PDA

Tüm Versiyonu Göster : Yahya Kemal Beyatlı Yaşamı ve Şiirleri


betus_y
02-08-06, 17:42
Yahya Kemal Beyatlı (1884 - 1958)

HAYATI
üsküp'te doğdu. Asıl adı Mehmet Agah'tır. İlk öğrenimini Üsküp'te yaptı. Selanik'te başladığı ortaöğrenimini, İstanbul'da Vefa İdadisi'nde tamamladı.

1903'te, bir arkadaşının teşvikiyle Paris'e giderek bir yıl, bir kolejde Fransızcasını ilerletti. Sonra Paris'teki Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. Orada Fransa'nın ünlü tarihçilerinden olan Albert Sorel, Emile Burgoux, Louis Renault gibi hocalardan ders gördü. Onda, tarih sevgisinin bilinçlenip genişlemesinde Albert Sorel'in etkisi büyük olmuştur.

Paris'te dokuz yıl kaldıktan sonra İstanbul'a döndü.Edebiyat ve tarih öğretmenlikleri yaptı, elçiliklerde bulundu. 1 Kasım 1958'de öldü.

Yahya Kemal'in şiirleri dil ve şekil yönünden üç kısma ayrılabilir: a) Kuralsız nazım şekilleri ve sade bir dille söylenmiş şiirler. b) Divan edebiyatı nazım şekilleriyle ve o şiirin diliyle söylenmiş şiirler. c) Ruabiler.

Yahya Kemal, aruz veznini Türkçe kelimelerin yapısına en ustalıkla uygulayan bir şairdir. 'Ok' manzumesi dışında bütün şiirlerini aruz vezniyle yazmıştır. Ahenge büyük önem verir. Ona gre, vezinler bir ahenk aletidir.

Divan şiirinde bambaşka değerler bulmuş, o şiire seçici, beğenici gözlerle bakmıştır. Divan tarzının özünden ve havasından aayrılmamıştır. Taklitten kaçınmış, eski zevek yeni bir hava getirmiştir. Mazmunu bırakarak, şiirlerine yeni hayaller, mecazlar, düşünceler, tabiat manzaraları, resme uygun görünüşler koymuştur.

Görüntü güzellikleri onun şiirinde, tarih ve kültür derinlikleriyle gözler önüne serilir. Çok arzu ettiği halde şiirlerini kitap halinde göremeden öldü. Bu gecikmeye sebep, birçok mısraına henüz son güzelliği veremediğine dair olan sanatçı titizliğiydi.
ESERLERİ
Şiir kitapları: Kendi Gökkubbemiz (1961), Eski Şiirin Rüzgariyle (1962), Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963), Bitmemiş Şiirler (1976)

betus_y
02-08-06, 17:44
GECE BESTESİ



O kuş en kuytu bahçelerde öter;

Sarmaşıklarla yüklü vâdîde;

Hiç bir el değmemiş ağaçlarda;

Geceden tâ şafak sökünceye dek

Yükselir perde perde içli sesi;

En uzun nağmesiyle, bir müddet,

Gaşyeder yer yüzünde dinliyeni;

Bir zaman gök yüzünde yalnız o ses,

O terennüm kalır;

Gaşyolur dinledikçe yaldızlar.



O kuş ancak bahâr olunca gelir;

Nerelerden gelir?

Kimse bilmez, bu bir muammâdır;

Bahâr erince sona

Kaybolur, başka bir bahara kadar.



O kuşun ömrü, bir güzel gecede,

Bir güzel beste söylemekle geçer.

O kuş en kuytu bahçelerde öter;

Hayâl içinde yaşar,

Hayâl içinde ölür.

betus_y
02-08-06, 17:45
DUYUŞ VE DÜŞÜNÜŞ



Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer

Ay geçmiyor ki almayayım gamli bir haber.



Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulu;

Zihnim düşünceden dagınık, gözlerim dolu.



Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü,

Lakayd olan muhimsemiyor gamli bir günü.



Çok şey bilen diyor:'Gidecek her gelen nesil

Ey sade-dil bu bahsi hayatinda böyle bil



Hiç durmadan, hayat öğtür devreden bu çark,

Ölmek sırayladır, sıralanmakta varsa fark.



İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri

Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri







DÜŞÜNCE



Ülfet belâlı şey, fakat uzlet sıkıntılı,

Bilmem nasıl geçirmeliyim son beş on yılı?



İnsanlar anlaşıldı. Cihânın da sırrı yok,

Kalsaydı terkeşimde bugün tek bir altın ok



En tatlı bir hayâl için atmazdım ufkuma.

