Original
13-05-07, 00:16
ŞEYH MUSLİHİDDİN CAMİİ
Yrd. Doç. Dr. Tülin ÇORUHLU
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Büyük Kaynarca (Topçu) Köyünün Tarihçesi
Yapının vakfiyesindeki şu ibare ‘....beş kıt’anın cümlesi Çavlu Hacı nam ile maruf karye ahalisinin mezreaları olup, .....bunların cümlesine Çavlu(1) Hacı Köyü namı verilmiş ve bu köye nisbet edilmiş...’(2) yer almaktadır. Bu bilgiden, Büyük Kaynarca Köyünün çevre mezraların merkezi olup, 1486 (H.902) yılında adının Çavlu Hacı köyü olduğu anlaşılmaktadır. Köyün tarihçesi ile ilgili bilgileri T.C. Devlet Arşivlerindeki bazı belgeler ile Şeyh Muslihuddin camisinin haziresindeki mezar taşlarının kitabelerinden bulabilmek mümkün olmaktadır. Arşiv belgelerine göre köyün 1778(H.1192)yılında medine-i Üsküdar’a tabi Kandıra’da kain olduğu, Kandıra kazasında Çavlu Hacı kariyesinde ve Yağtaş (Bektaş?) Divanında vaki olduğu bildirilmektedir.(3) Yine 1854(H.1271) tarihli bir başka belgede Yoros(Beykoz) kazasına tabi Şeyhli nahiyesine bağlı olduğu anlaşılmaktadır.(4) Şeyh Muslihiddin Camisinin haziresindeki Mezar taşlarının kitabelerinde de bu günkü Kaynarca ilçesinin eski adının Şeyhler kazası olarak geçtiği görülmektedir.(5)
Daha sonra Şeyhli(Şeyhler) nahiyesi Kaynarca-ı Kebir Köyü adı ile, Kocaeli vilayeti Kandıra Kazasına bağlı olduğu anlaşılmaktadır.(6) Şeyhler nahiyesi adı ile Kandıraya bağlı iken 1 Nisan 1959 tarihinde bölgenin en eski yerleşmesi olan Büyük Kaynarca köyünden Kaynarca adını alarak Kocaeli ilinin ilçesi olmuştur. Kaynarca ilçesinin 31 Ocak 1966 tarihinde Sakarya iline bağlanması ile birlikte Büyük Kaynarca Köyü de Sakarya ilinin bir köyü olmuştur.(7)
Coğrafi özellikler ve Eserin Konumu
Kaynarca ilçesi Kocaeli yarımadasının doğusunda yer almaktadır. İlçe Sakarya ili merkez ilçesi Adapazarı’na 34 km mesafede ve Adapazarı-Kefken yolu üzerindedir. Kuzeyinde Karadeniz, doğusunda Karasu ve Ferizli, güneyinde Söğütlü ve Adapazarı, batısında ise İzmit ve Kandıra ile komşudur. Deniz seviyesinden yüksekliği yaklaşık 50m. olan ilçenin yüzey şekillerini yüksekliği fazla olmayan platolar oluşturur. İlçenin bu günkü nüfusu yaklaşık 30 bin civarında olup, halkın büyük bir kısmını erken Osmanlı döneminden itibaren bölgeye yerleşmiş Türkmenler oluşturur. Son yıllarda ise Doğu karadeniz bölgesinden göç almıştır. Halkın geçimi tarım ve hayvancılıkdan sağlanır. İlçe merkezinde yaklaşık 15 km. uzaklıkta ve Karadeniz kıyısındaki Karaboğaz kumsalı ilçenin en önemli sayfiye yeridir. İlçenin 41 köyü mevcuttur.(8)
Kaynarca merkezinden kuzeye doğru 5km. mesafede ve stabilize bir yolla ulaşılan Büyük Kaynarca köyü, ortasından geçen ıslah edilmiş bir derenin iki yanında gelişmiş küçük bir köydür. Köy Hizmetleri Müdürlüğünün hazırlamış olduğu harita ile Sakarya Valiliğinin 1998 yılında yayınladığı kitapta(9) Büyük Kaynarca Köyünün diğer adı Topçu olarak geçmektedir. Aynı haritada Büyük Kaynarca Köyünün güneydoğusunda Topçu adı ile bir başka köy daha vardır. Tarihsiz olarak yayınlanmış 1998’den önceki Sakarya yıllığında yer alan haritada ise Topçu(10), Büyük Kaynarca köyünün hemen yakınında ve kuzey doğusunda bir köy olarak gösterilmiştir. Büyük Kaynarca köyü halkı ise köyün kuzey-batısında kalan bölgeye işaret ederek, bu mevkide bir Topçu Divanının varlığını geçmişte duyduklarını, ancak bu gün bu ismin kullanılmadığını bildirmektedirler. Caminin haziresindeki 1839 tarihli mezar taşının kitabesinde, köyün adının Kaynarca, 1922 tarihli bir diğer mezar taşında ise, Büyük Kaynarca olarak geçtiği anlaşılmaktadır.(11)
Büyük Kaynarca Köyünde genç nüfus yok denecek kadar azdır. Köy ilkokulunun çevre köylerden gelenler ile birlikte toplam 12 öğrencisi vardır(2001). Köy çevre köylerin de bağlı olduğu bir muhtarlıktır. Köyün yerli halkının çoğunluğunu Şeyh Muslihuddin Camisinin haziresinde yatan Kaymaslızade ailesinin devamı oluşturmaktadır.
Köye Kaynarca ilçesinden gelen yol köyün ortasında üç ağızlı bir kavşak oluşturmaktadır. Bu kavşaktan ayrılan yollardan kuzey-batıya doğru giden yol Dırmandılar(Tırmandılar), Hunlar, Eskiciler, Dağağzı köylerine, kuzey-doğuya doğru giden yol ise Mevcutlar,Kayacık, Hacımustafalar, Bezirciler, gibi köylere ulaşmaktadır. Söz konusu kavşağın kuzey-doğu bölümünde hemen yolun kenarında Büyük Kaynarca köyünün yeni camisi bulunmaktadır. 1990’lı yıllarda yapılan bu camiden önce köy halkı ibadetini araştırmamızın konusunu oluşturan Şeyh Muslihİddin camisinde yerine getirmekteydi. Yeni caminin güneyinde kalan yamaçta köyün yukarı mahallesi bulunmaktadır. Bu caminin kuzeyinden ve hemen cami bahçesi ile sınır olarak köyün deresi geçmektedir. Dere üzerinden beton ve dar bir köprü ile Şeyh Muslihiddin Camisinin avlusuna geçilmektedir. Köylünün ifadesine göre bu köprünün yerinde 1980’li yılların sonuna kadar ağaçtan yapılmış bir asma köprü bulunduğu ve derenin taşması nedeni ile sık sık hasar gördüğü için yerine beton köprü yapıldığı bildirmektedir. Doğuya doğru akan derenin iki yanında ise köyün aşağı mahallesi yer almaktadır. Dere bir süre daha doğuya devam ederek daha büyük bir dereye birleşerek Sakarya nehrine bağlanır. Köyün merkezindeki kavşaktan kuzey-batıya devam eden yol dereyi bir köprü ile geçtikten sonra tekrar ikiye ayrılmaktadır. Taş döşemesinden oldukça eski olduğu anlaşılan ana yoldan ayrılan bu yol Şeyh Muslihiddin Camisine doğru devam etmekte ve Caminin kuzey bahçe duvarını takib ederek uzanmaktadır.
Bu eski yolun ve cami avlusunun kuzey kısmında ise köyün eski okulu, yeni ilkokul, köyün öğretmenin evi ve imamının evi bulunmaktadır. Köy halkının kullandığı arazilerin büyük bir kısmının tapuları yoktur ve muhtemelen yeni caminin, okulların, köy öğretmeninin ve imamının evlerinin bulunduğu alanlarla birlikte, köylünün tarım alanları kıssahan El-Hac Muslihuddin Mustafa bin Cüneyt vakfına aittir(12).
CAMİNİN TARİHÇESİ VE MİMARİ ÖZELLİKLERİ:
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, 1767 numaralı defterde(13) yer alan H.902 (M.1486 ) tarihli Vakfiyede, yapının bulunduğu yerin Hacı Kıssahan namı ile şöhret bulan Muslihiddin Mustafa Bin Cüneyd tarafından yapıldığı, vakfiyede bahsedilen yapılardan birinin bu günkü Şeyh Muslihuddin Camii diye bilinen yapı olduğu anlaşılmaktadır. Bu yapı, Sultan II.Beyazıt tarafından Kıssahan El Hac Muslihuddin’e hibe edilen beş kıt’adan oluşan arazinin birici kıt’asında bulunmaktadır. Vakfiyede yapılan tarif üzerine bu günkü yer adları ile örtüşen bazı yer adları şöyledir; Birinci kıt’ada : Oğurlu tımarı=Uğurlu köyü, Balluca deresi=Ballıca deresi/köyü, ikinci kıt’a da : Kayacık=Kayacık, Sarubey=Sarubeyli, Depeköy=Tepeköy, Hatip tımarı= Hatipler, Saruhan oğlu Tımarı=Saruoğlu Köyü, Üçüncü Kıt’a da Sülük gölü=Sülüklü Belen mevki/gölü, Taş köprü=Taşlı Geçit, Cebe bükü=Cebeci, Bozburun=Bozburun, Dördüncü kıt’ada Şeyh Pınarı=Şeyh Tımarı, Beşinci Kıt’ada Büyük Köy Kışlası=Küçük Kışla, Sakari Suyu=Sakarya Nehri.(14) Beşyüz yıl geçmesine rağmen yer isimlerinin yakın benzerliği vakfiyenin bu bölgeye ait olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır. Ancak vakfiyenin içeriğinden anlaşıldığına göre yapı bir zaviyedir.(15) Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivlerinde yapılan araştırmaya göre Şeyhler Çavlıhacı karyesi ,(Yağtaş Divanı) Büyük Kaynarca köyünde El-Hac Muslihuddin camisinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Vakfiyede iki mescid , bir zaviye, iki değirmen, ev ve dükkanların bulunduğundan söz edilmektedir. Hatta dükkanların Kandıra çarşı yolu üzerinde ve Çavlıhacı karyesinin (Yağtaş divanı) kavşak noktasında olduğunu bildirmektedir.
