PDA

Tüm Versiyonu Göster : Güfte Mecmuaları


Original
17-02-07, 01:12
Güfte Mecmuaları

Tesbit edilebildiği kadarı ile Orta Asya’ya kadar uzanan geleneğimizde bazı eserlerin makamla okunduğu bilinmektedir. XIV. asrın sufi şairlerinden İslam’ın Muînül mürid’i (yazım tarihi 1313), Harizmî’nin Muhabbetname’si (yazım tarihi 1353) gibi bazı eserlerin makamla okunduğu üzerine deliller mevcuttur. Bu gelenek Osmanlılarda Süleyman Çelebi’nin mevlidi Vesiletü’n-necât’ı, Yazıcızade’nin Muhammediye’si, Nayi Osman Dede’nin Miraciyye’si için devam etmiştir. Ancak böyle müstakil eserlerin dışında bestelenen güftelerin bir arada bulunması, makam sırasına göre bir mecmuada toplanması bir ihtiyaçla ortaya çıkmış, zamanla güfte mecmuası yazmak âdet olmuştur. Bu güfte mecmuası yazma âdetinin Osmanlılar zamanında başlayıp gittikçe geliştiğini söylemek mümkündür. Bu yazıda yazma ve basma güfte mecmuaları üzerine yaptığımız incelemeler sonunda ne gibi problemlerle karşılaşılacağını ve bunlara çözüm yolları önerilecektir.

Güfte mecmuaları Türk müzik tarihinin önemli kaynakları arasındadır. Mecmualar başlı başına birer hazinedir. Bazen yaprakları arasındaki küçük notlarda çok önemli belge ve bilgilerin bulunduğu görülmüştür. Hangi yüzyılda hangi şarkıların bestelendiği ve rağbet bulduğu, güftelerin doğru şekillerini, bestekârların kimler olduğu, bu bestekârların hangi yönleriyle meşhur oldukları gibi bilgileri bize aktarırlar. Ancak güfte mecmuaları diğer bazı kitaplar gibi yazım tekniklerine uyularak yazılmamışlardır. Hatta bu durum bir çok el yazmasının bir problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani bazı eserler gibi giriş (mukaddime), yazarın adı, eserin niçin yazıldığı, ferağ kaydı, yazım tarihi, kime ithaf edildiği gibi esaslara dikkat edilmemiştir. Böyle olunca güfte mecmualarından faydalanmak için doğru tespitlere ulaşmak bir hayli uğraştırmaktadır. Bir güfte mecmuası üzerinde inceleme yaparken yazarı, sahibi, istinsah edeni, yazıldığı tarih, yazı çeşidi, yazıda kullanılan mürekkebin rengi, kâğıt filigranı, mecmua içinde geçen tarihler ve isimler, güftekârlar, bestekârlar, mecmuanın düzeni, makamlar ve sırası, usuller, kâğıt üzerinde mülkiyet mühürleri, tezhip şekilleri, girişte makamlar fihristinin varlığı, mecmua içinde yer alan notlar, mecmuanın adı bulunduğu kütüphane, kütüphane fişinde kaydedilmiş olan adı ve numarası büyük önem taşımaktadır. Bu hususlar üzerinde ayrıntıları ile duralım:

Güfte Mecmualarının Yazarları:

