takım metafizik kavramları kimi zaman somut öğelerle Bursa'da Çocuklar, Yeni Bayramlar, Bismillah gibi kimi zaman masal dünyasının imkanlarıyla dahil etmeyi başarmıştır.

DİPNOTLAR

*Çocukların duygu, düşünce ve hayallerine hitap eden edebiyat ürünleri çocuk edebiyatını meydana getirir. Çocuk edebiyatının ülkemizdeki doğuş koşullarına bakıldığında tür düzleminde çocuk şiirinin öncelikle rüştünü ispat eden tür olduğunu söyleyebiliriz. Sadece çocukların okuması için yazılmış İbrahim Alaâddin' in Çocuk Şiirler'i (1911), Ali Ulvi' nin Çocuklarımıza Neşideler'i (1912) ve Tevfik Fikret' in Şermin' i (1914) ilk akla gelen şiir kitaplarıdır. Şiirimizin çocuksu şölenine Çocuk Kuşları adlı eseriyle katılan ama çocuk edebiyatının '' devamsızlarından " İhsan Sezal 1947 Siverek doğumlu. Hareket dergisinde 1965-1972 yılları arasında hem şiirleri hem de Batı Günlüğü notları yayınlandı. Daha çok sosyoloji odaklı yazıları ile tanınıyor.

Mustafa Aldı


1. İhsan Sezal (2006) Çocuk Kuşları Salıncak yayınları .İst
2. İhsan Sezal ile Söyleşi (2006) Umran Dergisi s.149. ss.96
3. İhsan Sezal (2006) Türk Düşünce Hayatı içinde Hz: Muharrem Sevil, Hece yay. Ank ss. 177
4. Sedat Umran, (2004) Şiirde Metafizik Gerçek. İz yay. İst ss. 9-11
5. İhsan Sezal ilk söyleşi. Ss 96.