PDA

Tüm Versiyonu Göster : Sunay Akın Hayatı Ve Şiirleri...


Eylül
22-08-06, 17:08
SUNAY AKIN

Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.
Sunay Akın ilk şiirini 9 yaşında meteoroloji müdürlüğünde çalışan bir memurun kızına yazar. Kızın isminin baş harflerinin dizelerini oluşturduğu şiiri evlerinin terasında bulunan odunluk kapısının iç kısmına yazar. Kız balkona geldiğinde odunluğun kapısını açar. Mahsusçuktan!...

Ama şiir kızın gözüne hiçbir zaman takılmaz. Sunay Akın yıllar sonra “Bir Şairdir Artık”, çocukluğunun geçtiği Trabzon'a gittiğinde sert geçen bir kışta, içindeki odunlarla birlikte kapının da sökülüp yakıldığını öğrenir. Şairin ilk şiiri “Hava Muhalefeti” nedeniyle kayıptır.

Sunay Akın 1962 Trabzon doğumludur.İlk çocukluk yıllarında çay tabaklarının içinde gördüğü Kız Kulesine 10 yaşında kavuşur.Ailesi, daha iyi eğitim imkanları olduğu için İstanbul'a yerleşir ve Sunay Akın İstanbul'la arkadaş olur onu dinler bizlere de anlatır sırlarını bu büyülü kentin.

Şairimiz, kağıt gemilerden emekli bir kaptan olarak yazmaya başladığı şiirlerini 1989'da ‘Makiler' adıyla yayınladı. Bu ilk eserinin arkasına da birer martı gibi ‘Antik Acılar', ‘Kaza Süsü' ve '62 Tavşanı' adlı şiir kitaplarını sıraladı. Düzyazıda da , ancak bir şairin yazabileceği konulara el attı. Bu alandaki eserleri İstanbul'un Nazım Planı, Kız Kulesin'deki Kızılderili, Ay Çöreği ve Deniz Yıldızı, Önce Çocuklar ve Kadınlar, İstanbul'da Bir Zürafa, Onlar Hep Oradaydı, Kırdığımız Oyuncaklar, Kule Canbazı'dır. Bir çok radyo ve televizyon programına imzasını atmıştır.

Yazarımız,Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde dersler vermiştir.Tek kişilik oyunuyla da yurt içi ve yurt dışında sayısız gösterileriyle geçmişten bugüne köprüler kurmakta ve ‘Bir milletin gerçek değerleri hisse senetleri değil, hissi senetleridir'sözüyle de bu yolculuğuna devam etmektedir.

Bir şairin kurduğu ilk müze olan İstanbul Oyuncak Müzesi de Sunay Akın'ın en büyük düşü olarak İstanbul Göztepe'de ziyaretçileriyle buluşmaktadır

Eylül
22-08-06, 17:09
62 TAVŞANI

Denize düşen bir oyuncaktır Kız Kulesi

Soruyorum berber koltuğundan

İki ayna arasında akıp giden görüntüme

Şair olanımız hangisi?

Pencere tüllerine gelinlik diye sarılan

O küçük kız nerede şimdi?

Gemim battı çoktan

Denize inen tüm filikalarıma erkekler bindi

Duvardaki yangın düğmesini örten cam parçasıyım

Kurtuluşun olacaksa hiç düşünme ayakkabının topuğu ile kır beni

İnanmıyorum uzaylılara duymalıyım birilerinden

Yıldızlardan nasıl görünürdü diye mahallemizdeki yazlık sinema

Öğrendim saat kulelerini kibrit kutularından

Bağışla beni iki dünya savaşının yaşandığı yüzyılda

Nüfus cüzdanımdaki 62'den yaptığım tavşan

Eylül
22-08-06, 17:09
AİLE BOYU



Ezilmiş bir çocukluk benimkisi

bir iskelenin

vapurların yanaştığı yüzüne asılıdır

üç tekerlekli bisikletimin

lastikleri



Annesiz büyüdüm çünkü

yani serçeydim

kar üstündeki

ve arka bahçesinde

kasabın beslediği kuzu



Dudaklarımı,işte bu yüzden

aile boyu

bir şişeye değdirip

içmeyi severim

gazozu.

Eylül
22-08-06, 17:09
ALACAK



yol kenarındaki

yağmur mazğallarını

kumbara sanıp

harçlığımı atardım

bu yüzden en çok

denizden alacaklıyım.

