cadı
15-07-05, 00:42
Bilimkurgu tarihinin en ünlü romanlarından "Dünyalar Savaşı"nı okumadıysanız, 1953 yılında ondan uyarlanan aynı adlı filmi ve çok sayıdaki benzer yapımı izlemediyseniz, bu yapıt hakkında hiçbir şey bilmiyorsanız, Steven Spielberg'ün filmi sizin için tam bir sürpriz olacaksa bu yazıyı daha sonra okumanızda yarar var.
Filmin başında Morgan Freeman'ın kolayca tanınan sesinden bize H.G. Wells'in "Dünyalar Savaşı" romanının bugüne uyarlanmış giriş bölümü okunuyor: "Kimse 21. yüzyılın ilk yıllarında dünyamızın bizden daha zeki varlıklar tarafından gözlemlendiğine inanmazdı. İnsanlar kendilerini çeşitli şeylerle oyalarken onların bizi inceleyip gözlemlediğine... Tıpkı bir insanın mikroskoptan bakarak bir su damlasında yüzen yaratıkları incelemesi gibi."
Bir yaprağın üzerindeki, mikrokozmosu temsil eden su damlası birden gezegenimize dönüşüyor. Birileri uzaydan bizi izliyor, besbelli.
Film yeryüzüne indiğinde New Jersey'li vinç operatörü Ray ile tanışıyoruz. Ray avare ruhu yüzünden karısını güvenilir bir adama kaptırmış. İki çocuğundan büyük olanı (oğlan) boyuna gelmiş ama Ray hâlâ serseri bekar hayatından vazgeçmemiş. Çocuklarını her zamanki gibi ihmal ettiği (yemek hazırlamama derecesinde) ve onlara gerektiği gibi yaklaşmadan geçireceği hafta sonunda dünya Marslılar tarafından istila ediliyor! Böylece dur durak bilmeyen bir aksiyon başlıyor ve tempoyu hiç düşürmeden finale kadar bizi adeta koşu bandı üstünde tutuyor.
Aslında "Dünyalar Savaşı"nda uzaylı yaratıkların hangi gezegenden geldiği doğrudan belirtilmiyor. Çünkü film boyunca Ray ve ailesi, diğer insanlarla birlikte kaçıp canlarını kurtarma derdine düşüyor. Hiçbir iletişim aracı çalışmadığından ve ortalıkta teşhis koyacak bilim adamı bulunmadığından bu konu üzerinde haliyle durulmuyor. Ancak meşhur tripodlar ortaya çıkıp ışın silahlarıyla dünyayı yerle bir etmeye başladıktan çok sonra her yanı saran kızıl sarmaşık bitkiyi görünce romanı anımsayıp Marslı olduklarını anlıyoruz. Ayrıca yaratıklar H.G. Wells'in kitabındaki tanıma uyuyorlar. Islak meşin gibi parlıyor siyah tenleri. Vücutları neredeyse beyin ve elden ibaret. Giysi giymiyorlar. Kas yapıları yok bu yüzden yorulmuyorlar. Sindirim sistemleri yok doğrudan kan enjeksiyonuyla besleniyorlar. Tekno-vampir denebilir onlara. Bizim inek, koyun, keçi sütü sağmamız gibi insanlardan kan sağıyorlar.
Bu ayrıntılara sadece H.G. Wells'in romanına ne kadar sadık kalındığını vurgulamak için girmiyorum. Wells'in ta 1897 yılında gördüğü bir yanlışlığı eleştirmek için verdiği mesajın da aslına uygun yansıtıldığını anlatmaya çalışıyorum. Elbette zaman, mekan ve karakterler farklı, İngiltere yerine Amerika'da, 19'uncu yüzyıl yerine 21'inci yüzyılda geçen filmde evli, karısına aşık bir kentsoylu bilim adamı yerine boşanmış, iki çocuklu bir vinç operatörü ana karakter. Ama insanın Sanayi Devrimi dolayısıyla kendisini doğadan bağımsız bir canlı, diğerlerinden üstün bir tür olarak görmesi; ırkçılığı, sınıf ayrımcılığı, kolonyalizmi, şiddet eğilimi Wells'i çok endişelendiriyordu. Endişelerinde ne kadar haklı olduğunu 20 yıla kalmadan I. Dünya Savaşı çıktığında görecekti. Birdenbire gökten ateş yağmasının ne büyük bir yıkım olduğunu, adını bile tam isabetle koyduğu "Dünyalar Savaşı" ile anlatmaya çalışıyordu.
Spielberg'ün filminde Marslı ışınlarıyla insanlar anında kül oluveriyor. Bu bize dehşet verici görünmüyor artık, Amerikan savaş uçakları Irak'ı bombalarken de birçok yerde cesetler yüksek ısıdan "sıvılaşmıştı". Bu tür haberler ABD'de sansürlendiği için acaba bir anda bombardıman altında kalmanın ne demek olduğunu Amerikalılar "Dünyalar Savaşı" sayesinde anlar mı? Bu film onlar için bir simülasyon yerine geçer mi? ABD'nin petrol için savaşıyla Marslıların kan için savaşı arasında bir paralellik kurulabilir mi? Bu sorular filmi izlerken aklımızın bir köşesinden geçiyor ister istemez.
