CuTai
05-02-07, 21:37
'Yargısız İnfaz' adlı yeni albümünü yayımlayan Orhan Gencebay, 'Müzikte özlerde gerçekten bir kısırlaşma var. Bugünün farklılıklarıyla eskinin değerlerini birleştirip özel şeyler yapmalıyız. Ama böyle bir çaba yok' diyor
Naim Dilmener'in Babylon'da yaptığı 'Eski 45'likler' gecelerinden biriydi. Dilmener sırayla Orhan Gencebay'ın 'Batsın Bu Dünya', 'Bir Teselli Ver', 'Mevsim Bahar Olunca' şarkılarını çalıyordu. Elbette remikslenmiş hallerini. Şarkılar bestelendiğinde henüz doğmamış olanlar bir ağızdan söylüyor, dans ediyordu. Birçok kişinin aklından da 'Bu şarkılara ancak gözyaşı eşlik eder' düşüncesinin ne kadar değiştiği geçiyordu.
Laf Gencebay'dan açılınca böyle anektodlardan daha çok bulunabilir. Yasaklara karşı başladığı ve sürdürdüğü bir müzik hayatı var 'Orhan Baba'nın. Önce TRT'nin koyduğu yasaklar sonra arabesk diye belli bir kesimin ona burun kıvırması. Bugünse bambaşka bir yerde duruyor, tüm engelleri aştığı bir yerde. Son dönemde bir şarkı yarışmasında jüri olduğu için eleştirilse de 'Bir bildiği vardır' şeklinde konuyor son nokta.
Yeni albümünü çıkardı şimdi Orhan Gencebay: 'Yargısız İnfaz'. Sanki 60'lardan bugüne müzikal yolculuğunda kendine gelen eleştirilere cevap verircesine bir ad gibi geliyor. Ama o kırgın olmadığını söyleyerek başlıyor söze bağlamalarıyla süslediği ofisinde. Sonra da merak ettiklerimize cevap veriyor en mütevazı ve sakin haliyle. Arada sesi titrediği oldu yasaklardan bahsederken, müzikten konuşmaya başladığında coşku eşlik ediyor ona. 'Ya politika' sorusu ise çok fazla düşündürdü Orhan Gencebay'ı.
'Yargısız İnfaz' yayımlandı. Bu albüm için 'yılların birikimi' tanımını yapmıştınız...
Her zaman öyle diyorum aslında çünkü her albüme mutlaka geçmişte yarım kalan bazı çalışmaları koyuyorum. Bu albüm de öyle. Aklıma gelen her şeyi kaydederim. Yüzlerce kasedim ve bunların içinde binlerce bestem var. Arada bir onlara bakarım, bana fikir verirler. 'Yargısız İnfaz'da da öyle oldu.
Yıllarca sizin müziğinize bir ad bulunamadı. Çoğu zaman arabesk dendi. Ama siz 'serbest çalışma' diyorsunuz.
Müzikal gelişimimde hem Batı müziğinin hem de halk müziğinin etkisi var. Müzik çalışmalarımın kaynağı olarak halk, sanat müziği ve Batılıların oryantal diye adlandırdığı Adriyatik'ten Çin'e kadar olan bu havzada ne varsa serbestçe kullanıyorum. Evet, bu çalışmaların adını bir türlü koyamadık, serbest çalışmalar diyorum ama bana göre ben Türk müziğinin devamıyım. Üstelik bayağı da yönlendiriciyim. Türk müziğini geliştirmek üzere daha iyi olacağına inandığım ufukları yakalamaya çalışıyorum. Bunları özgürce yapıyorum. Tabulara karşıyım ve kuralların da tabulaştırılmaması yanlısıyım.
Türk müziğinin devamıyım diyorsunuz. Yeni Türk müziği sizin yaptığınız mı?
