Original
29-01-07, 23:23
Türk Öykücülüğünün Çehreleri
1789
Tanzimat döneminde edebiyatımız batı edebiyatından çok etkilenmiş, Divan Edebiyatı geleneğinde bulunmayan roman, tiyatro ve öykü türünde ilk örnekler bu dönemde yazılmıştır. Aziz Efendi'nin bu dönemde yazdığı Muhayyelat edebiyatımızdaki ilk öykü örneğidir. Cinleri, perileri ve doğa üstü güçleri konu edinen yapıt masalımsı bir anlatı özelliği taşır.
1870
Ahmed Mithat Efendi, Meddah hikayelerinin anlatım özelliklerini taşıyan Letaif-i Rivayat adlı eserini yayınladı.
1870
Ahmed Mithat Efendi, Meddah hikayelerinin anlatım özelliklerini taşıyan Letaif-i Rivayat adlı eserini yayınladı.
1890
Anadolu'nun sorunlarına açık ilk öykü yapıtı Nabizade Nazım'ın Karabibik adli öykü kitabidir.
1892
Samipaşazade Sezai, Batı öykülerine benzeyen ilk kitap Küçük Şeyler'i yazdı. Doğu öykülerinde görülen doğaüstü güçler yerine, batı edebiyatında görülen günlük olaylar yer alır bu yapıtta.
1900
Tanzimat döneminden sonra, Servet-i Fünun dergisi yazarlarının başlattığı ve Edebiyat-i Cedide olarak anılan yeni bir edebiyat akimi doğdu. Bu akimin yazarları yapıtlarında bireysel duyguları islediler ve Tanzimat döneminin aksine "Sanat, sanat içindir" görüsünü benimsediler. Bu dönemde öykücülüğümüz, modern öykü tekniğinin benimsenmesi yolunda yapılan çalışmalarla gelişme gösterdi. Ve bu döneminin öykücülüğü kendisinden önceki döneme göre daha gerçekçi, toplumun ve bireyin sorunlarıyla ilgili, günlük yasama daha duyarlı oldu. Bu dönemin en büyük ustası Halit Ziya Uşakligil, Maupassant'in etkisinde ortaya koyduğu çalışmalarıyla kısa öykünün ilk basarili örneklerini edebiyatımıza kazandırdı.
1911
II. Meşrutiyetin ilanı edebiyatımızda "Milli Edebiyat" diye adlandırılan yeni bir akimin doğmasına neden oldu. Türkçülük ve buna bağlı olarak gelişen dilde sadeleşme hareketi, ulusal bir edebiyat oluşturma düşüncesini gerçekleştirme çalıştırmalarını başlatır. Öyküde Ömer Seyfettin, bu anlamda oldukça basarili çalışmalar ortaya koyar. Maupassant öykü tekniğini benimseyerek toplumsal sorunları, ulusal duyarlılıkları öykülerine konu edinen yazar, yalın bir dil kullanmasıyla ve öykü tekniğiyle öykücülüğümüzün gelişmesine öncülük etmiştir. Bu dönemin diğer öykücüleri arasında sayacağımız Refik Halid Karay da gerek öykü tekniği gerekse ortaya koyduğu yapıtlarla öykücülüğümüzün önemli bir ismi olmuştur.
1930
Cumhuriyetin ilanından sonraki dönem toplumumuzda her alanda yeni düşüncelerin yeni umutların filizlendiği bir dönem olmuştur. Bu yeni dönemde öykücülüğümüz gelişimini sürdürmüş, toplumumuzdaki değişimleri gözlemleyip içeriğinde bu gözlemlerini yansıtmıştır. 1923-1950 yılları arasını incelediğimizde öykünün İstanbul sınırlarından ülkemiz coğrafyasına yayıldığını görürüz. Doğallık ve gerçeklikten toplumcu gerçekçiliğe uzanan bir yazın anlayışı öyküye egemen olmuş ve bu dönem yazarları toplumun sorunlarına duyarlılıkla yaklaşıp toplumu anlamaya çalışmışlar ve duygularını öykünün içeriğine yansıtarak öykümüzün gelişimine, yaygınlaşmasına, zenginleşmesine katkıda bulunmuşlardır. Bu yılların üç büyük ustası vardır; Memduh Şevket Esendal, Sabahattin Ali ve Sait Faik. Çağdaş öykücülüğümüzün gelişmesine önemli katkılar sağlamış Memduh Şevket Esendal, sıradan insanların yaşantılarındaki günlük olayları gözlemleyip, yalın anlatımıyla öyküleştirmiş ve yeni bir öykü anlayışı yaratmıştır. Sabahattin Ali, toplumun ve insanin sorunlarına eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmış, özellikle Anadolu insaninin zorluklar ve olanaksızlıklarla dolu yasam savaşını bu anlayışla gözlemleyip, öyküleştirmiştir. Sabahattin Ali, bu öykü anlayışıyla kendisinden sonraki toplumcu gerçekçi öykücülere de sağlam bir temel hazırlamıştır. Sait Faik, Sabahattin Ali'nin toplumcu gerçekçi öykü anlayışından çok farklı bir öykü anlayışıyla aydın bireyin, kentli sıradan insaninin yaşamına yönelmiş, sorunları göz ardı etmeyen, duygusal ve biraz da romantik anlatımıyla günümüz Çağdaş Türk Öykücülüğünün öncülerinden olmuştur. Mehmet Şeyda, Halikarnas Balıkçısı, Kemal Tahir, Orhan Hançerlioğlu, Oktay Akbal, Kemal Bilbaşar, Sabahattin Kudret Aksal, Haldun Taner, Necati Cumali gibi usta öykücülerimiz de ilk ürünlerini bu dönemde vermişlerdir.
