PDA

Tüm Versiyonu Göster : Ali Püsküllüoglu Hayati ve Siirleri..


karagozlum
15-08-06, 23:46
ÖZGEÇMİŞİ

Şair, dilci.

Adana’nın (şimdi Osmaniye ilinin) Kadirli ilçesinde, 1 Ocak 1935’te doğdu.

Annesi Zeynep Aynı, babası Durdu Memet. Ailesi çiftçi.

Kadirli Cumhuriyet İlkokulu ve Kadirli Ortaokulu’ndan sonra Mersin Lisesi’ndeki öğrenimini hastalığı nedeniyle sürdüremedi (1952). Yıllar içinde kendi kendini yetiştirdi.

Kadirli'de, Adana’da ve İstanbul'da çeşitli işlerde çalıştı. Bunlardan çiftçilik, gazete satıcılığı, sinema biletçiliği, avukat yazmanlığı, redaktörlük, gazetecilik ve yayımcılık anılabilir. İstanbul’da Çevre Yayınevi’ni kurdu (1959). Kadirli’de Karacaoğlan adlı haftalık bir gazete çıkardı (29 Temmuz 1960, 12 sayı). 1960‑83 arasında TDK’deYayın ve Tanıtma Kolu uzmanı olarak çalıştı, Kurum’a 1983'te tüzedışı olarak el konulması üzerine “istifa” ederek ayrıldı, bir süre sonra da emekli oldu. O zamandan bu yana, dil ve yazın çalışmalarını Ankara’da sürdürüyor.

Ankara Radyosu’nda “Kitap Saati”ni (1962‑63) ve Türkiye Radyoları’nda Türk Dil Kurumu adına “Arı Dile Doğru”,“Ana Dilimiz”, “Öz Dilimiz” programlarını hazırladı (1963‑66). Türkiye Radyoları’nda her akşam olmak üzere bir yıl süreyle yayımlanan, Atatürk’ün Söylev’ini ilk kez günümüz diline aktararak sunanlar arasındaydı.

Ulus gazetesinin haftalık sanat‑edebiyat sayfasını yönetti (Nisan 1970‑Nisan 1971, 51 sayı); Halkçı gazetesinin sanat‑edebiyat sayfasını yönetti (1973); şiir dergisi Yusufçuk‘u çıkardı (Ocak 1979‑Aralık 1980, 24 sayı). Türk Dili dergisinin yazı kurullarında yer aldı. Çağdaş Türk Dili dergisinin kurulmasına ön ayak oldu ve dergiyi genel yayın yönetmeni olarak bir süre yönetti. Hürriyet topluluğunun yayımladığı Hürgün gazetesinde serbest yazar olarak çalıştı (1985).

Öz Türkçe Sözlük kitabı 12 Mart döneminde toplatıldı ve bir buçuk yıl süren yargılama sonunda aklandı. Çocuklar için bir Türk şiiri seçkisi olan ve Kültür Bakanlığı’nca yayımlanan Kırlangıcın Kanat Vuruşu da 12 Eylül döneminde savcılıkça soruşturuldu ve takipsizlik kararı verildi.

Dil Derneği’nin ve Edebiyatçılar Derneği’nin kurucularından. Ekim1960’dan beri Ankara’da yaşıyor; evli, bir çocuk babası.

İlk şiiri Kadirli'de Oba gazetesinde yayımlanmıştı (1950), Dergilerde ilk şiiri Haziran 1951’de Kaynak dergisinde çıktı. Doğayı, sevgiyi ve toplumsal sorunları işlediği şiirlerini ve yazılarını Varlık, Hisar, Türk Düşüncesi, Türk Sanatı, İstanbul, Değişim, Türk Dili, Papirüs, Dost, Oluşum, Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat Dergisi, Yusufçuk, Yazko Edebiyat, Çağdaş Türk Dili, Adam Sanat vb. dergileriyle Akşam, Vatan, Cumhuriyet, Ulus, Yeni Halkçı, Hürgün ve Milliyet gazetelerinde yayımladı.

