PDA

Tüm Versiyonu Göster : Çanakkale Geçilmez


PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 13:23
Arkadaşlar işte çanakkale nasıl geçilmez..

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 13:29
19.Yüzyıl sonunda Almanya, güçlü bir devlet olarak dünyanın dengesini altüst etmişti. İngiltere ve Fransa bu durumdan çok rahatsızdı. Çünkü Almanya her geçen gün dünya üzerinde kuvvetleniyordu. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa yakınlaşmaya , çıkar dostluğu yapmaya başladılar. Almanya ve Rusya arasında kalan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ise barındırdığı Islavlar nedeniyle Rusya’nın karşısındaydı. Almanya, Rusya ve Avusturya-Macaristan arasındaki bu çekişmede Avusturya - Macaristan tarafında olunca devletlerarası kutuplaşmalar başladı. İşte bu sıralarda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahdı Saraybosna ziyareti sırasında Sırp ajanlar tarafından öldürünce , Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Temmuz ayında Sırbistan’a savaş ilan etti. Böylece insanlık tarihinin en kanlı savaşlarından biri olan Birinci Dünya Savaşı başlamış oldu.

İtilaf Devletleri: Rusya , İngiltere ,Fransa

İttifak Devletleri: Almanya,Avusturya-Macaristan

olarak gruplaştılar.



Daha sonra İtalya da Bağlaşma Devletleri’ne katıldı. Birkaç ay sonra savaşın boyutu büyüyecek ve bu devletlere yenileri de eklenecekti. Osmanlı Devleti , Balkan Savaşından sonra, fırtına sonrası sessizliği yaşıyordu. O sırada hem Milli Savunma Bakanı , hem de Başkomutan vekili olan Enver Paşa, Almanya’ya karşı ılımlı bir şekilde yaklaşıyor , Osmanlı Devleti’ni bilmeden bu çılgın savaşın içine sürüklüyordu. Almanlarla gizlice anlaşan Enver Paşa, İngiliz Donanmasından Çanakkale'ye doğru kaçan iki gemiye kucak açmıştı (Geoben ve Breslau).

Bu gemileri satın alarak 28-29 Ekim’de Karadeniz’e Rus limanlarını bombalamaya gönderdi.

(Osmanlı'yı hükümetten ve padişahtan bile gizli bir anlaşmayla I.Dünya Savaşına sokan, Talat Paşa,Said Halim Paşa, Enver Paşa.)

Enver Paşa’nın bu hareketiyle Osmanlı İmparatorluğu da , Anlaşma devletlerine karşı savaşa girmiş oldu. Kısa bir süre sonra da Japonya’da Almanya’ya karşı savaş ilan etmiş ve böylece savaş dünyaya yayılmıştı. Almanlar Osmanlı Padişahının halife olmasından dolayı dünyadaki Müslüman nüfusu üzerinde etkili olabileceğinden emindiler. Oysa Hind Müslümanları ve Araplar , cihat çağrısına rağmen Osmanlılara sırtını dönmüşlerdi.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 13:31
Gelibolu Harekatı ile Müttefik Devletlerin amacı , İstanbul’u ele geçirmek , Türkiye’yi savaş dışı bırakmak , Sovyetler Birliği’ne giden ve ikmal yolu vazifesini gören ılık deniz yolunu ele geçirmek ve Avusturya-Macaristan ‘a karşı bir cephe açmaktır .

Bu harekat dört safhaya ayrılır . Birinci safha deniz harekatı olarak 1915 yılının başlarında başlar ve 18 Mart’ta en yüksek noktasına ulaşır . Çanakkale Boğazı’nı savaş gemileri ile geçmek için yapılan bu teşebbüs başarısızlıkla sonuçlanır . İkinci safha , 25 Nisan’da başlayan İngiliz ve Fransız ordularının Seddülbahir ucuna ve Avustralya ve Yeni Zelanda ordularının ( Anzaklar ) Arıburnu ( Anzak ) kumsalına yaptıkları çıkarmalardır . Seddülbahir’deki harekatta , 05 Haziran’a kadar olan sürede büyük kayıplara malolan bazı ilerlemeler sağlanır . Fakat Arıburnu çıkarmalarında çok kuvvetli savunulan arazi , birliklerin ancak bir kilometre kadar içeri ilerlemesine olanak sağlar . Üçüncü safha ise , 06 Ağustos’ta Arıburnu’nun kuzeyindeki Anafarta Limanı’na (Küçük Kemikli Körfezi’ne) yapılan çıkarmalardır ki , Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinde de aynı zamanda yapılan taarruzlar ile birlikte yürütülür . Bu harekat hemen başarıya ulaşır gözükür . Ancak bunda da başarı sağlanamayınca , her iki tarafın orduları , kurtuluş olarak sabit siper muharebelerine geçerler ve kilitlenip kalırlar. Dördüncü safha ise , çekilme yani yarımadayı terk etmedir. Gelibolu Yarım adası 2 aşamada boşaltılır . Anfarta ve Arıburnu’ndan 19-20 Aralık gecesi ve Seddülbahir’den 08-09 Ocak gecesi yapılan bu çekilme harekatı hiçbir kayıp vermeksizin gerçekleştirilir .

İngiltere Kraliyet Deniz Kuvvetleri , Fransız Deniz Kuvvetleri gemilerinin de yardımı ile bütün harekat boyunca çok önemli bir rol oynamıştır . Kraliyet Deniz Kuvvetleri , bütün bu çıkarmalardan ve sonunda birliklerin ve malzemenin geri çekilmesinden sorumluydu. Ayrıca tamamen deniz yolundan yapılan ikmalin sağlanması , denizden yapılan bombardımanlar ile birliklere sağlanması ve Marmara Denizi’nde genellikle denizaltılar ile bir seri cüretli kahramanlık gösterileri yapma ve özellikle Türk Donanması’nın bu işe karışması için gerekli önlemleri alma görevleri de vardı . Karada ise, Kraliyet Deniz Kuvvetlerine ait asker ve deniz piyadeleri diğer askerlerle , aynı şartlar altında çarpışmış ve aynı güçlüklerle karşılaşmış ve bunlara katlanmıştı . Türkiye ile yapılan mütareke hükümleri gereğince İngiliz Ordusu , 1918 yılı sonlarında Gelibolu Yarımadası’na tekrar girdi ve bu arada savaş alanlarında hala gömülmemiş harp ölülerini gömerek sahayı temizledi .

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 13:33
Müttefikler

Ruslarla buluşamayınca çarlık yıkıldı ve Rusya yeni bir rejimle tanıştı.





Türkler

Vatanlarını canla başla savundular. Böylece aynı zamanda da müttefiklerin Rusya'ya giden yolunu kestiler.



Mustafa Kemal

8 yıl sonra kurulan bir cumhuriyetin lideri oldu.









Winston Churchill

Bu yenilgiden sonra uzun bir süre siyasetten uzaklaştırıldı.Daha sonra İngiltere başbakanı oldu ve II.Dünya Savaşı'nda da Çanakkale Boğazı'ndan geçmek istedi ama bu isteğini gerçekleştiremedi.





Ian Hamilton

94 yaşına kadar yaşadı. 1941 yılında Londra'da öldü.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 13:35
Osmanlı Ordusu

Osmanlı ordusu, Anadolu Türkleri’nin yanı sıra Arap, Ermeni, Kürt ve Suriyeli azınlıklardan oluşuyordu. Bu ordu, Balkan savaşında çok kötü savaşmış ve büyük bir hezimete uğramıştı. Şiddetle yeniden organize olmaya ve reforma ihtiyacı vardı. Bu nedenle, 1913’teki Jön Türk hükümeti, 1800’ün ortalarından beri uygulanan anlaşma çerçevesinde Almanya’dan askeri ıslah heyeti talep etti. Alman genelkurmayı da, bu iş için tanınmış generallerinden Liman von Sanders’i görevlendirerek Türkiye’ye gönderdi.

Savaşın başladığı günlerde, Osmanlı ordusu 36 tümenden oluşan 3 orduluk bir güçtü. Ordu sayısı, seferberlik ilanından sonra arttırıldı ama, ordu mevcudundaki artış çok fazla olmadı, kapasite 43 tümenin üzerine çıkarılamadı.

Ordunun başkomutanı, aynı zamanda Padişah ve Müslümanların Halifesi olan Sultan V. Mehmet’ti. Enver Paşa da, hem Başkomutan Vekili, hem de Padişah Damadı olarak tüm kontrolü elinde tutuyordu. Kurmay Başkanı ise bir Alman subayı olan Bronsart von Schellendorf’tu (Bronsart Paşa)… Enver Paşa, ordu üzerindeki bu gücü eline geçirir geçirmez yaklaşık 1000 kadar üst rütbeli subayı emekliye sevk etmiş ve çok hızlı ve hak etmeden rütbe alarak çok yükselmiş bazı subayların da rütbelerini indirmişti.

Bu ordu, gerek eğitim, gerekse donanım açısından bir felaket durumdaydı. Çoğu alaydan yetişme, günün askeri teknolojisinden habersiz, okuma-yazma bile bilmeyen yaşlı üst rütbeli subayların emrinde, kimi aylar maaşlarını bile alamadan görev yapan, geçim derdine düşmüş küçük rütbelilerin yönettiği askerler, yaklaşık 4 yıldır cepheden cepheye sürünüyordu. Giyim-kuşam, teçhizat ve askeri malzeme çok eksikti. Kimi bölüklerde 20 ayrı marka tüfek bulunuyor, kimi tüfekler de hiç çalışmıyordu. Cephane olmadığı gibi, ülkede cephane üretecek fabrika da yoktu. Cephane, o güne kadar hep yabancı ülkelerden alınmıştı ve 1914 yılının sonbaharından itibaren de bu ülkelerle savaş hali mevcuttu. Küçük silahlar için ilk cephane fabrikası, Liman von Sanders’in girişimleri ve Alman yardımıyla 1915 başlarında İstanbul’da kurulmuştu.

Osmanlı ordusu, savaşın ilk yıllarında özellikle Gelibolu’da ve Kafkaslar’da cephane açısından büyük sıkıntılar çekti. Alman müttefiklerin cephane yardımı da ancak savaşın 2. yılında mümkün olabildi. Bu ordu, cephanenin yanı sıra iaşe zorluğu da çekmekteydi. Askerin yiyeceği çok zor temin ediliyor, kimi zaman sıcak bir yemek bile yiyemiyordu. Sıcak ülkelerde savaşan birlikler kuzeye gönderildiklerinde, giysi takviyesi yapılamıyordu. Sarıkamış’ta yazlık elbiseyle eksi 40 derece soğukta aç-bilaç savaşa sürülen 90.000 kişilik 3. Ordu’nun yüzde 80’i donarak ölmüştü.

Savaş sırasında düzgün kayıtlar tutulamadığından, Osmanlı ordusunun kayıplarının net miktarı hiç öğrenilemedi; şehit sayısının 470.000 ile 530.000 arasında, yaralıların 750.000, diğer nedenlerle ölümlerin de 100.000 civarında olduğu iddia edildi.







Alman Ordusu

Alman ordusu, 1914’te dünyanın en güçlü, en etkili ordusu olarak tanınıyordu. Kısa bir dönem mecburi askerlikten sonra uzun süreli ihtiyat görevi yapan erkeklerden oluşuyordu. Çok sayıda deneyimli üst rütbeli subayların eğittiği bu ordu, disiplini ve işleyişiyle de dikkatleri çekiyordu.

Planlama ve operasyonun bir kurmay heyeti tarafından yapıldığı bu ordunun resmi komutanı Kaiser II. Wilhelm’di ama, savaş alanlarındaki yönetim, Kaiser’in kurmay başkanı Helmuth von Moltke’deydi. Daha sonraki yıllarda onun yerine Erich vo Falkenhayn (1914-1916), sonra da Paul von Hindenburg (1916-1918) geçti.

Alman ordusu, 1914’te 700.000 kişilik 25 kolordudan oluşuyordu. Bu kolordular sekiz ordu komutanlığına, daha ileriki yıllarda da on ordu komutanlığına bölünmüştü. Her iki tümen, bir süvari alayı ve destek birlikleriyle güçlendiriliyordu.

Savaşın ilk haftasında Alman ordusuna, ihtiyatlardan 4 milyona yakın asker çağrıldı. Ağustos 1916’da, batı cephesinde 3 milyona, doğu cephesinde ise 2 milyona yakın asker savaşıyordu.

Kasım 1918’de savaş sona erdiğinde, Alman ordusunun 1,75’i ölü, 5 milyon kaybı vardı… Savaş sonunda yapılan Versailles Antlaşması’nda, Alman ordusunun mevcudu 100.000 askerle sınırlandı.







Avustralya ve Yeni Zelanda orduları

(AIF + NZEF=ANZAC)

Avustralya, yüzyılın başında, Britanya İmparatorluğu’nun kendi kendini idare eden dominyonlarından biriydi. Parlamento üyeleri seçmenlerce seçiliyor, federal hükümet bir İngiliz Genel Vali tarafından atanıyordu. Aynı yıllarda kıtanın nüfusu, genellikle sahillerde toplanan 5 milyon kişi kadardı. Kıta içlerinde yaşayan 200 bin kadar da Avustralya yerlisi (Aborigine) vardı.

Avustralya ordusu 1901’de kuruldu. Başta küçük bir güçtü ama, kısa zamanda gönüllülerden oluşan düzenli bir ordu haline geldi. 1914’te sayısı 45.000’e ulaşmış olan bu ordu, kanunla silahlı eğitim altına alınmış yetişkin erkeklerden oluşuyordu.

Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı günlerde Avustralya hükümeti, Britanya’ya 20.000 kişilik bir güç göndermeyi taahhüt etmişti. Sadece ülkeyi savunma amacıyla kurulmuş olan düzenli ordudan ayrılan bu güce de Avustralya Kraliyet Güçleri (AIF) adı verildi.



Yeni Zelanda’da ise her erkek, 12 yaşından itibaren askeri eğitim alıyordu. 1911’de ülke, 25.000 kişilik bir milis gücüne sahipti. Ağustos 1914’te, Yeni Zelanda Seferi Kuvvetleri (NZEF) adıyla oluşturulan güce katılanlar, bu milis gücünden gönüllü olarak gelenlerdi… NZEF, General Alexandre Godley komutası altında AIF’e katıldı.

İlk AIF ve NZEF birliklerini taşıyan gemi, Avustralya’yı 7 Kasım 1914’te terk etti. Bu birlikler, İngiliz silahlarıyla eğitim yapmaları için Mısır’a indirildiler. Orada, bir araya getirilen Avustralya ve Yeni Zelanda kolorduları, o günden itibaren Avustralya ve Y. Zelanda Kolordusu (ANZAC) olarak adlandırıldılar. Bir kısmı Süveyş Kanalı’nın korumasına ayrılan bu kolordunun geri kalan kısmı, General William Birdwood komutasında Gelibolu harekatına gönderildi.

ANZAC birlikleri, 25 Nisan 1915’teki çıkartmadan Gelibolu’dan tahliye edildikleri 1916’nın Ocak ayına kadar, üçte biri ölü olmak üzere 33.600 kayıp verdiler…







İngiliz ordusu

20. yüzyılın başında İngiliz ordusu, gönüllü ve düzenli askerlerden oluşan küçük bir güçtü. Boer Savaşı’ndan sonra İngiliz Savaş Bakanı Richard Haldane, yabancı bir ülkede savaş ihtimaline karşı Britanya Seferi Kuvvetleri’ni (BEF) oluşturdu. Ağustos 1914’te, 250.000 askerden oluşan İngiliz ordusunun 120.000’i, bu Seferi Kuvvetler’e aitti. Britanya, Avustralya, Y. Zelanda ve Kanada gibi sömürgeler dışında dünyanın hemen her yerindeki İngiliz topraklarında asker bulunduruyordu.

Savaş ilanı sırasında Savaş Bakanlığı’na Lord Kitchener atanmış; o da hızla askere alma işlemini başlatmıştı. İlk günlerde, günde ortalama 33.000 kişi asker olmak için başvuruyordu. Bu da orduda ciddi bir soruna neden oldu; ilgililer, bu askerlere ne üniforma, ne silah, ne de cephane yetiştirebiliyordu. 1916 başında, Britanya ordusuna 2,6 milyon kişi yazılmıştı ama yöneticiler daha fazla asker gerektiğini düşünüyorlardı.

Savaş boyunca bu ordunun 1,6 milyon askeri yaralanmış, 665.000’i ölmüş, 150.000 kadarı da kayıp ya da ölü olarak kayıtlara geçmişti.







Britanya Seferi Kuvvetleri (BEF)

Savaşın ilanında, Sir John French komutasında 4 piyade tümeni Belçika’ya gönderilmesine karar verildi. Ekim 1914’te BEF, 7 piyade ve üç süvari tümeniyle Fransa ve Belçika’da savaşıyordu.

Aralıkta BEF, birinci ve ikinci olmak üzere iki orduya ayrıldı. 3. Ordu Temmuz 1915’te, 4. Ordu da Mart 1916’da kuruldu. Sir John French, Aralık 1915’e kadar BEF’in komutanıydı. Bu tarihte yerini Sir Douglas Haig’e bıraktı…







Newfoundland Ordusu

Newfoundland Meclisi, 1914 Ağustosu’nda İttifak güçlerine katılmaya karar verdi ve 250.000 kişilik nüfusundan 6500 kişiyi savaşa gönderdi. Newfoundland Alayı olarak tanınan bu birlik, gerek Gelibolu’da, gerekse batı cephesinde 2000 kişi kaybetti.







Fransız Ordusu (AEF)

1914 Ocak ayında Fransız ordusu 777.000 Fransız ve 46.000 koloni askerinin oluşturduğu 47 tümenlik bir güçtü. 21 bölgesel kolordu biçiminde teşkilatlanmış; süvari ve topçu birlikleriyle donatılmış bu gücün büyük bölümü da anavatanda, özellikle doğu sınırında yerleşikti..

