PDA

Tüm Versiyonu Göster : 'Dansın prensi' tutkulu projelerle dolu


Original
08-02-07, 12:09
'Dansın prensi' tutkulu projelerle dolu

Tan Sağtürk 'güneşin doğuşunu' sokağa taşımak istiyor

Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.

Çalışmanın uzaması nedeniyle telaşlı ve nefesi kesilmiş bir şekilde beni karşılayan Tan Sağtürk'ün gözlerinden taşan enerjiden etkilenmemek mümkün değil.

Yedi gün aralıksız çalışmak dayanılmaz gibi gözükse de bu sanki Sağtürk için günlük hayatın bir parçası. Onun için azim, irade ve algılama bir dansçı için 'olmazsa olmaz' özellikler.

Küçük yaşta pırıltısı keşfedilerek 'geleceğin Nurayev'i olarak nitelendirilen ve 37 yılın 30'unu dans ile iç içe geçiren binlerce temsilde sahne alan Sağtürk, projelere de aynı enerji ile yaklaşıyor.

Caz dansa uyan, hem şov yapabilen hem de kültürel festivallere katılabilecek Genç Türk Balesi kurma hedefi ile Fransa Devlet Balesi'ndeki yedi yılın ardından Türkiye'ye son temsildeki Edit Piaf'ın 'Non, Je Ne Regrette Rien' parçası ile 1997'de döndü.

Parçadaki gibi hiç pişmanlık yaşamayan balet, 'Avrupalı gibi yaşayan oryantal' Türkiye'de hala misafir gibi dolaşmanın kendine çok şey kattığına inanıyor.

'Benzersiz ' olarak nitelendirdiği Türk beden yapısını gelenekselden uzaklaşarak Küba ve Amerika'da bugün kullanılan bale teknikleri ile buluşturmayı hedefleyen Sağtürk, Egeliliği ve ara duyguların hakim olduğu kuzey ülkelerindeki soyut anlatımlardaki entellektüel derinliği birleştirebileceğinin ipucunu veriyor. Baletin bir başka arzusu ise 'gerçek anlamda dünyayı çalkalayacak bir gösteri'.

Fransa'dan dönüşte Devlet Opera Balesi'nde bir yıl çalışan ünlü balet, rol aldığı 'İkinci Bahar' adlı dizi ile kalpleri kazandı ve ütopyalarını gerçekleştirmeye 'Şöhret' (Fame) adlı dizinin mantığı ile işleyen okullar açmakla başladı.

Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.

İstanbul, Ankara, İzmir ve Çanakkale'nin ardından Sağtürk, doğuya yöneldi ve Diyarbakır, Samsun, Kahramanmaraş, Mardin ve Kayseri de okulları hayata geçirdi.

Sayısı 10'u bulan dans okulları için vakıflaşmaya gidilmesi yönünde planlama yapan Sağtürk, yıllarca gerçekleştirmeyi düşündüğü dans yarışmaları ile başarı basamaklarına bir yenisini ekledi.

Yarışmaların dansın erkek ve kadın için olduğunu göstermesi ile önyargıların kırılarak ilginin artmasından keyiflenen Sağtürk, şimdi de 'Şöhret Okulu'nda dansın vazgeçilmez olduğunu ve dans eğitiminin içinden geçmiş bir insanın hayatının ne kadar değiştiğini göstermeye çalışıyor.

Projeler bu kadarla da bitmiyor, şu anda TİM'de sahnelenecek 'Böyle Olur Romanların Düğünü' adlı bir müzikalin de koreografisini üstlenen ve zamanı olmadığı için rol alamadığına üzülen Sağtürk, dizinin ardından yeni bir dans yarışması için kolları sıvayacak.

Yapıcı fikirlerle dopdolu olan balet, 2010'da Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan İstanbul için dans konusunda gerçekleşebilecek projelerde yer almaya da hazır. Tek isteği ise bütün dünyaya farklılık sunabilecek bir fikir üzerine yoğunlaşılması.

Kültür Bakanlığı'nın önderliğinde sanatçıların buluşup tartışıp yeni projelere imza atacağı bir çalışmanın yararına inanan Sağtürk, kapsamlı ve uluslararası katılımın yoğun olduğu bir dans festivalinin de hem dansçıları hem de hocaları kültürel ve sanatsal paylaşım açısından geliştireceği ve rekabete iteceği görüşünde.