Yazmaların bazılarının üzerinde eserin yazarı belirtilmemiş olabilmektedir. Bu durum eski eserleri iyice tanımayanlar veya yazısına yabancı olanlar tarafından bir çok yanlışlara yol açmaktadırlar. Eski eserlerin yazarları hakkında bilgi sahibi olmak için eserlerin tüm nüshalarını bilmek, görmek ve karşılaştırmalı olarak göz önünde bulundurmak gerekir. Güfte mecmualarının hemen hemen bir çoğunda rastlanan özellik mecmua yazarının adını bulmanın güçlüğüdür. Doğrudan doğruya yazar adını vermediği için ya eserin dış kapağında yer alan “sahibuhu ve malikuhu...” yani mülkiyet kaydının içerdeki yazıya uyması halinde onu yazar veya mecmuanın yazıldığı kişi yani eserin sahibi olarak kabul etmek gerekir. Mecmuaların yazarı bu adla anılmalıdır. Nitekim XIX. yy.’da güfte mecmualarının bir kısmı hazırlayanların adıyla anılmaktadır: Mecmua-i Arifi, Haşim Bey Mecmuası gibi. Bazen eserin sonunda eserin sahibi olan kişinin adına rastlamak da mümkündür. Bu durum pek azdır. Mecmua sahibi bestekâr ise mecmua içinde bestesini kaydederken “fakir” kelimesi ile kaydetmiş olması görülebilmektedir. Bu durumda yazıya dikkat etmek gerekir. Bazen bu türlü kayıtların mecmuayı daha sonradan elinde bulunduran bir başkası tarafından kaydedilmesi ihtimali vardır. Yazıda bir değişiklik yoksa şüpheye gerek yoktur. İlahi mecmualarının sahipleri çoğunlukla ya devlet adamı, din görevlisi, derviş veya tarikat şeyhidirler.

Güfte Mecmualarının Yazım Tarihleri:

Eldeki mecmualara bakılırsa Osmanlılarda güfte mecmuası yazma geleneği XV. yy.la kadar uzanmaktadır. Bulunabilen en eski Güfte Mecmuası Sultan II. Murad zamanına aittir. Ancak yazma eserlerin önemli bir kısmını tarihlendirmek bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Yazarı (müellifi) bilinmeyen eserler için ciltler, kağıtlar, yazılar, mürekkepler, tezhipler, minyatürlerin incelenmesi gerekebilir. Ayrıca bütün bu sayılanların çeşitlerini ve özelliklerini bilmek gerekir. XV. yy.da Edirne’de yapılan bir cilt ile Herat’ta yapılan bir cilt arasında önemli farklar vardır. Yazılardan hangilerinin Anadolu veya diğer ülkelerde tercih edildiğini, hangi yazı hangi yüzyılda daha yaygın kullanıldığını veya hangi yazının hangi yüzyıla ait olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekir. Bütün bunlar çok kere yazım (istinsah) tarihleri bulunmayan nüshaların yazıldığı çağı tespit etmemizde işimize yarayacaktır. Eski eserlerin konu başlıklarında kullanılan kırmızı (eski tabirle surh) mürekkebin II. Bayezid’den sonra renginin değişmiş olması böylesi tespitler için önemlidir. Hele tezhiplerin ve minyatürlerin özelliklerini bilmek için geniş bilgi ve tecrübeye sahip olmak gerekir. Mülkiyet kayıtlarında bazen bir tarih de verilmektedir. Mülkiyet kaydının yazıyla eş tarihlenmesi mümkün görülmüyorsa-ki bu durum pek azdır-eser üzerinde bulunan en eski mührün sahibine atfedilebilir. Eserin yazıldığı tarih üzerinde, sonunda veya içinde rastlanılan tarihlerle de belirlenebilir. Bazen mecmua içinde örnek olarak yazılmış dilekçeler ve bu dilekçelerin sonunda yer alan bir tarihe rastlanmaktadır. Bazen o yıllarda ölen kişilerin kayıtlarına rastlanılmaktadır. Bütün bunlar yoksa mecmuanın kâğıt filigranı bize bir yaklaşık tarihlendirme vermektedir. Bu durumda kâgıt filigranlarını inceleyen eserler bize yardımcı olabilir. Mecmuaların makam fihristlerindeki tezhiplerin birbirine benzerliği, renkleri mecmuanın tarihlendirilmesinde yardımcı bir unsurdur. Tarihlendirmede mecmua içinde örneği verilen bestekârların yaşayabilecekleri yıllar da göz önünde bulundurulmalıdır. Ancak buna her zaman ihtiyaç duyulmayabilir. Mecmuaların bazen başından veya sonundan sayfalarının düşmüş, kopmuş olması mecmuadan bilgi edinmeyi güçleştirmektedir.