Bugün köyde yaşayan yaşlılar “hemen caminin güney kenarından geçen derenin üzerinde 1940 lı yıllara kadar iki adet değirmenin bulunduğu, 1925’li yıllarda caminin kuzey doğusunda dükkanların, bir mektebin, kuzeyinde iki evin (Misafir evi) ahır ve buğday ambarlarının bulunduğu ve bunların bakımsızlıktan yıkılıp gittiğini’ belirtmektedir. Halen bir kısmı caminin içerisinde bulunan bazı modası geçmiş tarım makinalarının cami vakfına ait olduğunu ve bu makinaları vakıf adına köylünün kullanarak, gelirlerini camiye verdiklerini ve bu gelir ile caminin tamir edildiğini” ifade etmektedirler(16).
Bugün Şeyh Muslihiddin camisi olarak isimlendirilen yapı, vakfiyeye göre zaviyeli bir camidir. H.1236(1820) tarihinde Kaymaslı Mehmed Ağa’nın cami için yaptırdığı çeşmenin kitabesindeki bilgi, yapının 19.yüzyılın ilk çeyreğinde tamir edildiği anlaşılmak-tadır. Kaymaslı Mehmed Ağa’nın mezar taşına göre ölüm tarihi 1829’dur.
Cumhuriyet döneminde de yapıda bazı değişiklikler olduğuna işaret eden modern izler vardır. Minarenin yapıya sonradan eklendiği, yapıyla uyumsuz olduğu anlaşılmaktadır.
Ekrem Hakkı Ayverdi yapıyı Orhan Gazi Dönemine tarihleyerek, bu tezini aşağıdaki belgelerle savunmakta(17) olup bu belgelere tarafımızdan da ulaşılmıştır. Vakıf kayıtlarında "Evkaaf-ı mülhakadan Yoros Kazası’na bağlı Şeyhler Nahiyesi’nin Kaynarca-i Kebir Nahiyesin’nde Şeyh Muslihuddin Caami-i Şerifi”(18) olarak yapının banisi (yaptıranı) bildirilmektedir. Şeyh Muslihuddin Efendi, Orhan Gazi’nin Veziri Sinaüddin Yusuf Paşa’nın babasıdır. Aslında Ayverdi’nin müstakil olarak değerlndirdiği ve Orhan Gazi dönemi ile ilişkilendirdiği bu belge 1486 tarihli vakfiye ile bağlantılıdır. Bu durumda caminin Orhan Gazi dönemi ve Sinanüddin Yusuf Paşa ile ilişkisi yoktur.
Dolayısı ile vakfiyeye göre cami , Sultan II. Beyazıt tarafından Kıssahan El Hac Muslihuddin’e hibe edilen arazi üzerine, Şeyh Muslihuddin Mustafa b. Cüneyt tarafından, kendi öz kazancı ile inşa ettirilmiştir.
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Caminin Mimari Özellikleri:
Kullanılan Malzeme ve İnşa Tekniği:
Güneye doğru meyilli bir arazide inşa edilmiş olan yapının avlu duvarı muhtelif boyutlarda moloz taşlarla örülmüştür. Duvarlar zaman zaman tamir edildiği için taşlar yer yer beton harç ile birleştirilmiştir. Ancak özellikle kuzey avlu duvarındaki taşlar, duvarın alt seviyesinde bağlantı malzemesi kullanılmaksızın bindirme olarak inşa edildiği anlaşılmaktadır. Yapının vakfiyesinde caminin ağaçtan yapıldığı ve etrafının ulagu denilen tahta duvarla çevrili olduğu belirtilmektedir(19).
Bu günkü haliyle caminin temelinde arazinin meyilli olduğu yerlerde taş temel kullanıldığı görülmektedir. Taşlar köşelerde muntazam kesme ve yatık dikdörtgenler şeklinde kullanılmıştır. Sarı renkli temel taşları bölge taşıdır ve Kaynarca çevresinden temin edilmiş olmalıdır. Yapı, taş temel üzerine atılan büyük ağaç kütükler üzerine çantılı(20) denilen duvar örme tekniği ile inşa edilmiştir. Taş temelin üzerinde, zemine enine ve boyuna atılmış kalın ağaç kütüklerinin üzerine yerleştirilen yapının, duvarları ağaç kütükleri birbirinin üstüne mıhsız olarak bindirilerek inşa edilmiştir. Yaklaşık 15/20cm çapındaki ağaç kütükleri, alt ve üst kenarından kabaca pahlanmış ve üst üste oturtulmuştur. Kütükler köşelerde birbirine geçme olarak bağlanmıştır. Ayrıca harim duvarlarının her birinde ikişer kalın kütükten ara dikmelerle yapının mukavemeti arttırılmıştır. Üst yapı ise yine ağaç kütüklerinden yapılmış kiriş ve kolonlarla dört omuzlu(21) kırma çatı şeklinde inşa edilmiştir. Yapının duvarları, içten ve dıştan tahta kaplanmıştır. Ayrıca zemin ve tavanlarda da tahta kullanılmıştır. Zemin ve tavanlarda tahtalar kuzey-güney doğrultusunda yan yana çakılmıştır. Duvarlarda ise yatay ve dikey olarak üst üste dizilmiştir. Tahtaların genişlikleri 19-25cm arasında değişmektedir. Tahtalar dövme demir mıhlarla(çivi) çakılmıştır. Yuvarlak başlı, dörtgen gövdeli çiviler çakıldıklara yere göre yaklaşık 5 ila 10,5 cm uzunluğundadır. Demir malzeme, mıhlardan başka kapı kilit sistemlerinde ve menteşelerde de kullanılmıştır.
Taşıyıcı sütunlar yekpare olarak silindirik ağaç gövdelerinden şekillendirilmiştir. Ağaç türü olarak, bölgenin belirgin ağacı olan meşe ve gürgen kullanılmıştır. Meşe daha çok iç mekanda ve kaplama malzemesi olarak görülür. Taşıyıcılarda ve duvar kütüklerinde gürgen ağacı kullanılmıştır. Yapının üst örtüsü marsilya kiremiti ile kapatılmıştır.
:
Genel plan şeması
Vaziyet planı; Şeyh Musliddin camii etrafında mezarlık(hazire), tarla ve dere bulunan bir arazi üzerinde yer almaktadır. Caminin güneyindeki araziden geçerek, kuzey doğuya doğru hafif kıvrılarak akan dere caminin güney avlusuna doğru dar bir köprü ile geçit vermektedir. Köprünün güney-batısında Büyük Kaynarca köyü Camisi, tam karşısında ise Şeyh Muslihiddin camii yer almaktadır. Köprüden Şeyh Muslihiddin camii tarafına geçildiğinde, caminin güneydoğu köşesine 782cm, güney-batı köşesine ise 970cm uzaklık vardır. Caminin yaklaşık güney-batı köşesinden güneye doğru 370 cm. uzaklıktan başlayan bir duvar, batıya 1520cm. devam ettikten sonra kuzeye dönmektedir. Caminin batı avlu duvarının oluşturan bu duvar 3330cm. uzunluktadır. Bu batı duvarının kuzeye yakın tarafında iç kısımda cami çeşmeleri, dış kısmında kademeli olarak dereye doğru alçalan su yalakları bulunmaktadır. Duvarın kuzey batı köşesinde dışardan üç basamaklı merdiven ile duvar üstünden geçen ve içerden dört basamakla avluya inen geçişmerdiveni vardır. Avlu içinde, merdivenin önünden başlayan gayri muntazam taş kaplama yol, düz olarak caminin cümle kapısına ulaşmaktadır. Merdivenin bulunduğu bu köşenin caminin kuzey batı köşesine uzaklığı 1795cm.dir. bu noktadan doğuya dönen avlu duvarı 2610cm. devam ederek cami bahçesinin kuzey sınırını belirlemektedir. Caminin kuzey-doğu köşesine 1140cm.uzaklıkta iken hafif güney-doğu köşeye doğru meyil yaparak devam eden duvar 16-75cm. sonra caminin kuzey-doğu köşesine 1740cm. mesafede iken bitmektedir. Söz konusu duvar üzerinden cami bahçesine geçen bir merdiven bulunmaktadır.