Yabancı topluluk ve sanatçıların misafir edilerek ağırlanacağı sokaklara taşan Türk kültürünü her yönüyle sergileyen bir festivalin yarışmalarla renklenmemesi ise imkansız...

Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.

Dans yarışmasından sonra neler değişti?

Tan Sağtürk: "Çok arzu ettiğim bir projeydi. Dünyanın çeşitli yerlerinde çeşitli yarışmalar izledim, canlı olarak izlemek istedim özellikle. İtalya'da Amerika'da televizyon bağlantılı birçok yarışma yapılmış. Televizyon girince işin içine farklılaşıyor. Hep endişe vardır seyirci çekmezmiş, reyting almazmış gibi..Uzun süre onun savaşını verdim. Seçtiğimiz formata göre yarışma için sokaktaki insanlardan seçme yapmayı uygun gördüm. Ama hep bir endişe vardı, çelişkiler yaşadım: Bu kadar dansçı, renkli dansçı bulabilecek miydik?

Jüri üyeleri de kaliteli olmalıydı. Sunucunun Huysuz Virjin olması da çok renk katacaktı, çok güçlü bir karakter çünkü. Ama dans yarışması araç gibi olabilirdi ve Huysuz Virjin şova dönebilirdi. Yapmak istediklerime uygun bir yarışma olarak düşündüğüm birşey bu... Bu nedenle dansları çok kuvvetlendirdik, çok yoğun çalışmaya soktuk yarışmacıları.

Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.

Çalıştığımız koreograflar, çalıştırıcılar olarak şuna çok dikkat ettik: Belirli metodlar vardır, tekniği öğretip gidersiniz ya da Japonya'da uygulanan Suzuki metodu gibi koreografiyi yükledikten sonra çalıştırmaya başlarsınız... O dansçı belki başka şey yapamaz ama o koreografiyi yapabilir. Sonuçta çok kısa bir hazırlık süremiz vardı... Üç, dört saat kadar haftaiçinde.

Dansları ben seçtim yine.. Gençlerin etkilenmesi önem arz ediyordu benim için, bu nedenle Hip Hop, funk,caz dansı aldık, latin dansları da olmalıydı. Zaman zaman flamenko soktuk ve ismini ürettiğimiz bir dans koyduk: 'Lirik dans'. Böyle bir dans yok esasında..

Klasik bale eğitimi almayanların klasik bale hareketlerinden yararlanarak dansetmesiydi. Türkçe parçalar seçtik, sert çalışma sistemi uyguladık, kötü gitseydi klasik bale eğitimi almayanların yapamayacağı bir dans olarak görülecekti ama işler iyi gitti ve iyi bir veri elde ettik.

Bir de kura ile eşleşme yapılıyordu. Çok uzun dansçı ile kısa boylu bir dansçı eşleşebiliyordu. Estetik görüntü elde etmeye çalışıyorduk.. 250'ye yakın koreografi yapmışız ve muazzam bir çalışma olmuş.

Yarışma çok değere bindi, ikincisini yaptık.. Neler değişti? Dansın erkek için de kadın için de olduğunu gösterdi. Kafalardaki belirli bir önyargıyı kırabildi. Tayt kullanmadık, geleneksel yapıyı rahatsız etmesin diye.. Ve okullar doldu taştı. Dansçı olduklarında çocuklar artık daha az tepki ile karşılaşılıyor. Yarışma da körükleyici oldu, tabii ki daha yapılması gereken çok şey var.

Diğer yarışmalardan farkı ise yarışma bittikten sonraki durum. Bütün çocukların sektör, bir kurum oluştururcasına bizimle beraber olması. Şu anda da burada çalışıyorlar.

Yazın 5 gösteriye 32 bin biletli seyirci geldi. Basamaklarıma bir yenisi eklenmiş oldu. Çocukları kazanabildiğimizi görüyorum. Şimdi dizide de bizimleler..."

2010'da İstanbul Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanıyor. Dans konusunda nasıl projeler hazırlanabilir?

Tan Sağtürk: "Gerçek anlamda büyük, dünyayı çalkalayacak bir gösteri henüz yapılamadı.

Anadolu Ateşi çok başarılı işler yaptı, büyük işlere imza attı ve benim basamaklarıma bir basamak daha dışarıdan dolaylı olarak attığını görüyorum. Aynı camiadan insanlar oluverdik, bizim aramıza geldiler.