Efektler, atmosfer, mizansen müthiş
"Dünyalar Savaşı"nın etkileri muhtelif olacaktır. Ama öncelikle efektleriyle olabildiğine inandırıcı, hipergerçekçi bir film yapmaya çalışmış Spielberg. Uzaylılar, H.G. Wells'in silindir biçimindeki ünlü uzay araçları yerine yıldırımı andıran bir ışın akımıyla, kapsül içinde kimbilir ta ne zaman yeryüzüne gömülmüş tripodları çalıştırmaya geliyor. (İstilayı, uzun vadeli sinsi bir planın -Büyük Ortadoğu Projesi misali- son halkası olarak betimliyor.) Tam bir teknik gövde gösterisi yapıyor Spielberg. Çekmek için yürek, göz ve tabii süper bütçe isteyen olağanüstü sahnelerle dolduruyor filmi. New Jersey'de fırtına sanılan saldırı; yeraltında hareket eden tripodların yarattığı sarsıntı ve yıkım; düşen bir uçağın kalıntıları; feribota doluşan insanların paniği ve feribotun alabora edilişi... Hele tripodların çıkardığı sesler! Hepsi çok başarılı. Ama en müthiş gerilim Tom Cruise, Dakota Fanning ve Tim Robbins'in bir taşra evinin bodrumunda saklanırken içeri elektronik bir anakonda gibi süzülen tripodun gözetleme aygıtıyla köşe kapmaca oynadıkları sahnede. Olağanüstü. Böylesi bir mekan kullanımı ve gerilim ancak bu kadar iyi bir mizansenle yaratılabilirdi.
"Dünyalar Savaşı"nda Tom Cruise, hakikaten müthiş bir yetenek olan Dakota Fanning, kısa yardımcı rollerde Tim Robbins ve Miranda Otto gibi şöhretler değil de amatörler rol almış olsa da pek bir şey fark etmezdi. Hatta bu filmde anonim yüzler çok daha fazla özdeşleşme olanağı yaratırdı.
"Dünyalar Savaşı / War of the Worlds"Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Tom Cruise (Ray), Dakota Fanning (Rachel), Justin Chatwin (Robbie), Tim Robbins (Ogilvy), Miranda Otto (Mary Ann)
Senaryo: Josh Friedman, David Koepp
Görüntü: Janusz Kaminski
Müzik: John Williams
Filmin başında Morgan Freeman'ın kolayca tanınan sesinden bize H.G. Wells'in "Dünyalar Savaşı" romanının bugüne uyarlanmış giriş bölümü okunuyor: "Kimse 21. yüzyılın ilk yıllarında dünyamızın bizden daha zeki varlıklar tarafından gözlemlendiğine inanmazdı. İnsanlar kendilerini çeşitli şeylerle oyalarken onların bizi inceleyip gözlemlediğine... Tıpkı bir insanın mikroskoptan bakarak bir su damlasında yüzen yaratıkları incelemesi gibi."
Bir yaprağın üzerindeki, mikrokozmosu temsil eden su damlası birden gezegenimize dönüşüyor. Birileri uzaydan bizi izliyor, besbelli.
Film yeryüzüne indiğinde New Jersey'li vinç operatörü Ray ile tanışıyoruz. Ray avare ruhu yüzünden karısını güvenilir bir adama kaptırmış. İki çocuğundan büyük olanı (oğlan) boyuna gelmiş ama Ray hâlâ serseri bekar hayatından vazgeçmemiş. Çocuklarını her zamanki gibi ihmal ettiği (yemek hazırlamama derecesinde) ve onlara gerektiği gibi yaklaşmadan geçireceği hafta sonunda dünya Marslılar tarafından istila ediliyor! Böylece dur durak bilmeyen bir aksiyon başlıyor ve tempoyu hiç düşürmeden finale kadar bizi adeta koşu bandı üstünde tutuyor.
Aslında "Dünyalar Savaşı"nda uzaylı yaratıkların hangi gezegenden geldiği doğrudan belirtilmiyor. Çünkü film boyunca Ray ve ailesi, diğer insanlarla birlikte kaçıp canlarını kurtarma derdine düşüyor. Hiçbir iletişim aracı çalışmadığından ve ortalıkta teşhis koyacak bilim adamı bulunmadığından bu konu üzerinde haliyle durulmuyor. Ancak meşhur tripodlar ortaya çıkıp ışın silahlarıyla dünyayı yerle bir etmeye başladıktan çok sonra her yanı saran kızıl sarmaşık bitkiyi görünce romanı anımsayıp Marslı olduklarını anlıyoruz. Ayrıca yaratıklar H.G. Wells'in kitabındaki tanıma uyuyorlar. Islak meşin gibi parlıyor siyah tenleri. Vücutları neredeyse beyin ve elden ibaret. Giysi giymiyorlar. Kas yapıları yok bu yüzden yorulmuyorlar. Sindirim sistemleri yok doğrudan kan enjeksiyonuyla besleniyorlar. Tekno-vampir denebilir onlara. Bizim inek, koyun, keçi sütü sağmamız gibi insanlardan kan sağıyorlar.
