CuTai
29-01-07, 14:55
Selim İleri’nin “Hepsi Alev” isimli romanı, Doğan Kitap tarafından yayımlandı. İleri ile yazarlığının 40. yılında, yazdığı ilk tarihi roman olan “Hepsi Alev”i konuştuk
Yazarlığının 40. yılını kutlayan Selim İleri’nin yeni romanı “Hepsi Alev” kitap raflarındaki yerini aldı. İleri’nin 'tarih esinli bir roman’ olarak tanımladığı “Hepsi Alev”, bir yanıyla da yazarın 40 yılının dökümü. “Sanatçının ne zaman kaybettiği ya da kazandığına, eserini ne zaman kendi elleriyle yok ettiğine çok tanık oldum. Bu kitap, deneyimlerimin toplamından çıktı sanırım; kendi kendimle bir tartışma olarak da nitelendirilebilir yani...” diyor Selim İleri.
Tarihin gördüğü en ihtiraslı kadın olan Bizans İmparatoriçesi İrene’nin kendisiyle iç konuşması niteliğindeki “Hepsi Alev”, iktidar ve cinsellik başta olmak üzere pek çok konuyu tartışmaya açıyor.
Nostaljik bir yazar olarak tanınmanıza rağmen ilk kez bir tarihi roman yazdınız.
Evet. Fakat tam 'tarihi roman’ denilebilir mi, pek emin değilim. 'Tarih esintili bir roman’ demeyi tercih ederim. Gerçek bir tarihi roman üzerinde çalışıyorum; IV. Murat’la ilgili. O çalışma sırasında “IV. Murat, Bizans için acaba ne düşünür?” diye sordum kendime ve Bizans’ı araştırmaya başladım. Birdenbire karşıma İmparatoriçe İrene çıktı. Bu kadın, kendini bir anlamda bana yazdırttı. “Dört beyaz atın çektiği arabam...” ve “Beni sürgüne gönderiyorlar” cümleleriyle başladı her şey.
Tarih deyince insanın aklına ister istemez entrika geliyor. Oysa burada entrikadan hız alan bir roman kurgusu yok. Daha çok bir iç konuşmayla karşı karşıyayız; üstelik de geçmiş ve şimdi bir arada.
Bir süredir kullanmayı sevdiğim bir teknik bu. Daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum çünkü. Madem bir iç konuşmadan söz ediyoruz; o halde, şunu da kabul etmeliyiz: İnsan, olayları ancak bölük pörçük hatırlar. Kronolojik yazsaydım, hem içsel gerçekliği o kadar da iyi ifade edemezdim hem de çok sanatkâr olmazdı diye düşünüyorum.
“Hepsi Alev” ile bir önceki romanınız “Yarın Yapayalnız” arasında paralellikler var; her iki romanda da iktidar sahibi kadınları anlatıyorsunuz ve her iki romanda da cinsellik önemli bir yer tutuyor.
İrene, gündüzleri imparatoriçe, geceleri ise fahişe olmak durumunda kalıyor... Her iki kitapta da cinselliğin etkin bir payı var, evet. Çünkü insanın cinsel yaşamının çok trajik bir şey olduğunu düşünür hale geldim son yıllarda.
Bir bombardıman halinde her türlü görsel malzemeyi sunuyorsunuz, yazılı olarak da yapıyorsunuz bunu, ama acaba bu, insanlara bir cinsel özgürlük mü sağlıyor yoksa onların birtakım acılarını mı pekiştiriyor? Bu soruyu düşünmek gerekir.
Romanda epeyce tanımlıyorsunuz iktidarı; Bizans döneminden söz ediyorsunuz ama bu tanım değişmemiş gibi?
Bence de. İrene’nin biyografisine baktığımızda, romandaki olayların dörtte üçünün yazarın dünyasından çıktığını görürüz; tarihe bire bir bağlı kalmak gibi bir endişem ve özlemim olmadı. Yani ben aslında tarihten beslenerek bugünü ve bugünün iktidarlarını anlatmak istedim.
“Bazı kitaplarım üvey evlat!”
40 yıllık yazarlık yaşamınıza baktığınızda hangi kitaplarınız en sevdikleriniz?
Bazılarını keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım var... 40. yılda fark ettim bunu; yazarken değil. Sevdiğiniz kitaplar dediğinizde 7 - 8 kitap ancak çıkarırım; ama ben 40 küsur kitap yayımladım.
Yani kitaplarınızın tamamı çocuklarınız gibi değil mi?
Bazılarının üvey evlat olduğu çıkıyor ortaya! Fakat “Bir Denizin Eteklerinde”yi çok severim; “Yarın Yapayalnız”ı iyi ki yazmışım... Bu kitabı da seviyorum. “Kafes”i de severim... En sevdiklerim bunlar galiba...