Sadece iç eleştiri bu... Çok daha büyük, bütün dünyaya farklılık sunabileceğimiz bir fikir üzerine yoğunlaşılabileceğini düşünüyorum.

Bu başka bir fikri alıp uygulamak olmamalı.

Hep beraber konuşup, büyük proje üzerinde neler yapabiliriz diye düşünmek gerek.

Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.

Belki Türkiye'ye gelme nedenim de bu... Genç Türk Balesi gibi bir grup kurmaktı hedefim, caz dansa uyan, hem şov yapabilen hem de kültürel festivallerin arasına katılabilecek bir grup.

2010 için de buna benzer, değişik fikirleri empoze eden, yeni fikirlere açık projeler yapılabileceğini düşünüyorum...

Bunun başında da kontrol mekanizması oluşturup fikir benzerliğinden uzak durabilen projelere sadece dans konusunda değil birçok konuda imza atılmalı. Çünkü İstanbul köprü bir şehir.

Avrupa'yı Asya'ya bağlıyor ama manevi açıdan da bağlıyor. Avrupalı gibi yaşayan oryantal bir ülke, oryantal düşünceye sahip bir ülke.. Buradan çıkacak her türlü işlemin ses getirmesini mümkün görüyorum. Kültürel çalışmalar bu soğuk savaşta çok şeyler katacak."

CRR'in düzenlediği bir dans festivali var. Daha kapsamlı ve uluslararası boyutta bir festival Türkiye'ye neler katar?

Tan Sağtürk: "Festival ve yarışmanın iç içe düzenlenmesi gerekir. La Baulle, Spoleto gibi festivaller çok büyük festivallerdir. Bir hafta 10 gün bütün dansçıları aynı bölgede tutarlar. Hem arkadaşlıklar doğar hem de sanatsal çok büyük paylaşım doğar...

Misafirperverlik yapıp, birçok grubu ağırlayabileceğimiz bir festival olması gerektiğini düşünüyorum. Ülkenin benimsenmesi ve sanatçının ülkeyi asla unutmaması açısından çok önemli bu.. Öteki türlü iki ya da üç gösterilik turnelere dönüşüyor ve 'o festivalde bulunmuştuk' oluyor. Çok muazzam olur, Büyükada'da bir kamp mesela.. Çok da ütopik değil, bütün ütopyalarını gerçekleştirmiş biri olarak söylüyorum bunu..."

Film yada müzik festivallerinde benzer uygulamalar var ne de olsa..

Tan Sağtürk: "Sadece planlama önemli. Önemli grupların programları çok yoğun oluyor ve üç dört yıl önceden görüşmek gerekiyor, zaman doluluğu nedeni ile...

Elbetteki İstanbul herhangi bir şehir değil. Eğer çok sayıda grup gelip, rekabet ve paylaşım ortamı içine girerse öylesine bir ortam gelen her sanatçıyı geliştirir, bir rekabet ortamı doğar.

Festivaller sokaklara da taşabilir, gruplar orada dansettirilir. Türkiye buna müsait yapıda bir ülke. Dans etmeyi seviyoruz. Erkeklerde utangaçlık var ama kültür esnemeye müsait, yapı da değişiyor zamanla, herşey değişiyor. Bu tip şeyler yapılabilir.

Her türlü desteği de veririm. Çok büyük bir grupla sürekli turnelerdeydik, misafir olarak dansettiğim Scala, Bolshoy birçok yer oldu, elbetteki büyük bir deneyimdi."

Eğitiminize burada başladınız, Fransa Devlet Balesi'nde profesyonel olarak çalıştınız. İstanbul'a dönüşte Devlet Opera ve Balesi'nde çalıştınız. Gördüğünüz farklılıklar nedir, neler yapılabilir?

Tan Sağtürk: "Bu tip, bahsettiğimiz, festivallerde hocalar da kendini geliştiriyor, kendi aralarında düzgün bir organizasyona gidiyorlar ve yuvarlak masada tartışılıyor. Spor gibi esasında, nasıl geliştirileceği konuşulmak zorunda. Hep yeni sistemler aranır.

Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.

Türk vücut yapısı denen birşey var, hiçbir vücut yapısına benzemeyen. Bir Yunan'a yakın Arap'a hiç benzemeyen hele Avrupalı ve Rus'a hiç benzemeyen bir vücut yapımız var, buna uygun bir sistem oluşturmamız gerekiyor.