Sanat müziği 1826'da Enderun kapatıldıktan sonra akademik devamlılığını yitirmiş, kulaktan dolma bilgilerle bugüne gelmiş. Cumhuriyet döneminde yeniden ele alınmaya çalışılmış. Şimdiki sanat müziğinin temeli bu zamanda atılmış. Ama kulaktan kulağa bilgilerle. Dolayısıyla elimizdeki eserlerin ve kabul gören icraların ne kadar doğru olduğu tartışılır. Ben de araştırdıklarımla bildiklerimi harmanlayıp yeni bir şey yarattım.
Cumhuriyet'in başındaki Batılılaşma hareketi Türk müziğine darbe mi vurdu yani?
Batılılaşma harekâtı bence çağdaşlaşma harekâtı olmalıydı. Batı müziği okulu kuruldu. Bu, olumluydu elbette ama bize ait olan kültüre yeterince eğilinmedi. TRT bünyesinde korundu. Bugün elimizde sanat müziğine ait 20 bin 500 kadar, halk müziğine ait ise 6 bin 500 eser var. Binlerce yıllık tarihten bu kadar mı çıkmış. Bunlar bizimdir, dışındakiler değildir tavrı var ve ben buna kesinlikle karşıyım. Diyorum ki biz daha iyi araştırmalıyız. Ve işte 1960'lardan beri tüm bu bilgilerle kendime göre bir yapı oluşturmak istedim.
O zaman bugün müzikte kısırlaşma olduğu eleştirilerinin temeli o yıllarda mı atıldı?
Özlerde gerçekten kısırlaşma var. Sanat müziğinin yapısına baktığımızda makam ve usul zenginliği görüyoruz. Onları alıp bugünün duyarlılığıyla farklı bir biçime sokabiliriz ama bu çaba yok. Çünkü sansür zihniyeti bunları dokumamayı emretmiş. Oysa ki bugünün farklılıklarıyla o günün değerlerini birleştirip özel şeyler yapmalıyız. Ben anahtarla o kapıyı açtım. Özgür bir alana girelim, sansür zihniyetini yıkalım dedim. Ama peşimden çok gelen olmadı.
Ama bugün özellikle sentez adı verdiğimiz olguya çok önem verir hale geldik. Sizin de bahsettiğiniz bu muydu?
Ben yıllar önce bunu yapmaya başladım. Ben ne yaptığımı biliyorum derken zaten aslında bunlara gönderme yapıyordum. Çünkü yeni bir yapıya ihtiyaç vardı. Elbette sentezlerin başında Türk Beşlileri var. Başta Adnan Saygun olmak üzere hepsi çok önemli eserler üretti. Ama eğitimleri tamamıyla Batı olduğu için halka yönelik değildi. Bizim özlerimizi kulanmaya çalışmışlardı ama bizim duyarlılığımız, kullağımızın kabul edebileceği şekillerde değildi. Bana gelince öncelikle kabul ettiğim ülkemizde çok çeşitli kültürlerin var olduğuydu. Şu anda bizim yumuşak karnımız dediğimiz bir dolu değerimiz var."Dünya öyle bir yere gidiyor ki hepimizin birleşeceği bir odak olabilir mi? Öyle bir şey yakalayayım ki bütün ülkenin sesi olsun." Benim yola çıkışım buydu. Ve büyük ölçüde bunu yakaladım.
Sizin yaptıklarınıza başkalarından katkı geldi mi?
68 kuşağı denen bir kuşak varsa ben o kuşağın insanıyım. 70'ler, 80'ler ve 90'larda büyük ivmeler kaydettirecek olguların olması güzel olurdu. Maalesef o olguları görmedik. Pek bir şey eklenmedi.
Müzikal yolculukta uzun yıllar belli bir kesim tarafından hedef alındınız. Arabesk olarak nitelendirildiniz...
