Xemci
03-07-05, 19:21
"Tiyatro denen şey iyi ki var" dedirten bir çalışma ve SELÇUK YÖNTEM...
2004'ün Kasım'ında dokuzuncusu yapılan Berlin Diyalog Tiyatro Festivali çerçevesinde seyrettiğimiz "Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış" oyunu için Cumhuriyet gazetesinde yazmış olduğu yazısına şöyle başlamış tiyatro eleştirmeni Ayşegül Yüksel:
"...Tiyatronun günümüzde sinema televizyonla yarışamadığından, tiyatro çağının neredeyse kapandığından söz edip duruyoruz ya, kimi yazarlar ve tiyatrocular kimi zaman bir araya gelip 'tiyatro'nun tüm gücüyle suratımıza bir tokat yapıştırıveriyor. Ünlü yazar Tankred Dorst'un, İspanyol düşünce adamı ve yazar Miguel de Unamuno'nun bir uzun öyküsünden uyarlayıp oyunlaştırdığı, Zeynep Avcı'nın dilimize çevirdiği, Akbank Prodüksiyon Tiyatrosu'nca sahnelenen 'Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış' işte bu tür bir sahne olayı..." Ve yazısını şöyle bitiriyor:
"... Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış, tiyatronun tüm erdemlerini seyirciye cömertçe sunan bir çalışma. 'Tiyatro denen şey iyi ki var' dedirten..."
Işıl Kasapoğlu'nun yönettiği bu oyunda sanki bildik insanlar var karşımızda. Ama biz gerçekten tanıyor muyuz onları? ilk bakışta zannettiğimiz gibi mi her şey? Acaba onlar gerçekten onlar mı? Ya duygular? Aşk, sevgi, nefret, kıskançlık, sahip olmak, fedakarlık, hayranlık ve diğerleri? Onların tek bir tanımı var mı? Herkes için anlamları aynı mı? Kısacık bir oyuna bu soruların yanıtları sığdırılır mı? Unamuno, Dorst ve Prodüksiyon Tiyatrosu ekibi bir olup bunu başarmışlar. Oyunda rol alan Selçuk Yöntem, Tilbe Saran, Cüneyt Türel ve Bekir Aksoy'la söyleşi yapma fırsatı bulabildim. İşte bunlardan Selçuk Yöntem'le olanı:
Sanat yaşamınızı özetler misiniz?
1953 yılında İstanbul'da doğdum. Ortaokulda tiyatro kolunda idim. Daha o zamanlar tiyatrocu olmaya karar vermiştim. Başka bir mesleği ne düşündüm, ne de başka bir mesleği seçmek aklıma geldi. Tek isteğim tiyatrocu olmaktı. İlk sahneye çıkışım 1968 yılında Şişli Terakki Lisesi'nde oldu. "Mezunlar Cenneti" adlı oyunla ilk sahneye çıktım. Daha sonra 1975-1976 yılları arasında Ankara Devlet Tiyatro Yüksek Bölümü'nden mezun oldum. Akabinde de 1977 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu'nda çalışmaya başladım.
Okul yıllarınız... sınıf arkadaşlarınız?
O yıllar unutulmaz yıllardı. Sınıf arkadaşlarım arasında Derya Baykal, Mehmet Ali Erbil, Barış Eren, Zuhal Olcay, Haluk Bilginer... gibi değerli sanatçı arkadaşlarım vardı. Geçmişe pek dönülmez, ama ben onlarla geçirdiğimiz beş yıla tekrar dönüp, o güzel günleri tekrar yaşamak isterdim. O yıllarda çok güzel arkadaşlığımız oldu, çok güzel oyunlarda çalıştık, turneler yaptık. O günler çok keyifliydi. O yıllarda tüm bölümler; bale, orkestra, yaylılar, tiyatro... gibi hep bir arada idik. Unutulmayacak güzel günlerdi o günler...
Mezun olduktan sonra sahneyi ilk paylaştığınız sanatçılar?
Aktör olarak önem verdiğim rahmetli Sadettin Kılıç. Onu devamlı kulisten izlerdim. Çok iyi bir aktördü. Yıllar sonra 1994 yılında ilk yönettiğim İrfan Yalçın'ın "Aşağıdakiler" adlı oyunda Sadettin Kılıç ve İlkay Saran gibi oyuncularla beraber oynamıştım. Bu benim için çok önemlidir.