Eski sistemle çalışan Rusların getirilmesinin nedeni ise ekonomik. İçeride ekonomiden kaynaklanan bir sorun var. Ama bence esas sorun organize olamamak.

Egolarımız kırılıp yeni metodlar denenebilirse, farklılık yaratılabilir. Bu festivaller içinde Türk vücut yapısına uygun farklı metodlar denenebilirse elbetteki farklılık yaratabiliriz. Kısa bir süreçte hızlı şekilde çok şeyler gerçekleşebilir.

Rusya 40-50 yıl önce çok önemli bir yere geldi, Bolshoy ve Kirov ile... Küba, Amerika şu anda çok önemli bir yere gidiyor. Fransa, özellikle İngiltere ise klasiğe bağlı kalıp kuvvetlendikçe yeniliklere açık olmakta güçlük çekiyorlar. Bunu o zaman söylediğimde de eleştiri almıştım. Ama şu anda da aynı düşünüyorum.

Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.

Geleneksel yapıdakiler de çok tehlikeli, daha zor onlar için. Bizim gibi 60 yıl önce, yeni başlamışlar için çok daha kolay. Yeniliklere daha açığız, çok örnek ve çok çalıştırma sistemi var. İyilerini alıp değerlendirmemiz mümkün olabilir.

Ama ekonomik krizler nedeniyle Rus hocalar getirtiliyor. 'Rus hocalar kötü hocalardır' demek istemiyorum, çok disiplinli çalıştırıcılardır ama bugünün şartlarında geçerli değiller.

Yenilikler vardır. Sahnede gördüğünüz şey çok önemlidir. Fiziksel kapasite ile duyguların nasıl üst üste katıldığını Küba'daki dansçılardan şu anda gözlemek mümkün. ABD de güzel bir örnek. Türkiye çok şanslı bu açıdan, önünde çok örnek var...

Ülkeye gelişimde de şöyle birşey oldu, 30 yıldır sürekli çalışıyorum, aynı şeyleri yapmak gibi geliyorsa yaptığınız prestij kazandırıyor ama daha yukarı çıkıp baktığınızda hayatınızı tekrar ettiğinizi görüyorsunuz...

Bir sanatçı için zor olabilir aynı eseri defalarca oynamak, klasik repertuarda.. Yatılı okudum, yurtdışına çıktım, dokuz sene mi geçirdim ama milliyetçi duygular kabarıyor yalnız olunca orada..

Ülkede yaşamaktan keyif alıyorsunuz bir de egosal bir durum var. Kendi ülkenizde ilklerin arasında yer almak çok kuvvetli birşey. Yol katedebilmek ve farklı gözle bakabilmek için şans yaratır."


Verdiğiniz eğitimlerde ne sunuyorsunuz?

Tan Sağtürk:"Akdeniz karakterlerinde ortak olan ellerin açık olması, duyguların yukarıda olması.. Son bitirişlerin ise eller kollar dışarıda açılmış olması. Bu benim bağlantı noktam esasında... Egeli hissediyorum kendimi, Ege'de de kolları açıp dansedersiniz.. Kuzey'e çıktıkça ara duygular önem arz ediyor. Soyut anlatımlardaki entellektüel derinlik önemli oluyor, onların aramaya ve bulmaya çalıştığı benim aradığım yol.

Ama burada çift taraflı gidebiliyorsunuz. Hem İstanbul'u hem doğuyu anlatan Yaşar Kemal gibi, kopamayacağımız bir toprak, aynı hissediyoruz esasında.

Buradayken misafir gibi olmak da çok büyük bir avantaj... Ben hep böyle hissettim şu ana kadar. Şikayetçi olmaktansa kendi ülkemin parçası olan yerlerde okullar açarak farklı kimliklerle tanışmanın heyecanını ve keyfini yaşadım, buradaki sekiz senem böyle geçti.

Orada oturanlarla İstanbul'dakiler bir olamaz.. Çünkü ister istemez hızlı akan bir dünyanın yakalayıcısı olma psikolojisi ile hareket eden bir insanla doğup büyüdüğü topraklarda rahat yaşayan belki ekonomik anlamda zorluk yaşayanlar karşılaştırılamaz.