Almanya’yla savaş korkusu, Fransa’ya seferberlik ilan ettirmiş ve bu yolla yaklaşık 3 milyon kişiyi askere aldırmıştı. Savaşın ilk günlerinde batı cephesindeki ağır kayıpları, seferberlik yaş sınırını da 45’e kadar yükseltmişti.

Fransız ordusunun yapısı ve dengesi savaş boyunca değişti. Örneğin; 1918’de batı cephesindeki Fransız ordusunun yüzde 40’ı topçuydu. Makineli tüfek kullanımının artması, zırhlı araç ve tank kullanımı, piyade sayısını azalttı. 1915 Haziranı’nda 1,5 milyon olan piyade gücü de, 1918’de 850.000’e inmişti.

Savaş sonunda Fransa’nın zayiatı, 8,3 milyon askerin (500.000’i koloni birliği) yarısıydı. Ölü sayısı ise 1,5 milyondu.







Hint Ordusu

Hint Ordusu, Lord Kitchener tarafından, ordu komutanı olduğu 1902-1909 yılları arasında, 10 tümene ayrılmış 155.000 kişi ile 80.000 kişilik iç güvenlik güçlerinden oluşturulmuştu. Piyade ve süvarinin dörtte biri, topçunun da tamamı İngiliz kökenlilerden oluşuyordu. Savaşın başında Avrupa’daki batı cephesine ilk olarak 70.000 kişi gönderildi. Hintli askerler, Mezopotamya, Gelibolu, Filistin, Mısır ve Doğu Afrika’da da savaştılar.







Yunan Ordusu

Barış zamanında Yunan ordusu 32.000 kişiydi. Balkan Savaşı’nda bu sayı 210.000’e çıkarılmıştı. Üst rütbeli subaylar kraliyet taraftarıydı ve İngiltere’den çok Almanya taraftarı olan Kral I. Konstantin’i destekliyordu. Dünya Savaşı’nın başında Yunan Başbakanı olan Venizelos, Britanya, Fransa ve Rusya’nın oluşturduğu askeri topluluğa bir askeri güçle katılmaktan yanaydı. Onun Çanakkale harekatına katılma konusundaki isteği, Kral Konstantin tarafından reddedildi ve istifası istendi. Yapılan seçimlerde yeniden seçilen Venizelos, Mart 1915’te seferberlik ilan ederek 150.000 kişilik bir güç oluşturdu ve bu gücün büyük kısmını Sırbistan sınırına yığdı. Ancak, İtilaf güçlerinin Selanik’e yerleşmesine izin vermesi nedeniyle Kral Konstantin tarafından tekrar kovuldu.

Girit’e kaçan ve orada bir devrim hükümeti kuran Venizelos, Selanik’teki İtilaf güçlerinin desteğiyle Atina üzerine yürümeyi planladı. 1917’nin Haziranı’nda Konstantin’in tahttan uzaklaştırılması üzerine tekrar güçlenince, İttifak güçlerine karşı savaş ilan etti. Girit’te

oluşturduğu 60.000 kişilik ordu, yeni ordunun çekirdeğini oluşturdu.







Avusturya-Macaristan Ordusu

Avusturya ve Macaristan, kendi ordularını koruyorlardı. 1914’te Avusturya’nın 40.000, Macaristan’ın ise 30.000 askeri vardı. Ayrıca, ülkenin her yanından katılanların oluşturduğu kraliyet ve imparatorluk ordusu da vardı. Doğrudan İmparator Franz Josef’e bağlı olan bu ordunun mevcudu da 350.000 kişiydi.

Ordu komutanı, resmi olarak 84 yaşındaki İmparator Franz Josef’ti ama, gerçek yönetim genel kurmay başkanı Kont Franz Conrad’daydı. Conrad, saldırgan bir dış politika izliyordu ve Avusturya-Macaristan’ın İtalya ve Sırbistan gibi ülkelerle olan sorunlarının askeri yöntemlerle çözülmesini destekliyordu.

Savaş başladığında 2,5 milyon insanı seferber eden Avusturya-Macaristan, bu sayıyı kısa zamanda arttırmak için ülkenin her yanına 15 farklı dilde yazılmış ilanlar astı.

İmparatorluk ordusu ile Kraliyet ordusu arasındaki dil sorunu büyüktü… Subayların yüzde 80’i Almanca konuşuyordu. Geri kalan kısım, özellikle de küçük rütbeli subaylar arasında çok farklı diller ve lehçeler konuşuluyordu.

Savaşın ilk yılında Avusturya-Macaristan ordusu gücünün yüzde 40’ıını kaybetti. Özellikle de deneyimli subaylarını… 500.000’den fazla asker esir düştü, ordunun morali çok zayıfladı, buna ulusal bir tepki belirdi.

Franz Josef 21 Kasım 1916’da ölmesi üzerine yerine geçen I. Karl, Kont Franz Conrad’ın tersine daha uzlaşmacı bir insandı. Ordunun kontrolunu da kendi ellerine almak istiyordu. 1917 Martı’nda Conrad’ın yerine Arz von Straussenberg’i getirdi. Ancak, Straussenberg de pek başarılı olamadı. Özellikle Vittorio Veneto yenilgisinden sonra ülkede tepkiler arttı; imparatorluk ve kraliyet orduları da bozulmaya başladı. Bunun üzerine Karl, 3 Kasım 1918’de barış imzaları ve 8 gün sonra da tahtını terk etti.

Resmi kayıtlar, Avusturya-Macaristan ordusu askerlerinin 1,5 milyonunun öldüğünü, 1,2 milyonunun esir edildiğini ve yaklaşık 2 milyonunun da yaralandığını gösteriyor.







Kanada Seferi kuvvetleri (CEF)

1914’te Kanada, özellikle liman bölgelerini korumak amacıyla 3000 kişilik bir düzenli ordu bulunduruyordu. Bu ordu, yerel gönüllü milis güçlerinden oluşuyordu. Savaş çıkma olasılığına karşı, Kanada hükümeti, 1914 yazında Kanada Seferi Kuvvetleri’ne (CEF) asker toplama kararı aldı.

Ekim 1914’te 30.000 Kanada askeri İngiltere’ye eğitime geldi. Korgeneral William Anderson komutanlığındaki 1. Kanada Tümeni Şubat 1915’te batı cephesine ayak bastı ve doğrudan Ypres savaşına girdi. Bu askerlerin bir kısmı İngilizler’le birlikte Gelibolu’ya da geldi.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 13:36
1914


28 Haziran Avusturya-Macaristan veliahdının öldürülmesi

28 Temmuz Avusturya'nın Sırbistan'a harp ilan etmesi

1 Ağustos Almanya'nın Rusya'ya harp ilan etmesi

2 Ağustos Türk Ordusunun seferberlik ilanı ve tarafsız kalacağını açıklaması

3 Ağustos İngiltere inşa edilmekte olan Sultan Osman I ve Reşadiye gemilerine el koyulması, Çanakkale boğazı mayınlanmaya başlanması. Almanya'nın Fransa'ya ve Belçika'ya harp ilan etmesi.

5 Ağustos İngiltere'nin Almanya'ya harp ilan etmesi

10 Ağustos Goben (TCG.Yavuz) ve Breslav (TCG Midilli) 'nin Çanakkale Boğazından içeri girmeleri

10 Ağustos Almanya'nın Fransa'ya harp ilan etmesi

23 Ağustos Japonya'nın Almanlara harp ilan etmesi

9 Eylül Amiral Souchon'un Osmanlı Donanması Komutanlığına getirilmesi

26 Eylül İngiliz torpido botlarının Çanakkale'den çıkan Türk torpido botlarını geri çevirerek ateş etme emrini aldıklarını bildirmeleri

27 Eylül Çanakkale Boğazı'nın tamamen kapatılması

6 Ekim Türk Donanması'na Karadenize çıkma emrinin verilmesi

18 Ekim Amiral Souchon'un izinsiz olarak Donanmayı Karadeniz'e çıkarması ve geri çağrılması

29 Ekim Türk Donanması'nın Karadeniz'de Rus Donanması ile çatışması

2 Kasım Rus,İngiliz,Belçika,Sırp,Japon,Karadağ Hükümetlerinin Osmanlı İmparatorluğu ile siyasi ilişkilerini kesmeleri

3 Kasım Çanakkale Boğazı'nın 6 düşman zırhlısı tarafından bombalanması (Seddülbahir-Kumkale)

11 Kasım Osmanlı İmparotorluğu'nun üçlü anlaşma devletlerine harp ilanı

17 Kasım Rus Donanmasının Trabzon'u bombalaması

29 Kasım Mesudiye Zırhlısının İngiliz Denizaltısı (B-11) tarafından Çanakkale Boğazı'nda batırılışı



1915

19 Şubat Seddulbahir,Kumkale,Ertuğrul ve Orhaniye istihkamlarının 12 düşman zırhlısı tarafından bombardıman edilişi ve karaya az miktarda asker çıkarmaları

18 Mart 18 Zırhlı ve Muhrip ,Denizaltılardan müteşekkil İngiliz ve Fransız Donanmalarının, 506 topla 6 saat 45 dakika Boğazı geçmek için zorlamaları, mağlup olarak çekilmeleri

25 Nisan Çanakkale Boğazı'ndan Deniz kuvvetleriyle zorlayarak geçmek imkanı olmadığını anlayan düşmanın Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya başlaması

10 Ağustos Anafartalar, Conk Bayırı ve Kanlısırt muharebeleri

13 Ağustos 2.Anafartalar Muharebesi

21 Ağustos 3.Anafartalar Muharebesi

19 Aralık Düşmanın Çanakkale Cephesi'nden çekilmeye başlaması



1916

9 Ocak Düşmanın Çanakkale Cephesi'nden çekilmesi. "MEHMETÇİK" namının dünyaya yayılışı.

01 Şubat Albay Mustafa Kemal'e Anafartalar Grup Komutanı olarak gösterdiği üstün başarılar nedeniyle "İkinci Rütbeden Osmanlı Nişanı" verilmesi.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 13:53
Anzak Koyu saat : 2:00

2:00

Üç savaş gemisi (Queen,Prince of Wales, London), Kabatepe'deki buluşma noktasına varır ve küçük tekneleri indirmek üzere makinalarını durdurur. İlk saldırıyı düzenleyecek olan 1500 Avustralyalı sessizce güvertede toplanır. Filikalara binerler.


4:00

Kıyıdan 2750 metre kadar uzaktırlar. Palamarlar çözülür, savaş gemilerinin kara gölgeleri yavaşça açığa doğru uzaklaşır. Bir dizi römorkör teknelere kıyıya kadar eşlik eder. Kıyıda yaşam belirtisi yoktur. Römorkörler kıyıya 175 ya da 275 metre kala palamar çözerler,denizciler küreğe geçer. Şafak sökmek üzeredir.




5:00

Birden bire yamaçlardan bir roket yükselir, peşinden tüfekler ateşlenir. Askerler teknelerden atlar, kıyıya kalan 45 metrelik mesafeyi kendi çabalarıyla aşacaklardır. Vurulan ve boğulanlar dışında çoğu suyu aşıp kıyıya ulaşmayı başarır. Süngüler takılır, Anzaklar ve Türkler birbirine girer.Türklerin sayısı azdır ve Anzaklar bir kaç yüz metre ilerler. Daha sonra tepelerden yoğun bir Türk ateşi başlar. Birbirinden bağımsız ona yakın boğuşma görülür, birlikler birbirine karışır, haberleşme çöker. Küçük Avustralyalı gruplar içeriye doğru iki mil kadar yol almışlardır; ancak geriye kalanların çoğu yarlar ve dik yamaçların dibinde, kıyıya çakılıp kalmışlardır.





Şimdi herkes çıktıkları kumsalın Kabatepe olmadığının farkındadır. Bilinmedik bir akıntı karanlıkta gemileri bir mil kuzeye sürüklemiş, böylelikle Anzaklar Sarıbayır Tepeleri'nin topraklarına çıkmak zorunda kalmıştır. Olanlar Türkler için de şaşırtıcıdır; onlar da böylesi bir saldırıya karşı koymak için herhangi bir plan hazırlamamışlardır. Kabatepe'den hala kıyıya hakim durumdadırlar, tırmanmaya çalışan Avustralyalıları geri püskürtürler ancak teknelerin tesadüfen girdikleri koy görüş ve menzil dışındadır.


V Kumsalı: (Ertuğrul Koyu) saat : 5:00

5:00

İngilizler Hunter-Weston komutasındaki 29.tümen (takviyelerle birlikte) Seddülbahir yakınlarında 5 ayrı noktaya çıkmakla görevliydi. Plan: Kalenin bulunduğu kumsala denizden açılacak güçlü baraj atışıyla, ingiliz askerlerinin karaya çıkarken karşılaşacakları (Türk) savunma hattı kaldırılmış olacaktı. Albion Savaş Gemisi saat 5:00 da koyu ve orada bulunan köyü inanılmaz yoğunlukta bir top ateşine tutar. Kıyıdan hiçbir ses gelmez. River Clyde kıyıya doğru yola çıkar, geminin yanında 20 kadar ufak tekne vardır. Küçük tekneler akıntıdan dolayı çok zorlanır. River Clyde (gelen emirle) zaman zaman onları beklemek zorunda kalır.



6:22

River Clyde 6:22 de büyük bir gürültüyle karaya oturur. Kıyıyla arasında mesafe kaldığından dolayı askerlerini direk gemiden indiremez. Bu arada ufak teknelerden ilki karaya birkaç metre kala kurşunların hedefi olmaya başlamıştır.

River Clyde'da Yarbay Unwin güçlüklerle boğuşmaktadır. Gemiden askerlerini indirebilmek için eline halat alarak kaptan köşkünden ayrılır. Gemiyle kara irtibatını kurabilmek için iyi bir denizci olan Williams'la beraber kıyıya yüzer. Ateş hattında layterleri yan yana bağlayarak kıyıyla aralarında köprü kurarlar. Askerlerin gemiden boşalmasıyla korkunç bir can pazarı başlar. Ufak tekneler ölü doludur. O sırada Williams da vurulur. Layter Unwin'in elinden kaçar ve o tekrar layterleri yerleştirmeye uğraşır. Askerler o sırada gemiden çıkıp düşmanın korkunç ateşi ile burun buruna geliyorlardır. Bu atmosfere ve yorgunluğa daha fazla dayanamayan Unwin bayılır. Sonra tekrar aşağı inmeye çalışır ve tekrar bayılır ve gemiye götürülür.




Anzak Koyu saat : 7:00


6:30

Mustafa Kemal şafaktan beri yedekleriyle birlikte Kilitbahir yakınındaki Boğalı'da beklemiş, saat 6:30 da da taburlardan birini güneye, Anzaklara karşı gönderme emri almıştır. Hemen askerlerini alıp yola koyulur.


7:00

Saat yediye doğru Anzak'lı genç bir subay ve iki izci kıyıdaki üç yarı aşmayı başarır, artık üçbuçuk mil ötedeki asıl hedeflerini, boğazın sakin sularını görürler. Bir başka grup da Conk bayırı'nın yarısına kadar tırmanmayı başarır. Mustafa Kemal Sarıbayır Tepelerinden aşağı baktığında savaş ve nakliye gemilerini görür. Askerlerine dinlenmelerini emreder, kendisi de yanına üç subay alarak Conkbayırının eteklerine doğru gider.


8:00

Saat sekiz olduğunda kıyıda 8000 asker vardır. Türkler geri çekilmiştir. Anzaklar arasında güven duygusu hakimdir. Subaylar daha düzgün bir ilerleyiş için adamlarını toplamaya başlar. Burada kendilerine doğru koşan Türk askerlerini görür,cephaneleri kalmamış bu askerlere süngü taktırır ve yere yatırır. Onlara çok yakın olan Avustralyalılar Türk askerlerinin savaş düzeni aldıklarını görünce peşlerinden gelmeye tereddüt edip sipere girerler. Onlar tereddüt ederken Mustafa Kemal emir subayını geriye, tepenin öbür yamacındaki taburu getirmeye gönderir. Ardından elindeki en iyi taburu 57.Alay'ı getirtir, çarpışmaların en yoğun anında da emri altındaki Arap Alayı'nı ateş hattına sürer. Tümen Komutanı olarak böyle bir emir yetkisi olmamasına rağmen, yaptıklarını Esad Paşa' ya iletmesi öğleni bulur. Esad Paşa'dan 19.Tümen'in üçüncü ve son alayını ateşe sürmek için izin alır. Kemal geri döndüğünde tüm Anzak cephesinin komutasını almıştır. 57.Alay kısa sürede yok olacaktır. Böylece vahşi karmaşa öğle saatleri boyunca sürer, kesin olan İtilaf Devletleri'nin karaya çıktığı ve her geçen saatle birlikte durumlarını güçlendirdikleridir.





V Kumsalı : (Ertuğrul Koyu)

9:30


Hava komodor Samson o sırada uçağı ile Seddülbahir üzerinden geçerken kıyıda 50 mt. bir şerit boyunca denizin kana bulandığını görür.

Dünyada ilk kez uçakla 50 kiloluk bombalar Türk askerlerine atılacaktır. Hava komutanı Samson uçağın yanında.

Kayıplar yüzlercedir.Karaya çıkmayı başaran askerlerden 200 kadarı kıyıda kumdan küçük bir topuk arkasına gizlenir. Önlerindeki dikenli tellerin üstleri, Türk siperlerine saldırmak isteyen askerlerin cesetleriyle dolmuştu. Bin kadar asker River Clyde'ın içine adeta haps olmuştur. Kimse dışarı çıkıp vurulmak istemiyordur.

Euryalus Kruvazörü'nün güvertesinde, gelişmelerden hiçbir bilgisi yoktur ve bu nedenle planın 2. aşamasını uygulamaya koyar. Tuğgeneral Napier askerin asıl bölümüyle karaya çıkma emri alır. İlk saldırıdan geriye kalan 6 tekne nakliye gemilerine yanaşır, ölü ve yaralıları bıraktıktan sonra tekrar kıyıya dnmeye hazırlanır. Bu sırada Napier teknelerden birine atlar ve kıyıya doğru yol alır. River Clyde'dan bağıran askerler kıyıya çıkmanın imkansız olduğunu söylerler.Napier denemeye kararlıdır. Fakat kıyıya ulaşamadan ölür. Napier'in denemesi Seddülbahir Çıkarması'nın sonunu belirler. Bu sırada yarımadanın ucunda İlyas burnu çevresinde düzenlenen çıkarmalar başarılı devam eder. İki köprü başı tutarlar ve Hunter-Weston takviyelerini öğlene doğru bu bölgelere yönlendirir.