Caminin doğu ve güney bahçe sınırını dere ve dere yatağı belirlemektedir. Caminin batı tarafında iki adet yaşlı selvi ağacı bulunur. Yukarıdaki sınırlarla belirlenmiş alanın ortasında kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlı, 1324x1704cm.boytlarında Şeyh Muslihiddin camii yer almaktadır. Caminin kuzey duvarı ortasında, kuzey tarafta uzun kenarı yapıya bağlı sundurma, batı duvarı ortasında yapının içine yerleştirilmiş kare kaideli silindirik minare bulunmaktadır.Caminin üzeri kuzey-güney doğrultusunda dört omuzlu kırma çatı ile örtülüdür. Yapının güney tarafta kalan kısmı hariç, doğu, kuzey ve batı tarafında kalan sınırlı avlusunda caminin haziresi yer almaktadır. Toplam 21 adet tesbit edilmiş olan eski mezarların dokuz adedi batı avluda, sekiz adedi kuzey avluda, dört adedi ise doğu avluda yer almaktadır.
Zemin Planı; Cami genel olarak kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlıdır. Yapının cümle kapısı dikdörtgenin kısa olan kuzey kenarında ortada ve mihrap ile aynı aks üzerindedir. Cümle kapısının ön kısmında, kare planlı sundurma bulunur. Sundurmanın örtü sistemi kuzeyde serbest iki ayak ile taşınmakta olup, güneyde cami duvarına bağlanmıştır. Camiye çift kanatlı ve içeriye doğru açılan kapı ile girilmektedir. Kuzey duvar üzerinde kapının iki tarafında birer tane pencere açıklığı bulunmaktadır. Kapıdan girildiğinde sağ tarafta mahfile çıkan merdiven vardır. Merdiven batıdan doğuya doğru yükselmekte olup sekiz basamaklıdır. Kapının hemen önünde kuzey duvara paralel 189cm. genişliğinde 870 cm. uzunluğunda bir koridor bulunmaktadır. Bu koridorun doğu kenarından bir basamak ile caminin doğu duvarı boyunca uzanan doğu yan mekanına geçilir. Söz konusu doğu yan mekanı 245x1704cm. boyutlarındadır. Bu mekanın kuzeyinde bir, doğusunda beş, güneyinde bir pencere açıklığı yer almaktadır. Ayrıca bu bölümün güney tarafında harime bakan batı duvarında bir pencere açıklığı daha vardır.
Cümle kapısı önündeki giriş koridorunun batı tarafından iki basamaklı merdiven ile batı yan mekanına geçilir. Bu mekan planda güney duvara kadar uzanmakla birlikte, harime yakın yerde kare kaideli minare ile bölünmüştür. Minarenin kuzeyinde kalan bölümün kuzey duvarında bir, batı duvarında bir pencere ve minare hizasında ise bir kapı açıklığı bulunmaktadır.Bu mekanda bulunan kapının karşısından yukarı son cemaat yeri mahfil katına çıkan bir merdiven vardır. Batı yan mekanın minareye kadar olan bölümü 234x727cm. boyutlarındadır. Bu mekanın uzantısı olan ve minare ile ayrılmış olan batı yan mekanın güney kısmına caminin güney tarafından girilir. Söz konusu girişin önünde bir eyvan ve eyvandan sonra 80 cm. genişliğinde bir kapı bulunmaktadır. Bu bölümün batı duvarında sırası ile 73,74,79 cm genişliğinde üç pencere bulunur. Pencerelerden üçüncüsü minare kaidesi hizasına rastlamakta olup, kapatılarak iptal edilmiştir. Diğer iki pencere açıktır. Aynı mekanın doğu duvarında ise harime bakan bir pencere açıklığı daha bulunmaktadır.
Harim ve son cemaat yerini ‘U’ şeklinde saran kuzey koridoru, doğu yan mekanı ve batı yan mekanı sütun ve payelerle son cemaat yerinden, paye ve taşıyıcı duvarlarla harimden ayrılmaktadır. Cami cümle kapısının önündeki koridor, orta kısmından 157cm. genişliğinde, 583cm. uzunluğunda bir koridorla harim kapısına bağlanmıştır. Harime uzanan bu koridorun doğu ve batı kenarı, kuzey-güney doğrultusunda üç serbest sütun ve güney kısmında harim duvarına bağlanarak bölünmüştür. Koridorun her iki yanında yer alan son cemaat yeri durumundaki bu mekanlara, koridorun kuzey tarafında yer alan sütunların arasından birer basamaklı merdiven ile geçilir.
Harim kısmına içeri doğru açılan çift kanatlı kapı ile girilir. Harim kapısı ana akstan güneye 20 cm. kadar kaymıştır. Harim kuzey-güney doğrultusunda kareye yakın dikdörtgen planlı olup, 790x871 cm. boyutlarındadır. Giriş kapısının batı tarafından onbir basamaklı merdiven ile mahfile çıkılmaktadır. Mahfili kuzey-güney doğrultusunda iki sıra halinde üçerden altı sütun taşımaktadır. Harimin doğu ve batı duvarlarında birer, güney duvarında ise dört pencere açıklığı bulunmaktadır. Güney cephedeki pencereler yan mekanlardaki dışa açılan pencerelerde olduğu gibi 73-74 cm. genişliklerindedir. Harimin güney-doğu köşesinde beş basamaklı merdiven ile çıkılan vaiz kürsüsü, güney duvar ortasında 125 cm. genişliğinde ve yapının dış cephesinden izlenemeyen, harimin içine doğru yerleştirilmiş mihrap nişi, mihrap nişinin batısındaki iki pencere arasına yerleştirilmiş kuzey kısmından sekiz basamaklımerdiven ile çıkılan minber bulunmaktadır. Minberin kürsü kısmı külah ile örtülüdür.
Mahfil katı planı ve örtü sistemi;
Giriş mekanı ve kuzey koridorun üzerini kaplayacak şekilde oluşturulan giriş(hazırlık) mekanı mahfili 787x788 cm. boyutlarında olup, kuzey batı köşesinde ve güney-batı köşesinde merdiven boşluğu bulunmaktadır. Ayrıca harim koridorunun mahfil seviyesindeki üst kısmı hazırlık mekanının güney duvarından itibaren 94x390 cm. boyutlarında adeta orta avlu gibi açık bırakılmıştır. Giriş mekanı mahfilinin güney-batı köşesinden minare merdivenlerine geçilmektedir.
Giriş mekanın güney duvarının batı tarafında harime bakan bir, doğu tarafında ise harime bakan bir pencere açıklığı vardır. Giriş mekanı mahfilinde doğu ve batı duvarlarda üçer, güney duvarda ise iki adet tavanı taşıyan taşıyıcı ayaklar vardır.
Harim mahfili harimin kuzey duvarı boyunca uzanmakta olup, 384 cm. genişliğindedir ve harimi U şeklinde sarmaktadır. Doğu ve batı duvarları boyunca 217x173cm. daha devam etmektedir. Harim mahfil katında da kuzey-güney yönünde üçerli iki serbest sütun sırası ve doğu batıda taşıyıcı duvarlar ve duvar payeleri ile örtü sistemi taşınmaktadır. Harim kısmının mahvil seviyesinde, kuzey duvardaki iki pencereden başka, doğu ve batı duvarlarda birer güney duvarda ise dört pencere açıklığı vardır.
Yapının üst örtüsü kuzey-güney doğrultusunda ortadan kırma , kuzey ve güney kenarlardan ikişerden dört omuzludur. Doğu ve batı kenarlardan ise yaklaşık doğu - batı yan mekanlarını örtecek şekilde aşağıya doğru oldukça meyilli saçaklıdır. Sundurmanın üst örtüsü ortadan kırma ve kuzey köşelerden birer omuzludur.
CAMİNİN HAZİRESİ
Hazirenin Genel Durumu, Mezar Taşlarının Tarihlenmesi, Defnedilen Kişiler
Caminin mezarlığı (haziresi), avlu duvarı ile sınırlı alan içerisinde ve caminin güneyi hariç diğer üç yönde yer almaktadır.
Eski ve yeni mezarlar bir aradadır ve hazireye defin devam etmektedir. Son derece bakımsız durumda olan hazirede zaman zaman define arayıcılarının kaçak kazılar yaparak mezarlığı tahrip ettiği anlaşılmaktadır. Mezarlıkta menhir şeklinde yontulmuş, üzerinde hiçbir bezeme ve tarih bulunmayan taşlar da vardır. Bunların Türklerin yaşadığı çeşitli bölgelerde rastladığımız Türkmen mezar taşlarından hiçbir farkı yoktur. Ancak tarihlendirilmeleri konusunda bir değerlendirmeden çok mezarlığın en eski mezar taşları olabilecekleri düşünülebilir.