Çoğuna sorsanız arabeskin ne demek olduğunu bilmezler. Ne yaptığımı biliyorum dedim her zaman. Beni anlamak isteyen eğer ki çaba gösterirse anlar diye düşündüm. Belli bir zümreyi hedef almadım. Herkese kendimi anlatmaya çalıştım. Nitekim geç de olsa başta benimle diyalog kurmak istemeyenler sonunda diyalog kurdular. Daha evvel anlamayanlar anladı. Yanlış anlayanlar da benim yanlış bir şey yapmadığımı gördü.
Bu sizi kırdı mı?
Kimseye kırgın değilim.
Peki size devletin dolayısıyla TRT'nin uyguladığı sansür...
Zamanında benim idamımı isteyen bile oldu. Çok kişi karşı çıktı. TRT'nin bir zamanlar uyguladığı o sansür zihniyeti çok çirkindi. Üstelik bunu Türk kültürünü, Türk müziğini korumak için yapıyordu. Ama yasaklarla hiçbir yere varılmazdı. Bunu çok geç anladı. Özel televizyonlarla birlikte TRT'nin etkinliği yine TRT sayesinde azaldı. TRT'nin sansür zihniyeti yüzünden bir-iki nesle darbe vurulmuştur açıkçası.
'68 kuşağındanım' dediniz. Bu, politik bir tanım. Ama siz bu yönünüzü hep sakladınız...
Politikayla ilgilenmek istemedim. Bana hangi sistem iyidir diye sorduklarında henüz yaşanmamış olan diye cevapladım. Çünkü insanlar sistemi oluşturuyor sonra da şartlara göre değiştiriyorlar. Benim için en iyi sistem insanın karnının doyduğu, huzurlu olduğu sistem. Bunu kim getiriyorsa o iyidir.
Bu çok politik bir cevap...
Bu kesinlikle bukalemunluk değil. Hiç teslimiyetçi bir insan değilim. Belli bir safın adamı olmak istemedim. Benim için hedef insandı, doğaydı. Yaradan doğayı, insanı yaratırken sen sağcısın, sen solcusun diye yaratmadı ki. Dolayısıyla beni anlamak isteyen insanlar olacağına göre beni sağcı dinlesin solcu dinlemesin, solcu dinlesin sağcı dinlemesin diyemem ki.
Naim Dilmener'in Babylon'da yaptığı 'Eski 45'likler' gecelerinden biriydi. Dilmener sırayla Orhan Gencebay'ın 'Batsın Bu Dünya', 'Bir Teselli Ver', 'Mevsim Bahar Olunca' şarkılarını çalıyordu. Elbette remikslenmiş hallerini. Şarkılar bestelendiğinde henüz doğmamış olanlar bir ağızdan söylüyor, dans ediyordu. Birçok kişinin aklından da 'Bu şarkılara ancak gözyaşı eşlik eder' düşüncesinin ne kadar değiştiği geçiyordu.
Laf Gencebay'dan açılınca böyle anektodlardan daha çok bulunabilir. Yasaklara karşı başladığı ve sürdürdüğü bir müzik hayatı var 'Orhan Baba'nın. Önce TRT'nin koyduğu yasaklar sonra arabesk diye belli bir kesimin ona burun kıvırması. Bugünse bambaşka bir yerde duruyor, tüm engelleri aştığı bir yerde. Son dönemde bir şarkı yarışmasında jüri olduğu için eleştirilse de 'Bir bildiği vardır' şeklinde konuyor son nokta.
Yeni albümünü çıkardı şimdi Orhan Gencebay: 'Yargısız İnfaz'. Sanki 60'lardan bugüne müzikal yolculuğunda kendine gelen eleştirilere cevap verircesine bir ad gibi geliyor. Ama o kırgın olmadığını söyleyerek başlıyor söze bağlamalarıyla süslediği ofisinde. Sonra da merak ettiklerimize cevap veriyor en mütevazı ve sakin haliyle. Arada sesi titrediği oldu yasaklardan bahsederken, müzikten konuşmaya başladığında coşku eşlik ediyor ona. 'Ya politika' sorusu ise çok fazla düşündürdü Orhan Gencebay'ı.