“Mağara/Dağ Başı” adlı radyo oyunu Türkiye Radyoları’nda, İngilizceden çevirdiği tek perdelik oyunlar Türk Dili dergisinde yayımlandı.

İlk şiirlerinde halk şiirinin düşünce ve duyarlığından yararlandı; 1960’dan itibaren şiirlerinde İkinci Yeni ve toplumcu şiir anlayışının olanaklarını kullanarak açık ve yalın bir anlatımla kendi şiirini kurdu. Bir söyleşisinde “Benim şiirim, benim kuşağımın şiiri, herkesi ilgilendirmeyen şiirdir. Benim şiirim sessizliğin, usun ve karanlığın tadının şiiridir” dedi. Şiirinin özelliği “yalın bir Türkçeyle yazılmış, çok yalın, iç uyaklı, tartımlı dizelerden oluşan, yapısı sağlam, şiirimizdeki yenilikleri dikkatle izleyerek kendi şiirinin potasında eriten, toplumsal tarihi de kapsayan, zamana dayanıklı, söyleşi edası taşıyan şiirler.” olarak özetlenebilir. Şiiri için Cemal Süreya şöyle der: “İlk şiirleriyle halk şiirine yakındır. Daha sonra İkinci Yeni’nin imge anlayışına katılmış, sonra da, toplumcu bir şiire uzanmak istemiştir. Ama her şiirinde Anadolu duyarlığının merkezde olduğu görülür.”

Şiirleri İngilizce, Arapça, Fransızca, Rusça, İsveççe, Srrpça gibi dillere çevrildi. Şiirleri, anlatıları ders kitaplarında yer aldı. Bilim ve Ütopya dergisi “İz Bırakanlar” bölümünden birini ona ayırdı (Nisan 2004). Çağdaş Türk Dili dergisi, ayrıntılı özgeçmişini ve kendisiyle ilgili geniş bir kaynakçayı okurlarına sundu (Mayıs 2004). Bir şiir dergisi olan Dize de Haziran 2004 sayısını “Ali Püsküllüoğlu Özel Sayısı” olarak yayımladı.

Ozanlığının yanı sıra dil ve sözlük alanındaki çalışmalarıyla da kendini kabul ettirmiştir. Sözlük çalışmalarına 1963’te başladı ve ilk sözlüğü olan Öz Türkçe Sözlük 1966’da yayımlandı. O zamandan bu yana, kırk yılı aşan bir süre içinde, yirmiyi aşan sayıda ve çeşitli boyutta sözlükleri yayımlandı. Bunların ve şiir kitaplarının birçok baskısı yapıldı.

Aldığı Ödüller:

Nasrettin Hoca ile 1981 TDK Çocuk Yazını Ödülü;

"Gül, Sevgili Yurdum" dosyasıyla 1983 Toprak Şiir Ödülü;

"Zamansız" dosyasıyla 2005 Yunus Nadi Şiir Ödülü.

karagozlum
15-08-06, 23:47
MEMLEKET TÜRKÜLERİ

Türküler telli duvaklı, türküler gelin
Türküler sevda yeli, dost eli.

Türkülerinde yazılı
Memleketimin kaderi.

Bulunsun mezar taşımda dilerim
Türkülerin en güzeli.

karagozlum
15-08-06, 23:48
ALABALIK

Suların içinde, kaygısız
Yaşayan minnacık balıklar.
Doğan günle aydınlık dünya
Akşamla, karanlıklar.

Geceler bir tuhaf, ıssız
Delişmen rüzgârlar gezinir.
Bir alabalık ki ıslak, kaygan
Türlü arzular içindedir.

Yemini yer oltaya uzanır
Bir hali var kurnaz, çekingen.
Bir başka hali var bayılıyorum
Uysal insanlara benzeyen.

Sonra umutları, sonra türküsü
–Ama iyiliğine, ama kötülüğüne–
Bir alabalık ki ıslak, kaygan
Hasret yaşıyor yeryüzüne.