Haziredeki mezar taşlarından Osmanlı dönemine ait olanları genel itibarı ile Kaymaslı Emin Ağa ve onun soyundan kişilere aittir. Bu gün dahi mezarlığı aynı aile kullanmaktadır. Bu aile dışında mezarlıkta camiye ve Kaymaslı ailesine hizmet eden kişiler ve aileleri yatmaktadır. Tarihli eski mezartaşı Katalogda 10 numarada kayıtlı ve 1829 tarihli Kaymaslı Mehmed Ağa’nın mezar taşıdır. Katologdaki en yeni mezartaşı ise 1922 tarihli Büyük Kaynarca camisinin hatibi Nuri Efendinin kızı Şahinder hanıma ait mezar taşıdır. 1922 yılından sonraki mezar taşları kataloğa dahil edilmemiştir. Bu haliyle mezarlıkta eski 21 mezar vardır. Ancak mezarlığın durumundan daha fazla olması gerektiği ve tahrip edildiği anlaşılmaktadır.
Haziredeki yirmibir mezardan dokuz adedi avlunun batısında, sekiz adedi avlunun kuzeyinde, dört adedi ise avlunun doğusunda yer almaktadır. Mezarlardan yedi adedinin ayak ve baş taşı, onüç adedinin baş taşı, bir adedinin ise sadece ayak taşı mevcuttur. Katalogta 1 ve 4 numaralı mezar taşları ise yerinden çıkarılmıştır ve kırıktır. Taşların kitabeli ve süslemeli yüzeyleri camiye bakmaktadır. Yani batıdaki taşlar doğuya, kuzeydeki taşlar güneye, doğudaki taşlar ise batıya bakmaktadır. Muhtemelen mezarlıkta yatan Kaymaslı ailesinden Mehmed Emin’in imzasını taşıyan bir vesikaya başbakanlık devlet Arşivlerinde rastlamaktayız.(22) Belgede caminin müezzinlerinin görev değişikliği ile ilgili bir ilam karşımıza çıkmaktadır.
Başka bir belge ise yine mezarlıkta yatan ve mezartaşı kitabesine göre kaynaca Hafızı Mustafa Eferdinin adını taşımaktadır.(23) Belgede ‘Kocaeli Sancağında vaki Adapazarı kazası dahilinde kain müteveffa (vefat etmiş olan) Kıssahan el-Hac Muslihuddin tevliyeti (vakıf işlerine bakma vazifesi)(kaymakamı) tarafından kaza-i mezbur voyvodalarına ihale ve ilzam oluna geldiği .....tekrar Hafız Mustafa nam-ı kimseye bağ buyruldu. İhale etmiş .....’ şeklinde geçen ifadeden de anlaşıldığına göre Şeyh Muslihiddin vakfının işletmesi Kaynarca Muhafızı (hafızı) Mustafa’ya verilmiştir. öteden beri liva-i mezbur mütesellimleri
Yine Arşiv Belgelerine göre Mustafa Reşit Efendi’nin camiye görev atamalarında yetki sahibi olduğu anlaşılmaktadır.(24) Aynı belgede yapı, Yoros Kazasına tabi Şeyhli nahiyesinde Büyük Kaynarca nam mevkide vaki Şeyh Muslihiddin Cami-i Şerifi adı ile geçmektedir. Resit Efendi muhtemelen Mezarlıkta bulunan ve katoloğun 16. Sırasındaki Reşit Ağa’dır. 1775 tarihli Devlet Arşivleri belgesinde(25) ise ‘Üsküdar’a tabi Kandıra’da kain Kıssahan Muslihuddin vakfının bervechi iştirak evladiyet ve meşrutiyet üzre mütevellilerinden İbrahim bin El-Hac Mustafa vefat etmein, mutasarruf olduğu vazifeyi muayyenesi ba’i-si arz-ı ubudiyet karındaşı Mehmed Ağa bin El-Hac Mustafaya .... tevcih...’ şeklinde Osmanlı Vakıf işlerinden sorumlu memur Hamdullah tarafından teklif edildiği öğrenilmektedir. Söz konusu Mehmed Ağa’nın Şeyh Muslihiddin camisi haziresinde yatan ve mezar taşında ölüm tarihi 1829(H.1245) olan Kaymaslı(26) Mehmed Ağa olabileceği düşüncesini doğurmaktadır. Bu bilgileri doğru kabul ettiğimiz takdirde Mehmed Ağa vakıf evladıdır ve Mütevelli konumundadır. Büyük Kaynarca köyünde yaşayan Kaymaslı ailesinin büyüklerinin ifadesine göre büyük dedeleri Mehmed Ağa Kaymas’dan geldiği için Kaymaslı lakabını almıştır.
Vakıf yapıları Mütevelli yada işleten tarafından tamir ve bakım yapıldığını düşünürsek, Şeyh Muslihiddin camisi Kaymaslı Mehmed Ağa tarafından tamir edildiğini Büyük Kaynarca köyü halkı tarafından günümüze aktarılan bir bilgidir. Dolayısı ile Kaymaslızade adı ile Cami haziresinde yatan kişilerin vakıf mütevellileri olması ihtimali kuvvetlenmektedir.
Sultan Beyazıt’ın mührünü taşıyan H.902(M.1496) tarihli Kıssahan el-Hac Muslihiddin vakfiyesinin beş kıt’a dan oluşan mal varlığının Çavlu Hacı Kariyesinde olanının tamamını ‘Zikrolunun Çavlu Hacı Kariyesi arazisinden mezbur beş kıt’a dan Yağtaş namı verilen birinci kıt’a da bina eylediği darın tamamını. Altı üstü odaları ve ahurları, buğday ambarları ve furun ve kenifleri ve bil cümle muhteviyatı ve hudut ve hukuk ve taraik ve merafık-ı ve mezkur ve gayr-i meskur ve isimleri tasnif edilmemiş ve cümle mensubatı ile birlikte sağ bulundukça nefsi kerimine vakıf eyledi ve vefatından sonra meskur dar’ın ahşaptan mamul ve Türkçe’de ulagu tabir edilen duvar içindeki kısmını; içinde sakin bulunan ve camii meskurun hatibinden okuyan talebe-i uluma sonra meskur karyeye inen misafir ve mücavirlere vakıf eyledi. Ve kezalik meskur dar’ın tahtadan mamul ve Türkçe’de tahta havlu tabir edilen duvar içindeki kısmını sulbi evladına sonra oğullarının oğullarına sonra bu vakfiyede kariye-i meskurenin vakfiyetinin şartları meyanında beyan edilecek tertib üzre sair evladına vakıf eyledi. ...(27)’ evlatlarını da mağdur bırakmayacak şekilde vakfettiğini bildirmektedir. Vakfiyenin bu bölümündeki bilgi de Kaymaslı Mehmed Ağa’nın vakıf evladı olduğu fikrini kuvvetlendirmektedir.
Cami Haziresinde tarihli en erken mezar taşı Mehmet Ağaya aittir. Aynı aileden daha sonraki gömüler Kaymaslı Mehmed Ağa’nın muhtemelen büyük oğlu Mehmet Emin Ağa ve yakınları olarak karşımıza çıkar. Katalogda 8 numarada kayıtlı olan kendisine ait mezar taşı üzerindeki kitabede ‘Rikab-ı humayun-u şahane Kapucubaşılarından ve Şeyhler Kazası Hanedan-ı Kadiminden’ olduğu anlaşılmaktadır. Diğer mezar taşları 1831 tarihli ve katalogda 17 numarada kayıtlı Mehammed Emin Ağa’nın Arap cariyesi, 1859 tarihli ve katalogda 6 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın karısı Hanife Hanım, 1866 tarihli ve katalogda 7 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın karısı Münire hanım, 1830 tarihli ve katalogda 11 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın çocuk yaşta öldüğü anlaşılan oğlu Mehmed Halim Bey, 1840 tarihli ve katalogda 3 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın oğlu Musa Muhterem Bey, 1868 tarihli ve katalogda 12 numarada kayıtlı Mehmet Emin Ağa’nın oğlu Muhammet Bey, 1834 tarihli ve katalogda 13 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın kız Hanife Atiye hanım, 1840 tarihli ve katalogda 1 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın kızı Emine Sabire hanım, 1847 tarihli ve katalogda 14 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın kızı Fatma Saniye hanım bulunmaktadır.
Dolayısı ile Kaymaslızade Mehmed Emin Ağa’nın iki karısı, üç oğlu ve üç kızı bu hazirede yatmaktadır. Bunun dışında Mehmed Emin Ağa’nın muhtemelen küçük erkek kardeşi 1870 tarihli ve katalogda 4 numarada kayıtlı Emin Bey’de aynı hazirede yatmaktadır. Kaymaslı ailesinden başka katalogda 2 numarada kayıtlı ve 1922 tarihli Büyük Kaynarca cami-i şerifi hatibi Nuri Efendi’nin kızı Şahider hanım, katalogda 9 numarada kayıtlı ve 1886 tarihli Mehmed Emin Ağa’nın hocası Bursalı Mehmet Efendi, katalogda 15 numarada kayıtlı ve 1839 tarihli Kaynarca Muhafızı Mustafa Efendi, katalogda 16 numarada kayıtlı ve 1870 tarihli Reşit Ağa, katalogda 18 numarada kayıtlı ve 1869 tarihli Abdurahman Ağa’nın karısı Fatma hanım bu hazirede yatmaktadır.