Sizi heyacanlandıran, unutamadığınız oyunlar?
Ben şanslı bir oyuncuyum. Çok iyi prodüksiyonlarda oynadım. "Deli Dumrul", "Peynirli Yumurta", "Ben Feuerbach", "Sevgili Palyaço"... gibi oyunları sayabilirim.
Yönetmenliğiniz ve aldığınız ödüller?
1994'te İrfan Yalçın'ın "Aşağıdakiler", 1995'te Savaş Dinçel'in "Gürültülü Patırtılı Bir Hikaye" adlı oyunları yönettim. Bu oyunla "Özgüye Değer Yönetmen" ödülünü aldım. Bunların dışında 1997-1998 sezonunda Haldun Taner'in "Ay Işığında Şamata" oyununu yönettim. Diğer ödüllerim ise: 1986-87 sezonunda "Dört Mevsim" adlı oyunla"Özgüye Değer Erkek Oyuncu" ödülünü, 1988-89 sezonunda "Peynirli Yumurta" adlı oyunla "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü, 1990-91 sezonunda "Deli Dumrul"daki rolüm ile "Ulvi Uraz En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü aldım. 1997 yılında "Ben Feuerbach" oyunu ile "Uluslararası Lions Birliği En İyi Erkek Oyuncu Ödülü"nü aldım.
Ya televizyon ve sinema çalışmalarınız?
"C Blok" adlı filmle "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödülünü aldım. "Deliyürek" ve "Kurtlar Vadisi" gibi dizilerde oynadım.
AKSM çok ödüllü bir tiyatro grubu. Siz bir yıldır bu gruptasınız. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Benden önceki oyunlarında her ödülden birer ödüle sahip bir grup AKSM. Özenli çalışma, en ince detaylara kadar konuya eğilme, iyi kadro, iyi metin ve iyi yönetmen. Tüm bunlar birleştiğinde böyle bir alkışı hak ediyor. Bu yıl yine ödül aldık. Tilbe Saran, ben, Cüneyt Türel hepimiz ödüllendirildik. Tabii bu ödüllerin altında mesleğe ciddi yaklaşımlar yatıyor.
Televizyonun tiyatroya olan etkisine nasıl bakıyorsunuz?
Televizyon işlem olarak olumsuz politika güttüğü için zarar getiriyor. Olumlu politika güdülse çok büyük yarar getirebilir tiyatroya. TRT hariç, hiçbir televizyon kanalı tiyatro veya sanat programı yapmıyor. Herşey tüketim ekonomisine yönelik olduğu için insanlar evden çıkmamaya programlanıyorlar. Bu yüzden de hem ekonomik hem sosyal konumlarından dolayı insanlar tiyatroya gitmiyorlar. Ancak Türkiye'nin tiyatro potansiyeli hala var. Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları doluyorlar. Özel tiyatrolar da çok büyük çaba harcayıp, cengaverlik yaparak koltuklarını doldurabiliyorlar.
Günümüzün Türk tiyatrosu üzerine düşünceleriniz?
Türk tiyatrosu varolabilmek için mücadele veriyor. Bence oyunculuk potensiyelimiz çok yüksek. Dünya tiyatrosuyla karşılaştırdığımızda teknik olarak zayıf kalabiliriz. Fakat Türk tiyatrosu dünya tiyatrosunda yerini almış bir tiyatrodur.
Yeterli oyun yazarımız var mı?
Yazar konusunda çok büyük sorunumuz yok. Ancak yeni yazarlarımız pek yetişmiyor. Hep fasit bir daire içinde dönüyoruz. Yazarlık bir problem. Hep aynı oyunlar oynanıyor. Yani yeni yazar yetişmeyince de yeni oyunlar pek gelmiyor.
Ya eleştirmen konusu?
Eleştirmenleri eleştirmek olmaz. Çünkü eleştiri herkesin kendi beynine, kültürüne, kendi görüş açısına göre değerlendirmedir. Tabiki bir işte yetkin ve yeterli bilgi donanıma sahip olmayan insanlar söz konusu değil. Bu donanıma sahip eleştirmenlerin eleştirilerini ya kabul edeceksiniz, ya da okumayıp, önem vermeyeceksiniz.