Dalsın yakında gözlerim artık son uykuma!



"Yalnız duyan yaşar" sözü, derler ki, doğrudur

"Yalnız duyan çeker" derim, en doğru söz budur.



Gördüm ve anladım yaşamak mâcerâsını,

Bâkiyse rûh eğer dilemezdim bekasını.



Hulyâsı kalmayınca hayâtın ne zevki var?

Bitsin, hayırlısıyla, bu beyhûde sonbahar!



Ölmek değildir ömrümüzün en fecî işi,

Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi.

betus_y
02-08-06, 17:45
DENİZ TÜRKÜSÜ



Dolu rüzgârla çıkıp ufka giden yelkenli!

Gidişin seçtiğin akşam saatinden belli.

Ömrünün geçtiği sahilden uzaklaştıkça

Ve hayâlinde doğan âleme yaklaştıkça,

Dalga kıvrımları ardında büyür tenhâlık

Başka bir çerçevedir, git gide dünyâ artık.

Daldığın mihveri, gittikçe, sarar başka ziyâ;

Mâvidir her taraf, üstün gece, altın deryâ...



Yol da benzer hem uzun, hem de güzel bir masala

O saatler ki geçer başbaşa yıldızlarla.

Lâkin az sonra lezîz uyku bir encâma varır;

Hilkatin gördüğü rü'yâ biter, etrâf ağarır.

Som gümüşten sular üstünde, giderken ileri

Tâ uzaklarda şafak bir bir açar perdeleri...

Mûsıkîsiyle bir âlem kesilir çalkantı;

Ve nihâyet görünür gök ve deniz saltanatı.



Girdiğin aynada, geçmiş gibi dîğer küreye,

Sorma bir sâniye, şüpheyle, sakın: "Yol nereye?"

Ayılıp neş'eni yükseltici sarhoşluktan,

Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan

Duy tabîatte biraz sen de ilâh olduğunu,

Rûh erer varlığının zevkine duymakla bunu.



Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,

Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,

Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...

İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.

betus_y
02-08-06, 17:49
EYLÜL SONU



Günler kısaldı. Kanlica'nin ihtiyarları

Bir bir hatırlamakta gecen sonbaharları.



Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...

Yazlar yavaşça bitmese, Günler kısalmasa...



İçtik bu nadir icki'yi yıllarca kanmadık...

Bor böyle zevke tek bir omur yetmiyor, yazık!



Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;

Lakin vatandan ayrılısın ıstırabı zor.



Hiç dönmemek olum gecesinden bu sahile,

Bitmez bir özleyiştir, ölümden biter bile.

eylülüm için ;)

betus_y
02-08-06, 17:53
ÖZLEYEN



Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde,

Sen nerdesin, ey sevgili, yaz günleri nerde!

Dağlar agarırken konuşmuştuk tepelerde,

Sen nerde o fecrin agaran daglari nerde!



Akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi,

Hulya gibi yalniz gezinenler köye indi

Ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi,

Gönlümle, hayalet gibi, ben kaldım o yerde







GÜFTESİZ BESTE



Sizi dün bekledim o yollarda

Ki gezindikdi bir zaman karda,

Kararan gözlerimle rüzgarda

Sizi dün bekledim o yollarda!...



Sanıyordum unuttunuz adımı,

Dediniz hissedince maksadımı:

"Beni hala bu genç unutmadı mı

Ki bugün bekliyor bu yollarda?"



Nice sevdalılarla sevgililer

Aşkı yollarda böyle beklediler!

Nice sevdalılar da var ki diler

Akşam olsun bu kuytu yollarda!...

betus_y
02-08-06, 17:54
SONBAHAR



Fani ömür biter,Bir uzun sonbahar olur.

Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, tarümar olur.

Mevsim boyunca kendini hissettirir veda;

Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.

Yazdan kalan ne varsa olurken haşır neşir.

Günler hazinleşir, geceler uhrevileşir;

Teşrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere.

Anlar ki yolcu yol görünür selviliklere.



Dünyanın ufku gözlere gittikçe tar olur.

Her gün sürüklenip yaşamak ruha bar olur.

İnsan duyar yerin dile gelmiş sükutunu;

Bir başka musikiiye geçiş farz eder bunu.



Teslim olunca vadesi gelmiş zevaline,

Benzer cihana gelmeden evvelki haline.



Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya

Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya:

Duymaz bu anda taş gibi kalbinde bir sızı;

Fark etmez anne - toprak ölüm maceramızı.