1960
Çok partili döneme geçiş yıllarında edebiyatımızda köy sorunları ağır basmaktadır. Öykü de bundan etkilenir. Bu olguda Köy Enstitüsü mezunu yazarlarla, çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını Anadolu köylüsüne yakın geçirmiş yazarların yapıtlarında köy gerçeğini yoğun olarak yansıtmak istemiş olmalarının payı çoktur. Yasar Kemal, Fakir Baykurt, Mehmet Başaran, Talip Apaydın, Bekir Yıldız, Osman Şahin ve daha birçok yazarımız köy insanini yasam gerçeğini öykülerine konu yapmışlar, gözlemlerini toplumcu gerçekçi denilebilecek bir anlayışta sergilemişlerdir.Çok partili döneme geçiş yıllarında Türkiye'de sanayileşme hareketleri de oldukça ilerlemiş özellikle büyük kentlerde fabrika bacaları tütmeye başlamıştı. Fabrikaların çoğalması buralardan geçimini sağlayan insanların sayılarını arttırmış, böylelikle toplum içinde köylüden, memurdan, esnaftan daha farklı sayılabilecek sorunları olan yeni bir kitle oluşmuştu. Orhan Kemal, bu kitleyi yani fabrika isçisini öyküye sokan yazarımızdır. Kentteki fabrikada çalışmak için kırdan kentte göç eden, kentin eteklerinde tutunabilmek için amansız bir yaşam savaşı veren yoksul insani bütün güncel ayrıntısıyla anlatıp, sonraki kuşaklara Orhan Kemal öykücülüğü olarak yansıyacak olan bir öykü anlayışı yaratmıştır.Bu dönemde anılması gereken diğer bir yazarımız da Aziz Nesin'dir. Hernekadar bir gülmece yazarı olsa da, gülmece öyküsü içeriğinde toplumu ve toplumun her kesiminden bireyin sorunlarıyla eleştirel gerçekçi bir bakış açısıyla ilgilenmiş, bu anlayış biçimiyle öykücülüğümüzü zenginleştirmiştir.1950 sonrası öykücülüğümüzde yukarıda belirttiğimiz yazarlar dışında yapıtlarıyla ve öykü teknikleriyle iz bırakanlar arasında Rıfat Ilgaz, Muzaffer Buyrukçu, Hakki Özkan, Zeyyat Selimoğlu, Tarik Dursun K., Nezihe Meriç, Orhan Duru, Ferit Edgü, Adnan Özyalçıner, Leyla Erbil, Sevim Burak, Bilge Karasu gibi isimleri sayabiliriz.
1980
1980 yılından günümüze doğru baktığımızda öykü geçmişimizde rastladığımız heyecan verici gelişmeleri pek göremiyoruz. Öyküde yeni bir akim yaratacak bir yazar ismine de rastlayamıyoruz. Bunun yerine sağlam temellere oturmuş, gelişmiş ve daha da gelişmeye çabalayan bir Türk öykücülüğü gözlemliyoruz. Çağdaş Öykünün yapısını tanıyan, bu yapıya uygun öyküler yazmış, yazan, yazmaya çabalayan birçok genç, yetenekli ve usta öykü yazarına sahibiz. Fürüzan, Tomris Uyar, Selim İleri, Hulki Aktunç, Nedim Gürsel, Nazlı Eray, İnci Aral, Ayla Kutlu, Erendiz Atasü, Hüseyin Akyüz, Sulhi Dölek, Cemil Kavukçu, Murathan Mungan, Mahir Öztaş, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Necati Tosuner, Faruk Duman, Ayfer Tunç'u bu öykücüler arasında sayabiliriz.