Yrd. Doç. Dr. Tülin ÇORUHLU
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Büyük Kaynarca (Topçu) Köyünün Tarihçesi
Yapının vakfiyesindeki şu ibare ‘....beş kıt’anın cümlesi Çavlu Hacı nam ile maruf karye ahalisinin mezreaları olup, .....bunların cümlesine Çavlu(1) Hacı Köyü namı verilmiş ve bu köye nisbet edilmiş...’(2) yer almaktadır. Bu bilgiden, Büyük Kaynarca Köyünün çevre mezraların merkezi olup, 1486 (H.902) yılında adının Çavlu Hacı köyü olduğu anlaşılmaktadır. Köyün tarihçesi ile ilgili bilgileri T.C. Devlet Arşivlerindeki bazı belgeler ile Şeyh Muslihuddin camisinin haziresindeki mezar taşlarının kitabelerinden bulabilmek mümkün olmaktadır. Arşiv belgelerine göre köyün 1778(H.1192)yılında medine-i Üsküdar’a tabi Kandıra’da kain olduğu, Kandıra kazasında Çavlu Hacı kariyesinde ve Yağtaş (Bektaş?) Divanında vaki olduğu bildirilmektedir.(3) Yine 1854(H.1271) tarihli bir başka belgede Yoros(Beykoz) kazasına tabi Şeyhli nahiyesine bağlı olduğu anlaşılmaktadır.(4) Şeyh Muslihiddin Camisinin haziresindeki Mezar taşlarının kitabelerinde de bu günkü Kaynarca ilçesinin eski adının Şeyhler kazası olarak geçtiği görülmektedir.(5)
Daha sonra Şeyhli(Şeyhler) nahiyesi Kaynarca-ı Kebir Köyü adı ile, Kocaeli vilayeti Kandıra Kazasına bağlı olduğu anlaşılmaktadır.(6) Şeyhler nahiyesi adı ile Kandıraya bağlı iken 1 Nisan 1959 tarihinde bölgenin en eski yerleşmesi olan Büyük Kaynarca köyünden Kaynarca adını alarak Kocaeli ilinin ilçesi olmuştur. Kaynarca ilçesinin 31 Ocak 1966 tarihinde Sakarya iline bağlanması ile birlikte Büyük Kaynarca Köyü de Sakarya ilinin bir köyü olmuştur.(7)
Coğrafi özellikler ve Eserin Konumu
Kaynarca ilçesi Kocaeli yarımadasının doğusunda yer almaktadır. İlçe Sakarya ili merkez ilçesi Adapazarı’na 34 km mesafede ve Adapazarı-Kefken yolu üzerindedir. Kuzeyinde Karadeniz, doğusunda Karasu ve Ferizli, güneyinde Söğütlü ve Adapazarı, batısında ise İzmit ve Kandıra ile komşudur. Deniz seviyesinden yüksekliği yaklaşık 50m. olan ilçenin yüzey şekillerini yüksekliği fazla olmayan platolar oluşturur. İlçenin bu günkü nüfusu yaklaşık 30 bin civarında olup, halkın büyük bir kısmını erken Osmanlı döneminden itibaren bölgeye yerleşmiş Türkmenler oluşturur. Son yıllarda ise Doğu karadeniz bölgesinden göç almıştır. Halkın geçimi tarım ve hayvancılıkdan sağlanır. İlçe merkezinde yaklaşık 15 km. uzaklıkta ve Karadeniz kıyısındaki Karaboğaz kumsalı ilçenin en önemli sayfiye yeridir. İlçenin 41 köyü mevcuttur.(8)
Kaynarca merkezinden kuzeye doğru 5km. mesafede ve stabilize bir yolla ulaşılan Büyük Kaynarca köyü, ortasından geçen ıslah edilmiş bir derenin iki yanında gelişmiş küçük bir köydür. Köy Hizmetleri Müdürlüğünün hazırlamış olduğu harita ile Sakarya Valiliğinin 1998 yılında yayınladığı kitapta(9) Büyük Kaynarca Köyünün diğer adı Topçu olarak geçmektedir. Aynı haritada Büyük Kaynarca Köyünün güneydoğusunda Topçu adı ile bir başka köy daha vardır. Tarihsiz olarak yayınlanmış 1998’den önceki Sakarya yıllığında yer alan haritada ise Topçu(10), Büyük Kaynarca köyünün hemen yakınında ve kuzey doğusunda bir köy olarak gösterilmiştir. Büyük Kaynarca köyü halkı ise köyün kuzey-batısında kalan bölgeye işaret ederek, bu mevkide bir Topçu Divanının varlığını geçmişte duyduklarını, ancak bu gün bu ismin kullanılmadığını bildirmektedirler. Caminin haziresindeki 1839 tarihli mezar taşının kitabesinde, köyün adının Kaynarca, 1922 tarihli bir diğer mezar taşında ise, Büyük Kaynarca olarak geçtiği anlaşılmaktadır.(11)
Büyük Kaynarca Köyünde genç nüfus yok denecek kadar azdır. Köy ilkokulunun çevre köylerden gelenler ile birlikte toplam 12 öğrencisi vardır(2001). Köy çevre köylerin de bağlı olduğu bir muhtarlıktır. Köyün yerli halkının çoğunluğunu Şeyh Muslihuddin Camisinin haziresinde yatan Kaymaslızade ailesinin devamı oluşturmaktadır.
Köye Kaynarca ilçesinden gelen yol köyün ortasında üç ağızlı bir kavşak oluşturmaktadır. Bu kavşaktan ayrılan yollardan kuzey-batıya doğru giden yol Dırmandılar(Tırmandılar), Hunlar, Eskiciler, Dağağzı köylerine, kuzey-doğuya doğru giden yol ise Mevcutlar,Kayacık, Hacımustafalar, Bezirciler, gibi köylere ulaşmaktadır. Söz konusu kavşağın kuzey-doğu bölümünde hemen yolun kenarında Büyük Kaynarca köyünün yeni camisi bulunmaktadır. 1990’lı yıllarda yapılan bu camiden önce köy halkı ibadetini araştırmamızın konusunu oluşturan Şeyh Muslihİddin camisinde yerine getirmekteydi. Yeni caminin güneyinde kalan yamaçta köyün yukarı mahallesi bulunmaktadır. Bu caminin kuzeyinden ve hemen cami bahçesi ile sınır olarak köyün deresi geçmektedir. Dere üzerinden beton ve dar bir köprü ile Şeyh Muslihiddin Camisinin avlusuna geçilmektedir. Köylünün ifadesine göre bu köprünün yerinde 1980’li yılların sonuna kadar ağaçtan yapılmış bir asma köprü bulunduğu ve derenin taşması nedeni ile sık sık hasar gördüğü için yerine beton köprü yapıldığı bildirmektedir. Doğuya doğru akan derenin iki yanında ise köyün aşağı mahallesi yer almaktadır. Dere bir süre daha doğuya devam ederek daha büyük bir dereye birleşerek Sakarya nehrine bağlanır. Köyün merkezindeki kavşaktan kuzey-batıya devam eden yol dereyi bir köprü ile geçtikten sonra tekrar ikiye ayrılmaktadır. Taş döşemesinden oldukça eski olduğu anlaşılan ana yoldan ayrılan bu yol Şeyh Muslihiddin Camisine doğru devam etmekte ve Caminin kuzey bahçe duvarını takib ederek uzanmaktadır.
Bu eski yolun ve cami avlusunun kuzey kısmında ise köyün eski okulu, yeni ilkokul, köyün öğretmenin evi ve imamının evi bulunmaktadır. Köy halkının kullandığı arazilerin büyük bir kısmının tapuları yoktur ve muhtemelen yeni caminin, okulların, köy öğretmeninin ve imamının evlerinin bulunduğu alanlarla birlikte, köylünün tarım alanları kıssahan El-Hac Muslihuddin Mustafa bin Cüneyt vakfına aittir(12).
CAMİNİN TARİHÇESİ VE MİMARİ ÖZELLİKLERİ:
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, 1767 numaralı defterde(13) yer alan H.902 (M.1486 ) tarihli Vakfiyede, yapının bulunduğu yerin Hacı Kıssahan namı ile şöhret bulan Muslihiddin Mustafa Bin Cüneyd tarafından yapıldığı, vakfiyede bahsedilen yapılardan birinin bu günkü Şeyh Muslihuddin Camii diye bilinen yapı olduğu anlaşılmaktadır. Bu yapı, Sultan II.Beyazıt tarafından Kıssahan El Hac Muslihuddin’e hibe edilen beş kıt’adan oluşan arazinin birici kıt’asında bulunmaktadır. Vakfiyede yapılan tarif üzerine bu günkü yer adları ile örtüşen bazı yer adları şöyledir; Birinci kıt’ada : Oğurlu tımarı=Uğurlu köyü, Balluca deresi=Ballıca deresi/köyü, ikinci kıt’a da : Kayacık=Kayacık, Sarubey=Sarubeyli, Depeköy=Tepeköy, Hatip tımarı= Hatipler, Saruhan oğlu Tımarı=Saruoğlu Köyü, Üçüncü Kıt’a da Sülük gölü=Sülüklü Belen mevki/gölü, Taş köprü=Taşlı Geçit, Cebe bükü=Cebeci, Bozburun=Bozburun, Dördüncü kıt’ada Şeyh Pınarı=Şeyh Tımarı, Beşinci Kıt’ada Büyük Köy Kışlası=Küçük Kışla, Sakari Suyu=Sakarya Nehri.(14) Beşyüz yıl geçmesine rağmen yer isimlerinin yakın benzerliği vakfiyenin bu bölgeye ait olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır. Ancak vakfiyenin içeriğinden anlaşıldığına göre yapı bir zaviyedir.(15) Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivlerinde yapılan araştırmaya göre Şeyhler Çavlıhacı karyesi ,(Yağtaş Divanı) Büyük Kaynarca köyünde El-Hac Muslihuddin camisinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Vakfiyede iki mescid , bir zaviye, iki değirmen, ev ve dükkanların bulunduğundan söz edilmektedir. Hatta dükkanların Kandıra çarşı yolu üzerinde ve Çavlıhacı karyesinin (Yağtaş divanı) kavşak noktasında olduğunu bildirmektedir.