Günden güne güzelleşiyor dünya
Daha ne diyeyim alabalık.
Sen sular içinde biz yeryüzünde
Yaşamaya bir türlü doymadık.

karagozlum
15-08-06, 23:50
ÇEŞMENİN AKIŞI

Toroslar'da Gülek Boğazı
Gülek Boğazı'nda bir çeşme.
Bir musikidir başlar
İnceden ince.

İri gövdeli bir çınar
Bekler durur suyu.
Benim gözlerime vermiş çeşmecik
Olanca uykuyu.

Bir çoban kavalını dayamış
Üflemiş hafiften bir rüzgâr.
Ah çeşme çeşme diye
Kaval ağlar.

Bütün iyi düşünceler sağlıklar
Suyundan içene vergi.
Kalplere doldurur akışı
Gürül gürül sevgi.

Eğil gözlerinden öpeyim çeşmem
Suyundan içeyim avuçlarımla.
Başlasın mutluluk dört yanımdan
Başlasın yaşama.

karagozlum
15-08-06, 23:51
HER ŞEYDEN EVVEL AŞK

Akan dereler gibidir
Gürül gürül küçük umutlarımız.
Neler düşünmeyiz genciz elbette
Elbette düşler peşinde koşarız.

Şimdi el eleyiz şimdi beraber
Bütün saadetlerin yanı sıra,
Ufacık bir gölge bile yok işte
Bizim için yaratılmış dünya.

Aşkımızı öğretmeliyiz rüzgâra
Bütün dünyaya anlatsın bizi.
Duyun ama kıskanmayın gençler
Biz yarattık kendi sevgimizi.

Kuşlara söyledik, İstanbul'a
Köprü'de vapurlara söyledik.
Denizde balık, havada bulut, ne varsa
Aşkımızı bilsin istedik.

Ey dünyada bizim gibi olanlar
Duyun ama kıskanmayın bizi.
Bütün saadetlerin yanı sıra el ele
Biz yarattık kendi sevgimizi.

karagozlum
15-08-06, 23:52
HASRET

Gülek Boğazı'nda dağlar
Yan yana durur.
Gördüm Aladağ'dan aştı bir turna
Ben gördüm yârim gördü

Sıcak yüreciği vuran.
Bak turnam ben de garibim
Gözlerimde memleket hasreti
Anam var babam var.

Duman dumandır Toroslar
Çukurova buram buram.
Tellerin memleket kokar
Allı yeşilli kanadın.

Git turnam bizim ele
Üstünde dön Çukurova'nın,
Unutma aman turnam
Fadime'ye selam ederim.

karagozlum
15-08-06, 23:54
HEY NİSAN GÜNEŞİ

Âlem yeşiller giyinmiş
Penceremin önüne gelmiş bahar,
Uzatsam elimi tutabilirim
Yahut durdurabilirim istesem
Öyle bir hal içinde rüzgâr.

Keder demişim uzaklaş artık
Ferahlasın içim biraz şöyle,
Yaşadığımdan haberim olsun
Sevineyim şu doğan günese

Evde durmanın sırası değil
Bak etraf nasıl aydınlık
Anamın yüzü gülümser
Cümle âlem sevinç içinde.

karagozlum
15-08-06, 23:55
SEVDA YAĞMASI

Ağaç demişim ağaç olmuş
Kuş demişim kuş olmuş
Bir de tutup gök demişim
Kocaman bir gök olmuş

Bulutlar kara kara bulutlar
Ya size neylemişim
Yağ demişsem yağmışsınız
Dur demişsem dinmişsiniz

Ya hele seni gökkuşağı
Boşuna sevmemişim

Lacivert gecelerde
Islıkla çalınan havalar gibi
Yedi renk üstüne saadet koymuşum
Adına sevda demişim

Gelen almış
Giden almış

karagozlum
15-08-06, 23:55
ALDANIŞIN ŞİİRİ

Yana yana ışığına geldim
Isıtmadın beni sevdiğim
Beni almadın uzandığın engine
Deniz olsam da ırmak olsam da
Yansam da bir senin ateşine