Eylül
02-08-06, 17:59
SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.


Yahya Kemal BEYATLI

Eylül
02-08-06, 18:00
O RÜZGAR
Yaşamak zevki nedir bilmez ölümden korkan!
Gür bir imanla damarlarda ateşten bir kan
Birleşip böyle diyorlardı, derin bir sesle,
Yeri fethetmek için gelmiş o fatih nesle.

Böyle bir dersi alan ruha vatan dar görünür;
Daima başka sefer, başka ufuklar görünür.
O nesil duymuş akın zevkini rüzgarda bile;
Bu duyuş varmış akınlardaki atlarda bile.

Bilmemiş var mı geniş yeryüzünün serhaddi,
Yıkmış ufkunda durup karşı koyan her seddi,
Yeni bir ülkede yem vermek için atlarına
Nice bin atlı kapılmıştı fetih rüzgarına.



Yahya Kemal BEYATLI

betus_y
02-08-06, 18:01
ÜSKÜDARIN DOST IŞIKLARI



Ötmekte fecre karşı horozlar birer birer

Geçtikçe her dakika belirmektedir seher.



Bilmem kaçıncı fecri vatan toprağında, biz,

Görmekle şimdi bir yaşatan vecd içindeyiz.



Etrafı okşuyor mayısın taze rüzgârı;

Karşımda köhne Üsküdar'ın dost ışıkları...



Kimlersiniz? Ya bağrı yanık kimselersiniz!

Yâhut da her sabah uyanık kimselersiniz!



Dünya yüzünde, bir sefer olsun, tanışmadan,

Öz çehrenizle sizleri görmekteyim bu an.



Sizlersiniz bu anı ışıklarla Türk eden!

Eksilmesin şu mutlu şafaklar bu ülkeden!



Gönlüm, dilim, kanım ve mizacımla sizdenim

Dünya ve ahirette vatandaşlarım benim.

betus_y
02-08-06, 18:01
VUSLAT



Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,

Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,



Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı,

Görmezler ufuklarda, şafak soktuğu ani...



Gördükleri Rusya ezeli bahçedir aşka;

Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka.



Bülbülden o eğlencede feryada işitilmez;

gül solmayı; mehtaba, azalıp gitmeyi bilmez...



gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...

Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;



Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,

Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler.



Bir ruh, o derin bahçede bir defa yasarsa

Boynunda Onun kolları, koynunda O varsa,



Dalmışsa Onun saclarının rayihasiyle,

Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.



Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık

Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.



Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur

Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur.



İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan...

Bir sır gibidir azcık ilah olduğumuzdan.



Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.

Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler?



Aşk, onları sevkettigi günlerde, kaderden

rüzgar gibi bir sevk alır, oldukları yerden.



Geldikleri yol, Ömrün ışıktan yoludur o!

Alemde bir aksam ne semavi koşudur o!



Dört atlı o gerdune, gelirken dolu dizgin,

Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin,



Simaları her lahza parıldar bu zefirle;

gök, her tarafından, donanır mes'alerle!



Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,

Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar



Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda,

-Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da-



Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan,

Baştanbaşa, herler kesilir kapkara, zindan...



Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak...

Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak...



Ey tali! ölümden ne beterdir bu karanlık!

Ey Aşk! O gönüller sana mal oldular artık!



Ey vuslat! O asıkları efsuna Rafet!

Ey tatlı ve ulvi gece! yıllarca devam et!

Eylül
02-08-06, 18:02
AÇIK DENİZ


Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum;
Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum.
Kalbimde vardı "Byron"u bedbaht eden melâl
Gezdim o yaşta dağları, hulyâm içinde lâl...
Aldım Rakofça kırlarının hür havâsını,
Duydum, akıncı cedlerimin ihtirâsını,
Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu...
Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu...
Mağlûpken ordu, yaslı dururken bütün vatan,
Rü'yâma girdi her gece bir fâtihâne zan.
Hicretlerin bakıyyesi hicranlı duygular...
Mahzun hudutların ötesinden akan sular,
Gönlümde hep o zanla berâber çağıldadı,
Bildim nedir ufuktaki sonsuzluğun tadı!
Bir gün dedim ki "istemem artık ne yer ne yâr!"
Çıktım sürekli gurbete, gezdim diyar diyar;
Gittim son diyâra ki serhaddidir yerin,
Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin!

