dilefruz
30-07-06, 23:20
NEVVAL SEVİNDİ
25 Temmuz 306 tarihinden bugüne 1700 yıl geçmiş. Nedir bu tarih? Neden 25 Temmuz’da Avrupa’da gazeteler bu tarihi başlık olarak attı?
1700 sene önce Konstantin’in babası Batı Kayzeri Britanya’da ölür. Aynı gün ordusu doğudan gelen oğlunu vâris ilan eder. Zaten o da oğlunun bu veraseti üstleneceğine inanıyordu. Böylece Konstantin Britanya’da imparator ilan edilir. 307’de Berlin’e geçer ve savaşır durmadan. 330’da Yeni Roma adıyla İstanbul’u kurar. Sonra adı Bizans olacaktır. 11 Mayıs 330 da İstanbul’un vaftiz tarihidir ve kent mimari altyapısıyla kurulur, şenliklerle açılışı yapılır. Kostantin 6 senede görkemli bir yeni Roma kurmuştur. Bütün akrabalarını, oğullarını ve en son karısını da öldürür iktidar uğruna. Avrupalılar neden bu günü kutluyor peki? Çünkü Hıristiyanlık o zaman bir Anadolu diniydi. Anadolu’da yayılmış, büyümüştü. Avrupa topraklarında, Roma’da Hıristiyanları öldürüyorlardı. Konstantin İstanbul’u kurmasa Hıristiyanlık Anadolu’dan Avrupa’ya geçemeyecekti, Anadolulu kalacaktı. Güneşe tapan Konstantin Hıristiyanlığı Avrupa’ya taşıyor ve ölmeden onu resmî din kabul ediyor. Ondan önce ünlü İzmit Konseyi’ni toplayan da Konstantin. Ölünce de, yaptırdığı “Yedi Havariler” kilisesine gömülüyor. Fatih Camii de bugün onun üstünde yükseliyor.
Kısacası İstanbul olmasa Avrupa pagan kalacaktı. İstanbul köprüsü üstünden Hıristiyan oldular. Fatih olmasa yine darbe yiyeceklerdi. Fatih bütün dinlere ve mabetlere saygı göstererek Hıristiyanlığın Anadolu topraklarından sürülmesini engelledi.
Avrupalılar İstanbul’un kuruluşunu kutladıkları kadar, bizim onu almamızı da kutlamalılar aslında.
İstanbul ‘2010 kültür başkenti’ seçildi. 2008’de Frankfurt Kitap Fuarı’nın ilk kez konuğu olacak. Bu büyük fırsatı bu sene yapılacak Türkiye standı, çalışmaları ve tanıtımı çok etkileyecek. Aslında buna 2010’a kadar sürecek bir proje olarak bakmak gerekir. Umarım Kültür Bakanlığı vizyonu 2007-2010 aralığını dünyada ve Avrupa’da Türkiye için bir lobi, tanıtım atağı olarak değerlendirecek yapıdadır.
Böyle fırsatlar her gün ülkenin eline geçmez. Fırsat olmasının anlamı da kimsenin göremediğini görme ve değerlendirme becerisidir.
Türkiye’nin sadece döner kebapla 40 yıl tanınmasına izin vermek kültürümüze ve milletimize hakarettir. Bin yıllık Türk kültürünü, günümüze kadar içimize aldığımız ve Anadolu’da birlikte yaşadığımız kültürleri, yaptığımız sentezi göstermeliyiz. Sanat, kültür ve estetik ürünlerle Türkiye’yi tanıtmayı, anlatmayı öne çıkarmalıyız. Büyük devlet olmanın anlamı budur.
Şifa niyetine
Türkiye kendi bitkisel halk ilaçlarına uzun süre “öcü” muamelesi yaptı. Kendine yabancılaşmış ve yabancılaşması için baskı gören birçok konudan biri bitkisel tedavi geleneklerimiz. Çok şükür bu konuda son yıllarda duyarlı bilim adamlarımızın ilgisi arttı. Prof. Ertan Tuzlacı da “Şifa Niyetine” kitabını Alfa’dan çıkardı. Çok şık ve renkli 275 bitki fotoğrafıyla kitap doyurucu. Bodrum doğumlu yazar ilk kitaplarını da Bodrum’un çiçekleri ve bitkileri üzerine çıkarmış... Yöresel floristik çalışmalarla yöresel bitkilerin kullanışlarını da derleyerek antropolojik bir çalışmaya önayak olmuş. Etnobotanik gibi Türkiye’de bilinmeyen bir alanda ürün veren Tuzlacı, kültürel değerlerimizi kurtarmış. Yerel kültürlerin gelecek nesillere hediyesi olan bu değerli mirası, kitapla-dünya mirasına da hediye etmiş yazar. Türkiye’nin bin yıllık otacı geleneğinden süzülüp gelen şifalı bitkiler ve tedavi yöntemleri özgün bir başvuru kaynağı. Maalesef bu konuda çok geç başlayan derleme çalışmaları nedeniyle birçok bilgi ve malzemeyi kaybetmiş bulunuyoruz. Herkes ‘Annem ya da anneannem daha iyi bilirdi; ama öldü.’ der size. Bitkilerin kullanımındaki sakınca ve uyarıları da içeren kitap ilgiye değer bir çalışma.
Konfüçyüs diyor ki: “Yaşamak için ekmek satın aldım/Yaşama nedenine sahip olmak içinse çiçekler devşirdim.”