Sabahları düşen çiy tanesi
Akşamları esen serin rüzgâr
Hep aynı havada yaslı şarkılar
Ben seni neşede aradım yoksun
Gecenin içinde de yoksun gündüzde de

Ağaç dallarında aradım
Gün ışığında aradım orda da yoksun
Bu gece Ay'ı parçalanmış gördüm
Sarı bir Ay'dı sonra beyazdı

Koştum sen misin diyerek
Vardım baktım sen misin diyerek
Nerdesin nerdesin diyerek
Yana yana ışığına geldim

Başladım yarım kaldı şiirlerim
Ne ak ne kara titrek ellerim
Sana uzanır sessizlik içinde

karagozlum
15-08-06, 23:57
RÜZGÂR İLE KONUŞMA

Güneyden mi geldin böyle, nedir
Portakal kokusu avuçlarında

Bu limon çiçeği ne saçlarında

Söyle durur mu o sıcak sihir
Turuncu renklerle dal uçlarında

karagozlum
15-08-06, 23:58
ORDA

Orda sadece yalnızlık ve rüzgâr
var var varsa da yok diye bellerdik
kıraç toprak, başıboş sürüler...
akşamları çılgınca bir kavgaya giderdik
çıkınca kayalara sessizliği bozan
sakallı adamlar gibi dağlarda haydutça
(güzel aşkları bir tülbentte taşıyan)
solgun mavisine sokulan denizlerin
(sık ağaç dalları ve enli bir palmiyeden kurulu hüzün evinde)
Güneş'e karşı kudurgan öfkesini koşturan
ey yanılgı, ey sahipsizlik,
ey akşamla dönen sürüler, orda!

karagozlum
15-08-06, 23:59
ÖLDÜRENLER DE ÖLÜR

Dün gece seyrim içinde
Öldürenler de ölür
Şu dünyada kötülüklerden gayrı
Ne kalır

Böyle demiş ozanlar
Öldürenler de ölür
Kurtlar kuşlar düşman değil insana
Arılardan dost olur

Sokak başları tutulmuş
Öldürenler de ölür
Ankara'nın ortasında
Bu ne martin sesidir

Kar yağar kan üstüne
Öldürenler de ölür
Gencecik gider canlar
Ahları yerde mi kalır

karagozlum
16-08-06, 00:00
SU BİRİKİNTİSİ İLE SERÇE

Yerde bir avuç su,
Ağaçta
Bir serçe.

İndi ağaçtan,
Gagasını soktu suya
Bir serçe.

Kaldırdı başını
Sonra
Bir serçe.

Uçtu gitti
Bir ağaca
Bir serçe.

karagozlum
16-08-06, 00:01
AŞKTIR GERİDE KALAN

İnkâr etmem aşkı
Ağzı bir elma tadı ağzımda

Sevdiği oyuncaklar
En güzeli mızıka

Derken geçer gider birdenbire
Güzelim yaz

Eylülle hüzün
Türkülerde yağmur

Uykusuz geceler ki
Çoktaaan unutulmuştur

Severdi her şeyi
Yollar uzun yürüse

Küçük çakıl taşları, birkaç sümüklüböcek
Bir serçe

karagozlum
16-08-06, 00:02
SU

Koşarken aşağılara
mavi dalgalanır su
ki orman denizidir Bolu Dağı'nda
çam kokulu:
Bir ağaç dibinden
bir dereden
bir çaydan
akar kavlince.

Akar kavlince
ince oluklardan,
sızar otlar arasından ya da.
Kaldırır yüzünü güneşe
bir kuş, bir geyik
içerken su:
Bir gölgelikte
bir kuytuda.

Neden görmez
şu ağaç yıkılmıştır, şu dal kırılmıştır,
şu çalı yanmış.
Dolanır gelir yukarılardan su,
sormaz hiç:
Kim kesmiş
kim yakmış?