Kaynak: Öykü evi
1789
Tanzimat döneminde edebiyatımız batı edebiyatından çok etkilenmiş, Divan Edebiyatı geleneğinde bulunmayan roman, tiyatro ve öykü türünde ilk örnekler bu dönemde yazılmıştır. Aziz Efendi'nin bu dönemde yazdığı Muhayyelat edebiyatımızdaki ilk öykü örneğidir. Cinleri, perileri ve doğa üstü güçleri konu edinen yapıt masalımsı bir anlatı özelliği taşır.
1870
Ahmed Mithat Efendi, Meddah hikayelerinin anlatım özelliklerini taşıyan Letaif-i Rivayat adlı eserini yayınladı.
1870
Ahmed Mithat Efendi, Meddah hikayelerinin anlatım özelliklerini taşıyan Letaif-i Rivayat adlı eserini yayınladı.
1890
Anadolu'nun sorunlarına açık ilk öykü yapıtı Nabizade Nazım'ın Karabibik adli öykü kitabidir.
1892
Samipaşazade Sezai, Batı öykülerine benzeyen ilk kitap Küçük Şeyler'i yazdı. Doğu öykülerinde görülen doğaüstü güçler yerine, batı edebiyatında görülen günlük olaylar yer alır bu yapıtta.
1900
Tanzimat döneminden sonra, Servet-i Fünun dergisi yazarlarının başlattığı ve Edebiyat-i Cedide olarak anılan yeni bir edebiyat akimi doğdu. Bu akimin yazarları yapıtlarında bireysel duyguları islediler ve Tanzimat döneminin aksine "Sanat, sanat içindir" görüsünü benimsediler. Bu dönemde öykücülüğümüz, modern öykü tekniğinin benimsenmesi yolunda yapılan çalışmalarla gelişme gösterdi. Ve bu döneminin öykücülüğü kendisinden önceki döneme göre daha gerçekçi, toplumun ve bireyin sorunlarıyla ilgili, günlük yasama daha duyarlı oldu. Bu dönemin en büyük ustası Halit Ziya Uşakligil, Maupassant'in etkisinde ortaya koyduğu çalışmalarıyla kısa öykünün ilk basarili örneklerini edebiyatımıza kazandırdı.
1911
II. Meşrutiyetin ilanı edebiyatımızda "Milli Edebiyat" diye adlandırılan yeni bir akimin doğmasına neden oldu. Türkçülük ve buna bağlı olarak gelişen dilde sadeleşme hareketi, ulusal bir edebiyat oluşturma düşüncesini gerçekleştirme çalıştırmalarını başlatır. Öyküde Ömer Seyfettin, bu anlamda oldukça basarili çalışmalar ortaya koyar. Maupassant öykü tekniğini benimseyerek toplumsal sorunları, ulusal duyarlılıkları öykülerine konu edinen yazar, yalın bir dil kullanmasıyla ve öykü tekniğiyle öykücülüğümüzün gelişmesine öncülük etmiştir. Bu dönemin diğer öykücüleri arasında sayacağımız Refik Halid Karay da gerek öykü tekniği gerekse ortaya koyduğu yapıtlarla öykücülüğümüzün önemli bir ismi olmuştur.
1930
Cumhuriyetin ilanından sonraki dönem toplumumuzda her alanda yeni düşüncelerin yeni umutların filizlendiği bir dönem olmuştur. Bu yeni dönemde öykücülüğümüz gelişimini sürdürmüş, toplumumuzdaki değişimleri gözlemleyip içeriğinde bu gözlemlerini yansıtmıştır. 1923-1950 yılları arasını incelediğimizde öykünün İstanbul sınırlarından ülkemiz coğrafyasına yayıldığını görürüz. Doğallık ve gerçeklikten toplumcu gerçekçiliğe uzanan bir yazın anlayışı öyküye egemen olmuş ve bu dönem yazarları toplumun sorunlarına duyarlılıkla yaklaşıp toplumu anlamaya çalışmışlar ve duygularını öykünün içeriğine yansıtarak öykümüzün gelişimine, yaygınlaşmasına, zenginleşmesine katkıda bulunmuşlardır. Bu yılların üç büyük ustası vardır; Memduh Şevket Esendal, Sabahattin Ali ve Sait Faik. Çağdaş öykücülüğümüzün gelişmesine önemli katkılar sağlamış Memduh Şevket Esendal, sıradan insanların yaşantılarındaki günlük olayları gözlemleyip, yalın anlatımıyla öyküleştirmiş ve yeni bir öykü anlayışı yaratmıştır. Sabahattin Ali, toplumun ve insanin sorunlarına eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmış, özellikle Anadolu insaninin zorluklar ve olanaksızlıklarla dolu yasam savaşını bu anlayışla gözlemleyip, öyküleştirmiştir. Sabahattin Ali, bu öykü anlayışıyla kendisinden sonraki toplumcu gerçekçi öykücülere de sağlam bir temel hazırlamıştır. Sait Faik, Sabahattin Ali'nin toplumcu gerçekçi öykü anlayışından çok farklı bir öykü anlayışıyla aydın bireyin, kentli sıradan insaninin yaşamına yönelmiş, sorunları göz ardı etmeyen, duygusal ve biraz da romantik anlatımıyla günümüz Çağdaş Türk Öykücülüğünün öncülerinden olmuştur. Mehmet Şeyda, Halikarnas Balıkçısı, Kemal Tahir, Orhan Hançerlioğlu, Oktay Akbal, Kemal Bilbaşar, Sabahattin Kudret Aksal, Haldun Taner, Necati Cumali gibi usta öykücülerimiz de ilk ürünlerini bu dönemde vermişlerdir.