Çok büyük bir deneyimdi benim için. Her sanatçı yıpranmışlıklardan, zorluklardan sonra olgunlaşıp eserler verebiliyor. Benim yıpranmışlıklarımda oralarda başladı, zorluklar içinde okullar açmaya çalışarak.. İdealist çerçeveden çıkmamaya çalışarak... Ters akıntıda yıprandım ama istediğim için yaptım... O çocuklar büyüdü, konservatuvara girdiler, ileride çok büyük dansçılar olacaklar belki..."

Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.

Doğudaki okullarınızda örencilerin sosyal profili nasıl?

Tan Sağtürk: "Diyarbakır'da yüzde 80 yerel halk, Kayseri'de ise hemen hemen hepsi. Okullarda büyük çoğunluk genelde yüzde 60-70'ın üzerinde yerel halk.

Görünen bir taraf var, dışarıdan basına çıktığımız anlardan itibaren belirli bir aile yapısı içinde saygı duyulduğumu görüyorum. Kişilere gitmek daha doğru artık, okulları da olabilir, gösterileri, konserleri de.

Operaya gidiyorum demek istemiyor: 'Carmina Burana'ya gidiyorum' demiyor, 'Pavorotti'ye gidiyorum' diyor. Onun gibi, kurdumuz okullarda da bu şekilde oluyor. Sorumluluk da burada başlıyor. İsme güveniyorlar. Keşke yapabilsem de okulların isimlerini değiştirebilsem...

Emek sarfettiğim şeylerin sürekli yaşamasını isterim. Bundan sonraki süreçte oradaki öğretmenler var. Beni iki haftada bir görüyorlar, istiyorum ki emin olayım ben olmadığımda da onlar devam edebilsinler. Çalışmalara başladım şimdi, reklam ayakları ve vakıflaşma ile... Ben hayatımı kazanabiliyorum dizi ya da dans ile..



Bu okullarda kazançları ile ya yeni okul açmalı ya da burs vermeli. En başından beri kurallar koydum ve çeşitli anlaşmalar ile okulları bu şekilde bağladık. Gelen veli ya da öğrenci bunu hissediyor. Burslu çocuklara bunu hissettirmemeye çalışıyoruz, gelen öğrenci de baki kalıyor.

Her türlü kesimden öğrenci geliyor. Aynı sınıfa alınan çocuklar da bale disiplininin içindeki disiplin ile eşitleniyor. Yanındaki ile rekabetten kendi içindeki rekabete döndürebiliyoruz, okuldaki puanları artmaya başlıyor. Kişisel eğitim demek oluyor "

Öğretmenlerinizi nasıl seçiyorsunuz?

Tan Sağtürk: "İyi hoca olmasından öte, iş ahlakı ve iş sorumluğu çok önemli. Bu hayatınızı adadığınız, eşinizi alıştırdığınız çocuklarınızı bile böyle büyüttüğünüz bir yaşam biçimi... Hemen hemen hepsi konservatuvardan mezun, Devlet Opera Balesi'nde birkaç yıl çalışmış ve hocalık için operadan istifa etmiş insanlar. Önce bir iki yıl hocanın yanında stajyerlik yapıyor, teyp açıp kapıyorlar, çocukları zaman zaman düzeltiyorlar. İki yıl dayanabilen ise emin olun işini iyi yapacaktır."

Konservatuvara giren çok öğrenciniz var mı?

Tan Sağtürk: "Ben veliden ziyade öğrenci ile konuşmayı yeğliyorum, okulda bir altı ay boyunca bulunmuş olma sürecinin olması lazım... Biz onu tartalım, o da bizi tartsın istiyorum. Öbür türlü maymun iştahlılık olabilir ama o kadar kolay değil hiçbir şey. Biz veliyi de okula alıyoruz. O nedenle benim de bir deneme sürem var. Altı aydan sonra da genelde kalıyorlar."

Çok küçük yaşta başlıyorlar...

Tan Sağtürk: "Evet.. Bale için üç, dört yaşında, caz dansa ise biraz daha büyük, 11 yaşında alıyoruz"



Okulları açarken eskiden yayınlanan 'Şöhret' adlı diziye benzemesini istediniz mi? En çok kendinizi anlattığınız dizi de 'Şöhret Okulu' sanıyorum?