Eylül
22-08-06, 17:10
AMA ÖLÜM



Özgürlük kitabının

sayfaları arasına

cellatların kurduğu

darağacındaki ip

yarım kalan

sayfayı gösteriyor

okumaya devam edecek

nice insana

Evlilik fotoğraflarının yırtılarak

kırılan çerçevelerin

sokağa atılan

tahtalarıyla çakılıyor

çocuk tabutları

Hiçbir genç kız

taşımıyor kolyesinde

sevgilisinin fotoğrafını

ama ölüm

sayfaları oyulmuş

bir aşk romanının

içine gizliyor

tabancasını...

Eylül
22-08-06, 17:11
ASANSÖR



Telefon santralleri

beni sana bağlar sevgilim



nükleer santraller ölüme

gökyüzünün nerede olduğunu soran

bir vapur dumanına

yanıt veremiyor hiç kimse



Çocuğunu asma köprüde sallayan

bir annedir İstanbul

ki onun

içi süt dolu

biberonudur Kız Kulesi

soğusun diye suya tutulan



Ne kalem kılıçtan

ne kılıç kalemden üstün olsun

öğrensinler birlikte yaşamayı

örneğin kalem

aşk şiirleri yazsın

ve köreldikçe kılıç yontsun



Yalnız kaldığımız an da bile

alırız insan kokusunu

ıssız adasında

üstünden atamamıştır Robinson

yaptığı ilk mastürbasyonda

yakalanma korkusunu



Kendi boşluğuna asılı

birer asansörüz aslında

ve ben elimde

taze bir karanfil

sıkışıp kaldım

iki kadın arasında

Eylül
22-08-06, 17:11
AT KOKUSU



Son evi gösterin bana İstanbul'da

vapur sesinin duyulduğu

ki kapısını çalıp

söyleyeyim içindekilere

daha çok kedi yavrusu ezilsin diye

eski iskeleleri

sahil yoluyla ayırdıklarını

denizden



Karşılığında ben de size

kanaryası ölüp

kuaför salonuna dönüşmeyen

kaç mahalle berberinin

kaldığını söylerim

ya da kaç fötr şapkanın

tutsak olduğunu

köhne bir konağın

askısında



Kaç faytoncunun

artık taksicilik yaptığını da bilirim

ama söylemem

onu da siz bulun

dikiz aynasına takılı boncuklardaki

at kokusundan

Eylül
22-08-06, 17:13
AYRILIK


İki rayı gibiyiz
bir tren yolunun
yakın olması
neyi değiştirir
son istasyonun

Eylül
22-08-06, 17:14
AYRILIK ŞİİRİ



Her satırı

Mendireğe dizili karabataklara benzeyen

Bir mektup bırakarak

balıkçı koyundan

sisler icinde uzaklaşan kayık gibi

bir sabah usulca ayrıldın

koynumdan



Bütün yolcularını

Boğaz köprüsünün çaldıgı

Araba vapurunun

boş seferleri

gibi yanlızca rüzgâr

gezinir sensiz

yüreğimde



Durgun bir sudur aslında deniz

ki çocukların acemi oltalarını denedikleri

kuytu bir iskelenin

tahtaları altına yazdıgım

ayrılık siirini okudukca

dalgalanır...

Eylül
22-08-06, 17:15
BARIŞ



Ekmek kırıntıları

serpiyorum cephede

kumtorbaları üstüne

su verirken

evinde generalim

kuşkonmaz çiçeğine

Eylül
22-08-06, 17:17
BECERİKSİZ



Kabuğunu koparmadan

ne bir elmayı soyabildim

ne de iyileştirebildim bir yaramı

ama karşıma çıkınca

kızmadım hiç elma kurduna

bendim çünkü bıçağı saplayan

onun yurduna



Şair diyorlar benim için

bilmiyorum oysa

her şiire konmalı mı uyak

her yere nedense

konamıyor tayyare

hay dilimi

arı türkçe soksun; uçak



Kaptan olmak isterdim

aynanın karşısında

eski bir sinema yıldızı

gibi ağlayan

İstanbul hatlarında

bir fırça hafifliğiyle gidip

gelen vapurlara



Eskimo bir şair dokunuyor omuzuma

ve Kız Kulesi'ni göstererek

bırak artık diyor üzülmeyi

yedi tepeli bu şehirde

şiir okunacak tek yer

elbette denizin ortasındaki

şu küçük buz dağı



Terzi olsa da babam

sökük dikmesini beceremem

beni yalnızca sen anlarsın

iğnenin deliğinden geçsin

diye ipliklerin

bir anlık ıslatıldığı dudaklara

takılıp kalan annem

Eylül
22-08-06, 17:17
BEYAZ ADAM



Beyaz adam

küçücüktü ilk geldiğinde

ve oturmaktan

bütün kemikleri sızlıyordu

büyük teknesinde



Beyaz adam

kızılderililerin sunduğu yiyeceklerle beslenip

topraklarına uzandığında büyüdü

bulutlar arasında

barış içinde yaşayan

manitu yerine

tapmamızı istediği de

işkence görüp

çarmıha gerilen

bir ölüydü



Beyaz adam

özgürlük adına

dev bir kadın heykeli dikti

doğu denizinin kıyısına

ve her gece

altında dans ettiğimiz yıldızları

bayrak diye tutsak etti

bir bez parçasına



Beyaz adam

özgürlük gibi adaleti de

bir kadın heykeliyle simgeledi

ama elinde terazi tutan

zavallı kadın

gözleri bağlı olduğu için

kendisine tecavüz edenin

kim olduğunu göremedi...