Mecmuaların Sınıflandırılması:

Genellikle mecmuaları düzenleri açısından üç kategoride incelemek gerekir. Yapılan incelemeler sonucunda içinde güfte bulunduran mecmuaların üç gurup olduğu görülmüştür: 1- Tam mecmualar, 2- Seçme şarkıların bulunduğu mecmualar, 3- Çeşitli şiir ve notlar arasında yazılmış bestelerin bulunduğu mecmualar. Bazı güfte mecmuaları tezhiplidir. Buna Sultan III. Selim’in güfte mecmuası örnek verilebilir. Ancak tezhipli, tezhipsiz şeklindeki bir ayrımın müzikolojik önemi olmamakla birlikte mecmuanın tanımlanması açısından önemlidir. Minyatürlü güfte mecmuasına rastlanmamıştır. Konularına göre ise güfte mecmualarını 1- dini ve 2- dindışı olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. Nitekim sadece dini güftelere veya dindışı güftelere yer veren mecmualar vardır. Ancak bazı mecmualarda her ikisi ile de ilgili güfte kaydı yapılmıştır. Türkülere bazen ilgili makamlarda bazen de mecmuanın sonunda ayrı bir yerde rastlamak mümkündür. Sadece türküleri ele alıp makamlarına göre sıralayan güfte mecmualarına rastlanmamıştır.

Mecmuaların Adları veya Güfte Mecmualarının Adı Ne Olmalıdır?:

Güfte mecmualarından özel isim verilmemiş olanların hemen hemen hepsine kütüphane kataloglarında “Beste Mecmuası”, “Beste ve Semai Mecmuası”, “Bestelenmiş Eş’ar-ı Müntehabe”, “Cönk”, “Gazaliyat Mecmuası”, “Gazel ve Şarkı Mecmuası”, “Gazel ve Şarkılar Defteri”, “Güfte Mecmuası”, “İlahi Mecmuası”, “Makamata Göre Beste Mecmuası”, “Mecmua”, “Mecmua-i Eş’ar”, “Mecmua-i Gazeliyat”, “Mecmua-i Şarkı”, “Nakaratlı Manzumat ve Şarkıyat”,”Şarkı Defteri”, “Şarkı Güfteleri”, “Şarkı Mecmuası”, “Şarkı ve Gazaliyat Mecmuası”, “Şarkı ve Türkü Mecmuası”, “Şiir Mecmuası”, “Usul Mecmuası”, “Usul ve Şarkı Mecmuası” ve “Musiki Mecmuası” gibi çeşitli isimlerle rastlanmaktadır. Bu işin doğrusu ise gerek dinî olsun gerek dindışı olsun güfteleri tespit amacını taşıyan mecmua adları olmalıdır. Bu sebeple sadece dindışı veya dinî güftelerle karışık tam mecmua veya seçilmiş bestelerden oluşan mecmua ise Güfte Mecmuası, sadece dinî güftelerden oluşuyorsa İlahi Mecmuası denmesi yeterli olmalıdır. Eğer çeşitli notlar arasında bestelenmiş güfteler kayıtlı ise bunlara sadece Mecmua demek yeterli olmalıdır. Tam mecmualar tamamen güfte kaydetmek amacına yönelik olduğu için başlarında mutlaka bir makamlar fihristi bulunmaktadır. Ancak o makamdan herhangi bir besteyi bilmeme gibi çeşitli sebeplerle fihristte yer alan bir makamda mecmua içinde bir beste kaydedilmemiş olabilir. Bu tür tam mecmualar çoğu zaman saraya yakın bir musikişinasa ait olmalıdır.