Tan Sağtürk: "Dizide biraz daha soğuk ve otoriter bir karakteri oynuyorum, taviz vermeyen bir karakter. Düşünmüş olabilirim bunu.. Derme çatma da olsa hangar içinde de çalışılsa tek enstrüman kendi vüdumuz ve iyi bir öğretmen. Genelde çok zengin ailelerden iyi dansçılar çıkamıyor, tuzunun kuru olmaması lazım. Okul her kesime hitap etmeli. Bütün okullarda benzer birşey oldu. Mesela 16 yaşındaki bazı öğrenciler de 'ölürüm de vazgeçmem' gibi bir duygu oluştu."

İstek mi kabiliyet mi önemli sizin için?

Tan Sağtürk: "İstek de kabiliyet de göreceli ama azim çok önemli birşey. Algıların açık olması. Arkada da neyin olup olmadığını görmek. Gözlemleme, sünger gibi çekebilme ve süzüp iyisini kendine bırakabilme.. Esasında aradığımız daha çok bu...Çok yeteneksiz gözüken dansçının çok yetenekli işler yaptığını gördüm.

Nurayev, 16 yaşında dansa girmiş. Bu sadece fiziksel yada kabiliyetle olacak bir iş değil. Bıkmadan usanmadan sakatlanarak, hep tutunup aşağı kayarak gerçekleşiyor. Bu irade, azim ve algılama birleştiğinde fiziğin önemli olduğunu düşünmüyorum, klasik bale için değil tabii bu sözlerim... Bu o kadar uzun zamana yayılmış bir elektir ki.. Çok yetenekli olanların çok arkada yer aldığını da görüyorum."

Neler var sırada?

Tan Sağtürk: "Hem dizi yapmak istediğimi söyledim, yedi yıldır böyle bir dizi girmeli diye düşünmüştüm... Çok da iyi oynayan insanlar var, değerli isimlerin yanısıra.. İlk bölümden sonra herkesi tebrik etmeye gittim. 'İkinci Bahar'ı hatırladım. Birbirine saygı duyan insanlar biraradaydı. Bu ambiyans çok önemli..3 bölümde 300 bölümde olsa, oyunculuğuna saygı duyduğum insanlarla birarada olmak çok güzel.

Belki dans yarışması projesi var, ama profesyonel dansçılarla olacak. Tekrar bir öncekinin benzerini yapmak istemedim Bu sefer bizim için de daha kolay olacak. Kamp hayatı değil, tekli kızlar tekli erkekler, iki kişi yarışıyor bir kişi düşüyor. Kanalda sıcak baktı şu anda. Yarışmalar güzeldir, hem gösteri sunar hem de duygu selleri var."

Sizin eklemek istediğiniz birşey var mı?

Tan Sağtürk: "Ülkemiz çok büyük bir ülke ve özgürlüğü olan bir ülke.Durumumuz da çok zor artık.. Kabul edilmemenin, ortada olmanın acısı... Yapacak birşey var, elbetteki komünist değiliz ama Rusya'da Küba'daki gibi sanatın evlerin içine kadar girdiği her evde bir piyanonun olduğu bir bilincin yaratılması gerektiğini düşünüyorum.

Biz dört duvar arasında çalışıyoruz, burada belki hiç aşık olamayacağımız birine aşkımızı sunuyoruz, güneşimiz burada doğuyor, enerjimizi burada bırakıyoruz. Sadece bale, piyano dersi gibi değil de iyi, kuvvetli hocalarla bu noktadan yola çıkılırsa çok yol alınabilir. Bambaşka bir gelecek bekliyor bizi. Çok genç bir nüfusumuz var.

Kültür Bakanımızın önceki bakanlar gibi aramasını ve toparlayıcı olmasını istiyorum. Tek partili giden hükümetlerde oluşması çok daha kolay bunun. Koalisyon hükümetlerinde daha zor, ilerleme yavaşlar. Hangi hükumet olursa olsun bu tip dallarda da aranmaya kollanmaya, 'devlet babalarına' ihtiyaç duyuyoruz. Bu derece kopukluk rahatsız eder bir hale gelirse hoş olmaz, fikirler yok olur. İlişkilerle temaslar kurulur. Ben başkasının evini de süpürmeye hazırım."

Tan Sağtürk Bale ve Dans Eğitim Merkezi
Teşvikiye (212) 296 83 61-62
Altunizade (216) 651 80 60
Ankara (312) 466 18 79-466 22 39

CNN TÜRK

Volvo
08-02-07, 12:58
Teşekkür paylaşım için elinize sağlık.Çok zor ve zor olmasına karşılık mükemmel bir sanat dalı.