S Kumsalı : ( Hisarlık Burnu )

Doğuda, Morto koyunda birlikler neredeyse hiç kayıp vermeden, Eski Hisarlık Burnu'ndaki yamaçlara yerleşirler.



Y Kumsalı : ( Zığındere )

En ilginç sahneler batıda yaşanır. Hamilton her yerden millerce uzak bu bölgeye 2000 kadar asker çıkararak Türklere pusu kurma niyetindedir. Karaya çıkanların görevi güneye doğru yürüyerek, Türklerin arkasından dolanıp, onları çember içine almak daha sonra yarımadanın ucuna (V Kumsalı'na) çıkanlarla birleşmekti. Böylece Türk'lerin merkezle olan bağları kesilmiş olacaktı. Çıkılan yerde kumsal yoktur. 70 metre bir tepe tırmanılır. Rahat bir bölgedir. Düşman yoktur. Arkadaşlarının, yürüyüşle bir saat mesafede, Seddülbahir ve İlyas Burnunda öldüklerinden haberleri yoktur. Oturur rahatça mola verir, çay içerler. Oysa Y kumsalındaki İngilizlerin sayısı yarımadanın güneyindeki tüm Türkler'den fazladır.Karaya askerle birlikte çıkan iki albay (Albay Koe ve Albay Matthews) gün boyunca Y Kumsalından Euryalus'a bilgi ve talimat isteyen mesajlar gönderirler. Ancak Hunter-Weston'dan yanıt gelmez. Bu trajik koşullar gün boyu sürer. Bir çıkmazın içine girilmiştir.



V Kumsalı: (Ertuğrul Koyu)

17:30

İlyas Burnu'nda her üç tugay komutanı da kaybedilmiştir; yerine gelen iki albay da kısa sürede öldürülür. Karar vermek ve hareket etmek kıyıdaki küçük rütbeli subaylara kalmıştı. Gemiler, sık sık kıyıya yaklaşıp ateş ederler. River Clyde'da kalan askerler bir deneme daha yapar ve kıyıya ayak basarlar. Yeni çıkanlar topuğun arkasında gizlenen askerlerle birleşirler.

Türk tarafından gelen yoğun ateşle hareket edemezler ve beklerler.




S Kumsalı : ( Hisarlık Burnu )


İngiliz komutan hala iki mil yürüyüşle Seddülbahir'e gidemeyecek kadar güçsüz olduğunu düşünür. Zaten böyle bir deneme de yasaktır.



Y Kumsalı : ( Zığındere )


Beklenen olur ve Türkler ,batan güneşin ışığında, ngiliz askerlerinin rahat bir 11 saat geçirdikleri Y Kumsalı'na (köprübaşına) saldırırlar. Saldırılar tüm gece devam eder. Sabah İngilizler ölü ve yaralı toplam 700 kayıp vermiştir. Albay Koe ölmüştür ve askerleri yamaçtan aşağı inerek kıyıya ulaşmaya çalışır. Bu arada aynı cephede albay Matthews olanlardan habersizdir. Savaşa devam eder,süngü saldırısını püskürtür. O zaman anlar ki mevzilerin bir bölümü terkedilmiştir ve hemen geri çekilme emri verir. Bu sırada Türkler de yenildiklerine karar verip çekilirler.

Böylece İngilizler Y kumsalından çekilirken tek bir mermi sesi duymazlar ve ayrılırlar.



V Kumsalı: (Ertuğrul Koyu)

25 Nisan akşamı River Clyde'dan kalan askerler, Türklerin ateşinin hafiflemesiyle kayıp vermeden kıyıya inerler. Gece yarısı İngilizler ilerleyebilecek, hatta yarımadanın ucundaki Türkleri yok edebilecek güçtedirler. İlyas Burnu'nda altıya bir üstündürler. Fakat emir verebilecek rütbeli subay yoktur ve gece saldırısı olabileceğinden korkarlar. İlyas Burnu'nu koruyan 2000 Türk'ün yarısı ölü yada yaralıdır. O gece hiçbirşey olmaz ve gölgelere ateş edilir. Güneşin doğmasını beklerler. Böylece ilk günün bilançosu her iki taraf için ağır olmuştur.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 13:56
Dünyanın en başarılı TAHLİYE operasyonlarından biri !


Çekilme hazırlıkları :

Kesin bir karar alınmamakla beraber, İngilizler Kasım ayında gizliden gizliye çekilme hazırlığı yapmaya başlamışlardı. Fakat Kasım sonuna doğru hava birden bire bozdu. Ani olarak bastıran kış, herkesi gafil avladı. Kırk senedir, o bölgede böyle soğuk görülmemişti. Gündüzleri sağanak halinde yağmur yağıyor, geceleri korkunç bir ayaz ortalığı kasıp kavuruyordu. Bu durum iki tarafa da savaşı unutturmuştu. Türk ve İngiliz askerleri siperlerini terk edip suların erişemeyeceği yüksekliklere yerleştiler. İki düşman, karşıdan karşıya titreyerek birbirlerini süzüyor, fakat kimse silaha sarılmıyordu.

Yağmurları tipi halindeki kar yağışları takip etti. Anzak birliklerini teşkil eden Avustralya ve Hintli askerlerin bir kısmı ilk defa kar görüyordu.Toz, dizanteri, sinekler yok olmuştu. Fakat soğuk dayanılır gibi değildi. Askere, kışlık elbisesi yetiştirilememişti. Herkes sırılsıklamdı ve ıslak battaniyelerine sarılıp ısınmaya çalışıyordu. Kasımın son günü hava biraz düzeldi. Üç gün içinde müttefik askerlerinin onda birinin savaş dışı olduğu tespit edildi.

O güne kadar tahliyeyi düşünmemiş olanların bile artık kafasında tek düşünce vardı: Bir an önce bu lanetli toprakları terk edip gitmek…

Ancak, İngiliz hükümetini bir an önce tahliye kararı almaya zorlayan Ruslar’la Fransızlar oldu. Onlar Selanik’in ne pahasına olursa olsun elden çıkmaması için direttiler. İngiliz hükümeti, 7 aralık günü toparlandı ve Anzak ile Suvla kesimlerini boşaltarak cephenin daraltılmasına karar verdi.

Suvla ve Anzak Cephesi boşaltılıyor :

Aralık ayının ikinci haftasında tahliye başladı.Her akşam ortalık karardıktan sonra ANZAK ve SUVLA koylarına kurtarma sandalları, çıkarma tekneleri yanaşıyor ve durmadan asker, hayvan top ve diğer savaş malzemesi taşınıyordu. Önce hasta ve yaralılar nakledilmişti. Onları harp esirleri takip etti. En son sıra birlik askerlerine geldi. Ayak sesleri duyulmasın diye herkesin postalına paçavralar sarıldı. Ortalık aydınlanıncaya kadar kıyıda yükleme faaliyeti durup dinlenmeden devam ediyordu. Fakat tan yeri ağarmadan kısa bir süre önce tekneler açığa çekiliyor, geride kalanlar yine siperlere siniyor ve güneş doğduğu zaman her şey normale dönmüş oluyordu.

Görünüşte Türkler olup bitenlerin farkında değildiler. Aslında onları kuşkulandırmamak için, gündüzleri İngiliz kesiminde ne gösteriler yapılmıyordu ki. Bir kısım askere birliklerindeki hayvanlarla akşama kadar ortalıkta dolaşmak görevi verilmişti. Bunlar bir oyunun figüranları halinde Türk siperlerine karşı gövde gösterisi yapıyorlardı.

18 Aralık Cuma günü müttefik kuvvetlerin yarısı ve malzemelerin büyük bir kısmı tahliye edilmişti. Geriye kalan 40 000 kişi cumartesi ve Pazar gecesi kıyıdan ayrılmış olacaktı. Artık herkesin kafasında tek düşünce vardı, herkes birbirine aynı sözü söylüyordu : “ Allah vere de hava bozmasa…”

Cumartesi sabahı Gelibolu Yarımadası yine ilkbahardan kalma bir gün yaşıyordu. Son hazırlıklar da hızla tamamlanmıştı. İngilizler, Conkbayırı’nın altındaki mevzie bir tonluk tahrip maddesi yerleştirmişler, boş sahaları mayınlamışlar ve daha bir alay öldürücü tuzak kurmuşlardı. Siperleri kıyıya bağlayan patikalara bile uzun çizgiler halinde un ve şeker döküp tehlikesiz geçitleri işaretlemişlerdi. Cumartesi gecesi, şans bir defa daha müttefiklere güldü. Anzak ve Suvla kesimlerindeki 20 000 asker, tek bir kayıp vermeden denize açıldı.

Pazar sabahı Türk topları kıyıya birden mermi yağdırmaya başladı. Donanma hemen karşılık verdi. Fakat geriye kalan 20 000 kişinin geleceği karanlık görünüyordu. Birden Nisan ayındaki il çıkarma gününün şartlarına dönülmüştü.

Saat 17.00’ye doğru güneş battı…Hava iyice kapanmıştı. Ay bir yüzünü gösteriyor, bir kayboluyor, sicim gibi ince bir yağmur yağıyordu. Silah sesleri kesilmişti. Yalnız Helles Burnu’nda gürleyen topların homurtusu duyuluyordu…En uzak mevzilerdekiler, ilk gidenler oldu. Siperlerinden çıktılar ve birer kol halinde unlu, şekerli izlerini takip ederek kıyıya indiler. Sigara içmek, konuşmak yine yasaktı. Saat 22.00’de kıyıda topu topu bin beş yüz kişi kalmıştı. En tehlikeli an da buydu işte. Fakat Türk mevzilerinde herhangi bir hareket görülmüyordu. Saat 03:00’te karada hiçbir müttefik askeri kalmadı. Geride kimsenin unutulmadığına emin olmak için tekneler bir süre daha bekletildi. Ufuk hafiften aydınlanırken, saat tam dörtte kıyıdaki cephanelik ateşe verildi. Ve son grup da Gelibolu’yu terk etti.

Liman von Sanders, tahliyeyi haber aldığı zaman, Anzak ve Suvla cephelerinde girişeceği büyük hücümun hazırlığını tamamlamıştı. 20 Ocak gecesi için emir bile vermişti. Fakat Türkler mayınlı, tuzaklı alanda kolay ilerleyemediler. Düşmanın oyununa gelmek endişesi onların rahat etmelerini engelledi. Bu sayede de koca bir ordu kazasız belasız kendini kurtarmış oldu.

General Monro, Suvla ve Anzak cephelerinden çekildikten sonra, Helles dolaylarında daha fazla tutunamayacaklarını anlamıştı. Hemen Londra’ya telgraf çekerek, Helles Burnu’nu da boşaltmak için izin istedi.

O sırada Helles kesiminde 35 000 müttefik askeri bulunuyordu. Ayrıca 4000 hayvan ve Suvla ile Anzak’taki kadar savaş malzemesi vardı. 1916 yılının ilk günü, hava karardıktan sonra, çekilme faaliyeti tekrar başladı. Karayı önce terk eden Fransızlar oldu. Sonra her gece, sırası gelen birlik, belirtilen yerden denize açıldı.

Hava zaman zaman bozuyor, Türkler küçük hücumlara kalkışıyorlar, Alman denizatlılarının o dolaylarda dolaştığı söylentileri herkesin yüreğini azına getiriyordu. Ama her şeye rağmen 7 Ocak günü müttefiklerin mevcudu 19 000 kişiye inmişti.

Liman von Sanders hücum emrini işte o sırada verdi. Aslında yapılan hazırlıklara göre 48 saatlik bir gecikme olmuştu. Sebep de her zamanki gibi Enver Paşa’ydı. Ani bir emirle 5’inci orduya bağlı 9 tümenin Trakya istikametine gönderilmesini istemişti. Harbiye nazırının bu talimatına Liman von Sanders her zamanki tarzınla karşılık verdi: İstifa etti. Enver bir defa daha emrini geri aldı. Ama bu sürpriz emir, istifa, emri geri alış Türkler için 48 saatlik bir zaman kaybına sebep oldu.

7 Ocak günü öğleden sonra, Türk hücumu şiddetli bir top atışı ile başladı. Önce toplar 4,5 saat aralıksız kıyıyı dövdü. Hava kararırken Mehmetçik “Allah Allah…Vur vur” sesleri ile hücuma kalktı. Fakat İngilizler, ümitsiz bir direnişle karşı koydular. Uzun süre tutunamayacaklarını biliyorlardı. Onlar için ölüm kalım savaşıydı bu.

Akşama doğru Türkler henüz ilerleme kaydetmemişlerdi. Bu arada İngilizler’i hayrete düşüren bir olay oldu.Türkler top ateşini kestiler. Liman von Sanders, müttefik askerlerinin şiddetli direnmesi karşısında, İngilizlerin Helles cephesini elde tutmak istedikleri inancına kapılmıştı. Ve daha iyi hazırlanabilmek için hücumu durdurmuştu…

8 Ocak günü akşama doğru, tahlisiye sandalları ve çıkarma gemileri kıyıya yaklaştığı sırada hava birden bozdu. Barometre süratle düşmeye başladı. Rüzgarın esiş hızı saatte 50 kilometreyi bulmuş, deniz karışmıştı. Kurtarıcılar yarı bellerine kadar suya girmiş, durmadan çalışıyorlardı. Saat 02.00’de 19 000 kişiden karada kalan 3200 kişiydi. Bir saat içinde 3 000 asker de kurtarıldı. Kıyıdan son ayrılanlar cephaneliği ateşlemekten geri kalmadılar.

Mareşal Kitchener bile tahliyenin en iyimser tahminle 20 000 askerin canına mal olacağını sanmıştı. Oysa bir iki yaralının dışında, müttefikler hiçbir zayiat vermemişlerdi. Bozgun, İngilizlerin gözünde sürpriz bir başarı, umulmadık bir zafer olup çıkmıştı.

Tahliye sonuna kadar direnen General Monro ile kurmay heyetinin başarısıydı bu. Hepsine törenle şeref madalyaları verildi. Fakat aylardan beri Çanakkale’de her türlü mahrumiyete katlanan ve canını dişine takıp savaşan askerlere birer hatıra nişanı bile çok görüldü.

Alan Moorhead

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 13:58
Havacılık tarihimizde öncü bir rol oynayan bir avuç cesur pilotumuz, Çanakkale Destanını yazan unutulmaz kahramanlar arasında saygın bir yer işgal etmektedir.

Uçak bir harp vasıtası olarak dünyada ilk kez 1911 yılında Trablusgarp'ta İtalyanlar tarafından Kuzey Afrika'da bulunan kuvvetlerimize karşı kullanılmıştır.

Havacılarımızın çok kısa sürede göklerin engin maviliklerindeki bu amansız rekabete ortak olmaları bizler için ayrı bir gurur kaynağıdır.

Çanakkale'de 4 uçakla faaliyet gösteren havacılarımız, sınırlı olanaklarına rağmen, son derece başarılı görevler yapmışlardır.Özellikle keşif amaçlı kullanılan bu uçaklar , çeşitli çatışmalara da girerek kara ve deniz kuvvetlerine takviyeleriyle savaş ve havacılık kavramlarının birleşmesinde basamak niteliği taşımışlardır.Çanakkale Savaşında da Osmanlılar,İngilizler ve Fransızlar hava kuvvetlerinden aldığı desteklerle savaşı daha rahat yönlendirme şansına sahip oldular.

Havacılarımız, 18 Mart 1915 günü düşman donanmasının boğaza muharebe düzeninde yaklaştığını rapor ederek, olası bir baskına mani olmuş, çıkan fırsatlardan istifade ile düşman hedeflerine yönelik büyük riskler taşıyan taarruzi görevler icra etmiştir.

Günümüzün güçlü Hava Kuvvetlerine giden yoldaki ilk tohumları eken kahraman havacılarımızı sevgi, saygı, takdir ve vefa ile anıyoruz.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 14:00
DENİZ SAVAŞLARI ve 18 MART !



Çanakkale Savaşları Türk ve Dünya tarihi açısından ilginç özelliklere sahipti. Bu savaşlar iki şekilde ele alınmalıydı. 18 Mart 1915 tarihine kadar meydana gelen Deniz Savaşları ve ardından gelen kara savaşları.

Tepeden tırnağa silahlı Avrupada ufak bir kıvılcım savaşı başlatmaya yetti de arttı bile. 28 Haziran 1914 günü Saat 11.30 da Avusturya Veliahtı Saraybosna da bir Sırplı tarafından öldürüldü.Sırbistan ile Avusturya - Macaristan arasında uzun süren soğuk pretestolardan sonra, Avusturya 1914 saat 11.00 da Sırbistan a resmen savaş ilan etti. Aynı gün Avusturya topları Belgrad ı dövmeye başladı.

Daha sonra savaş ilanları birbirini kovaladı. Almanya 1 Ağustos da Rusya ya, 3 Ağustos da Fransa ya savaş ilan etti.

Böylece Avrupada tam dört sene sürecek kabus başladı.

Osmanlı Devleti ise Balkan Savaşından yenik ve ezik çıkmıştı. Bahriye Nazırı Cemal Paşa 18 Temmuzda müttefik olma arzusu ile gittiği Fransa dan eli boş döndü. Daha sonra Enver Paşa Almanya ile anlaşmayı önerdi ve Osmanlı İmparatorluğu üçlü ittifaka girdi.

Önemli siyasi olaylarda peşi sıra gelmeye başladı. 3 Ağustos da Churchill kendilerine ısmarlanan iki savaş gamisine el koyduklarını resmen bildirdi. Ödenen kaporalarda iade edilmedi.