1960
Çok partili döneme geçiş yıllarında edebiyatımızda köy sorunları ağır basmaktadır. Öykü de bundan etkilenir. Bu olguda Köy Enstitüsü mezunu yazarlarla, çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını Anadolu köylüsüne yakın geçirmiş yazarların yapıtlarında köy gerçeğini yoğun olarak yansıtmak istemiş olmalarının payı çoktur. Yasar Kemal, Fakir Baykurt, Mehmet Başaran, Talip Apaydın, Bekir Yıldız, Osman Şahin ve daha birçok yazarımız köy insanini yasam gerçeğini öykülerine konu yapmışlar, gözlemlerini toplumcu gerçekçi denilebilecek bir anlayışta sergilemişlerdir.Çok partili döneme geçiş yıllarında Türkiye'de sanayileşme hareketleri de oldukça ilerlemiş özellikle büyük kentlerde fabrika bacaları tütmeye başlamıştı. Fabrikaların çoğalması buralardan geçimini sağlayan insanların sayılarını arttırmış, böylelikle toplum içinde köylüden, memurdan, esnaftan daha farklı sayılabilecek sorunları olan yeni bir kitle oluşmuştu. Orhan Kemal, bu kitleyi yani fabrika isçisini öyküye sokan yazarımızdır. Kentteki fabrikada çalışmak için kırdan kentte göç eden, kentin eteklerinde tutunabilmek için amansız bir yaşam savaşı veren yoksul insani bütün güncel ayrıntısıyla anlatıp, sonraki kuşaklara Orhan Kemal öykücülüğü olarak yansıyacak olan bir öykü anlayışı yaratmıştır.Bu dönemde anılması gereken diğer bir yazarımız da Aziz Nesin'dir. Hernekadar bir gülmece yazarı olsa da, gülmece öyküsü içeriğinde toplumu ve toplumun her kesiminden bireyin sorunlarıyla eleştirel gerçekçi bir bakış açısıyla ilgilenmiş, bu anlayış biçimiyle öykücülüğümüzü zenginleştirmiştir.1950 sonrası öykücülüğümüzde yukarıda belirttiğimiz yazarlar dışında yapıtlarıyla ve öykü teknikleriyle iz bırakanlar arasında Rıfat Ilgaz, Muzaffer Buyrukçu, Hakki Özkan, Zeyyat Selimoğlu, Tarik Dursun K., Nezihe Meriç, Orhan Duru, Ferit Edgü, Adnan Özyalçıner, Leyla Erbil, Sevim Burak, Bilge Karasu gibi isimleri sayabiliriz.
1980
1980 yılından günümüze doğru baktığımızda öykü geçmişimizde rastladığımız heyecan verici gelişmeleri pek göremiyoruz. Öyküde yeni bir akim yaratacak bir yazar ismine de rastlayamıyoruz. Bunun yerine sağlam temellere oturmuş, gelişmiş ve daha da gelişmeye çabalayan bir Türk öykücülüğü gözlemliyoruz. Çağdaş Öykünün yapısını tanıyan, bu yapıya uygun öyküler yazmış, yazan, yazmaya çabalayan birçok genç, yetenekli ve usta öykü yazarına sahibiz. Fürüzan, Tomris Uyar, Selim İleri, Hulki Aktunç, Nedim Gürsel, Nazlı Eray, İnci Aral, Ayla Kutlu, Erendiz Atasü, Hüseyin Akyüz, Sulhi Dölek, Cemil Kavukçu, Murathan Mungan, Mahir Öztaş, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Necati Tosuner, Faruk Duman, Ayfer Tunç'u bu öykücüler arasında sayabiliriz.
Kaynak: Öykü evi