Garbin ucunda, son kıyıdan en gürültülü
Bir med zamânı, gökyüzü kurşunla örtülü,
Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi;
Gördüm güzel vücûdunu zümrütliyen deri
Keskin bir ürperişle kımıldadı anbean;
Baktım ve anladım ki o ejderdi canlanan.
Sonsuz ufuktan âh o ne coşkun gelişti o!
Birden nasıl toparlanarak kükremişti o!
Yelken, vapur ne varsa kaçışmış limanlara,
Yalnız onundu koskoca meydan ve manzara!
Yalnız o kalmış ortada, âsi ve bağrı hûn,
Bin mağra ağzı açmış, ulurken uzun uzun...
Sezdim bir âşina gibi, heybetli hüznünü!

Rûhunla karşı karşıya kaldım o med günü,
Şekvânı dinledim, ezelî muztarip deniz!
Duydum ki rûhumuzla bu gurbette sendeniz,
Dindirmez anladım bunu hiç bir güzel kıyı;
Bir bitmeyen susuzluğa benzer bu ağrıyı.


Yahya Kemal BEYATLI

Güneşin Kızı
02-08-06, 18:02
Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden hergün açarmış kanayan rengiyle,
Gece,bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şiraz'ı hayal ettiren ahengiyle.


Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter,
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.


Yahya Kemal BEYATLI

Eylül
02-08-06, 18:04
UÇUŞ


Uçmakta, konmadan, kıyısız bir denizde rûh;
Benzer mi böyle bir kuşa Tufan içinde Nuh?
Üstünde gök, sürekli bulutlarla, yüklüdür;
Altında gür deniz ki ezelden köpüklüdür.
Çalkantısında dalgası bilmez nedir sayı;
Milyonca dalga sürmede milyonca dalgayı;
Hiç durmayan gürültüsü bir türküdür, geniş,
Milyonca haykırış dolu, milyonca sesleniş.
Yıldızlar ülkesinde açıldıkça yükseğe,
Başlar hayâl edindiği âlem görünmeğe.
Bir rûhu besliyen hava yalnız yukardadır.
Hulyâyı dâima uçuran duygulardadır.
Yalnız bu katta mümkün olur dâimi uçuş.
Her hamlesiyle, rûh, o çelikten kanatlı kuş,
Ufkunda bir dakika görünmeksizin kara,
Hür gökte, hür denizde uçar, hür ufuklara.

Yahya Kemal BEYATLI

betus_y
02-08-06, 18:04
GEÇMİŞ YAZ



Rü'ya gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle

Her anını, her rengini, her si'rini hazdan.

Hala doludur bahçeler en tatlı sesinle!

Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan



Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:

Geçmiş gecelerden biri durmakta derinden;

Mehtap... iri güller... ve senin en güzel aksin...

Velhasıl o rü'ya duruyor yerli yerinde!

Eylül
02-08-06, 18:05
KAR MÛSIKÎLERİ


Varşova 1927

Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.

Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı,
Yüzlerce ağızdan koro hâlinde devamlı,

Bir erganun âhengi yayılmakta derinden...
Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden.

Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,
Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.

Birdenbire mes'ûdum işitmek hevesiyle
Gönlüm dolu İstanbul'un en özlü sesiyle.

Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,
Uykumda bütün bir gece Körfez'deyim artık!


Yahya Kemal BEYATLI

betus_y
02-08-06, 18:08
HAYAL ŞEHİR



Git bu mevsimde, gurub vakti, Cihangir'den bak!

Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak!



Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;

Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan;



O ilah isteyip eğlence hayalhanesine,

Çevirir camları birden peri kaşanesine.



Som ateşten bu saraylarla bütün karşı yaka

Benzer üç bin sene evvelki mutantan şarka.



Mest olup içtiği altın şarabın zevkinden

Elde bir kırmızı kaseyle ufuktan çekilen



Nice yüz bin senedir şarkın ışık mimarı

Böyle ma'mur eder ettikçe hayal Üsküdar'ı.



O ilahın bütün ilhamı fakat anidir;

Bu ateşten yaratılmış yapılar fanidir;



Kaybolur hepsi de bir anda kararmakla batı.

Az sürer gerçi fakir Üsküdar'ın saltanatı;



Esef etmez güneşin şimdi neler yıktığına;

Serviler şehri dalar kendi iç aydınlığına,



Ezeli mağfiretin böyle bir ikliminde

Altının göz boyamaz kalpı kadar halisi de.



Halkının hilkati her semtini bir cennet eden

Karşı sahilde karanlıkta kalan her tepeden,



Gece bir çok fıkara evlerinin lambaları

En sahih aynadan aksettiriyor Üsküdar'ı.