Almanya ise bu zararımızı telafiye hazırdı. Bu esnada Göben ve Breslav adlı iki Alman Harp Gemisi Fransızların nakliyatına darbe indirmek için Cezayir in Bon ve Filipvil limanlarını bombardıman ettiler. Bir İngiliz kruvazörü tarafından kovalanan gemiler Çanakkaleye doğru yol aldılar. 10 Ağustos günü Marmaraya giren gemilere 16 Ağustos da Türk bayrakları çekildi. 80 milyon marka satın alındığı söylenen gemilere Yavuz Sultan Selim ve Midilli adları verildi.

Kafakas ve Süveyş Cephelerinde Almanlara karşı zorlanan Ruslar ise Türk takviyelerinin doğuya göderilmesinin engellenmesini istiyordu. Bunun üzerine İngilizlerin kafasına Istanbul u zorlama fikrini soktular. Böylece Türkler Kafkasya daki birliklerin bir kısmını geri çekecekler, Rusların yükü hafifliyecekti.

26 Aralık 1914 Pazar günü İngiliz B-11 denizaltısı Boğazdan içeriye girerek Mesudiye zırhlısını 10 dakika içinde batırmasından heveslenen W.Churchill ,İngiliz kabinesinde ikna edici bir konuşma yaptı. Yunanlılar da kuvvetlerini İngilizlerin emrine vereceğini söylemesinden sonra 13 Ocak 1915 tarihli İngiliz Savaş Konseyi, toplantısında harekatı denenmeye değer buldu. Böylelikle Triumph, İnflexible, Queen Elizabet, İrresistible, Ocean, Bouvet, Majestik, Agamemnon gibi zırhlıların yer aldığı yaklaşık 28 büyük gemiden oluşan, Akdeniz tarihinin en büyük deniz gücünü topladılar. 3 Kasım 1914 te Boğaz ağzındaki tabyalarımızın kısa bir süre bombardımanından sonra, bu cephede uzun bir durgunluk görüldü

19 - 26 Şubat 1915 de düşman Kumkale, Orhaniye, Ertuğrul ve Seddülbahir'i içine alan top atışlarına başladı. Gün boyunca 7000 metreye kadar sokulup Türk tabyalarını bombaladılar.Bu mesafeler Türk tabyaları için oldukça fazla olduğu için suskun kaldılar. Gece yapılacak olasıbir taaruzdan korktukları için güneş batmadan evvel geri çekiliyorlardı.

17 Martta General Hamilton müttefikleri ile ertesi gün yapacakları büyük taaruzun planlarını son defa gözden geçirdi. Taarruz A ve B olmak üzere iki hat üzerinde düzenlenmişti.

SONUÇ :

Müttefik filo üç büyük gemisini ( Irresistible, Ocean, Bouvet) kaybetmiş, üç tanesi de ( Inflexible, Gaulois, Suffren) ağır yaralanmış, bu suretle eldeki kuvvetlerin üçde birini kaybetmişti. İnsan kayıplarıda 800 ölü ve yaralıyı bulmaktaydı.

Bundan sonra kara çıkarmalarına ağırlık verildi. Donanma karacılara destek kuvvet olarak kullanıldı.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 14:03
25 Haziran 1861 de tahta çıkan ve 1861 yılına kadar yaklaşık 15 yıl tahtta kalan Sultan Abdülaziz’in en büyük hayali, saltanat sırası kendisine geldiğinde, dünyanın önde gelen kara ve deniz kuvvetlerine sahip olmaktı. 1871 yılında, Sultan Abdülaziz için, çocukluk hayallerini gerçekleştirme zamanı gelmişti. İngiltere, Fransa ve Avustralya’ya zırhlılar, fırkateynler sipariş edilmişti. Bunlardan biri de ‘Mesudiye Zırhlı Fırkateyn-i Hümayunu’idi.

Mesudiye 1871 yılında İngiltere’nin Thames Iron Works tersanesine sipariş edilmişti.1872 yılında, kızağa konmuş ve 1874 yılında denize indirilmişti. 1875 yılında deneme seferlerine başlandı.

Rüyaları gerçekleşen Sultan Aziz,hayallerinin keyfini sürme noktasında iken bir sabah, içinde Mesudiye’nin de olduğu donanma, Şeyhülislam’dan alınan fetfa sonrasında denizden; Harp Okulu Komutanı Süleyman Paşa komutasındaki Harbiye öğrencileri de karadan, Dolmabahçe sarayını sarmışlardı. Bu esnada donanma toplarını ateşlemişti. Yeni padişahı selamlıyorlardı. Abdülaziz saraydan çıktı ve bir kayığa bindirildi.Kendi yaptırdığı gözbebeği donanmasının yanından geçirtilerek Sarayburnu’na götürüldü.

Mesudiye, kendisini yaptıran efendisine vefasızlık etmiş ve devrilmesinde önemli bir rol oynamıştı... Abdülhamit Mesudiye Zırhlısı’nı 1903 yılında, bakım onarım için, İtalya’nın Cenova kentindeki Ansaldo tersanelerine yolladı.

Dönüşünden sonra Mesudiye’nin sabit bir batarya olarak Sarısığlar Koyu’na demirlenmesi emredilmişti.Bu Mesudiye’nin sonunu hazırlamıştı. O günlerde Yavuz Ağır Muharebe Kruvazörünü torpillemek için, N.Holbrook komutasındaki B-11 ingiliz denizaltısı görevlendirilmişti.13 Aralık 1914 günü, B-11 boğaza girdi.Mayın hatlarını geçerek Mesudiye’yi saat 11:58‘de 800 metre mesafeden torpilledi. Düşma denizaltısının ikinci torpilinden sonra gemi sulara gömüldü.




Norman Douglas Holbrook

(1888-1976)

Holbrook, Kraliyet Donanması’nda Victoria Nişanı almaya hak kazanan ilk üyesiydi. Bu nişanı da 1914 Aralığı’nda Çanakkale Boğazı’nda yaptığı operasyonlarla kazandı.

Holbrook, 13 Aralık 1914’te, Çanakkale Boğazı’nı zorlamak üzere gönderilen Müttefik Donanması’nın denizatlılarından birinin kaptanıydı. Emrindeki İngiliz denizatlısı B 11 ise, 9 yıllık eski bir tekneydi.

Anaforlar ve zorlu akıntılara rağmen Holbrook, Boğaz’daki mayın hatlarının beşini geçerek Boğaz’da ilerledi ve Türk savaş gemisi Mesudiye’yi torpilleyerek batırdı. Top ateşlerine ve gambot takibine rağmen tekrar geri dönmeyi başardı.

Bu olay, bir denizaltının bir düşman savaş gemisini batırmasının ilk örneğiydi. Bu başarısı nedeniyle aldığı Viktoria Nişanı, hem donanmanın, hem de denizaltı filosunun aldığı ilk Victoria nişanı oldu.

Daha sonraları kumandanlıklara yükselen Holbrook, 1976’da öldü.


Tüm kurtarma çalışmaları sona erdikten sonra tespit edilen şehit sayısı 25 er ve 10 subay olmak üzere 35 kişiyi bulmuştu.

Mesudiye’nin hazin hikayesi sona ermiş, fakat kahramanlıkları sona ermemişti. Zira Mesudiye battıktan sonra sökülen topları, geminin adının verildiği bataryaya monte edilmiş ve 18 Mart 1915 tarihinde yapılan Çanakkale Deniz Savaşı esnasında, adeta Mesudiye güvertesinde iken yapamadıklarını yapmış, sahibinin intikamını Fransızların Bouvet muharebe gemisine büyük hasar vererek almıştır.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 14:09
1915 yılının Mayıs ayı başlarında Kerevizdere'deki düşman birlikleri, Goliath ve Cornwalls zırhlılarının deniz top ateş desteği ile bu bölgede bulunan kuvvetlerimize ağır zayiat verdirmekteydi. Düşman harp gemilerinin bitmek tükenmek bilmeyen ağır bombardımanı muharebenin akışını düşman lehine değiştirmişti.5'inci Ordu Komutanlığımızın ana karargahında yapılan toplantıda, düşman zırhlılarının faaliyetlerinin önlenmesi için donanmaya görev verilmesi kararlaştırıldı.

Yurtsever halkımızın yaptığı yardımlarla 1910 yılında Almanya'dan satın alınan Muavenet-i Milliye torpido botunda personel sessiz bir hazırlık içerisindeydi. Gemi komutanı Binbaşı Ahmet Bey, son kez torpido atış kontrol sistemini gözden geçirdi. Torpidolara 3 metre derinlik değeri tatbik edildi.

Sade bir harekat planı geliştirildi. Karanlık bir gece beklenecek, gizlice Morto koyuna sızılarak düşman zırhlıları torpillenecekti.

Muavenet-i Milliye 12 Mayıs gecesi Kilitbahir'den ayrıldı. Görev, ancak bir baskın yaratılarak başarılabilirdi. Düşman karakol gemilerinin mevcudiyeti nedeniyle, gemi adeta sahili yalayarak Morto koyuna girdi.

Binbaşı Ahmet Bey, Goliath zırhlısının savaş düzeninde olmadığını anlayınca, süratle yaklaşmaya başladı. 10 saniye ara ile 500 metre mesafeden ard arda iki torpido atmaya karar verdi.

Aniden Goliath'da alarm sesleri yükselmeye başladı. Sirenler çalıyor, toplar hazırlanıyor, personel savaş yerlerini donatıyordu. Ancak , artık çok geçti. İlk torpido Goliath'ın baş tarafında büyük bir infilak yarattı. Gemiden alevler yükseliyordu. Gece gündüz olmuş, gökyüzü kızıla boyanmıştı. Can çekişen gemi, aldığı ikinci torpido yarası ile kendisini derinliklerin sonsuzluğuna bıraktı.

Bundan sonra hiçbir düşman gemisi Çanakkale Boğazı'na girmeye cesaret edemeyecekti.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 14:10
Çanakkale Boğazı'nı geçerek Marmara'ya sızmayı başaran ilk düşman denizaltısı olan Avustralya'ya ait AE-2 Denizaltısı cesur bir komutan ve iyi eğitilmiş bir personele sahipti ve İstanbul'dan Çanakkale Cephesini desteklemek üzere gerçekleştirilen deniz nakliyatımız için önemli bir tehdit yaratıyordu.

Mütevazi bir torpido botu olan Sultanhisar ve onun kahraman komutanı Yüzbaşı Ali Rıza Bey, AE-2'nin bu cüretkar macerasına son vermeye and içmişti.

Marmara Adası açıklarında, 30 Nisan günü AE-2 denizaltısı bir Türk ticaret gemisine taarruz için satha çıktığında beklemediği bir süprizle karşılaştı. Sultanhisar yüksek süratle torpido atış mevkiine ilerliyordu.

Yüzbaşı Ali Rıza Bey ilk atışında isabet kaydetti. Yara alan denizaltı beyaz bayrak çekerek personelini gemi güvertesine çıkardı. Yüzbaşı Ali Rıza Bey gemi komutanı dahil olmak üzere tüm personelin emniyetle gemiyi terk etmesinden sonra top taarruzları ile AE-2'yi batırdı.

Marmara Adası'nın batısında 85m.derinlikte sessizce uyuyan denizaltı, Türkiye ve Avustralya arasındaki tarihi dostluğun önemli bir simgesi oldu.

Araştırmacılar tarafından denizin dibinde yeri tespit edilen AE-2 denizaltısını, denizden çıkararak Türkiye ve Avustralya arasındaki bir dostluk müzesine dönüştürmek yönünde iki ülke arasındaki çalışmalar halen devam etmektedir.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 14:12
Askold kruvazörü Çanakkale Savaşları’na Rusya adına katılan tek savaş gemisiydi.Çar 2.Nikola,Askold’un varlığının, Rusya’yı savaşın sonunda kazananların masasına oturtacağını hesaplıyordu.

Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yılının sonunda Rusya’nın durumu gittikçe kötüleşiyordu.Hatta 1915 yılı başında Çar 2.Nikola Müttefiklerden yani İngiltere ve Fransa’dan “Almanya’ya karşı Türk topraklarında yeni bir cephe açılması” isteği,artık Rusların savaşı uzun süre götüremeyeceklerini ifade ediyordu.Rusya’nın savaştaki kaderini belirleyen nokta ise denizlerdeki durumuydu ve Rus donanması bu bakımdan da yeterince güçlü değildi.1904-1905 yıllarında Japonya ile yapılan savaşta yenilerek Uzak Doğu’daki sıcak denizlere ulaşan su yollarını, bu ülkeye bırakmak durumunda kalan Rusya,Baltık denizinde de Alman denizaltılarının ablukasıyla sıkışmıştı.Artık tek çıkış yolu Boğazlar olan Karadeniz’deki Rus donanması da, zaten zayıf Osmanlı donanmasından bile kötü durumdaydı.

Bu yüzden Rusya aslında hiç de taraf olmadığı,Müttefik’lerin Çanakkale Boğazı saldırısı planlarına katılmadı.Ancak tüm olumsuz koşullara rağmen Ruslar, Çanakkale saldırısı sonunda Boğazların kontrolünü tamamen İngiliz ve Fransız’lara bırakmak da istemiyorlardı.

1915 baharında Müttefikler arasında fikir birliğine varılan ve Çanakkale Boğazı’nın kolayca geçilerek İstanbul’un işgal edilebileceği düşüncesi üzerine Rusya, Çanakkale harekatına elindeki en iyi gemilerden biri olan Askold kruvazörü ile katılmaya karar verdi.Askold, yapımı 1899’da tamamlanmış, 6 bin tonluk ve 183 mm’lik 12 adet topa sahip,beş bacalı bir gemiydi.Rus-Japon Savaşı’nda, abluka altındaki Port Arthur’dan kaçarak kurtulan üç dört savaş gemisinden biri olan Askold, 1.Dünya Savaşı çıktığı zaman Pasifik sularındaydı.Karadeniz'de sıkışan diğer Rus gemilerinin aksine Müttefik donanmalarla birlikte, Süveyş ve Doğu Akdeniz bölgesinde görev yapıyordu.

Askold 1915 Şubat ayında Amiral Carden komutasındaki İngiliz Fransız ortak donanmasına katıldı.25 Şubat 1915’te İngiliz Dışişleri Bakanı Grey,Londra’daki Rus elçisine ilettiği notta,Churchill’in Askold gemisinin Müttefik donanmasına katılmasından duyduğu memnuniyeti bildirdi.Ancak İngiltere ve Fransa aslında Rusya’nın bu planlar içinde yer almak istemesinden rahatsızdı.Örneğin Askold kruvazörü doğrudan Çanakkale Boğazı’na gönderilmek yerine, 3 ve 7 Mart tarihlerinde Müttefikler tarafından girişilen İzmir’in bombardımanı sırasında kullanılıp Doğu Akdeniz bölgesine geri gönderildi.Bu durum özellikle Rus Dışişleri Bakanı Sazanov tarafından protesto edildi ve Askold’un bir an önce Çanakkale Boğazı’ndaki donanmada görev alması istendi.

Bu görüşmelerin ardından 12 Mart’ta Askold,Marmara’ya girmesi planlanan donanmaya Fransız grubu içinde katıldı.18 Mart’taki harekatta Boğaz’a giren gemiler arasında yer verilmeyen Askold belki de bu sayede savaşın diğer bölümlerine katılmayı başardı.

Kara savaşları başladığı günlerde Fransız’ların Kumkale’ye yaptığı saldırı sırasında Askold, Fransız savaş gemileriyle birlikte Türk tabyalarını top ateşine tuttu.Mayıs ayı başlarında da Saroz Körfezi’nden yarımadaya doğru bombardıman görevini üstlenen Askold, Aralık 1915’te Gelibolu Yarımadası’nın tamamen boşaltılmasına kadar geçen sürede savaşta aktif rol aldı.

Askold Çanakkale Savaşları’na Rusya’nın gönderdiği tek gemiydi.Aslında Rus Dış İşleri Bakanlığı, 1915 baharında 4 bin 500 kişilik bir kuvveti de Vladivostok yoluyla Çanakkale’ye gönderip kara savaşlarına da katılmak istedi.Ancak Doğu Akdeniz’deki Müttefik Devletler Donanma Komutatını İngiliz Amiral Lord Kitchhener, İngiltere’nin askeri planlarının uygulanmasını zorlaştıracağı ve fazla bir yararının olmayacağı gerekçesiyle bu fikri kabul etmedi.Kitchener’in bu tutumu, Rus yetkililerinin tepkisini doğurdu ve “Savaşa katılıp Boğazlar ve İstanbul’un işgalinde etkili olmamız istenmediği için asker yollama teklifimiz geri çevrildi ” sözlerine yol açtı.Bu girişimlerin sonuçlarına baktığımızda ; aslında Rusya, Osmanlı askerlerinin Kafkasya topraklarından çekilmelerini sağlayacak ve dikkatlerini başka yöne çekecek bir saldırıyı müttefiklerinden kendisi istemişti.Ancak saldırının Boğazlara yönelik olması Ruslar’ı telaşlandırmış ve bu bölgenin Osmanlı devletinden daha güçlü bir devletin eline geçmesinden endişe etmişti.Çanakkale saldırısının başlamasıyla da savaşın sonunda oturulacak masanın başında yer almak için Askold gemisini tek başına da olsa bölgeye yolladı.Osmanlı, savaşa Rus limanlarını bombalayarak girmiş ama bunun karşılığında Ruslar Türk topraklarına tek bir gemi gönderebilmişti.

Ancak Rusya’nın savaş sonundaki pazarlıklara yönelik tüm bu girişimleri hiçbir sonuca ulaşmadı.Çünkü 1917 de kurulan yeni rejimle, Rusya için Birinci Dünya Savaşı bitmişti.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 14:22
AE2

AE2 Savaşın en önemli denizaltısıdır. 25 Nisan akşamı Müttefikler için en umut kırıcı akşamdır. Geri çekilme, yada devam... İşte bu sırada AE2 denizaltısının boğazı geçtiği haberi bomba gibi patlar. Artık AE2 herkesin moral kaynağı olmuş, savaşa devam kararında büyük rol oynamıştır.