Eylül
22-08-06, 17:18
BEYAZPERDE



Artıyor kara çarşaflılar

yurdumun her köşesinde

neden olacak

siyaha boyanıp

kadınlara giydiriliyor

yıkılan sinemalardan

geriye kalan

onca beyaz

perde!

Eylül
22-08-06, 17:19
BEYAZ TUTKAL



Türkçeyi askerde öğrenen bir Kürt

dost olduğu martıya

heceletir etiketini: Hayal

nice kırıklığı

yapıştırır Kız Kulesi

denizin rafında unuttuğunuz

ah, o beyaz tutkal



Berberden hiç çıkmayan

bir kadın gibi Paris

bigudisini tutan pens yerine

saçlarına takar Eyfel'i

ve sokakta oynayan

yaramaz çucuğu İstanbul'un

Kız Kulesi diye bilinir

alçıya alınan kırık eli



Dizlerine yatıp sevgilimin

bir yaz gecesi

beyaz duvarında

seyrediyorum Şarlo'yu

üç şey aldım yanıma

Boğaz'ın ortasondaki ıssız adada;

kızkulesinema

Eylül
22-08-06, 17:19
BİR ARAYA



eşit olmadığı

söylenir insanların

aynı boyda olmayan

beş parmağı gibi bir elin



oysa uzanır

nice yorgun

emekçinin dudağı

su dolu avucuma



elimin

eşit olmayan

beş parmağını

getirince biraraya

Eylül
22-08-06, 17:19
CEMAL SÜREYA



I

Buzdağına çarptın mı bilmiyorum

ama Titanik

gibi oldu batışın

bir sen vardın çünkü

şiirin dört bacalı şairi



Dalgaların kıyıya vurduğu

eşyalarını toplama telaşında

imgenin derin sularına

nefesleri yetmeyen

lodosçular



Bir gemi gibi batmak

yakışırdı sonuna

filikaya biniş sırasına benzeyen yaşantının:

- Önce çocuklar

ve kadınlar



II

Gülcemal vapurunu hiç görmedim ama

tanıdığım Cemal gül idi...

Eylül
22-08-06, 17:20
BULUT



Kestik artık umudu

yağmurdan

yürek biçimini

alsa da gökyüzündeki

küçük bulut

Eylül
22-08-06, 17:20
CEPHEDE



Aslında ben daha güzel ölürdüm

arka bahçede askercilik oynarken

tahta tüfeğimle toprağa uzanır

annemin sesiyle doğrulurdum hemen

-Çabuk kalk üstün kirlenecek hınzır!