Akar, akar gider
dağlardan, aşağılara.

karagozlum
16-08-06, 00:04
ARKADAŞ

Arkadaş, iyi bir günü
Sakla kötü günlere
İyi bir dostu da öyle
Güleç bir yüzü de sakla
Sakla yiğitliği korkaklığı sevgiyi
Kini sakın saklama

Ağaç dik, sula çiçekleri
Çocukları görünce gülsün gözlerinin içi
Üç günlük dünya
De, bağışla herkesi
Söz götüreni, söz getireni
Kalleşi hayını sakın bağışlama

Arkadaş, ezberle ya da yaz bir yana
Otogarlarda, istasyonlarda
Ayrılık sözlerini
Hastanelerde, mapusanelerde
Söylenen türküleri
Ezberle ve sakın unutma

karagozlum
16-08-06, 00:05
UYANIK UYKUDA

Düşteyim işte. Çıkageldi bir güz yeli
hafiften. Bir buğu gibiydi gök.
Ey kendini saklayan geçmiş, ince bir tül ardında;
Güz geldi ve yıldızlarını üstüme dök.

Artık büyüdüm. Ey sonsuz çocukluk!
Atlar, atlıkarıncalar ve yolculuk.

Tuhaf değil mi, bu leylekler nereye göçer
gök yolunda? Yazdan kalan kanat sesleri
gibi duyuluyor. Her şey bir bir ve örtük,
ince, bilinmez bir yüz sanki.

Bir kuru ağaç olarak kalayım mı?
Öyleyse ey güz, dök yapraklarımı!

Gövdemi kemirecek kurtlar toprakta
gözlüyor yolumu. Beklesinler bakalım.
Ayaklarım sağlam basıyor daha, yolum var
günlere. Üşüsem, ısıtıyor kanım.

Ben bir leyleğim, uykuda uyanık/ güz geldi artık
Göçüyorum yarı uyur, yarı uyanık.

karagozlum
16-08-06, 00:05
ZAMANSIZ

Bir eski zaman söylencesi o, zamansız ve çağdaş yani;
Bir ırmak da öyle.
Bilmez saatin akışını, bir çocuğun soluğu, bir kuşun çığlığı
Artık derinliklerinde kalbimin; onu bir dağ doruğunda bıraktım
Ve ben şimdi bir çöldeyim, ölü bir gemi denizde.
Onarılmaz. Çevreni yok ya da. Bir ölü artığı.
Onu mu demek istiyorum? Hani şu yağmursuz yazları, karsız kışları
Hani şu baharsız baharları?
Onu mu demek istiyorum? Hani şu bırakılmış, ıssız ev içlerini!
Hani şu...
Onu mu demek istiyorum? Bir dev çaldı çocukluğumu!
Onu mu demek istiyorum? Artık dünya uzak uzak uzak
Bir söylence şimdi.

karagozlum
16-08-06, 00:06
YOLUM GECEYE

Geceyi izliyorum
ama geçilmiyor yalnızlık;
çarşılarda pazarlarda
ve ev içlerinde, biliyorum
eski aşklar yok artık.

Bir ırmak kıyısına düştü yolum
bir düşten ötekine giderken;
atım ki en eşkiniydi atların
ve bir söylencenin bilinmeyeni
yolculuk defterimde yazılı, sıla dersen.

Şimdi ne diyebilirim, bilmiyorum
yaşamak da yoktur zaman yoksa;
korkularımı yenip söylemeliyim ki
düşlerin sona erdiği gün
ölüm de ulaşamaz yokluğa.

Senden tek istediğim işte bu, Tanrım!

karagozlum
16-08-06, 00:07
GÜZ MÜ

Sular alıp götürüyor, kıyısında durma denizin
diyor, gülümseyen sesi.
Unutmuşum. Nasıldı?
Zaman siliyor, ayak izlerini
ve yaşananları.

Böyle diyor
ve ekliyor, soran sesi.

Ah elbet! Hangi deniz kalır dünkü gibi?
Eriyen yosunlar, sular
kabardıkça ve yerinde durdukça aklım,
kaç yüzyıl böyle, diyor ve soruyor ardından,
‑Erken mi geldik?