25 Nisan akşamı, Queen Elizabeth'in kamarasında uyuyan Hamilton Anzak Koyu'ndan gelen karamsar bir mesaj'ın kendisine iletilmesi için uyandırılır. Komutan Birdwood'un gönderdiği mesajın son cümlesi şöyledir : "Önerimin son derece ciddi olduğumun bilincindeyim, ancak geri çekileceksek, bunun hemen yapılması gerekiyor."

O sırada Keyes'in eline AE2 numaralı denizaltının komutanı Yarbay Stoker'dan gelen, boğazdan geçtiğini ve Marmara'ya ulaştığını bildiren bir mesaj tutuşturulur. Keyes mesajı yüksek sesle okur ve Hamilton'a döner: "Onlara bunun bir işaret olduğunu söyleyin. Bir Avustralya denizaltısı denizaltı tarihinin en büyük başarısını gerçekleştirdi; Gelibolu'ya takviye getirilecek tüm gemileri batıracak."



Hamilton bunun üzerine masanın başına geçer, büyük bir sessizliğin ortasında Birdwood'a göndereceği mesajı kaleme alır:

"Verdiğiniz haberler gerçekten de ciddi. Ancak bulunduğunuz yere yapışmak ve dayanmak dışında yapacağınız birşey yok. Amiral Thursby'nin de size açıklayacağı gibi, sizi tekrar gemilere bindirmek iki gün alır. Bu arada bir Avustralya denizaltısı boğazı geçti ve Conkbayırı'nda bir gambot batırdı. Hunter -Weston ağır kayıplara rağmen yarın ileri yürüyüşe geçecek, bu da sizin üzerinizdeki baskıyı hafifletecektir. Adamlarınıza ve Godley'nin askerlerine kişisel bir çağrıda bulunun ve oldukları yerlerde kalmak için ellerinden geleni yapmalarını isteyin.

Not: İşin zor bölümünü atlattınız, şimdi yapacağınız tek şey, güvende olana kadar kazmak, kazmak, kazmak.

Ian Hamilton"

Mütevazi bir torpido botu olan Sultanhisar ve onun kahraman komutanı Yüzbaşı Ali Rıza Bey, AE-2'nin bu cüretkar macerasına son vermeye and içmişti.

Marmara Adası açıklarında, 30 Nisan günü AE-2 denizaltısı bir Türk ticaret gemisine taarruz için satha çıktığında beklemediği bir süprizle karşılaştı. Sultanhisar yüksek süratle torpido atış mevkiine ilerliyordu.

Yüzbaşı Ali Rıza Bey ilk atışında isabet kaydetti. Yara alan denizaltı beyaz bayrak çekerek personelini gemi güvertesine çıkardı. Yüzbaşı Ali Rıza Bey gemi komutanı dahil olmak üzere tüm personelin emniyetle gemiyi terk etmesinden sonra top taarruzları ile AE-2'yi batırdı.

Marmara Adası'nın batısında 85m.derinlikte sessizce uyuyan denizaltı, Türkiye ve Avustralya arasındaki tarihi dostluğun önemli bir simgesi oldu.

Araştırmacılar tarafından denizin dibinde yeri tespit edilen AE-2 denizaltısını, denizden çıkararak Türkiye ve Avustralya arasındaki bir dostluk müzesine dönüştürmek yönünde iki ülke arasındaki çalışmalar halen devam etmektedir.




E14

Gelibolu'da Yarbay Boyle İngiliz E14'ü sessizce Çanakkale Boğazı'na sokar ve Kiltbahir'e rota tutar. O andan itibaren hem Gelibolu'daki itilaf filosu hem de Çanakkale'deki Türkler büyük bir tehlike içindedir.

Kısa bir süre sonra Marmara Denizi'ne varır. Bütün yolculuk altı saat sürmüştür. İzleyen üç hafta boyunca E14 Marmara'da istediği gibi dolaşır. En büyük başarısı, İstanbul'dan İlyas Burnu'na 6000 asker götüren eski White Star gemisini batırmaktır. Boyle 18 mayısta Çanakkale Boğazı'ndan çıkar ve itilaf donanması rahat bir nefes alır.





E11

18 Mayıs gecesi Yarbay Nasmith E14'ün yerini alarak boğaza doğru yönelir. On altı saat yolculuktan sonra Marmara Denizi'nin dibine yaslanır. Hedef İstanbul'dur...

Gelibolu yakınlarında ele geçirdiği bir Türk yelkenlisi'ni bordalıyarak kamuflaj olarak kullanır. Birkaç gün içinde hedefle karşılaşamayınca ipleri çözer ve Marmara Denizi'ne dümen tutar. 23 Mayıs'ta bir Türk gambotuyla bir dizi küçük tekne batırır. Ertesi gün Çanakkale'ye doğru seyreden Nara isimli bir nakliye gemisini batırır. Nasmith İstanbul'da panik havası yaşatır. Bir çok nakliye ve yük gemisi batırır. Bir ara İstanbul Boğazı'ndaki akıntı nedeniyle zor anlar yaşar ve Kızkulesi yakınlarında yirmi dakika boyunca kumandadan çıkar. 27 Mayıs'ta yeniden saldırılara başlar. Sarayburnu çevresinde gemi üzerine gemi batırır.

5 Haziranda iskele ana motorunda ciddi bir sorun görülür, Nasmith dönüş zamanının geldiğine karar vermiştir. Çanakkale Boğazı'na girip, Çanakkale'ye kadar su üstünde seyreder. Daha sonra boğaza giren Nasmith E11'i onarım için Malta'ya götürür.




E14

Boyle E14 denizaltısıyla tekrar Marmara'ya doğru dümen tutar. İstanbul Boğazı'nda saldırılarına devam eder.




U21

Mayıs ortalarınına doğru gelen haber, bir U-boot'un (Hersing'in U21'i) Cebelitarık'tan geçerken görüldüğünü bildirir. Denizaltıya ateş açılmış, ancak tekne kaçmayı başarmıştır, Gelibolu'ya doğru yol aldığı sanılmaktadır.

Vengeance, Anzak Koyu ile İlyas Burnu arasında seyrederken önünden bir torpil geçtiğini rapor eder. Tüm değerli savaş gemileri Mondros'a dönme emri alır. Herkes başlaması kesin olan Alman denizaltı saldırısını beklemektedir. Yarbay Hersing öğle vakti Triumph'u torpiller. triumph'un batırılışı, düşmanın savaşın başından beri gördüğü en görkemli manzaradır. Bu olay Gelibolu'daki tüm savaş gemilerinin güvenliğinin sonu demektir. Ertesi gün İlyas Burnu açıklarında Majestic batırılır. Kırk sekiz denizci ölür. U21, Hava Komodor Samson'un kovalamasının ardından en son Kilitbahir açıklarında görünür...

İstanbul'a güvenlik içinde varan, gelişi büyük tören ve şölenlerle kutlanan U21 sadece bir kez Çanakkale'ye döner. U21, 4 Temmuzda boğazdan çıkar ve Fransız nakliye gemisi Carthange'yi batırır.




E12 E7

Yeni gelen iki denizaltı E12 ve E7 İstanbul'a kadar giderek baruthaneleri havaya uçurur, cephaneliği vurur, tren yolunu keser, kıyı boyunca trenlere saldırır. Geri dönüşte E7 Kilitbahir'de denizaltılar için kurulan çelik ağa dolanır. Çevresinde bombalar patlarken boğazın dibinde on iki saat çabalar, sonunda teslim olur.





TURQUOISE E20 U20

Savaş alanında birden fazla denizaltı bulunduğunda, gemi komutanları buluşma noktaları belirler, Marmara Denizi'nin gözden uzak bir noktasında, mürettebat güneşlenirken denizaltılarını yan yana bağlayıp bir iki saat boyunca bilgi alışverişi gerçekleştirirler, bazen de birlikte ava çıkarlar. Bir keresinde bir felaket yaşanır. Fransız denizaltısı Turquoise karaya oturur ve yakalanır.

Türk haber alma subayları kaptanın seyir defterini inceler ve denizaltının bir kaç gün sonra E20'yle denizde buluşacağını görürler. Buluşma yerine giden ve E20 su yüzeyine çıkar çıkmaz torpilleyip batıran bir alman U-boot'udur.Denizaltıdan sadece güvertede bulunan İngiliz kaptan ve mürettebattan sekiz kişi kurtulur.





E11

Nasmith Ağustos ayında Osmanlı Donanmasından Barboros Hayreddin gemisini batırır. Daha sonra İstanbul'a doğru yol alır. Karadeniz'den gelen gelen bir kömür gemisini rıhtımda bekleyen ve kömürün nasıl dağıtılacağını tartışan bir grup yetkilinin gözleri önünde, yanaşan gemiyi havaya uçurur. E 11'in en önemli faaliyetlerinden biri de İzmit Körfezindeki bir köprüye saldırması olacaktır. Denizaltının ikinci kaptanı D'Oyly-Hughes kıyıya yüzer ve köprüyü havaya uçurur. Saatler sonra gemiye çıkarıldığında yarı donmuştur.






Marmara Denizi'nde faaliyet gösteren denizaltı sayısı 13'tür, bunlardan sekizi savaş dışı kalmış olmakla birlikte, Marmara Denizi'ne toplam 27 geçiş yapılır. Osmanlı kayıpları (bir yıl önce batırılan Mesudiye dışında):

1 savaş gemisi

5 gambot

11 nakliye gemisi

44 yük ve yolcu gemisi

148 yelkenlidir.

Sadece Nasmith'in (E11) listesinde 101 gemi vardır, Marmara'da toplam üç ay geçirmiş, bir keresinde de -Birinci Dünya Savaşı'nın rekoru- 47 gün kalmıştır. Yılın sonuna doğru gemiler gün ışığında denize açılmamaya başlamış, sadece acil durumlar dışında Çanakkale'ye gönderilen insan, malzeme ve erzak karayolunu kullanır olmuştur.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 14:31
ÇANAKKALE SAVAŞI SIRASINDA GÖREV YAPMIŞ TÜRK KOMUTANLAR

Enver Paşa

Osmanlı Ordusu Başkomutan Vekili ve Harbiye Nazırı, Önce tuğ, sonra korgeneral. Harp Akademisini 1902 yılında yüzbaşı olarak bitirdi. 1904’te kolağası (önyüzbaşı), 1906’da binbaşı oldu. O yıl Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ne, 1907 yılında Osmanlı İttihat ve Terakki (Birleşme ve İlerleme) Partisine girdi. Rumeli’de komiteci ve eşkıya takiplerinde başarılı oldu. II. Abdülhamit’i meşrutiyetin ilanına zorlamak için dağlara çıktı.

1909 yılında Berlin Ataşesiydi. 31 Mart Vakası (13 Nisan 1909) üzerine İstanbul’a dönerek Hareket Ordusu’na katıldı. İtalyanlar Trablusgarp’a saldırınca buraya gitti. Cephe komutanı oldu. Başarılı savunma savaşları verdi. Yarbaylığa yükseltildi.

Balkan Savaşı’nın son safhasında Trablusgarp cephesindeki komutanlık görevinden ayrılıp İstanbul’a döndü. Balkan Savaşı’na katıldı. Edirne’nin kurtarılışında katkısı oldu (23 Temmuz 1913). Üç yıllık bir kıdem aldı. Önce albaylığa sonra tuğgeneralliğe yükseltildi. Mahmut Şevket Paşanın öldürülmesinden sonra Sait Halim Paşa kabinesinde Harbiye Nazırı (Savaş Bakanı) oldu. (Ocak 1914). Orduyu gençleştirmeye ve ona milli bir şuur vermeye çalıştı. Sultanlardan biriyle evlenerek de Saray’a damat oldu.

Elinde bulundurduğu yetkiler ve sıkı Alman sempatizanlığı, 1914 yılının ortalarında, Osmanlı Devleti’nin Alman İmparatorluğu saflarında savaşa girmesinde çok etkili oldu. Savaş sonrasında diğer İttihatçı ileri gelenleri gibi Alman gemileriyle Türkiye’den kaçtı. Divan’ı Harp’te gıyaben yargılandı. Korgenerallik rütbesi geri alındı. Askerlikten çıkarıldı, bir yıl sürgün ve medeni haklardan mahrumiyet cezasına çarptırıldı. Rusya üzerinden gittiği Tacikistan’da oluşturduğu milis güçleriyle Rus askerlerine karşı çarpışırken vurularak öldü.



Bronsart Paşa (Tuğg. Bronsart von Schellendorf)

Osmanlı Ordusu Genelkurmay Birinci Başkanı, Alman İslah Heyeti mensubuydu. Enver’in üzerindeki etkisi büyüktü ve onun da gücünü kullanıyordu. Sarıkamış yenilgisini ikisi birlikte yaşadılar. Bu yüzden von Sanders’le sürekli bir çatışma içindeydi. 1917 yılının sonlarına doğru Alman genelkurmayı tarafından görevden alındı.



Mareşal Liman von Sanders

1855-1929 - 1913-1918 arasında Türkiye’de bulunan Alman İslah Heyeti Başkanı. Alman süvari tümgenerali, Türk Mareşali. Pomeranya’nın Stolp kentinde 1855’te doğdu. Almanya’da bir Süvari Tümeni Komutanı iken korgeneralliğe yükseltildi. Türk ordusunun yeniden teşkilatlandırılması ve eğitimi için yapılan anlaşma uyarınca 42 subaydan oluşan Alman İslah Heyeti’nin başkanı olarak 23 Aralık 1914’te İstanbul’a geldi. Türkiye’ye gelmesi Ruslar’la diplomatik bir krize neden olunca, Almanlar rütbesini orgeneralliğe yükseltti. Bunun üzerine Osmanlı Hükümeti de kendisini Mareşal yaptı. 25 Mart 1915’te 5. Ordu Komutanlığına atandı ve Gelibolu’ya geldi. 18 Mart 1916’da 5. Kolordu komutanlığının teşkilattan çıkarılması üzerine İstanbul’daki 1. Ordu Komutanlığına atandı. Filistin ve Suriye cephelerinde Osmanlı ordusuna komuta etti. Mart 1918’de, Falkenhayn yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına atandı. Türk Ordusunun Allenby yönetimindeki İngiliz ordusu karşısında yenilgisinin kesinleşmesi üzerine 31 Ekim 1918’de (Mondros Mütarekesi ertesinde) Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’nı Mustafa Kemal Paşa’ya devrederek İstanbul’a döndü. Ateşkes Antlaşması sonunda Türkiye’de görevli Alman subay ve erlerin toplanması ve anavatanlarına gönderilmesi ile görevlendirildi. Alman askerlerini Almanya’ya götüren, kendisinin de içinde olduğu gemi, uğradığı Malta Limanı’nda İngilizler tarafından alıkonuldu ve harp suçlusu olarak 5,5 ay Malta’da tutuldu. “Türkiye’de Beş Yıl” isimli hatıratını bu esareti sırasında yazdı. Almanya’ya dönünce 1920 yılında bastırdı. 1929 yılında öldü. Ardılları tarafından Yahudi kökenli oluşu (babası Yahudi banker Isaac Liepmann’dı) nedeniyle bu görevlere layık olmadığı öne sürülmüştü. Asalet belirten von ekini ve soyadını, erken yaşta ölen ve soylu bir aileye mensup olan karısına olan saygısı nedeniyle kendine soyadı olarak almıştı.



Amiral Guido von Usedom

1914-1918'de Osmanlı Ordusu'nda çalıştı. Türk Boğazları Müstahkem Mevkii Komutanlığı yaptı. Emrinde 280 Alman deniz topçusu ve mayın uzmanından oluşan bir kadro vardı. “Kiautschau Kahramanı” olarak anılıyor, Çin’de yaşadığı deneyimlere güveniliyordu. Ne var ki, meslektaşları arasında “geçimsiz, kibirli, bu nedenle de güç uzlaşılabilir” bir insan olarak tanınıyordu.



Amiral Souchon

1864-1946. Alman Donanması Akdeniz Filosu Komutanı olan Souchon, Türkiye’ye, İngiliz gemileri önünden kaçarak Boğazlar’a sığınan ve sonra Türk mülkiyetine geçen Goeben ve Breslau zırhlılarıyla gelmiş; Almanya ile yapılan anlaşma gereği Türk Donanması Komutanlığı’na atanmıştı. Fakat o, diğer Alman subayları gibi bir Türk subayı olmayı istemedi; Alman amirali olarak kalmakta direndi. 29 Ekim 1914’te tatbikat bahanesiyle de Karadeniz’e açılarak Rus limanlarını bombaları, ardından Rusya’nın Osmanlı devletine savaş ilan etmesine ve Osmanlı devletinin de hızlı bir şekilde savaşa girmesine neden oldu. Osmanlı donanmasının gelişimine pek bir fayda sağlamayan Souchon, 1917 Eylülü’nde Almanya’ya döndü ve Kuzey Denizi’ndeki filoya katıldı. Denizcilik kariyeri de, Kiel’deki Alman donanmasının isyan etmesiyle olumsuz bir olayla kapandı. Souchon, o sırada Kiel deniz üssünün yöneticisiydi.




Korg. Merten

Alman amirali, Türk Birinci Feriki, 1914-1918 yıllarında, Başkomutanlık delegesi olarak Osmanlı Ordusu'nda görev yaptı.