'Yargısız İnfaz' yayımlandı. Bu albüm için 'yılların birikimi' tanımını yapmıştınız...
Her zaman öyle diyorum aslında çünkü her albüme mutlaka geçmişte yarım kalan bazı çalışmaları koyuyorum. Bu albüm de öyle. Aklıma gelen her şeyi kaydederim. Yüzlerce kasedim ve bunların içinde binlerce bestem var. Arada bir onlara bakarım, bana fikir verirler. 'Yargısız İnfaz'da da öyle oldu.
Yıllarca sizin müziğinize bir ad bulunamadı. Çoğu zaman arabesk dendi. Ama siz 'serbest çalışma' diyorsunuz.
Müzikal gelişimimde hem Batı müziğinin hem de halk müziğinin etkisi var. Müzik çalışmalarımın kaynağı olarak halk, sanat müziği ve Batılıların oryantal diye adlandırdığı Adriyatik'ten Çin'e kadar olan bu havzada ne varsa serbestçe kullanıyorum. Evet, bu çalışmaların adını bir türlü koyamadık, serbest çalışmalar diyorum ama bana göre ben Türk müziğinin devamıyım. Üstelik bayağı da yönlendiriciyim. Türk müziğini geliştirmek üzere daha iyi olacağına inandığım ufukları yakalamaya çalışıyorum. Bunları özgürce yapıyorum. Tabulara karşıyım ve kuralların da tabulaştırılmaması yanlısıyım.
Türk müziğinin devamıyım diyorsunuz. Yeni Türk müziği sizin yaptığınız mı?
Sanat müziği 1826'da Enderun kapatıldıktan sonra akademik devamlılığını yitirmiş, kulaktan dolma bilgilerle bugüne gelmiş. Cumhuriyet döneminde yeniden ele alınmaya çalışılmış. Şimdiki sanat müziğinin temeli bu zamanda atılmış. Ama kulaktan kulağa bilgilerle. Dolayısıyla elimizdeki eserlerin ve kabul gören icraların ne kadar doğru olduğu tartışılır. Ben de araştırdıklarımla bildiklerimi harmanlayıp yeni bir şey yarattım.
Cumhuriyet'in başındaki Batılılaşma hareketi Türk müziğine darbe mi vurdu yani?
Batılılaşma harekâtı bence çağdaşlaşma harekâtı olmalıydı. Batı müziği okulu kuruldu. Bu, olumluydu elbette ama bize ait olan kültüre yeterince eğilinmedi. TRT bünyesinde korundu. Bugün elimizde sanat müziğine ait 20 bin 500 kadar, halk müziğine ait ise 6 bin 500 eser var. Binlerce yıllık tarihten bu kadar mı çıkmış. Bunlar bizimdir, dışındakiler değildir tavrı var ve ben buna kesinlikle karşıyım. Diyorum ki biz daha iyi araştırmalıyız. Ve işte 1960'lardan beri tüm bu bilgilerle kendime göre bir yapı oluşturmak istedim.
O zaman bugün müzikte kısırlaşma olduğu eleştirilerinin temeli o yıllarda mı atıldı?
Özlerde gerçekten kısırlaşma var. Sanat müziğinin yapısına baktığımızda makam ve usul zenginliği görüyoruz. Onları alıp bugünün duyarlılığıyla farklı bir biçime sokabiliriz ama bu çaba yok. Çünkü sansür zihniyeti bunları dokumamayı emretmiş. Oysa ki bugünün farklılıklarıyla o günün değerlerini birleştirip özel şeyler yapmalıyız. Ben anahtarla o kapıyı açtım. Özgür bir alana girelim, sansür zihniyetini yıkalım dedim. Ama peşimden çok gelen olmadı.
Ama bugün özellikle sentez adı verdiğimiz olguya çok önem verir hale geldik. Sizin de bahsettiğiniz bu muydu?