Mecmuaların Fihristi ve İçindekiler:

Mecmuaların girişi veya fihristlerin başında yer alan tezhipli kısmı altın yaldızla süslenmiş olabilir. Tezhiplerin birbirine benzerliği, renkleri mecmuanın tarihlendirilmesinde yardımcı bir unsurdur. Tam mecmualar ile, seçme şarkılardan oluşan mecmuaların başında çoğunlukla makamlar fihristi vardır. Mecmuaların birinde şair Sami’nin makamlar kasidesi tıpkı bir fihrist gibi güfte mecmuasının başına yazılmış, şiirdeki makamların adları kırmızı mürekkeple yazılıp yanlarına mecmua içindeki sayfalar kaydedilmiştir. Şiir mecmualarında ise makamlar fihristine rastlanmamaktadır. Fihristte olduğu gibi eser içinde de çoğu zaman makam adları bestekârlar, terennümler kırmızı mürekkeple yazılıdır. Güfte mecmuaların içinde de türkü, destan, mâni, müfret, vaaz veya hutbe parçaları, mektup, ilaç tarifleri, ölüm tarihleri, beyitler nasihatlar gibi bazı bilgiler bulunabilir. Bu açıdan güfte mecmuaları müziğin dışında halk edebiyatı, folklor, tasavvuf tarihini, Türk tarihini, dinî musikiyi ilgilendiren bilgiler verebilir. Türkçe güftelerde olduğu gibi Arapça olan şuğullerin okunuşları çoğu zaman kulaktan duyularak öğrenildiği için yazılı kayıtlarda da yanlış imlâların olması mümkündür. Bunların Arapça bilenler tarafından incelenmesi gerekir. Farsça güfteler içinde durum böyledir. Güfte mecmualarında pek azında Arapça ve Farsça dışında diğer dillerde şarkı kaydına rastlanmaktadır.

Mecmualarda fihristten sonra bölüm ifade eden “fasl”, “der fasl” veya “der beyan” ifadelerinden sonra makam adı verilerek makamlar ayrı bölümlere ayrılmıştır. Bu fasıl başlarında makamların adı bazen bir beyitle belirtilir. Burada yeri gelmişken Yapı Kredi Kültür sanat etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen “Osmanlı Dünyasında Şiir” konulu bir sempozyumda, bir konuşmacı, Türk Musikisi terimi yerine “fasıl musikisi” denilmesini mecmualardaki bu fasıl kelimesinin kullanılmasına dayandırarak öneriyordu. Ancak görüldüğü gibi bu önerinin dayandığı güfte mecmualarındaki bu fasıl kelimesi bir müzik türünü tanımlamak için değil bölüm anlamında kullanılmıştır tıpkı o dönemlerde yazılan ahlak, tıp, edebiyat, dilbilgisi vs. kitaplarında olduğu gibi. Konumuza dönecek olursak genellikle tam güfte mecmualarında önce kârlar, daha sonra nakışlar, semailer ve şarkılar sırası gözetilir. Makam sırası tam mecmualarda belirli bir düzen içindedir. Bu hemen hemen hepsinde rasttan başlayan bir makam sıralamasıdır. Aynı tipte makam sırasıyla aynı güfteleri veren mecmuaların birbirinden kopya edilmiş olmaları bile mümkündür. Her güftenin başında bestekâr, makam adı, usul adı verilmesi ancak tam mecmualarda görülür. Şiir mecmuası veya not defteri şeklinde olan diğerlerinde ise makamlar sırayla verilmezler. Tam güfte mecmuası amacını gütmeyen mecmualarda bazen bestekâr, bazen makam, bazen usul, bazen hiçbiri verilmez.