Weber Paşa

Alman albayı, Türk mirlivası (Tümg.) 1910-1917 yıllarında Osmanlı Ordusu'nda, Alman Islah Heyeti Üyesi. Çanakkale’de Güney Grubu Komutanı,




Tuğg. Yanyalı Esat Paşa (Korg. Bülkat) – 1862-1952, Birinci Ferik

1890’da Harp Akademisi’ni yüzbaşı olarak bitirdi. Askeri eğitim maksadı ile Almanya’ya gönderildi. Orada muhtelif karargah ve birliklerde çalıştıktan sonra 1894’te yurda döndü. O yıl binbaşı, 1895’te yarbay, 1897’de albay oldu. O yıl Türk-Yunan Savaşı'na Alasonya Ordusu ile katıldı. 1901 yılında tuğgeneral, 1906’da tümgeneral rütbelerine yükseldi. Rütbe indirimi kanunu gereğince rütbesi 1909’da tuğgeneralliğe düşürüldü. 1911’de Yanya komutanlığına atandı. Yanya’nın 16 Şubat 1913’te Yunanlılar tarafından işgaline kadar bütün muharebeleri sevk ve idare etti. Ellas’ta 9 ay 12 gün süren esaret yaşantısından sonra Ocak 1913’te İstanbul’a döndü. 08 Mart 1913’ten 09 temmuz 1915’e kadar Çanakkale’de 3. Kolordu Komutanlığı yaptı. Çanakkale Muharebesi‘ne savaşın sonuna kadar katıldı. Burada Kuzey Grubu Komutanlığı’na atandı. Korgeneralliğe ve sonra da orgeneralliğe yükseltildi. 08 Haziran 1918’de 3. Ordu Komutanlığına atandı. 1919’da kendi isteği ile emekliye ayrıldı.




Vehip Paşa (Tuğg. Kaçi) 1877-1940, Ferik

Yanyalı Esat Paşa'nın kardeşi. Balkan Savaşı'nda Yanya müstahkem Mevki Komutanı, Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale'de Güney Grup Komutanı, Kafkas Cephesi'nde 3. Ordu Komutanı ve Şark Ordular Grup Komutanı, İtalya Savaşı'nda (1935) Ordu Komutanı.




Yb. Fahrettin (Org. Altay) – 1880-1974

Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale’de 3. Kor. Kurmay Başkanı, İstiklal Savaşı'nda 12. sonra 5. Süvari Kolordusu Komutanı. 1920'de Mersin, 1923'de İzmir, 1946'da Burdur milletvekili.




Mirliva Fevzi Paşa (Mareşal Çakmak)

1876-1950, Güney Grubunda, Seddülbahir cephesinde 5. Kolordu Komutanı




Mirliva (Tuğg.) Cevat Paşa (Org. Çobanlı) –1871-1938

Çanakkale Müstahkem Mevkii Kom. Savaşın devamında Galiçya'da kolordu, Filistin'de ordu komutanı savaş sonunda Harbiye Nazırı ve Genelkurmay Başkanı, İstiklal Savaşı sonunda Elcezire cephesi komutanı.




Yb. Selahattin Adil

Müstahkem Mevkii Kur. Bşm.




Alb. Halil Sami – 1866-1925

Balkan Savaşına İzmir Redif Alay Komutanı ve 31. Tümen Komutan vekili olarak katıldı. Çanakkale Muharebeleri'nin ilk gününde (25 Nisan 1915) hem Arıburnu hem de Seddülbahir bölgelerine çıkarma yapan düşmana ilk karşı koyan 9. Tümen’in komutanı. Ordu komutanı Liman Paşa ile sürtüşmesi üzerine 10 Haziran 1915'de görevden alındı; bir süre sonra da emekliye sevk edildi.




Yb. Mustafa Kemal

Liman von Sanders komutasındaki 5. Ordu’nun ihtiyat tümeni 19. Tümen’in Komutanı… Çanakkale’deki düşman çıkarması, Anafartalar, Conkbayırı gibi savaşlarda üstün yönetimi ve kahraman direnişi sayesinde “Çanakkale Kahramanı” oldu. Bu unvan, daha sonra onu “Kurtuluş Savaşı Gazisi” ve “Türkiye Cumhuriyeti”nin kurucusu mertebesine çıkardı.




Alb. Ahmet Fevzi

Önce Saros Grup Komutanı, ardından Anafartalar Grup Komutanı, taarruz emrine uymayınca von Sanders tarafından görevden alındı.




Bnb. Ohrili Kemal (Yb. Kemal Ohri)

3. Kor. Harekat Şb. Bşk., P.Kur. 1317 (1902)-18, Ö-1957. 24 Mayıs ateşkesinde, görüşmeci olarak gözleri bağlanarak düşman karargahına götürüldü.




Alb. von Sodenstern

Güney Bölge Komutanı, Alman İslah Heyeti üyesi… Bölgedeki başarısız taarruzları ve kötü yönetimi sonucu von Sanders tarafından görevden alındı.




Bnb. Carl Mühlmann

Güney Bölge Kur. Bşk., Alman İslah Heyeti üyesi




Alb. Hans Kannengiesser

1914-1918 arası Alman İslah Heyeti mensubu, Alman binbaşısı Türk yarbayı, sonra albayı, harp başlayınca da mirlivası. Tümen ve Kolordu Komutanlığı yapar. Çanakkale’de önce Güney bölge Danışmanı, sonra 9. Tümen Komutanı




Bnb. Hüseyin Avni

Binbaşı Avni olarak tanınır. Çanakkale Muharebeleri'nin en şanlı alayının komutanıdır. Alayın tamamı bu muharebelerde şehit olmuştur. Muharebenin başladığı günkü mevcudundan sağ kalan yoktur. Alay Komutanı Avni de yarbay rütbesi ile 13 Ağustos 1915'de bir top mermisiyle şehit oldu.




Alb. Nicolai

Türkiye'de 1913-1918 arası Alman İslah Heyeti üyesi; Almanya'da yarbay, Türkiye'de albay, Çanakkale Kumkale ve Seddülbahir muharebelerinde 3. Tümen Komutanı




Alb. Hasan Askeri

Çanakkale muharebelerinde, özellikle 19 Mayıs taarruzunda büyük kayıp veren 2. Tümen Komutanı. Teşkilat-ı Mahsusa başkanlarından.




Yb. Wilhelm Willmer

Alman İslah Heyeti mensubu, süvari. Çanakkale’de 5. Tümen Komutanı




Yb. Wassilio

Alman İslah Heyeti üyesi. Topçu subayı. Hamidiye Tabyası Topçu komutanı




Bnb. Lierau

1914-1918 Türkiye'de, Alman İslah Heyeti üyesi, Anafartalar Ağır Topçu Komutanı, sonra yarbay olarak Filistin'de Yıldırım Ordusunda görev yaptı.




Alb. Heuck

Alman İslah Heyeti üyesi, 12. Tümen Komutanı, daha önce 13. Tümen K., Çanakkale muharebesinden sonra mirliva-paşa




Yb. Wehrle

Alman İslah Heyeti’nden, Almanya'da Binbaşı, 1914-1918 Türkiye'de, 18 Mart zaferinde Erenköy Ağır Topçu Bölge Komutanı, harp sonuna doğru Mirliva




Yb. Geehl

Alman İslah Heyeti mensubu, Mayın Uzmanı, 18 Mart’ta Mayın Grup Komutanı. Nusret’in Erenköy Limanı’na mayın dökmesini öneren Alman uzman.




Mehmet Çavuş

Bigalı. 18 Mart Boğaz muharebesinden önce, kıyılardaki Türk savunmasının durumunu öğrenmek için Seddülbahir kıyısına bir keşif çıkarması yapan düşman, tüfeğinin mekanizması işlemez hale gelince taşla, kürekle denize kadar kovalamıştı. Bu olayda yaralanan Mehmet Çavuş’un bu kahramanlığı, Çanakkale Muharebeleri'nde Mehmetçiğe örnek olması için Mustafa Kemal tarafından taltif edilmişti.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 14:43
Sir Winston Churchill (1874-1965)

1895’te orduya katıldı.Boerlerle savaşta esir düştüyse de kaçmayı başardı (1899).Asguith Kabinesinde önce Ticaret Bakanı (1908-1910),daha sonra İçişleri Bakanı (1910-1911),1911 yılında ise Denizcilik (Bahriye) Bakanı oldu.23 Kasım 1914’te Çanakkale Boğazı’na bir Müttefik taarruzu yapılmasını önerdi.İngiliz Harp Konseyini Lıyod George ile birlikte ısrarla iknaya çalıştı.Çanakkale Savaşı’ndaki başarısızlıktan sonra bakanlıktan uzaklaştırıldı.Lıyod George başbakan olunca ,önce Cephane (1917) sonra Savaş (1918) Bakanlığına getirildi.1921’de görevden alındı.1924-1929 Maliye Bakanlığı yaptı.1939 Eylül’ünde Amirallik Birinci Lortluğuna getirildi.10 Mayıs 1940’ta Başbakan oldu.1945 seçimlerini kazanamadı.1951 seçimlerini kazanınca yeniden iktidara geldi.1955’te siyasi görevlerinden ayrıldı.



1-Mareşal Lord Horatio Herbert Kitchener (1850-1916)

İrlanda’da doğdu. Woolwich’deki Kraliyet Askeri Akademisi’nde okudu. 1871’de bir süre Fransız ordusunda çalıştı. 1883’teki Filistin ve Kıbrıs’taki görevleri sırasında Mısır ordusuna bağlıydı. 1884’te Hartum’dan General Gordun’u kurtaracak başarısız operasyonda yer aldı. 1886’dan 1888’e kadar Doğu Sudan Genel Valisi oldu.1892’de Mısır’a geri dönerek Mısır ordusu komutanlığı görevini üstlendi.1896’da Sudan’ı yeniden işgal ederek 1898’de Hartum’a girdi. :ir yıl sonra Sudan Genel Valisi oldu.

1900’de, Lord Roberts’in genelkurmay başkanı olarak Güney Afrika’da Boer savaşına katıldı. 1905-1909 yıllarında vikont olarak Hindistan’da görevliydi. 1911-1914 döneminde kont unvanıyla Mısır Genel Valisiydi. Temmuz 1914’te mareşalliğe yükseltildi ve İngiltere’ye çağrılarak Savaş Bakanlığı’na atandı. Meslektaşlarının aksine, dünya savaşının birkaç ay değil, birkaç yıl süreceğini öngörmüş ve planlarını ona göre yapmıştı. Orduyu, iki yılda 20 tümenden 70 tümene çıkardı. Bu dönemde “Ülken seni çağırıyor” anonslu posterlerde resmi dünyanın her tarafında tanındı.

Kitchener, kabine üyeleri ile zor anlaşan biriydi. Meslektaşları ile iyi ilişkiler kuramamıştı. Bir ara istifa ettirilmesi düşünüldüyse de, dünyaya yayılan popülaritesi nedeniyle teklif gerçekleşmedi. Gelibolu hezimeti de ününü çok zedelemişti. Almanya’ya direnişini desteklemek amacıyla Rusya’ya gitmek için bindiği HMS Hampshire destroyeri Kuzey Denizi’nde Orkney adaları civarında bir Alman mayınına çarptı, battı. Kitchener de boğularak ölenler arasındaydı.



2- Org. Sir Ian Standish Hamiton (1853-1947)

Korfu adasında doğmuştu. 1873’te subay çıkınca Hindistan’a atandı. 1878’de 2. Afganistan Savaşı’na katıldı. Muhtelif yerlerinden yaralandı. Sudan, Burma, Hindistan ve Güney Afrika’da çeşitli görevlerde bulundu. Boerler’le yapılan savaşta Kitchener’in Kurmay Başkanı idi.

Boer savaşının ardından Hamilton şövalyelikle ödüllendirildi.

17 Mart 1915’te yanındaki 13 karargah subayı ile birlikte Akdeniz Seferi Kuvvetler Komutanı olarak Limni adasına geldi ve 25 Nisan 1915’te Gelibolu’ya çıkarma harekatını başlattı. Altı ay sürdürdüğü bu görevde çok küçük kazanımlar dışında büyük kayıplar verilmesinin sorumlusu olarak görüldü. 16 Ekim 1915 tarihinde görevinden alındı. Çanakkale’deki başarısızlığı onuruna ve meslek hayatına büyük bir darbe indirdi. Kendisine, 1918-1920 arasında Londra Kulesi komutanlığı dışında bir daha komutanlık görevi verilmedi. Londra’da 94 yaşında öldü.



3- General Vaughan Cox : 29. Hint tugayı komutanı.



4- General Frederick Stopford

(1854-1929)

Birinci Dünya Savaşı başladığında, Stopford, yaşlı bir subay olarak Londra Kulesi komutanı olarak seremoni görevi yapıyordu. Bundan sonraki görevi de, ilkiyle son derece ters bir şekilde, 9. Kolordu’yu Gelibolu’nun Suvla sahiline indirme görevi oldu. Ancak, bu çıkartma sırasında hastalanan, ayağını sakatlayan Stopford, harekatı komuta gemisinden yönetmekle yetindi.

6 Ağustos 1915 günü başlayan bu taarruz, büyük bir hayal kırıklığıyla sona erdi. Hemen akabinde İngiltere’ye geri çağırıldı ama, ilgisizliği ve kabiliyetsizliği çok önemli bir operasyonu suya düşürmüştü. 1929’da da öldü.



5- Amiral Sir Sackville Hamilton Carden (1857-1930)

1870’de donanmaya girdi. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, 1882-1884 Mısır ve Sudan seferlerine katıldı. 1908’de tuğamiralliye terfi etti. 1912’den savaşın ilan edilmesine kadar Malta’daki dokların komutanıydı.

Savaş başladığında, İngiltere’nin Akdeniz Donanması komutanı Sir Berkeley Milne’in yerine getirildi. Churchill, Çanakkale Boğazı’na bir saldırı yapılıp yapılamayacağını Carden’e sordu. Churchill’in bu fikrine baştan beri karşı olan Birinci Deniz Lordu Fisher’in aksine, Carden’in fikri olumluydu.

Carden, ilk bombardımanı 19 Şubat 1915’te yaptı. Sonuç, bu işin beklediğinden daha zor olacağıydı ama yine de fikrinde ısrarlıydı. 18 Mart’ta kesin saldıyı planlamasına rağmen, uzun yıllardır çektiği ülser sancılarının nüksetmesi üzerine görevi Amiral DeRobeck’e bırakarak ayrıldı.

Carden, bir oramiral olarak donanmadan emekliye ayrıldı ve hemen arkasından aynı yıl öldü.



6- Amiral John Michael DeRobeck (1862-1928)

1875’te donanmaya girmiş, savaş çıkmadan üç yıl önce de tümamiral olmuştu. Savaşın ilanıyla birlikte, komutası altındaki 9. Kruvazör filosuyla Carden’in Doğu Akdeniz Filosu’na katıldı.

Carden’in beklenmeyen ayrılığıyla, kendinden daha kıdemli Amiral Rosslyn Wemyss varken, 18 Mart saldırısı DeRobeck’in komutasında gerçekleştirildi. Ancak saldırının uğradığı büyük başarısızlık, DeRobeck’de ikinci bir deneme hevesi bırakmamıştı. Churchill ve kurmay başkanı Roger Keyes’in ısrarları da onu ikna edemedi. Çanakkale savaşının geri kalan bölümünde, emrindeki donanma, etkili topçu atışlarıyla karaya çıkarma yapan işgal güçlerini destekledi.

1915’in Aralık ve 1916’nın Ocak aylarında yapılan geri çekilme harekatına gemileriyle katılan DeRobeck, daha sonra tümamiralliğe yükseltildi. 1919’da İstanbul’da İşgal Kuvvetleri Komutanı olarak görev yaptı. 1922-24 yılları arasında da Atlantik Filosu Komutanıydı. 1928’de öldü.



7- Sir Aylmer Gould Hunter-Weston (1864-1940)

1884’te Kraliyet İstihkamcıları’na katılmış ve Hindistan’ın kuzeybatı cephesinde hizmet vermişti. 1889-1912 yılları arasında da Mısır ve Güney Afrika’daydı. 1911’de, ordunun askeri eğitim başkan yardımcısıydı. Birinci Dünya Savaşı başlayınca, bir tugayın komutasında Fransa’daki batı cephesine gönderildi.

Gelibolu Savaşı hazırlığı sırasında, ünlü 29. Tümen’in komutasında Ian Hamilton’un birliklerine katıldı. 25 Nisan ve daha sonraki çarpışmaların gelişiminde plansızlığı ve miskinliği büyük kayıplar verilmesine yol açtı. Temmuz 1915 sıralarında güneş çarpması ve sinir bozukluğu gibi semptomlarla İngiltere’ye döndü. Orada şövalyelik aldı ve Avam Kamarası’na seçildi.

8. Kolordu komutanı olarak 1916’da döndüğü Fransa cephesinde, birliği, ünlü Somne hücumunda 1 Temmuz 1016’da büyük kayıplar vermesine rağmen hedeflerinden hiçbirini gerçekleştiremedi.

1919’da “Hunter-Bunter” lakabıyla askerliğe veda eden Hunter-Weston, 1940’ta ölene dek politik kariyerine devam etti.



8- Mareşal William Riddell Birdwood (1865-1951)

Hindistan doğmuş, Kraliyet Askeri Akademisi Sandhurst’ten 1883’te mezun olarak orduya katılmıştı. 1885’ten 1899’a kadar Hindistan’da süvari subayı olarak görev yaptı. 1899’dan 1902’ye kadar da Güney Afrika’da Gen. Kitchener’in kurmay heyetindeydi. 1911’de tümgeneralliğe terfi ederek Hindistan Ordusu komutanlığına atandı. 1914 Kasımı’nda, Mısır’da konuşlandırılan Avustralya ve Yeni Zelanda birliklerinin komutanlığı görevine getirildi. Bu birlik, adının baş harflerinden yapılan kısaltmayla kısa süre içinde ANZAC birlikleri olarak tanınacak ve Gelibolu harekatında önemli bir rol üstlenecekti. Birdwood komutasında bu birlik, İngiliz ordusunda en zor görevlerin altından kalkan bir birlik oldu.

1915 Martı’nda, Birdwood, Lord Kitchener tarafından Çanakkale operasyonu hakkında rapor hazırlamakla görevlendirildi. Bu raporunda Birdwood, Çanakkale operasyonunun tek başına donanmayla yapılamayacağını, kara ordusu desteğinin de gerektiğini vurguladı. Bu ordunun komutanlığını da istiyordu. Ama, bu göreve, kendisinden daha kıdemli bir subay olan Gen. Ian Hamilton atandı.