Yazarlığının 40. yılını kutlayan Selim İleri’nin yeni romanı “Hepsi Alev” kitap raflarındaki yerini aldı. İleri’nin 'tarih esinli bir roman’ olarak tanımladığı “Hepsi Alev”, bir yanıyla da yazarın 40 yılının dökümü. “Sanatçının ne zaman kaybettiği ya da kazandığına, eserini ne zaman kendi elleriyle yok ettiğine çok tanık oldum. Bu kitap, deneyimlerimin toplamından çıktı sanırım; kendi kendimle bir tartışma olarak da nitelendirilebilir yani...” diyor Selim İleri.
Tarihin gördüğü en ihtiraslı kadın olan Bizans İmparatoriçesi İrene’nin kendisiyle iç konuşması niteliğindeki “Hepsi Alev”, iktidar ve cinsellik başta olmak üzere pek çok konuyu tartışmaya açıyor.
Nostaljik bir yazar olarak tanınmanıza rağmen ilk kez bir tarihi roman yazdınız.
Evet. Fakat tam 'tarihi roman’ denilebilir mi, pek emin değilim. 'Tarih esintili bir roman’ demeyi tercih ederim. Gerçek bir tarihi roman üzerinde çalışıyorum; IV. Murat’la ilgili. O çalışma sırasında “IV. Murat, Bizans için acaba ne düşünür?” diye sordum kendime ve Bizans’ı araştırmaya başladım. Birdenbire karşıma İmparatoriçe İrene çıktı. Bu kadın, kendini bir anlamda bana yazdırttı. “Dört beyaz atın çektiği arabam...” ve “Beni sürgüne gönderiyorlar” cümleleriyle başladı her şey.
Tarih deyince insanın aklına ister istemez entrika geliyor. Oysa burada entrikadan hız alan bir roman kurgusu yok. Daha çok bir iç konuşmayla karşı karşıyayız; üstelik de geçmiş ve şimdi bir arada.
Bir süredir kullanmayı sevdiğim bir teknik bu. Daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum çünkü. Madem bir iç konuşmadan söz ediyoruz; o halde, şunu da kabul etmeliyiz: İnsan, olayları ancak bölük pörçük hatırlar. Kronolojik yazsaydım, hem içsel gerçekliği o kadar da iyi ifade edemezdim hem de çok sanatkâr olmazdı diye düşünüyorum.
“Hepsi Alev” ile bir önceki romanınız “Yarın Yapayalnız” arasında paralellikler var; her iki romanda da iktidar sahibi kadınları anlatıyorsunuz ve her iki romanda da cinsellik önemli bir yer tutuyor.
İrene, gündüzleri imparatoriçe, geceleri ise fahişe olmak durumunda kalıyor... Her iki kitapta da cinselliğin etkin bir payı var, evet. Çünkü insanın cinsel yaşamının çok trajik bir şey olduğunu düşünür hale geldim son yıllarda.
Bir bombardıman halinde her türlü görsel malzemeyi sunuyorsunuz, yazılı olarak da yapıyorsunuz bunu, ama acaba bu, insanlara bir cinsel özgürlük mü sağlıyor yoksa onların birtakım acılarını mı pekiştiriyor? Bu soruyu düşünmek gerekir.
Romanda epeyce tanımlıyorsunuz iktidarı; Bizans döneminden söz ediyorsunuz ama bu tanım değişmemiş gibi?
Bence de. İrene’nin biyografisine baktığımızda, romandaki olayların dörtte üçünün yazarın dünyasından çıktığını görürüz; tarihe bire bir bağlı kalmak gibi bir endişem ve özlemim olmadı. Yani ben aslında tarihten beslenerek bugünü ve bugünün iktidarlarını anlatmak istedim.
“Bazı kitaplarım üvey evlat!”
40 yıllık yazarlık yaşamınıza baktığınızda hangi kitaplarınız en sevdikleriniz?
Bazılarını keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım var... 40. yılda fark ettim bunu; yazarken değil. Sevdiğiniz kitaplar dediğinizde 7 - 8 kitap ancak çıkarırım; ama ben 40 küsur kitap yayımladım.
Yani kitaplarınızın tamamı çocuklarınız gibi değil mi?
Bazılarının üvey evlat olduğu çıkıyor ortaya! Fakat “Bir Denizin Eteklerinde”yi çok severim; “Yarın Yapayalnız”ı iyi ki yazmışım... Bu kitabı da seviyorum. “Kafes”i de severim... En sevdiklerim bunlar galiba...