25 Temmuz 306 tarihinden bugüne 1700 yıl geçmiş. Nedir bu tarih? Neden 25 Temmuz’da Avrupa’da gazeteler bu tarihi başlık olarak attı?
1700 sene önce Konstantin’in babası Batı Kayzeri Britanya’da ölür. Aynı gün ordusu doğudan gelen oğlunu vâris ilan eder. Zaten o da oğlunun bu veraseti üstleneceğine inanıyordu. Böylece Konstantin Britanya’da imparator ilan edilir. 307’de Berlin’e geçer ve savaşır durmadan. 330’da Yeni Roma adıyla İstanbul’u kurar. Sonra adı Bizans olacaktır. 11 Mayıs 330 da İstanbul’un vaftiz tarihidir ve kent mimari altyapısıyla kurulur, şenliklerle açılışı yapılır. Kostantin 6 senede görkemli bir yeni Roma kurmuştur. Bütün akrabalarını, oğullarını ve en son karısını da öldürür iktidar uğruna. Avrupalılar neden bu günü kutluyor peki? Çünkü Hıristiyanlık o zaman bir Anadolu diniydi. Anadolu’da yayılmış, büyümüştü. Avrupa topraklarında, Roma’da Hıristiyanları öldürüyorlardı. Konstantin İstanbul’u kurmasa Hıristiyanlık Anadolu’dan Avrupa’ya geçemeyecekti, Anadolulu kalacaktı. Güneşe tapan Konstantin Hıristiyanlığı Avrupa’ya taşıyor ve ölmeden onu resmî din kabul ediyor. Ondan önce ünlü İzmit Konseyi’ni toplayan da Konstantin. Ölünce de, yaptırdığı “Yedi Havariler” kilisesine gömülüyor. Fatih Camii de bugün onun üstünde yükseliyor.
Kısacası İstanbul olmasa Avrupa pagan kalacaktı. İstanbul köprüsü üstünden Hıristiyan oldular. Fatih olmasa yine darbe yiyeceklerdi. Fatih bütün dinlere ve mabetlere saygı göstererek Hıristiyanlığın Anadolu topraklarından sürülmesini engelledi.
Avrupalılar İstanbul’un kuruluşunu kutladıkları kadar, bizim onu almamızı da kutlamalılar aslında.
İstanbul ‘2010 kültür başkenti’ seçildi. 2008’de Frankfurt Kitap Fuarı’nın ilk kez konuğu olacak. Bu büyük fırsatı bu sene yapılacak Türkiye standı, çalışmaları ve tanıtımı çok etkileyecek. Aslında buna 2010’a kadar sürecek bir proje olarak bakmak gerekir. Umarım Kültür Bakanlığı vizyonu 2007-2010 aralığını dünyada ve Avrupa’da Türkiye için bir lobi, tanıtım atağı olarak değerlendirecek yapıdadır.
Böyle fırsatlar her gün ülkenin eline geçmez. Fırsat olmasının anlamı da kimsenin göremediğini görme ve değerlendirme becerisidir.
Türkiye’nin sadece döner kebapla 40 yıl tanınmasına izin vermek kültürümüze ve milletimize hakarettir. Bin yıllık Türk kültürünü, günümüze kadar içimize aldığımız ve Anadolu’da birlikte yaşadığımız kültürleri, yaptığımız sentezi göstermeliyiz. Sanat, kültür ve estetik ürünlerle Türkiye’yi tanıtmayı, anlatmayı öne çıkarmalıyız. Büyük devlet olmanın anlamı budur.
Şifa niyetine
Türkiye kendi bitkisel halk ilaçlarına uzun süre “öcü” muamelesi yaptı. Kendine yabancılaşmış ve yabancılaşması için baskı gören birçok konudan biri bitkisel tedavi geleneklerimiz. Çok şükür bu konuda son yıllarda duyarlı bilim adamlarımızın ilgisi arttı. Prof. Ertan Tuzlacı da “Şifa Niyetine” kitabını Alfa’dan çıkardı. Çok şık ve renkli 275 bitki fotoğrafıyla kitap doyurucu. Bodrum doğumlu yazar ilk kitaplarını da Bodrum’un çiçekleri ve bitkileri üzerine çıkarmış... Yöresel floristik çalışmalarla yöresel bitkilerin kullanışlarını da derleyerek antropolojik bir çalışmaya önayak olmuş. Etnobotanik gibi Türkiye’de bilinmeyen bir alanda ürün veren Tuzlacı, kültürel değerlerimizi kurtarmış. Yerel kültürlerin gelecek nesillere hediyesi olan bu değerli mirası, kitapla-dünya mirasına da hediye etmiş yazar. Türkiye’nin bin yıllık otacı geleneğinden süzülüp gelen şifalı bitkiler ve tedavi yöntemleri özgün bir başvuru kaynağı. Maalesef bu konuda çok geç başlayan derleme çalışmaları nedeniyle birçok bilgi ve malzemeyi kaybetmiş bulunuyoruz. Herkes ‘Annem ya da anneannem daha iyi bilirdi; ama öldü.’ der size. Bitkilerin kullanımındaki sakınca ve uyarıları da içeren kitap ilgiye değer bir çalışma.
Konfüçyüs diyor ki: “Yaşamak için ekmek satın aldım/Yaşama nedenine sahip olmak içinse çiçekler devşirdim.”