Birlikleriyle Kabatepe’ye çıkmayı Birdwood istemişti. Planı akıllıcaydı ama, birliklerin deneyimsizliği bir dizi yanlışa neden oldu. Daha sonra, Ağustos saldırısında da onun planları kullanıldı ama, sözkonusu acemilik, beklenen neticeleri sağlamadı.

Oldukça cesur bir subaydı. Bu nedenle, çoğu emsali yüksek rütbeli subayın aksine, her an ön cephede askerlerinin arasında olmayı tercih etti. Gelibolu’da hafif yaralandı. Daha sonra Fransa’da da 1917 yılında Alman topçusunun attığı bir mermiyle ağır yaralandı. Bu yüzden, 1. Dünya Savaşı generallerinden farklı olarak, ünü, yönettiği birliklerin ününün önüne geçti…

Birdwood, iyi bir stratejist ve taktisyendi. Gelibolu’dan tahliye planlarının organizasyonunu da o yaptı. Bu yüzden, savaşın sonlarına doğru, 28 Ekim 1915’te Ian Hamilton’un yerine, Akdeniz Seferi Kuvvetleri’nin komutanlığına atandı ve rütbesi korgeneralliğe yükseltildi. 19 Kasım 1915’te de Çanakkale Ordusu’nun kumandanlığını aldı.

Gelibolu Seferi’nden sonra Birdwood kendini 1. ve 2. olarak ikiye bölünen ANZAC güçlerinin komutanı olarak buldu. Ayrıca, Avustralya Kraliyet Güçleri’nin (AIF) de komutanıydı.

23 Ekim 1917’de Hindistan Ordusu’nun en kıdemli subayı olarak orgeneralliğe yükselen Birdwood, İngiliz Sömürge Güçleri’nin içindeki tek orgeneral olmuştu. Emrindeki ANZAC I. Güçleri 5 tümenlik bir kolordu haline getirildi.

Savaştan sonra “Anzac ve Totnes Baronu Birdwood” olarak onurlandırıldı ve 1925’e kadar Hindistan’daki Kuzey Ordusu’nu yönetti. O tarihte mareşalliğe yükseltildi ve ordu komutanı oldu. 1930’da emekli oluşundan sonra Avustralya Genel Valisi olmayı bekliyordu ama, Kral da istediği halde, Scallin Hükümeti bu göreve bir Avustralyalı’yı seçmeyi tercih etti.

Birdwood, bir rakip olarak çok saygı duyduğu Mustafa Kemal Atatürk’ün cenaze törenine de, emekli olmasına rağmen, mareşal üniformasıyla katıldı. Yanında bir miktar toprak getirmiş ve sakat bacağıyla ve bu toprağa basarak cenazeyi ayakta selamlamıştı.



9- Tümg. Sir William Throsby Bridges

(1861 – 1915)

İskoçya’da, o sırada orada görevli olan bir İngiliz deniz subayının oğlu olarak doğmuştu. Londra’da Kraliyet Deniz Akademisi’nde ve Kanada’da Trinity Collage’da okudu. 1877’de Kingston’daki Kraliyet Askeri Okulu’na girdiyse de iki yıl sonra bırakıp memleketine, Avustralya’ya, New South Wales’e döndü. Burada Yollar ve Köprüler Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı.

1886’da, Sydney limanının korunması amacıyla kurulmuş bir geçici topçu birliğinde görev aldı. 1891’de Kraliyet Askeri Akademisi ve Kraliyet Topçu Akademisi’nde okuması için İngiltere’ye gönderildi. 1893’te geri dönünce, Middle Head’deki Topçu Okulu’nun yöneticiliğine atandı.

Bridges, 1899’da Güney Afrika’ya gönüllü gitti. 1900 yılına kadar topçu binbaşısı olarak Tümgeneral John French’in süvari tümeninde hizmet verdi ve birçok savaşa katıldı. Aynı günlerde tifoya yakalanarak İngiltere’ye gönderildi. Oradan da Avustralya’ya döndü.

1904’te Melbourne’da Askeri İstihbarat Başkanı, 1909’da da Genelkurmay Başkanı oldu. Kraliyet Savunma Komitesi’nin üyelerinden biriydi ve Kraliyet Genelkurmayı’nın Avustralya temsilcisiydi.

Bridges 1910’da Avustralya’ya döndüğünde Duntroon’daki Kraliyet Askeri Okulu’nun komutanı oldu. Bu rütbeye yükselen ilk Avustralyalı’ydı. 1914 Mayısı’nda da Ordu Komutanı oldu. Savaş başladığında hükümet tarafından 20.000 kişilik bir güç toplamakla görevlendirildi. Bir piyade ve bir süvari tugayından oluşan bu güce Australian Imperial Force (AIF) adını veren de Bridges’di.

Bu gücün 1. Tümen’inin komutası verilen Bridges, böylece tümgeneralliğe yükselen ve bir tümene komuta eden ilk Avustralyalı olmuştu. 26 Ekim 1914 günü Avustralya’dan gemilerle ayrılan Bridges’in komutasındaki askeri gücün rotası başta İngiltere iken, yolda Mısır olarak değiştirildi. 30 Kasım 1914 günü de İskenderiye’ye geldiler.

Bridges, 25 Nisan 1915’te Gelibolu’da Anzac Koyu denen noktaya çıktı. Ancak, ilk birliklerin planlanandan farklı bir sahile çıkması, Bridges’in de elinde olmayan bir dizi olumsuzluğa yol açtı. İlk çıkan birliklerin yoğun Türk savunması ve saldırıları karşısında zor duruma düşmesi üzerine Hamilton’a geri çekilme önerdi. Birçok faktörü değerlendiren Hamilton da Bridges ve adamlarının tuttukları alanda direnmeyi sürdürmelerini emretti. Bridges, ilk çıkan birliklerin tuttuğu alanda özellikle kendi konusu olan topçu birliklerini kullanamamaktan dolayı sıkıntıda kalmıştı. Bu nedenle diğer subaylarla da çatışmaya başladı.

Bridges, yardımcılarından yeterince faydalanabilecek biri değildi. Kurmayları arasında sevilmiyordu. Yaveri, bağlı olduğu birliğe geri gönderilmesini istemişti. Kaçak ya da uyuyan bir asker gördüğünde tekmeleyerek uyandıracak kadar acımasızdı ama askerlerinin çektiği sıkıntıları paylaşarak onlarla birlikte siperlerde dolaşıyordu. Ciddi ölüm tehlikesi olan bu siperlerde dolaşırken sürekli açığa çıkarak kendini tehlikeye atıyordu. 15 Mayıs 1915 sabahı, böyle bir dolaşma sırasında Monash Valley (Korku Deresi) adlı bölgede bir Türk keskin nişancısı tarafından vuruldu. Hemen güvenli bir yere taşınıp bakımı yapıldı ama yarası ciddiydi. Üç gün sonra Gascon adlı hastane gemisine taşındı. Ne var ki bu arada enfeksiyon kapmıştı, bacağının kesilmesi gerekiyordu. Kan naklinin henüz bilinmediği bu dönemde de bu yapılamadı. Hem çok kan kaybetmişti, hem de ameliyat sonucu kaybedecekti. Bu nedenle çok fazla bir şey yapılamadı ve o gün öldü.

Bridges, vurulmasından bir gün önce Kral tarafından şövalye yapılmıştı. Şövalye yapılan ilk Avustralyalı olarak tanındı. Cenazesi, Gelibolu savaşında ölen ve Avustralya’ya geri götürülebilen iki asker cenazesinden biri oldu. Melbourne’da yapılan büyük bir cenaze töreniyle 3 Eylül 1915’te bir anıt mezara gömüldü.



10 - Tümg. A.J. Godley




11- Korg. James Gordon Legge

(1863 – 1947)

General Legge, 8 erkek çocuğun en büyüğü olarak Londra’nın Hackney semtinde doğdu. O 15 yaşındayken ailesi Avustralya’ya göç etti. Sydney Üniversitesi’nde okudu, mastır ve doktora yaptı.

1885 Rus savaşı sırasında 3. New South Wales piyadelerine asteğmen olarak katıldı. 1892’de teğmenliğe yükseldi. 1894’te geçici birliklerde yüzbaşı oldu. Bu sırada, Hindistan’daki İngiliz Ordusu’nda, 4-5 ay kadar görev yaptı.

Boer savaşı çıktığında bir piyade birliğine komuta etmesi istendi. Birliğiyle 1899’da Güney Afrika’ya gitti ve Sir Ian Hamilton’un emir subayı olarak görev yaptı. Birliği 1900’de 12 aylık mecburi hizmetini tamamlayınca Avustralya’ya döndü; ama Legge, Albay H. De B. De Lisle’nin istihbarat subayı göreviyle orada kaldı.

Avustralya’ya döndüğünde, Legge’ye bir teşekkür olarak binbaşı rütbesi verildi. 1904’te Sydney’deki 2. Askeri Bölge Komutanlığı’nda emir subayı oldu.

1907’de Gen. Bridges ile Melbourne’daki genel karargahta çalışırken geçici yarbay rütbesiyle levazım işlerine baktı. 1909’da bu rütbesi asil rütbe oldu.

Mareşal Lord Kitchener Aralık 1909’da Avustralya’yı ziyarete geldiğinde, Legge onunla yakın çalıştı. Kitchener'in önerdiği savunma planları Legge’ninkine çok benziyordu. Legge, 1910’dan 1911’e kadar Legge Levazım Müdürlüğü’nün yanısıra Operasyon Sorumlusu olarak görev yaptı ve bazı siyasi kişiliklerle yakın ilişkiler kurdu. 1912’de, Londra’daki Kraliyet Genelkurmayı’nda Avustralya temsilcisi olarak göreve başladı.

Bu görevdeyken Avustralya’ya, Japonlar’ın yapabilecekleriyle ilgili bilgiler gönderiyordu. İngiliz Ordusu’nu incelemiş ve özellikle Kraliyet Hava Birlikleri’yle ilgilenmişti. Bu nedenle, Avustralya Hava Birlikleri’nin kurulması ve geliştirilmesine çok yardım etti.

Mayıs 1914’te albay rütbesiyle genelkurmay başkanı olarak atandı. 3 Temmuz 1914’te Avustralya’ya döndüğünde savaş da ilan edilmişti. Bridges AIF’in organizasyonuyla uğraşırken Legge de Yeni Gine için Avustralya Donanması ve Askeri Keşif Güçleri’ni oluşturmaya başladı. Bridges ilk parti güçlerle birlikte kıtadan ayrıldığında, Legge 2. parti güçleri eğitmeye koyulmuştu..

Bridges, Korku Deresi siperlerinde bir Türk keskin nişancısı tarafından vurulunca, onun yerine akla ilk gelen isim Legge oldu. Böylece, 1 Tümen ve AIF komutanı olarak atandı. Bu atama, o anda cephede savaşmakta olan Alb. Chauvel, Alb. McCay ve Alb. Monash’ı hayalkırıklığına uğratmıştı. Kendilerinden daha kıdemsiz, o anda cephedeki durumdan hiç haberi olmayan birinin bu şekilde komutaya geçmesine bozulmuşlardı ve bu durumu Birdwood ve Hamilton’a ilettiler.

Bu ikisi durumu Genel Vali Munro Ferguson’a ulaştırdıysalar da Başbakan Fisher ve kabinesi, Legge’yi atama kararlarında ısrar etti. Kıdem konusu da Legge’nin tümgeneralliğe yükseltilmesiyle çözüldü.

Legge, Mondros’a 24 Haziran 1915’te geldi ve altındaki kadronun gönlünü almaya çalışmakla işe başladı. Önce, cephede albay rütbesiyle İngiliz tuğgeneralleriyle aynı düzeyde görevler yapan subaylarının rütbelerinin yükseltilmesini istedi. Avustralyalı subayları aynı rütbedeki İngiliz subayların kıdemce altında sayan kurallara karşı çıktı. Birdwood’un isteğiyle Mısır’daki Avustralya Üssü’nü denetledi ve Melbourne hükümetine öneriler sundu.

Legge, özellikle Ağustos Harekatı konusunda Birdwood’un planlarına karşı çıktı. Tıpkı kendinden önceki Tuğg. Walker gibi, Suvla’nın yanı sıra aynı anda Lone Pine’a (Kanlı Sırt) da yapılacak bir saldırının pahalıya mal olacağını düşünüyordu. Birdwood’un korkusu ise, tek hedefe saldırıldığında Türkler’in tüm güçlerini o noktaya toplayacakları biçimindeydi.

Olayların gelişimi ve sonucu, her iki generalin de haklı olduğunu kanıtladı.

Birdwood, Legge’yi başından atacak fırsatı, 11 Temmuz 1915 günü yakaladı. Mısır’da 2. Tümen’i hazırlamak üzere atanan McCay düşüp bacağını kırınca, Birdwood bu göreve Legge’yi gönderdi. Ne var ki, Legge’nin Gelibolu’yla bağlantısı daha sürecekti; Gen. Hamilton, ağustosta Mısır’daki tümeni çağırınca Legge tekrar Gelibolu’ya dönmek zorunda kaldı.

Southland adlı gemiyle Limni adasına yaklaşırken bir Alman denizatlısı tarafından torpillendiler. Legge, hastane gemisi Neuralia’ya aktarılan askerlerin son 400 tanesiyle güvertede sükunetle görev yaparak yöneticiliğini gösterdi. Bu olayda, 6. Tugay komutanı Alb. R. Linton dahil olmak üzere sadece 32 asker ölmüştü.

2. Tümen, cephede oldukça hırpalanan 1. Tümen’in yerini aldı. Legge, Ekim 1915 ortalarından itibaren Tümg. A.J. Godley’in olmadığı zamanlarda onun görevini üstleniyordu. Bu durum, bir Avustralyalı subayın ilk kolordu kumandanlığıydı. 25 Kasım 1915’te hastalıktan dolayı Mısır’a getirildi. 1916 Ocak ayına kadar orada kaldı, Nisan’da ise Avrupa’ya geçti. Bu, 2. Tümen’in Batı Cephesi’ndeki ilk cephe görevi oldu.

1917’de tekrar hastalanınca, Birdwood bu fırsatı da kaçırmadı ve onu Avustralya’ya geri gönderdi. Orada Ordu Komutanlığı’na atandı, sonra tekrar genelkurmay başkanı oldu. Rütbesi de tekrar albaylığa indirildi ama, cephede verilen tümgenerallik rütbesini de “onursal rütbe” olarak taşıyabiliyordu. Genelkurmay başkanı olarak Legge’nin bütün ilişkileri siyasilerleydi. Bütün mesaisini de AIF’in denizötesi görevlere de uygun bir güç haline getirmeye sarfetti.

Legge, 1918’de, eğer Müttefikler savaşı kaybederse Avustralya’yı Japonlar’a karşı nasıl koruyacağına ilişkin bir problemle uğraşmaya başlamıştı. Savaştan sonra, Avustralya Hava Kuvvetleri’nin (RAAF) kurulması ve güçlendirilmesinin sıkı taraftarlarından biri olarak çalıştı. 1920’den itibaren de Chauvel’in başkan olduğu bir komitede, Monash, McCay, Hobbs, White gibi silah arkadaşlarıyla birlikte geleceğin Avustralya ordusunun nasıl olacağını planlamaya koyuldu.

Aynı yıl, Legge gerçek tümgeneralliğe terfi etti. Ardından Kraliyet Askeri Okulu’na kumandan oldu. 1924’te ‘onursal’ korgeneralliğe yükseltildi. Diğer generallerin aksine hiç kraliyet asalet unvanı almadı, hepsini reddetti.

İyi bir birlik eğiticisi ve tümen komutanıydı. Çok zeki, fikir üreten ve kayıp azaltan bir yöneticiydi. Tek eksiği, kumandanlıkta yeterli süre geçirmemişti. İngiliz efendilere karşı antipatisi de, kendisini Avustralyalı hissetmesindendi.

1947’de Victoria’da Oakleigh’de öldü. Gömüldüğü Cheltenham mezarlığındaki mezarına ne ne yapılmasını, ne de mezar taşı konulmasını istemişti.



12- Org. John Monash (1865-1931)

Prusyalı Yahudi ailesinin en büyük çocuğu olanak Melbourn’da doğdu. Melbourne Üniversitesi mezunu bir mühendisti. Yol, köprü ve tran yolları üzerine çok yetenekliydi. Şef Mühendis olarak çalıştığı firma çeşitli patentlerin sahibiydi ve orada zengin bir adam olmuştu. 1912’de Victoria Mühendisler Enstitüsü’ne başkan seçilmişti.

Bütün bu süre içinde zaman zaman askerlik görevi de yapan Monash, 1884’de Üniversite Bölüğü’ne alındı ve topçu birliğine subay olarak görevlendirildi. 1895’te yüzbaşı, 1908’de binbaşı oldu. O yıl, Albay McCay tarafından, yeni kurulmakta olan Avustralya İstihbarat Birlikleri’ne yarbay rütbesiyle alındı. 1913’te albay oldu ve 13. Piyade Tugayı’na kumandan tayin edildi. Monash’ın iyi bir birlik komutanı olarak tanınmasını sağlayan tugay buydu.

Monash’ın ilk savaş görevi, AIF’in 4. Piyade Tugayı ile Eylül 1914’te verildi. Aralık 1914’teki ikinci konvoyla Mısır’a geldi. Burada, Tümg. Godley’in komutasındaki Yeni Zelanda ve Avustralya Tümeni’nin bir parçası oldu.

En tanınan ve en ünlü Avustralyalı generaldir .

4. Tugay, 25 Nisan 1915’te Anzac Koyu’na çıkarıldı. Tugay, görev yeri olarak kritik merkez sol (Ouinn’s, Courtney’s, Steel’s ve Pope’s Hill) ile daha sonra Monash Valley (Korku Deresi) adını alacak olan bölümü almıştı.

Monash, savunmasını, askerlerinin üzerindeki baskıyı en aza indirecek bir şekle getirdi ve hattın en kötü bölümünde makineli tüfeklere ağırlık verdi.