2004'ün Kasım'ında dokuzuncusu yapılan Berlin Diyalog Tiyatro Festivali çerçevesinde seyrettiğimiz "Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış" oyunu için Cumhuriyet gazetesinde yazmış olduğu yazısına şöyle başlamış tiyatro eleştirmeni Ayşegül Yüksel:
"...Tiyatronun günümüzde sinema televizyonla yarışamadığından, tiyatro çağının neredeyse kapandığından söz edip duruyoruz ya, kimi yazarlar ve tiyatrocular kimi zaman bir araya gelip 'tiyatro'nun tüm gücüyle suratımıza bir tokat yapıştırıveriyor. Ünlü yazar Tankred Dorst'un, İspanyol düşünce adamı ve yazar Miguel de Unamuno'nun bir uzun öyküsünden uyarlayıp oyunlaştırdığı, Zeynep Avcı'nın dilimize çevirdiği, Akbank Prodüksiyon Tiyatrosu'nca sahnelenen 'Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış' işte bu tür bir sahne olayı..." Ve yazısını şöyle bitiriyor:
"... Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış, tiyatronun tüm erdemlerini seyirciye cömertçe sunan bir çalışma. 'Tiyatro denen şey iyi ki var' dedirten..."
Işıl Kasapoğlu'nun yönettiği bu oyunda sanki bildik insanlar var karşımızda. Ama biz gerçekten tanıyor muyuz onları? ilk bakışta zannettiğimiz gibi mi her şey? Acaba onlar gerçekten onlar mı? Ya duygular? Aşk, sevgi, nefret, kıskançlık, sahip olmak, fedakarlık, hayranlık ve diğerleri? Onların tek bir tanımı var mı? Herkes için anlamları aynı mı? Kısacık bir oyuna bu soruların yanıtları sığdırılır mı? Unamuno, Dorst ve Prodüksiyon Tiyatrosu ekibi bir olup bunu başarmışlar. Oyunda rol alan Selçuk Yöntem, Tilbe Saran, Cüneyt Türel ve Bekir Aksoy'la söyleşi yapma fırsatı bulabildim. İşte bunlardan Selçuk Yöntem'le olanı:
Sanat yaşamınızı özetler misiniz?
1953 yılında İstanbul'da doğdum. Ortaokulda tiyatro kolunda idim. Daha o zamanlar tiyatrocu olmaya karar vermiştim. Başka bir mesleği ne düşündüm, ne de başka bir mesleği seçmek aklıma geldi. Tek isteğim tiyatrocu olmaktı. İlk sahneye çıkışım 1968 yılında Şişli Terakki Lisesi'nde oldu. "Mezunlar Cenneti" adlı oyunla ilk sahneye çıktım. Daha sonra 1975-1976 yılları arasında Ankara Devlet Tiyatro Yüksek Bölümü'nden mezun oldum. Akabinde de 1977 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu'nda çalışmaya başladım.
Okul yıllarınız... sınıf arkadaşlarınız?
O yıllar unutulmaz yıllardı. Sınıf arkadaşlarım arasında Derya Baykal, Mehmet Ali Erbil, Barış Eren, Zuhal Olcay, Haluk Bilginer... gibi değerli sanatçı arkadaşlarım vardı. Geçmişe pek dönülmez, ama ben onlarla geçirdiğimiz beş yıla tekrar dönüp, o güzel günleri tekrar yaşamak isterdim. O yıllarda çok güzel arkadaşlığımız oldu, çok güzel oyunlarda çalıştık, turneler yaptık. O günler çok keyifliydi. O yıllarda tüm bölümler; bale, orkestra, yaylılar, tiyatro... gibi hep bir arada idik. Unutulmayacak güzel günlerdi o günler...
Mezun olduktan sonra sahneyi ilk paylaştığınız sanatçılar?
Aktör olarak önem verdiğim rahmetli Sadettin Kılıç. Onu devamlı kulisten izlerdim. Çok iyi bir aktördü. Yıllar sonra 1994 yılında ilk yönettiğim İrfan Yalçın'ın "Aşağıdakiler" adlı oyunda Sadettin Kılıç ve İlkay Saran gibi oyuncularla beraber oynamıştım. Bu benim için çok önemlidir.