Bugün köyde yaşayan yaşlılar “hemen caminin güney kenarından geçen derenin üzerinde 1940 lı yıllara kadar iki adet değirmenin bulunduğu, 1925’li yıllarda caminin kuzey doğusunda dükkanların, bir mektebin, kuzeyinde iki evin (Misafir evi) ahır ve buğday ambarlarının bulunduğu ve bunların bakımsızlıktan yıkılıp gittiğini’ belirtmektedir. Halen bir kısmı caminin içerisinde bulunan bazı modası geçmiş tarım makinalarının cami vakfına ait olduğunu ve bu makinaları vakıf adına köylünün kullanarak, gelirlerini camiye verdiklerini ve bu gelir ile caminin tamir edildiğini” ifade etmektedirler(16).
Bugün Şeyh Muslihiddin camisi olarak isimlendirilen yapı, vakfiyeye göre zaviyeli bir camidir. H.1236(1820) tarihinde Kaymaslı Mehmed Ağa’nın cami için yaptırdığı çeşmenin kitabesindeki bilgi, yapının 19.yüzyılın ilk çeyreğinde tamir edildiği anlaşılmak-tadır. Kaymaslı Mehmed Ağa’nın mezar taşına göre ölüm tarihi 1829’dur.
Cumhuriyet döneminde de yapıda bazı değişiklikler olduğuna işaret eden modern izler vardır. Minarenin yapıya sonradan eklendiği, yapıyla uyumsuz olduğu anlaşılmaktadır.
Ekrem Hakkı Ayverdi yapıyı Orhan Gazi Dönemine tarihleyerek, bu tezini aşağıdaki belgelerle savunmakta(17) olup bu belgelere tarafımızdan da ulaşılmıştır. Vakıf kayıtlarında "Evkaaf-ı mülhakadan Yoros Kazası’na bağlı Şeyhler Nahiyesi’nin Kaynarca-i Kebir Nahiyesin’nde Şeyh Muslihuddin Caami-i Şerifi”(18) olarak yapının banisi (yaptıranı) bildirilmektedir. Şeyh Muslihuddin Efendi, Orhan Gazi’nin Veziri Sinaüddin Yusuf Paşa’nın babasıdır. Aslında Ayverdi’nin müstakil olarak değerlndirdiği ve Orhan Gazi dönemi ile ilişkilendirdiği bu belge 1486 tarihli vakfiye ile bağlantılıdır. Bu durumda caminin Orhan Gazi dönemi ve Sinanüddin Yusuf Paşa ile ilişkisi yoktur.
Dolayısı ile vakfiyeye göre cami , Sultan II. Beyazıt tarafından Kıssahan El Hac Muslihuddin’e hibe edilen arazi üzerine, Şeyh Muslihuddin Mustafa b. Cüneyt tarafından, kendi öz kazancı ile inşa ettirilmiştir.
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Caminin Mimari Özellikleri:
Kullanılan Malzeme ve İnşa Tekniği:
Güneye doğru meyilli bir arazide inşa edilmiş olan yapının avlu duvarı muhtelif boyutlarda moloz taşlarla örülmüştür. Duvarlar zaman zaman tamir edildiği için taşlar yer yer beton harç ile birleştirilmiştir. Ancak özellikle kuzey avlu duvarındaki taşlar, duvarın alt seviyesinde bağlantı malzemesi kullanılmaksızın bindirme olarak inşa edildiği anlaşılmaktadır. Yapının vakfiyesinde caminin ağaçtan yapıldığı ve etrafının ulagu denilen tahta duvarla çevrili olduğu belirtilmektedir(19).
Bu günkü haliyle caminin temelinde arazinin meyilli olduğu yerlerde taş temel kullanıldığı görülmektedir. Taşlar köşelerde muntazam kesme ve yatık dikdörtgenler şeklinde kullanılmıştır. Sarı renkli temel taşları bölge taşıdır ve Kaynarca çevresinden temin edilmiş olmalıdır. Yapı, taş temel üzerine atılan büyük ağaç kütükler üzerine çantılı(20) denilen duvar örme tekniği ile inşa edilmiştir. Taş temelin üzerinde, zemine enine ve boyuna atılmış kalın ağaç kütüklerinin üzerine yerleştirilen yapının, duvarları ağaç kütükleri birbirinin üstüne mıhsız olarak bindirilerek inşa edilmiştir. Yaklaşık 15/20cm çapındaki ağaç kütükleri, alt ve üst kenarından kabaca pahlanmış ve üst üste oturtulmuştur. Kütükler köşelerde birbirine geçme olarak bağlanmıştır. Ayrıca harim duvarlarının her birinde ikişer kalın kütükten ara dikmelerle yapının mukavemeti arttırılmıştır. Üst yapı ise yine ağaç kütüklerinden yapılmış kiriş ve kolonlarla dört omuzlu(21) kırma çatı şeklinde inşa edilmiştir. Yapının duvarları, içten ve dıştan tahta kaplanmıştır. Ayrıca zemin ve tavanlarda da tahta kullanılmıştır. Zemin ve tavanlarda tahtalar kuzey-güney doğrultusunda yan yana çakılmıştır. Duvarlarda ise yatay ve dikey olarak üst üste dizilmiştir. Tahtaların genişlikleri 19-25cm arasında değişmektedir. Tahtalar dövme demir mıhlarla(çivi) çakılmıştır. Yuvarlak başlı, dörtgen gövdeli çiviler çakıldıklara yere göre yaklaşık 5 ila 10,5 cm uzunluğundadır. Demir malzeme, mıhlardan başka kapı kilit sistemlerinde ve menteşelerde de kullanılmıştır.
Taşıyıcı sütunlar yekpare olarak silindirik ağaç gövdelerinden şekillendirilmiştir. Ağaç türü olarak, bölgenin belirgin ağacı olan meşe ve gürgen kullanılmıştır. Meşe daha çok iç mekanda ve kaplama malzemesi olarak görülür. Taşıyıcılarda ve duvar kütüklerinde gürgen ağacı kullanılmıştır. Yapının üst örtüsü marsilya kiremiti ile kapatılmıştır.
:
Genel plan şeması
Vaziyet planı; Şeyh Musliddin camii etrafında mezarlık(hazire), tarla ve dere bulunan bir arazi üzerinde yer almaktadır. Caminin güneyindeki araziden geçerek, kuzey doğuya doğru hafif kıvrılarak akan dere caminin güney avlusuna doğru dar bir köprü ile geçit vermektedir. Köprünün güney-batısında Büyük Kaynarca köyü Camisi, tam karşısında ise Şeyh Muslihiddin camii yer almaktadır. Köprüden Şeyh Muslihiddin camii tarafına geçildiğinde, caminin güneydoğu köşesine 782cm, güney-batı köşesine ise 970cm uzaklık vardır. Caminin yaklaşık güney-batı köşesinden güneye doğru 370 cm. uzaklıktan başlayan bir duvar, batıya 1520cm. devam ettikten sonra kuzeye dönmektedir. Caminin batı avlu duvarının oluşturan bu duvar 3330cm. uzunluktadır. Bu batı duvarının kuzeye yakın tarafında iç kısımda cami çeşmeleri, dış kısmında kademeli olarak dereye doğru alçalan su yalakları bulunmaktadır. Duvarın kuzey batı köşesinde dışardan üç basamaklı merdiven ile duvar üstünden geçen ve içerden dört basamakla avluya inen geçişmerdiveni vardır. Avlu içinde, merdivenin önünden başlayan gayri muntazam taş kaplama yol, düz olarak caminin cümle kapısına ulaşmaktadır. Merdivenin bulunduğu bu köşenin caminin kuzey batı köşesine uzaklığı 1795cm.dir. bu noktadan doğuya dönen avlu duvarı 2610cm. devam ederek cami bahçesinin kuzey sınırını belirlemektedir. Caminin kuzey-doğu köşesine 1140cm.uzaklıkta iken hafif güney-doğu köşeye doğru meyil yaparak devam eden duvar 16-75cm. sonra caminin kuzey-doğu köşesine 1740cm. mesafede iken bitmektedir. Söz konusu duvar üzerinden cami bahçesine geçen bir merdiven bulunmaktadır.