Bilmiyorum. Yanıtım yok
ya da işte bu: Bilmiyorum.
Aşk bir tabu, gençlik bir çıkmaz sokak
o zamanlarda, diyorum;
eskiyen o zamanlarda.

Bak, diyor, gökyüzü kurşuni
ve leylekler göçüyor.

karagozlum
16-08-06, 00:08
ANIDA KALAN

Biliyorum sözcükleri, ama kullanmadığım için unutuyorum.
Onu da unuttum. Şu acılı, şu gerçek olmayan.
Nice yıllar var ki hiç görmediğim
kırları, dağ doruklarını, güvercin uçuşlarını, uzayan
ve uzayıp giden kavakları. Değirmenin ovasını.
Bütün bunları yine de anımsıyorum işte.
Anımsıyorum (onu) ve yaz gelip geçiyor. Güz yeli
yaprakları dökecek birazdan.
Yağacağını düşündüğüm ince yağmurlar başlayacak
ve ıslatacak, gece ve gündüz, usulca.
Unuttuğum sözcükleri anımsayacak mıyım? Bilmiyorum.
Yüzleri? Sevdiğim sevmediğim. Onu da bilmiyorum.
Eski bir anıda saklı olanı? Biliyorum ama unutuyorum.
Her şeyi işte.
Hem biliyor hem unutuyorum.
Hem biliyor hem unutuyorum.

karagozlum
16-08-06, 00:08
BİR KARANLIK MASALI

Güneş yok,
gökyüzü tozuyor biraz, bu sabah
ve işte şu saatte yağmur
saçlardan süzülüyor.

El, görünen bir sevgiyle tutuyor bir eli
ve diyor ki, İsa
kendi çarmıhını sırtında taşıyan, marangoz muydu,
yoksa bir marangozun oğlu mu?

Zamanın başladığı günlere kadar gitsem, yaşamak
yine de çok kısa, diyor;
ve körüm ben, karanlıktan korkan
ağzının yarısıyla gülen bir kuşum.

Ve gülüyor ağzının yarısıyla.

karagozlum
16-08-06, 00:09
ÖNBİLMEK

Bir geleceğin yok senin. Tükettin geleceğini.
Bunca yıl, bunca çaba, hiçbir...
(Evet, tanrılar da yardım edemez sana, kaldı ki Tanrı
neden uzatsın elini?)
Hiçbir işe yaramadıysa bunca şiir.

Artık sana düşen yalnızca bir boşluk. Bir dal yok tutunacak,
ağaçları severdin oysa, sevgi de demek ki...
“Ne diyor bu ozan?” deme, boşluğu sen de duyumsa;
ki bir gelecek, bir umut, bir istektir
ancak seni ayakta tutacak. Ve bir sevgi.

Sığmaz yüreğe.
Ama içinde o bulunmazsa hiçbir şey bulunmaz aslında...
Onu hâlâ çocuk mu sanıyorsun? Bırak dursun
ayakları üstünde. Sen nasıl durdunsa öyle.
Seni götüren sular onu da taşır bir yerlere nasılsa.

Geldiği zaman o gün, selamını ver ve çek git
arkana bile bakmadan. Kalsın bu dünya böyle.

karagozlum
16-08-06, 00:10
Baba

yalnızlığımdır hep bıçakların kestiği
akşam çayında galetalarla yenen
koyu atlar götürür terkisinde
ne kadar kaçkın varsa evden
uykumdur sokaklarda sürünür
ya da düşer bir kadının elinden

yorgunluğumdur daha çok aşk
gelip gider o şehrin gemilerinden
esmerdir akşamlarda babam
çok esmer güler resimlerden
o kadar yakın bilmediğim
ölüme çok uzak günlerinden

ellerimdir dalgınlığında hep
hep bardaklarda, sular dururken
sürahilerde - akşam vakitleri
akşam çayına gelmiyen
bir baba, aydınlıksız odalarda
çok esmer güler resimlerinden.