Sizi heyacanlandıran, unutamadığınız oyunlar?
Ben şanslı bir oyuncuyum. Çok iyi prodüksiyonlarda oynadım. "Deli Dumrul", "Peynirli Yumurta", "Ben Feuerbach", "Sevgili Palyaço"... gibi oyunları sayabilirim.
Yönetmenliğiniz ve aldığınız ödüller?
1994'te İrfan Yalçın'ın "Aşağıdakiler", 1995'te Savaş Dinçel'in "Gürültülü Patırtılı Bir Hikaye" adlı oyunları yönettim. Bu oyunla "Özgüye Değer Yönetmen" ödülünü aldım. Bunların dışında 1997-1998 sezonunda Haldun Taner'in "Ay Işığında Şamata" oyununu yönettim. Diğer ödüllerim ise: 1986-87 sezonunda "Dört Mevsim" adlı oyunla"Özgüye Değer Erkek Oyuncu" ödülünü, 1988-89 sezonunda "Peynirli Yumurta" adlı oyunla "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü, 1990-91 sezonunda "Deli Dumrul"daki rolüm ile "Ulvi Uraz En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü aldım. 1997 yılında "Ben Feuerbach" oyunu ile "Uluslararası Lions Birliği En İyi Erkek Oyuncu Ödülü"nü aldım.
Ya televizyon ve sinema çalışmalarınız?
"C Blok" adlı filmle "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödülünü aldım. "Deliyürek" ve "Kurtlar Vadisi" gibi dizilerde oynadım.
AKSM çok ödüllü bir tiyatro grubu. Siz bir yıldır bu gruptasınız. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Benden önceki oyunlarında her ödülden birer ödüle sahip bir grup AKSM. Özenli çalışma, en ince detaylara kadar konuya eğilme, iyi kadro, iyi metin ve iyi yönetmen. Tüm bunlar birleştiğinde böyle bir alkışı hak ediyor. Bu yıl yine ödül aldık. Tilbe Saran, ben, Cüneyt Türel hepimiz ödüllendirildik. Tabii bu ödüllerin altında mesleğe ciddi yaklaşımlar yatıyor.
Televizyonun tiyatroya olan etkisine nasıl bakıyorsunuz?
Televizyon işlem olarak olumsuz politika güttüğü için zarar getiriyor. Olumlu politika güdülse çok büyük yarar getirebilir tiyatroya. TRT hariç, hiçbir televizyon kanalı tiyatro veya sanat programı yapmıyor. Herşey tüketim ekonomisine yönelik olduğu için insanlar evden çıkmamaya programlanıyorlar. Bu yüzden de hem ekonomik hem sosyal konumlarından dolayı insanlar tiyatroya gitmiyorlar. Ancak Türkiye'nin tiyatro potansiyeli hala var. Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları doluyorlar. Özel tiyatrolar da çok büyük çaba harcayıp, cengaverlik yaparak koltuklarını doldurabiliyorlar.
Günümüzün Türk tiyatrosu üzerine düşünceleriniz?
Türk tiyatrosu varolabilmek için mücadele veriyor. Bence oyunculuk potensiyelimiz çok yüksek. Dünya tiyatrosuyla karşılaştırdığımızda teknik olarak zayıf kalabiliriz. Fakat Türk tiyatrosu dünya tiyatrosunda yerini almış bir tiyatrodur.
Yeterli oyun yazarımız var mı?
Yazar konusunda çok büyük sorunumuz yok. Ancak yeni yazarlarımız pek yetişmiyor. Hep fasit bir daire içinde dönüyoruz. Yazarlık bir problem. Hep aynı oyunlar oynanıyor. Yani yeni yazar yetişmeyince de yeni oyunlar pek gelmiyor.
Ya eleştirmen konusu?
Eleştirmenleri eleştirmek olmaz. Çünkü eleştiri herkesin kendi beynine, kültürüne, kendi görüş açısına göre değerlendirmedir. Tabiki bir işte yetkin ve yeterli bilgi donanıma sahip olmayan insanlar söz konusu değil. Bu donanıma sahip eleştirmenlerin eleştirilerini ya kabul edeceksiniz, ya da okumayıp, önem vermeyeceksiniz.