Caminin doğu ve güney bahçe sınırını dere ve dere yatağı belirlemektedir. Caminin batı tarafında iki adet yaşlı selvi ağacı bulunur. Yukarıdaki sınırlarla belirlenmiş alanın ortasında kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlı, 1324x1704cm.boytlarında Şeyh Muslihiddin camii yer almaktadır. Caminin kuzey duvarı ortasında, kuzey tarafta uzun kenarı yapıya bağlı sundurma, batı duvarı ortasında yapının içine yerleştirilmiş kare kaideli silindirik minare bulunmaktadır.Caminin üzeri kuzey-güney doğrultusunda dört omuzlu kırma çatı ile örtülüdür. Yapının güney tarafta kalan kısmı hariç, doğu, kuzey ve batı tarafında kalan sınırlı avlusunda caminin haziresi yer almaktadır. Toplam 21 adet tesbit edilmiş olan eski mezarların dokuz adedi batı avluda, sekiz adedi kuzey avluda, dört adedi ise doğu avluda yer almaktadır.
Zemin Planı; Cami genel olarak kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlıdır. Yapının cümle kapısı dikdörtgenin kısa olan kuzey kenarında ortada ve mihrap ile aynı aks üzerindedir. Cümle kapısının ön kısmında, kare planlı sundurma bulunur. Sundurmanın örtü sistemi kuzeyde serbest iki ayak ile taşınmakta olup, güneyde cami duvarına bağlanmıştır. Camiye çift kanatlı ve içeriye doğru açılan kapı ile girilmektedir. Kuzey duvar üzerinde kapının iki tarafında birer tane pencere açıklığı bulunmaktadır. Kapıdan girildiğinde sağ tarafta mahfile çıkan merdiven vardır. Merdiven batıdan doğuya doğru yükselmekte olup sekiz basamaklıdır. Kapının hemen önünde kuzey duvara paralel 189cm. genişliğinde 870 cm. uzunluğunda bir koridor bulunmaktadır. Bu koridorun doğu kenarından bir basamak ile caminin doğu duvarı boyunca uzanan doğu yan mekanına geçilir. Söz konusu doğu yan mekanı 245x1704cm. boyutlarındadır. Bu mekanın kuzeyinde bir, doğusunda beş, güneyinde bir pencere açıklığı yer almaktadır. Ayrıca bu bölümün güney tarafında harime bakan batı duvarında bir pencere açıklığı daha vardır.
Cümle kapısı önündeki giriş koridorunun batı tarafından iki basamaklı merdiven ile batı yan mekanına geçilir. Bu mekan planda güney duvara kadar uzanmakla birlikte, harime yakın yerde kare kaideli minare ile bölünmüştür. Minarenin kuzeyinde kalan bölümün kuzey duvarında bir, batı duvarında bir pencere ve minare hizasında ise bir kapı açıklığı bulunmaktadır.Bu mekanda bulunan kapının karşısından yukarı son cemaat yeri mahfil katına çıkan bir merdiven vardır. Batı yan mekanın minareye kadar olan bölümü 234x727cm. boyutlarındadır. Bu mekanın uzantısı olan ve minare ile ayrılmış olan batı yan mekanın güney kısmına caminin güney tarafından girilir. Söz konusu girişin önünde bir eyvan ve eyvandan sonra 80 cm. genişliğinde bir kapı bulunmaktadır. Bu bölümün batı duvarında sırası ile 73,74,79 cm genişliğinde üç pencere bulunur. Pencerelerden üçüncüsü minare kaidesi hizasına rastlamakta olup, kapatılarak iptal edilmiştir. Diğer iki pencere açıktır. Aynı mekanın doğu duvarında ise harime bakan bir pencere açıklığı daha bulunmaktadır.
Harim ve son cemaat yerini ‘U’ şeklinde saran kuzey koridoru, doğu yan mekanı ve batı yan mekanı sütun ve payelerle son cemaat yerinden, paye ve taşıyıcı duvarlarla harimden ayrılmaktadır. Cami cümle kapısının önündeki koridor, orta kısmından 157cm. genişliğinde, 583cm. uzunluğunda bir koridorla harim kapısına bağlanmıştır. Harime uzanan bu koridorun doğu ve batı kenarı, kuzey-güney doğrultusunda üç serbest sütun ve güney kısmında harim duvarına bağlanarak bölünmüştür. Koridorun her iki yanında yer alan son cemaat yeri durumundaki bu mekanlara, koridorun kuzey tarafında yer alan sütunların arasından birer basamaklı merdiven ile geçilir.
Harim kısmına içeri doğru açılan çift kanatlı kapı ile girilir. Harim kapısı ana akstan güneye 20 cm. kadar kaymıştır. Harim kuzey-güney doğrultusunda kareye yakın dikdörtgen planlı olup, 790x871 cm. boyutlarındadır. Giriş kapısının batı tarafından onbir basamaklı merdiven ile mahfile çıkılmaktadır. Mahfili kuzey-güney doğrultusunda iki sıra halinde üçerden altı sütun taşımaktadır. Harimin doğu ve batı duvarlarında birer, güney duvarında ise dört pencere açıklığı bulunmaktadır. Güney cephedeki pencereler yan mekanlardaki dışa açılan pencerelerde olduğu gibi 73-74 cm. genişliklerindedir. Harimin güney-doğu köşesinde beş basamaklı merdiven ile çıkılan vaiz kürsüsü, güney duvar ortasında 125 cm. genişliğinde ve yapının dış cephesinden izlenemeyen, harimin içine doğru yerleştirilmiş mihrap nişi, mihrap nişinin batısındaki iki pencere arasına yerleştirilmiş kuzey kısmından sekiz basamaklımerdiven ile çıkılan minber bulunmaktadır. Minberin kürsü kısmı külah ile örtülüdür.
Mahfil katı planı ve örtü sistemi;
Giriş mekanı ve kuzey koridorun üzerini kaplayacak şekilde oluşturulan giriş(hazırlık) mekanı mahfili 787x788 cm. boyutlarında olup, kuzey batı köşesinde ve güney-batı köşesinde merdiven boşluğu bulunmaktadır. Ayrıca harim koridorunun mahfil seviyesindeki üst kısmı hazırlık mekanının güney duvarından itibaren 94x390 cm. boyutlarında adeta orta avlu gibi açık bırakılmıştır. Giriş mekanı mahfilinin güney-batı köşesinden minare merdivenlerine geçilmektedir.
Giriş mekanın güney duvarının batı tarafında harime bakan bir, doğu tarafında ise harime bakan bir pencere açıklığı vardır. Giriş mekanı mahfilinde doğu ve batı duvarlarda üçer, güney duvarda ise iki adet tavanı taşıyan taşıyıcı ayaklar vardır.
Harim mahfili harimin kuzey duvarı boyunca uzanmakta olup, 384 cm. genişliğindedir ve harimi U şeklinde sarmaktadır. Doğu ve batı duvarları boyunca 217x173cm. daha devam etmektedir. Harim mahfil katında da kuzey-güney yönünde üçerli iki serbest sütun sırası ve doğu batıda taşıyıcı duvarlar ve duvar payeleri ile örtü sistemi taşınmaktadır. Harim kısmının mahvil seviyesinde, kuzey duvardaki iki pencereden başka, doğu ve batı duvarlarda birer güney duvarda ise dört pencere açıklığı vardır.
Yapının üst örtüsü kuzey-güney doğrultusunda ortadan kırma , kuzey ve güney kenarlardan ikişerden dört omuzludur. Doğu ve batı kenarlardan ise yaklaşık doğu - batı yan mekanlarını örtecek şekilde aşağıya doğru oldukça meyilli saçaklıdır. Sundurmanın üst örtüsü ortadan kırma ve kuzey köşelerden birer omuzludur.
CAMİNİN HAZİRESİ
Hazirenin Genel Durumu, Mezar Taşlarının Tarihlenmesi, Defnedilen Kişiler
Caminin mezarlığı (haziresi), avlu duvarı ile sınırlı alan içerisinde ve caminin güneyi hariç diğer üç yönde yer almaktadır.
Eski ve yeni mezarlar bir aradadır ve hazireye defin devam etmektedir. Son derece bakımsız durumda olan hazirede zaman zaman define arayıcılarının kaçak kazılar yaparak mezarlığı tahrip ettiği anlaşılmaktadır. Mezarlıkta menhir şeklinde yontulmuş, üzerinde hiçbir bezeme ve tarih bulunmayan taşlar da vardır. Bunların Türklerin yaşadığı çeşitli bölgelerde rastladığımız Türkmen mezar taşlarından hiçbir farkı yoktur. Ancak tarihlendirilmeleri konusunda bir değerlendirmeden çok mezarlığın en eski mezar taşları olabilecekleri düşünülebilir.