19 Mayıs’taki Türk hücumunu atlatan 4. Tugay, 29 Mayıs’ta geri çekildi.

Temmuzda, AIF’in diğer tugay komutanlarıyla birlikte rütbesi tuğgeneralliğe yükseltilen Monash’ın komuta ettiği 4. Tugay, Ağustos hücumunda Türk hatlarının arasından geçerek Hill 971’i (Kocaçimen Tepe) arkadan ele geçirmekle görevlendirildi. Gerek yeteneği tartışılan Hintli bir komutan Tuğg. H.V. Cox tarafından büyük ölçüde engellenmesi, gerekse gece karanlığında tanınmayan bir arazide yol almanın güçlüğü harekatı geciktirdi. Birlikleri dağıldı, ama onları tekrar toparladı. Ertesi günkü Hill 971 saldırısı da Türkler’in savunması karşısında büyük bir fiyaskoyla neticelendi ve yaralı askerler Türkler’e terk edildi. Başarısızlıkla sona eren bu harekat da Monash’ın komutanlık kariyerine bir leke oldu.

Bir süre geri çekilen 4. Tugay, Ekim 1915 başında tekrar Anzac Koyu’na döndü. Ama artık sert ve yoğun çarpışmalar azalmıştı. Bir süre sonra Monash Mısır’daki üsse gönderildi. Birliği aralık ayında yarımadadan tahliye edildi.

Monash, 4. Tugay’la Fransa’ya gönderildi ve kendisi de 1916’da tümgeneralliğe terfi etti. 1918’de Avustralya birliklerinin komutanı oldu ve korgeneralliğe yükseldi.

Avustralya’ya döndükten ve ordunun geleceği için kurulan komitede görev aldıktan epey sonra Monash orduyu bıraktı. 1929’da katıldığı savaşlar hakkında bir kitap yazdı. Aynı yıl, savaş zamanında yaptığı görevler adına orgenerallik rütbesi verildi. Ölene kadar savaş gazileri ve Yahudi cemaati için aktif olarak çalıştı. Ekim 1931’de 66 yaşında öldü. Cenazesi, o güne kadar hiç görülmemiş kalabalıkta bir törenle Melbourne’da Brighton Mezarlığı’na gömüldü.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 14:45
Tümgeneral Henri Eugene Gouraud (1867-1946)

1888’de orduya katılan Gouraud, Birinci Dünya Savaşı öncesi hizmetini neredeyse hep Fransa dışında, özellikle de Fas’ta, geleceğin ordu komutanı Joffre’yle birlikte vermişti. Ağustos 1914’te, Fas’tayken tuğgeneralliğe terfi etti. Mayıs 1915’te, Çanakkale’ye gönderilen Akdeniz Seferi Kuvvetleri’ne katılan Fransız 10. Tümeni’nin komutanlığına atandı.

Gouraud, Gelibolu’da iki bacağını kırdı ve 30 Haziran 1915’te bir top mermisi patlamasında da kolunu kaybetti. Bunu duyan İngiliz Kralı V. George, General Ian Hamilton aracılığıyla ona üzüntülerini bildirmişti. Altı ay içinde iyileşen ve Champagne bölgesindeki 4. Ordu’nun komutanlığına dönen Gouraud, Aralık 1916’da, Savaş bakanlığı’na atanan Hubert Lyautey’in yerine Fas genel valisi oldu, ama siyasi değişiklikler onu dört ay sonra tekrar 4. Ordu’nun başına getirdi.

4. Ordu, özellikle 2. Marne muharebelerinde önemli görevler üstlendi. Bu savaştaki yararlılıkları nedeniyle adı “Champagne Aslanı”na çıktı. Ateşkesten sonra 1919’da Suriye Yüksek Komiserliğine atanan Gouraud, bu görevi 1923’e kadar sürdürdü. Ardından Paris Valisi oldu. 1923’ten 1937’ye kadar Müttefik Savaş Konseyi üyesiydi. O yıl emekli olan Gouraud, 1946’da öldü.

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 14:48
Onlara ölmeleri emredildi , hepsi birden , gözünü kırpmadan öldüler….


Dünya Askerlik Tarihinin En Kahraman Birliği

57. ALAY

20 Ocak 1915'de Mustafa Kemal tarafından komutası üstlenilen tümen, biri 7. Tümenden 57. Piyade Alayı ile ikisi Acemileri yetiştiren Depo Alayı'ndan kuruludur. O, askerlerine savaş gücü vermeye çalışırken, müttefik çıkartması tehlikesini yakın gören Başkomutan Vekili, "bu iki alay yetişmemiştir" diye acemileri İstanbul'daki 6. Kolordudan 72. ve 77. Alaylara değiştirdi.Daha bu alaylar gelip tümen kuruluşunu bitirmeden, 57. Piyade Alay ile hareket emrini aldı. Vapurla Tekirdağ'dan Maydos'a yola çıktı (24 Subat 1915).

Gelibolu’ya ulaşan Mustafa Kemal , kendi tümeninden 57. Alay’ı Sarafim Çiftliğine, kalan birliklerini de geldikçe Maydos bölgesine tertiplemeye başladı. Bölgeyi gezerek 26. Alay’ı Seddülbahir, 27. Alay’ı Kabatepe kıyılarına yerleştirdikten sonra , Seddülbahir'e bir de akıncı müfrezesi çıkardı.

24-25 Nisan akşamı,çıkarmanın ilk günü, İngiliz ve Anzak kuvvetleri Arıburnu’ndan karaya çıkmaya başlamışlardı.Bu bölgede kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının direnişine karşın, kıyıdan belli bir noktaya kadar ilerlemeyi başardılar.Bölge yakınlarındaki 27 Alay’ın ise sahile geniş birşekilde yayılmış olması da karşı koymayı oldukça güçleştiriyordu.Bu sırada Bigalı köyü’nde bulunan ordu yedeği 19.Tümen Conkbayırı yönünde tatbikat yapmakta idi.Top seslerinin duyulmasıyla 19.Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, Ordudan emir gelmemiş olmasına karşın girişimi ele alıp tüm sorumluluğu yüklenerek, 57.Alay’ı bir batarya ile Kocaçimentepe yönünde harekete geçirdi. Kendisi de durumu izlemek üzere Conkbayırı’na çıktığında, Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini gördü.

O anı Mustafa Kemal , Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır:

“...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:

-Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.

-Efendim düşman dediler!

-Nerede?

-İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye gelmiş...Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere:

- Düşmandan kaçılmaz, dedim.

- Cephanemiz kalmadı, dediler.

- Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.

Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır...”

Bu sırada Türk askerleri mevzi alınca karşı taraf da mevzilenir ve 57.Alay’ın öncü bölüğünün Conk Bayırı’na yerleşmesi için süre kazanılmış olur.Bu an Çanakkale Savaşı’nın kilit anıdır.Çıkarmanın hızı kesilmiştir.Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşa’nın izniyle, 27. Alay’dan geri kalan birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alay'a şu emri verir :



“ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”



25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken, Anzak Kolordusu’nun sahile çıkan Tümeni, Arıburnu’nun sarp yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başlayarak harekat, 1915’in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, Conkbayırı- Kocaçimentepe-kabatepe bölgelerinde, tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla, yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir.

Arıburnu'nda görev yapan 27. Alayımızın yardımına koşan birliklerimizin bazıları dağılınca, 57. Alayımız daha geniş bir araziye yayılmak mecburiyetinde kaldı; dolayısıyla yoğunluğu azaldı. Kumandanı Kurmay Yarbay Hüseyin Avni şehit oldu. Kumandayı ele alan Kurmay Binbaşı Yusuf Ziya da şehit olunca alay müftüsü Hasan Fehmi kumandan oldu; o da şehit düştü. Kumandanları şehit düşen birlikler Arıburnu sırtlarında düşmanı durdurmak için canla başla savaşıyorlardı. Bombalarla düşmana saldıran Nazif Çakmak (Fevzi Çakmak'ın kardeşi) şehit düşerken, ardından gelen 57. Alay'ın 6. Bölüğü ile, Anzak Kolordusu'nun 3. Alayı'nın 4. Bölüğü süngü ve dipçiklerle birbirlerine girdiler.

***

Sisli bir nisan sabahı 57. Alay komutanı araziye yayılmış beyazlıklar görür ve takım komutanına bu beyazların ne olduğunu sorar. Takım komutanı, sabahleyin düşmana hücum emrini almış 57. Alay'ın, Rablerinin huzuruna temiz çıkmak için çamaşırlarını yıkadıklarını söyler; bu beyazlıklar, onların ak niyetleridir, der.

Mustafa Kemal'in ,Yarbay Hüseyin Avni Bey'in ve silah arkadaşlarının Türk ulusu için yaptıklarının unutulması mümkün değildir.

Sizleri hiç unutmayacağız ...

PaVeL_NeDVeD
30-09-06, 14:53
Mustafa Kemal ( Cepheden son Mektup )

Mustafa Kemal, 2 Temmuz 1915 yılında Arıburnu’ndan Madam Corinne’ye yazdığı mektupta şöyle der :

Aziz Madam ,

Karargahımın katiplerinden Hulki Efendi’nin İstanbul’a seyehatinden faydalanarak size bu mektubu yazıyorum.Birkaç gün evvel içinde latife sözleri bulacağınız bir kartpostal yollamıştım.Burada hayat , o kadar sakin değil.Gece gündüz hergün çeşitli toplardan atılan şarapneller ve diğer mermiler başlarımızın üstünde patlamaktan hali kalmıyor.Kurşunlar vızıldıyor ve bomba gürültüleri toplarınkine karışıyor .Gerçekten bir cehennem hayatı yaşıyoruz.Çok şükür , askerlerim pek cesur ve düşmandan daha mukavemetlidirler.Bundan başka hususi inançları , çok defa ölüme sevk eden emirlerimi yerine getirmelerini çok kolaylaştırıyor.Filhakika onlara göre iki semavi netice mümkün , Ya gazi veya şehit olmak.Bu sonuncusu nedir bilirmisiniz ? Dos doğru cennete gitmek.Orada Allah'ın en güzel kadınları , hurileri onları karşılayacak ve ebediyen onların arzusuna tabi olacaklar.Yüce saadet.Sizin mantıki nasihatlerinizi bekleyen şimdiki hadiseler yüzünden kazandığım sert karakteri yumuşatacak romanları etüd etmeye ve böylece ümit ederim ki , hayatın bu hoş ve iyi taraflarını hissedecek hale gelmeye karar verdim.(...)

Adres : Miralay Mustafa Kemal , 19.Fırka Kumandanı , Maydos

Yahut : Miralay Mustafa Kemal , Arıburnu Maydos.Bu daha emin.



Hasan Etem’in Validesine Son Mektubu

Valideciğim,

Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi,

Nasihat-amiz mektubunu Divrin Ovası (Niğde) gibi,güzel,yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım.Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti.

Okudum, okudukça büyük dersler aldım.Tekrar okudum.Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim.Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım.Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmesi,bana,annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi.Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni , annenden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı.Nazarlarımı sola çevirdim çağıl çağıl akan dere , bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor , oynuyor , köpürüyordu ...

Başımı kaldırdım , gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım.Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini , yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu.Diğer bir dalına baktım , güzel bir bülbül , tatlı sedasıyla beni tebşir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.

İşte bu geçen dakikalar anında , hizmet eri :

-Efendim , çayınız , buyurunuz , içiniz , dedi.

-Pekala dedim,aldım baktım , sütlü çay...

-Mustafa bu sütü nereden aldın ? dedim.

-Efendim , şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu ?

-Evet dedim.Evet ne kadar güzel.

-İşte onun çobanından 10 paraya aldım.

Valideciğim , on paraya yüz dirhem süt , su katılmamış.Koyundan şimdi sağılmış , aldım ve içtim. Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu : “Validen kaderine küssün , ne yapalım.O da erkek olsaydı , bu çiçeklerden koklayacak , bu sütten içecek , bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi”

Şevket merak etmesin o görür , belki de daha güzellerini görür.

Fakat , valideciğim , sen yine müteessir olma.Ben seni , evet seni mutlaka buralara getireceğim.Ve şu tabii manzarayı göstereceğim.Şevket , Hilmi (kardeşleri) de senin sayende görecekler.

O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında , çamaşır yıkayan askerler saf saf dizilmişler.Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.

Ey Allah’ım , bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi.Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi ,dere bile sesini çıkarmıyordu.Ezan bitti.O dereden ben de bir abdest aldım.Cemaat ile namazı kıldık..O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm.Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum.Ellerimi kaldırdım , gözümü yukarı diktim , azımı açtım ve dedim :

-Ey Türklerin Ulu Allah’ı.Ey şu öten kuşun , şu gezen ve meleyen koyunun , şu secde eden yeşil ekin ve otların şu heybetli dağların Halikı.Sen bütün bunları Türklere verdin.Yine Türklerde bırak.Çünkü böyle güzel yerler , Sen’i takdis eden ve Sen’i ulu tanıyan Türklere mahsustur.

Ey benim Rabbim !

Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri ; ism-i Celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır.Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek , böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin , düşmanlarını zaten kahrettin ya , bütün bütün mahfeyle. ”Diyerek dua ettim ve kalktım.Artık benim kadar mes’ut , benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.

Oğlun Hasan Etem

Mektubu yazan , ihtiyat zabit ( yedek subay ) namzedi Hasan Etem , İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıfına devam ederken aynı zamanda Beyazıt Nümune Mektebi’nde öğretmendi.Düşmanın Çanakkale’ye dayandığını işittiğinde gözünü kırpmadan binlerce akranı gibi cepheye koştu.Gönüllü yazıldı.


Bu onun son mektubuydu.Bu mektubu yazdıktan iki gün sonra Maydos (Eceabat)’da şehit oldu...



Kınalı Kuzu

Yozgat’ın Sorgun kazasının Karayakup köyünden cepheye gelen Murat , bölükteki tıbbiye öğrencilerinden Şükrü’ye bir mektup yazdırır :

“Anacığım kardeşlerimi askere gönderirken başına kına koyma...Zabit efendi bana sordu cevap veremedim.Kardeşlerim de cevap veremeyip mahcup olmasınlar.”

Bir müddet sonra Murat’ın anasından cevabi mektup yetişir :

“Ey oğlum , gözümün nuru Murat’ım ! Zabit efendiye selam söyle...Biz kurbanlık koçları kınalar öyle kurban ederiz.Sen dört kardeşin arasında kurbansın.Sen İsmail’sin(as).Sen orada şehit olacaksın inşallah.Kurbanlık koçlar nasıl kınalanırsa , ben de onun için senin saçını kınalayıp gönderdim.”

Ve mektup Çanakkale’de Murat’a ulaştığında , Murat’ın kınalı başı çoktan Allah'ına kurban gitmiştir bile...



Üsteğmen Zahid'in Vasiyeti

“Bu günlerde her zamankinden daha önemli muharebelere gireceğiz.Bilirsin , her muharebeye giren ölmez. Fakat eğer ben ölürsem sakın gam yeme... Beni ve seni yaratan Allah bizi nasıl dünyada birbirimize nasip etti ise , benden şehitlik rütbesini esirgemediği taktirde , elbette , ruhlarımızı da birbirine kavuşturur.Vatan yolunda şehit olursam bana ne mutlu.Ancak , sana bir vasiyetim var :

Birincisi benim için kat’iyyen ağlama...

İkincisi, eşyamın listesi ilişikte.Bunları sat , ele geçecek paradan “mihr-i muaccel ” ve “mihr-i müeccel ” ini al , üst tarafı ile bana bir mevlüt okut.Eğer bunlar sana borcumu ödemezse hakkını helal et ve ilk gece aramızda geçen sözü unutma...”

Ayrıca mektubun içinden kırmızı kordelaya bağlı bir de saç demeti çıkar.Saçın tazeliği bunun mini mini bir yavrunun başından kesilmiş olduğunu göstermektedir.

İşte o zaman herkes Zahid’in evli olduğunu ve Nadide isminde de bir yavrusunun varlığını öğrenir.Çünkü Zahid Üsteğmen cepheye gelirken arkasında evlad ü iyal düşüncesini de bırakmıştır.Ve savaş boyunca ne izin isteyerek evine gitmeyi düşünmüş ne de o konuda iki çift laf etmiştir.

Zahid , 9 Ocak 1916’da şehit olur.

Gümüşhane’nin Şiran ilçesinden Üsteğmen Zahid , Aziziye ilçesinin Kılıç Mehmet Bey köyünden Ahmet Efendi’nin kızı , eşi Hanife Hanım’a yazdığı ve vasiyetini bildirdiği mektubunu şu cümle ile bitirir :

“Bu vasiyetimi aldığınız zaman yüksek sesle ağlamanıza razı değilim.”



Kolağası (Ön Yüzbaşı) Bölük Komutanı - Mehmet TEVFİK- 1881 İstanbul

Sebebi hayatım, feyz-ü refikim,

Sevgili babacığım,valideciğim,

Arıburnu'nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan ve pantolonumdan kurşun geçti, hamdolsun kurtuldum.Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağımdan ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum.

Hamdü senalar olsun Cenab-ı Hakka beni bu rütbeye kadar isal etti.Yine mukadderatı ilahiye olarak beni asker yaptı.Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetiştirmek mümkün ise öylece yetiştirdiniz.Sebeb-i Feyz-ü refikim ve hayatım oldunuz.Cenab-ı Hakk'a ve sizlere çok teşekkürler ederim.

Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı hak etmek zamanıdır.Vazife-i mukaddese-i vataniyeyi ifaya cehdediyorum.Rütbe-işehadete suudedersem Cenab-ı Hakk'ınen sevimli kulu olduğuma kanaat edeceğim.Asker olduğum için bu her zaman bana pek yakındır,sevgili babacığım ve valideciğim.Göz bebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezih'ciğimi evvele Cenab-ı Hakk'ın saniyen sizin himayenize tevdi ediyorum.Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen yapınız.

Oğlumun talim ve terbiyesine siz de refikamla birlikte lütfen sayediniz.Servetimizin olmadığı malumdur.Mümkün olandan fazla birşeyi isteyemem,ist