Ben yıllar önce bunu yapmaya başladım. Ben ne yaptığımı biliyorum derken zaten aslında bunlara gönderme yapıyordum. Çünkü yeni bir yapıya ihtiyaç vardı. Elbette sentezlerin başında Türk Beşlileri var. Başta Adnan Saygun olmak üzere hepsi çok önemli eserler üretti. Ama eğitimleri tamamıyla Batı olduğu için halka yönelik değildi. Bizim özlerimizi kulanmaya çalışmışlardı ama bizim duyarlılığımız, kullağımızın kabul edebileceği şekillerde değildi. Bana gelince öncelikle kabul ettiğim ülkemizde çok çeşitli kültürlerin var olduğuydu. Şu anda bizim yumuşak karnımız dediğimiz bir dolu değerimiz var."Dünya öyle bir yere gidiyor ki hepimizin birleşeceği bir odak olabilir mi? Öyle bir şey yakalayayım ki bütün ülkenin sesi olsun." Benim yola çıkışım buydu. Ve büyük ölçüde bunu yakaladım.
Sizin yaptıklarınıza başkalarından katkı geldi mi?
68 kuşağı denen bir kuşak varsa ben o kuşağın insanıyım. 70'ler, 80'ler ve 90'larda büyük ivmeler kaydettirecek olguların olması güzel olurdu. Maalesef o olguları görmedik. Pek bir şey eklenmedi.
Müzikal yolculukta uzun yıllar belli bir kesim tarafından hedef alındınız. Arabesk olarak nitelendirildiniz...
Çoğuna sorsanız arabeskin ne demek olduğunu bilmezler. Ne yaptığımı biliyorum dedim her zaman. Beni anlamak isteyen eğer ki çaba gösterirse anlar diye düşündüm. Belli bir zümreyi hedef almadım. Herkese kendimi anlatmaya çalıştım. Nitekim geç de olsa başta benimle diyalog kurmak istemeyenler sonunda diyalog kurdular. Daha evvel anlamayanlar anladı. Yanlış anlayanlar da benim yanlış bir şey yapmadığımı gördü.
Bu sizi kırdı mı?
Kimseye kırgın değilim.
Peki size devletin dolayısıyla TRT'nin uyguladığı sansür...
Zamanında benim idamımı isteyen bile oldu. Çok kişi karşı çıktı. TRT'nin bir zamanlar uyguladığı o sansür zihniyeti çok çirkindi. Üstelik bunu Türk kültürünü, Türk müziğini korumak için yapıyordu. Ama yasaklarla hiçbir yere varılmazdı. Bunu çok geç anladı. Özel televizyonlarla birlikte TRT'nin etkinliği yine TRT sayesinde azaldı. TRT'nin sansür zihniyeti yüzünden bir-iki nesle darbe vurulmuştur açıkçası.
'68 kuşağındanım' dediniz. Bu, politik bir tanım. Ama siz bu yönünüzü hep sakladınız...
Politikayla ilgilenmek istemedim. Bana hangi sistem iyidir diye sorduklarında henüz yaşanmamış olan diye cevapladım. Çünkü insanlar sistemi oluşturuyor sonra da şartlara göre değiştiriyorlar. Benim için en iyi sistem insanın karnının doyduğu, huzurlu olduğu sistem. Bunu kim getiriyorsa o iyidir.
Bu çok politik bir cevap...
Bu kesinlikle bukalemunluk değil. Hiç teslimiyetçi bir insan değilim. Belli bir safın adamı olmak istemedim. Benim için hedef insandı, doğaydı. Yaradan doğayı, insanı yaratırken sen sağcısın, sen solcusun diye yaratmadı ki. Dolayısıyla beni anlamak isteyen insanlar olacağına göre beni sağcı dinlesin solcu dinlemesin, solcu dinlesin sağcı dinlemesin diyemem ki.