Haziredeki mezar taşlarından Osmanlı dönemine ait olanları genel itibarı ile Kaymaslı Emin Ağa ve onun soyundan kişilere aittir. Bu gün dahi mezarlığı aynı aile kullanmaktadır. Bu aile dışında mezarlıkta camiye ve Kaymaslı ailesine hizmet eden kişiler ve aileleri yatmaktadır. Tarihli eski mezartaşı Katalogda 10 numarada kayıtlı ve 1829 tarihli Kaymaslı Mehmed Ağa’nın mezar taşıdır. Katologdaki en yeni mezartaşı ise 1922 tarihli Büyük Kaynarca camisinin hatibi Nuri Efendinin kızı Şahinder hanıma ait mezar taşıdır. 1922 yılından sonraki mezar taşları kataloğa dahil edilmemiştir. Bu haliyle mezarlıkta eski 21 mezar vardır. Ancak mezarlığın durumundan daha fazla olması gerektiği ve tahrip edildiği anlaşılmaktadır.
Haziredeki yirmibir mezardan dokuz adedi avlunun batısında, sekiz adedi avlunun kuzeyinde, dört adedi ise avlunun doğusunda yer almaktadır. Mezarlardan yedi adedinin ayak ve baş taşı, onüç adedinin baş taşı, bir adedinin ise sadece ayak taşı mevcuttur. Katalogta 1 ve 4 numaralı mezar taşları ise yerinden çıkarılmıştır ve kırıktır. Taşların kitabeli ve süslemeli yüzeyleri camiye bakmaktadır. Yani batıdaki taşlar doğuya, kuzeydeki taşlar güneye, doğudaki taşlar ise batıya bakmaktadır. Muhtemelen mezarlıkta yatan Kaymaslı ailesinden Mehmed Emin’in imzasını taşıyan bir vesikaya başbakanlık devlet Arşivlerinde rastlamaktayız.(22) Belgede caminin müezzinlerinin görev değişikliği ile ilgili bir ilam karşımıza çıkmaktadır.
Başka bir belge ise yine mezarlıkta yatan ve mezartaşı kitabesine göre kaynaca Hafızı Mustafa Eferdinin adını taşımaktadır.(23) Belgede ‘Kocaeli Sancağında vaki Adapazarı kazası dahilinde kain müteveffa (vefat etmiş olan) Kıssahan el-Hac Muslihuddin tevliyeti (vakıf işlerine bakma vazifesi)(kaymakamı) tarafından kaza-i mezbur voyvodalarına ihale ve ilzam oluna geldiği .....tekrar Hafız Mustafa nam-ı kimseye bağ buyruldu. İhale etmiş .....’ şeklinde geçen ifadeden de anlaşıldığına göre Şeyh Muslihiddin vakfının işletmesi Kaynarca Muhafızı (hafızı) Mustafa’ya verilmiştir. öteden beri liva-i mezbur mütesellimleri
Yine Arşiv Belgelerine göre Mustafa Reşit Efendi’nin camiye görev atamalarında yetki sahibi olduğu anlaşılmaktadır.(24) Aynı belgede yapı, Yoros Kazasına tabi Şeyhli nahiyesinde Büyük Kaynarca nam mevkide vaki Şeyh Muslihiddin Cami-i Şerifi adı ile geçmektedir. Resit Efendi muhtemelen Mezarlıkta bulunan ve katoloğun 16. Sırasındaki Reşit Ağa’dır. 1775 tarihli Devlet Arşivleri belgesinde(25) ise ‘Üsküdar’a tabi Kandıra’da kain Kıssahan Muslihuddin vakfının bervechi iştirak evladiyet ve meşrutiyet üzre mütevellilerinden İbrahim bin El-Hac Mustafa vefat etmein, mutasarruf olduğu vazifeyi muayyenesi ba’i-si arz-ı ubudiyet karındaşı Mehmed Ağa bin El-Hac Mustafaya .... tevcih...’ şeklinde Osmanlı Vakıf işlerinden sorumlu memur Hamdullah tarafından teklif edildiği öğrenilmektedir. Söz konusu Mehmed Ağa’nın Şeyh Muslihiddin camisi haziresinde yatan ve mezar taşında ölüm tarihi 1829(H.1245) olan Kaymaslı(26) Mehmed Ağa olabileceği düşüncesini doğurmaktadır. Bu bilgileri doğru kabul ettiğimiz takdirde Mehmed Ağa vakıf evladıdır ve Mütevelli konumundadır. Büyük Kaynarca köyünde yaşayan Kaymaslı ailesinin büyüklerinin ifadesine göre büyük dedeleri Mehmed Ağa Kaymas’dan geldiği için Kaymaslı lakabını almıştır.
Vakıf yapıları Mütevelli yada işleten tarafından tamir ve bakım yapıldığını düşünürsek, Şeyh Muslihiddin camisi Kaymaslı Mehmed Ağa tarafından tamir edildiğini Büyük Kaynarca köyü halkı tarafından günümüze aktarılan bir bilgidir. Dolayısı ile Kaymaslızade adı ile Cami haziresinde yatan kişilerin vakıf mütevellileri olması ihtimali kuvvetlenmektedir.
Sultan Beyazıt’ın mührünü taşıyan H.902(M.1496) tarihli Kıssahan el-Hac Muslihiddin vakfiyesinin beş kıt’a dan oluşan mal varlığının Çavlu Hacı Kariyesinde olanının tamamını ‘Zikrolunun Çavlu Hacı Kariyesi arazisinden mezbur beş kıt’a dan Yağtaş namı verilen birinci kıt’a da bina eylediği darın tamamını. Altı üstü odaları ve ahurları, buğday ambarları ve furun ve kenifleri ve bil cümle muhteviyatı ve hudut ve hukuk ve taraik ve merafık-ı ve mezkur ve gayr-i meskur ve isimleri tasnif edilmemiş ve cümle mensubatı ile birlikte sağ bulundukça nefsi kerimine vakıf eyledi ve vefatından sonra meskur dar’ın ahşaptan mamul ve Türkçe’de ulagu tabir edilen duvar içindeki kısmını; içinde sakin bulunan ve camii meskurun hatibinden okuyan talebe-i uluma sonra meskur karyeye inen misafir ve mücavirlere vakıf eyledi. Ve kezalik meskur dar’ın tahtadan mamul ve Türkçe’de tahta havlu tabir edilen duvar içindeki kısmını sulbi evladına sonra oğullarının oğullarına sonra bu vakfiyede kariye-i meskurenin vakfiyetinin şartları meyanında beyan edilecek tertib üzre sair evladına vakıf eyledi. ...(27)’ evlatlarını da mağdur bırakmayacak şekilde vakfettiğini bildirmektedir. Vakfiyenin bu bölümündeki bilgi de Kaymaslı Mehmed Ağa’nın vakıf evladı olduğu fikrini kuvvetlendirmektedir.
Cami Haziresinde tarihli en erken mezar taşı Mehmet Ağaya aittir. Aynı aileden daha sonraki gömüler Kaymaslı Mehmed Ağa’nın muhtemelen büyük oğlu Mehmet Emin Ağa ve yakınları olarak karşımıza çıkar. Katalogda 8 numarada kayıtlı olan kendisine ait mezar taşı üzerindeki kitabede ‘Rikab-ı humayun-u şahane Kapucubaşılarından ve Şeyhler Kazası Hanedan-ı Kadiminden’ olduğu anlaşılmaktadır. Diğer mezar taşları 1831 tarihli ve katalogda 17 numarada kayıtlı Mehammed Emin Ağa’nın Arap cariyesi, 1859 tarihli ve katalogda 6 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın karısı Hanife Hanım, 1866 tarihli ve katalogda 7 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın karısı Münire hanım, 1830 tarihli ve katalogda 11 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın çocuk yaşta öldüğü anlaşılan oğlu Mehmed Halim Bey, 1840 tarihli ve katalogda 3 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın oğlu Musa Muhterem Bey, 1868 tarihli ve katalogda 12 numarada kayıtlı Mehmet Emin Ağa’nın oğlu Muhammet Bey, 1834 tarihli ve katalogda 13 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın kız Hanife Atiye hanım, 1840 tarihli ve katalogda 1 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın kızı Emine Sabire hanım, 1847 tarihli ve katalogda 14 numarada kayıtlı Mehmed Emin Ağa’nın kızı Fatma Saniye hanım bulunmaktadır.
Dolayısı ile Kaymaslızade Mehmed Emin Ağa’nın iki karısı, üç oğlu ve üç kızı bu hazirede yatmaktadır. Bunun dışında Mehmed Emin Ağa’nın muhtemelen küçük erkek kardeşi 1870 tarihli ve katalogda 4 numarada kayıtlı Emin Bey’de aynı hazirede yatmaktadır. Kaymaslı ailesinden başka katalogda 2 numarada kayıtlı ve 1922 tarihli Büyük Kaynarca cami-i şerifi hatibi Nuri Efendi’nin kızı Şahider hanım, katalogda 9 numarada kayıtlı ve 1886 tarihli Mehmed Emin Ağa’nın hocası Bursalı Mehmet Efendi, katalogda 15 numarada kayıtlı ve 1839 tarihli Kaynarca Muhafızı Mustafa Efendi, katalogda 16 numarada kayıtlı ve 1870 tarihli Reşit Ağa, katalogda 18 numarada kayıtlı ve 1869 tarihli Abdurahman Ağa’nın karısı Fatma hanım bu hazirede yatmaktadır.