Güfte Mecmualarının Yazısı:

Güfte mecmualarının yazıları genellikle bir nesih, talik veya rıka olur. Ancak nestalik, kırık nesih yazılarında da mecmualar vardır. Yazı çoğunlukla okunaklıdır. Tarihlendirme bahsinde değindiğimiz gibi yazı çok önemlidir. Nesih, harekeli nesih, talik, iran taliği, nestalik, siyakat, sülüs, reyhani divani kırması, rıka gibi yazı çeşitlerinin özelliklerini bilmek yazım tarihine ışık tutabilecek bilgilerdendir. Güfte mecmuaları daha sonra bir musikişinasın eline geçmiş ise o musikişinas tarafından mecmuaya yeni ilavelerin yapılmış olması mümkündür. Bu durum genellikle yazı karakterinin farklılığından, mürekkep değişikliğinden anlaşılmaktadır. XV-XVI. yüzyılın kırmızı veya siyah mürekkebi ile daha sonraki yüzyılların mürekkepleri farklıdır. Özellikle kırmızı mürekkep. Ancak daha sonra yapılan bu ilaveler mecmuanın ilk yazım tarihine gölge düşürmemektedir. Yazılarda ise genellikle XV-XVI. yüzyılda daha çok nesih yazı, XIX. yüzyılda rıka yazı daha çok kullanılmıştır. XV. yüzyılda talik yazı olmadığı kanaati hakim ise de belki İran’ın etkisi ile bu yazıyı da görmek mümkündür. Yazı deyince imla problemi tarih boyunca olagelmiştir. Bu sebeple farklı mecmualarda aynı güftenin bazı kelimelerinde farklı yazılmalar görülebilir. Ancak bu yazar veya müstensihlerin öğrenim, kültür düzeylerinin farklı oluşundan da kaynaklanmaktadır. Bu tür imla farklılıkları bazen mecmua sahibinin kişiliği, lehçesinin ne olduğu hakkında bilgi verdiği gibi güftelerin hangi yöre insanınca söylendiğini hatta hangi yüzyılda yazıya geçip bestelendiğini de gösterir. Bu konuda derinlemesine inceleme yapmak güfte mecmualarındaki güfteler tek kişinin elinden çıkmadığı için sağlıklı sonuçlar vermeyebilir.

Güfte Mecmualarındaki Bilgiler:

Tam mecmualarda “der beyan-ı rast” dedikten sonra kâr, semai, şarkı sırası gözetmek âdet olmuştur. Güftelerin başına makam, usul, bestekâr yazmak esastır. Mecmualardan bazıları güftelerin yazılışları hakkında bilgi verdikten başka bestekârların hayatı hakkında küçük notları da barındırır. Mustafa Ağa’nın Güfte Mecmuası böyledir. Bestekârlarla ilgili bilgiler bazen aynı mecmua içinde farklı yerlerinde tamamlayıcı bilgiler halindedir. Mesela Hüseyin Ağa için bir yerde “Musahipzade” diğer yerde “Musahipzade Serhenk” yazması Hüseyin Ağa Serhenk ile Hüseyin Ağa Musahipzade’nin aynı kişi olduğu neticesini verir. Nitekim Çavuşluktan sonra Ağa, Kalfalıktan sonra Usta olunması, Derviş iken zamanla Şeyh olunması gibi sebeplerle bestekârların farklı şekillerde yazılmaları görülmektedir. Bestekar İmam’ın lakabının Tomtom, Dümdüm, Dumdum, Tontom gibi farklı okunabilecek tarzda yazılması, Receb Taşçı’nnı Receb Sengi (Farsça olan bu kelime “taşçı” anlamına gelmektedir), Hafız Kumral’ın Hafız Kıral gibi yazılmaları şaşırtmamalıdır. Bunlara dikkat edilerek farklı şekilde kaydedilmiş aynı bestekârların tesbit edilmesine önem vermek gerekir. Mecmualarda halk edebiyatı açısından da bilgiler vardır. Maniler, destanlar, müfretlere rastlamak mümkün olduğu gibi henüz araştırılmamış şairlere, âşıklara rastlamak mümkündür.



Dr. Recep Uslu

Türk Müziği Eğitim Tarihinde Güfte Mecmuaları ve İncelenme Esasları Üzerine Tespitler