Yerdeyim yine bak anneciğim

n'olur kızma adımı çağır

Eylül
22-08-06, 17:20
ÇAĞDAŞ



Afiyetle yiyor

gökten düşen üç elmayı

apartmandaki çocuklar

annemin her gece anlattığı

öykülerin sonunda



Bana ise çöpleri kalıyor

evimiz çünkü bodrum katında

Eylül
22-08-06, 17:21
ÇEKMECE



Büyüklerle ben yapamıyorum

çocuklar da almıyor beni oyunlarına

devlet dairesinde

yangından kurtarılmayacak

sıkışmış bir çekmece gibiyim

açılamıyorum sana



Kardeşiyle sokaklarda hep

bir örnek giydirilen sen

nasıl sevmezsin eşitliği

yürürken düşen çoraplarını

aynı hizaya getirmek için

annen değil miydi önünde diz çöken



Öpüşme sahnesinin tam ortasında

içeri girdiğin yazlık sinemanın

yer göstericisiyim

yürüyorsun fenerimin ışığında

yer: Kız Kulesi

ve sonu ayrılıkla bitecek

hüzünlü bir aşk filmini oynuyor

beyaz duvarında



Bir kez olsun çıkmazken ağzından

seni sevdiğimi

her gün söylememi yadırgama

bil ki bu şehirde

iskelenin verilmesini

beklemeden atlarım vapurlara



Son karesi gibi Red Kit'in

batan güne&thorn; e doğru

sürerken atımı

gitme kal demeni bekliyorum

ama yalnızca

rüzgar çekiştiriyor atkımı

Eylül
22-08-06, 17:22
ÇIKIŞ KAPISI



Kesik bileklerimi göstererek girdim

sinema kapısından içeri

bendim sefer öncesi

korkaklar kadınlarının yanına dönsün

sözüyle padişahın

ordudan ayrılan yeniçeri



Kapındaki postalları görünce

balkona astığın sutyenin

damlalarıyla ıslanan kedinin

tüylerini okşarayarak uzaklaştım

kuleler ki hüzne bir bıçak

gibi saplanan sunay'a kın



Beyaz peynir tabağı

ve su katılmış rakı kadehi

Kız Kulesi'dir çilingir sofrasının

sen ki yoksun manzarada

ilk ışıklarını yakan

bir vapur güzelliğiyle akşamın



Kapımı çalarsan bir gün

eşikteki ayakkabılara aldanıp

evimin içini kalabalık sanma

atmaya kıyamayan annem

bütün ayakkabılarımı

dizmiş yalnızlığıma



Gecenin karanlığında

bir sinema salonu gibi uzanan şehirden

gitmek düşer payıma

çıkış kapısı diye bakıyorum nicedir

gökdelenlerin tepesinde yanan

kırmızı ışıklara

Eylül
22-08-06, 17:22
ÇOBAN



Oybirliğiyle koyunlar

keçiyi seçer

kendilerine başkan

oysa sürünün başına

kurdun akrabası

köpeği koyar

çoban

Eylül
22-08-06, 17:23
ÇOCUK VE HÜZÜN



I

Ne zaman bir çocuk ölse

gözü evlerinde

annesinin kavurduğu

helvada

kalır



II

Yoksul bir çocuk görsem

yağmur altında üşüyen

köprü olmak geçer

hiç değilse

içimden



III

Her akşamüstü oyuncakçı

camekanından

çocuk ellerinin

izlerini

siler

Eylül
22-08-06, 17:23
DAĞ YOLU



benden kısadır boyun
bir köy otobüsünün
dağa tırmanması
gibi uzanırsın
dudaklarıma



katılmaz oldu nicedir yolumun
tozu dumanına

Eylül
22-08-06, 17:24
DENİZ



Yaşlı bir devrimci

düşürmez hiç ağzından
özgürlük kelimesini
ve yatmadan önce
bir bardak su yerine
denize bırakır
takma dişlerini

Eylül
22-08-06, 17:25
DİŞİ KUŞ



Kuru bir ot
gibi yaşıyorum
gözlerden uzak
patika bir yolun
kıyısında



Tek suçum
sap olamamak
baltanın
kanlı oyunlarına

Ama yine de
umut dolu kalbim
belki bir dişi kuş
taşır beni diye
daldaki yuvasına

Eylül
22-08-06, 17:26
DR. CHE


Dünya böylesine güzel
olur muydu yine
diplomasını çerçeveleyip
para kazanma derdine
düşseydi Dr. Che
yüreğini dağlara asmak yerine

Eylül
22-08-06, 17:27
DUDAK PAYI



Çay bardağında
Bırakılan dudak payı
Kadar bile
Uzak kalamam
Gözlerine


Yakın olsun isterim
Ellerime ellerin
Yanındaki beton binaya
Yaslanması gibi
Köhne bir evin

Seni bir çivi
Gibi çaktım
Çünkü beynime
Ve toplayıp
Bütün kerpetenleri
Attım denize

Eylül
22-08-06, 17:29
ELİŞİ

Savaşhaberleriyle dolu
renkli gazete sayfalarını
katlayıp bir çocuk üstüste
kesiyor özene bezene
elindeki makas ile


Ve insanlar oluşuyor kağıttan
tutuşmuşlar elele

Eylül
22-08-06, 17:29
FİLİKA



Batmak üzere olan

bir gemide

panik içindeyken herkes

ne de çok sevinir

ipleri çözülen

filika

Eylül
22-08-06, 17:30
GARİP



Şiirden kovduğu uyağın

dönüp dolaşıp

sonunda mezar taşına

konması ne

garip:



Orhan Veli

1914 - 1950

Eylül
22-08-06, 17:31
GİDERKEN (ÇUKUR)



Bilerek mi yanına

almadın giderken

başının yastıkta

bıraktığı

çukuru



Güveniyordum

oysa ben sevgimize

vapur iskelesi

ya da tren istasyonundaki

saatin doğruluğu kadar



Beni senin gibi

bir de annem terketmişti

ki göbeğimde durur

onun yokluğundan

bana kalan

çukur