Bu ayrıntılara sadece H.G. Wells'in romanına ne kadar sadık kalındığını vurgulamak için girmiyorum. Wells'in ta 1897 yılında gördüğü bir yanlışlığı eleştirmek için verdiği mesajın da aslına uygun yansıtıldığını anlatmaya çalışıyorum. Elbette zaman, mekan ve karakterler farklı, İngiltere yerine Amerika'da, 19'uncu yüzyıl yerine 21'inci yüzyılda geçen filmde evli, karısına aşık bir kentsoylu bilim adamı yerine boşanmış, iki çocuklu bir vinç operatörü ana karakter. Ama insanın Sanayi Devrimi dolayısıyla kendisini doğadan bağımsız bir canlı, diğerlerinden üstün bir tür olarak görmesi; ırkçılığı, sınıf ayrımcılığı, kolonyalizmi, şiddet eğilimi Wells'i çok endişelendiriyordu. Endişelerinde ne kadar haklı olduğunu 20 yıla kalmadan I. Dünya Savaşı çıktığında görecekti. Birdenbire gökten ateş yağmasının ne büyük bir yıkım olduğunu, adını bile tam isabetle koyduğu "Dünyalar Savaşı" ile anlatmaya çalışıyordu.
Spielberg'ün filminde Marslı ışınlarıyla insanlar anında kül oluveriyor. Bu bize dehşet verici görünmüyor artık, Amerikan savaş uçakları Irak'ı bombalarken de birçok yerde cesetler yüksek ısıdan "sıvılaşmıştı". Bu tür haberler ABD'de sansürlendiği için acaba bir anda bombardıman altında kalmanın ne demek olduğunu Amerikalılar "Dünyalar Savaşı" sayesinde anlar mı? Bu film onlar için bir simülasyon yerine geçer mi? ABD'nin petrol için savaşıyla Marslıların kan için savaşı arasında bir paralellik kurulabilir mi? Bu sorular filmi izlerken aklımızın bir köşesinden geçiyor ister istemez.
Efektler, atmosfer, mizansen müthiş
"Dünyalar Savaşı"nın etkileri muhtelif olacaktır. Ama öncelikle efektleriyle olabildiğine inandırıcı, hipergerçekçi bir film yapmaya çalışmış Spielberg. Uzaylılar, H.G. Wells'in silindir biçimindeki ünlü uzay araçları yerine yıldırımı andıran bir ışın akımıyla, kapsül içinde kimbilir ta ne zaman yeryüzüne gömülmüş tripodları çalıştırmaya geliyor. (İstilayı, uzun vadeli sinsi bir planın -Büyük Ortadoğu Projesi misali- son halkası olarak betimliyor.) Tam bir teknik gövde gösterisi yapıyor Spielberg. Çekmek için yürek, göz ve tabii süper bütçe isteyen olağanüstü sahnelerle dolduruyor filmi. New Jersey'de fırtına sanılan saldırı; yeraltında hareket eden tripodların yarattığı sarsıntı ve yıkım; düşen bir uçağın kalıntıları; feribota doluşan insanların paniği ve feribotun alabora edilişi... Hele tripodların çıkardığı sesler! Hepsi çok başarılı. Ama en müthiş gerilim Tom Cruise, Dakota Fanning ve Tim Robbins'in bir taşra evinin bodrumunda saklanırken içeri elektronik bir anakonda gibi süzülen tripodun gözetleme aygıtıyla köşe kapmaca oynadıkları sahnede. Olağanüstü. Böylesi bir mekan kullanımı ve gerilim ancak bu kadar iyi bir mizansenle yaratılabilirdi.
"Dünyalar Savaşı"nda Tom Cruise, hakikaten müthiş bir yetenek olan Dakota Fanning, kısa yardımcı rollerde Tim Robbins ve Miranda Otto gibi şöhretler değil de amatörler rol almış olsa da pek bir şey fark etmezdi. Hatta bu filmde anonim yüzler çok daha fazla özdeşleşme olanağı yaratırdı.
"Dünyalar Savaşı / War of the Worlds"Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Tom Cruise (Ray), Dakota Fanning (Rachel), Justin Chatwin (Robbie), Tim Robbins (Ogilvy), Miranda Otto (Mary Ann)
Senaryo: Josh Friedman, David Koepp
Görüntü: Janusz Kaminski
Müzik: John Williams