sümer
11-07-06, 10:00
Halk şiirinde Tanrı'nın güleç yüzü
Türkiye'de laikliğin yerleşmesini ve gelişmesini sağlayan unsurlardan birisi, Anadolu insanının çoğu zaman din kurumuna 'dünyevi' bir yaklaşım içinde olmasıdır. Bunu halk şiirinde açıkça görebiliriz. Yobazlara kızan, Tanrı'yla 'senli benli' olabilen bir halk edebiyatımız var. Divan şairlerinin cesaret edemeyeceği sözleri sıradan bir deyişmiş gibi söyleyiverirler.
Örneğin Kul Nesimi'nin ünlü şiirini alalım:
"Kâh giderim medreseye ders okurum hak için/
Kâh giderim meyhaneye dem çekerim kime ne?
Sofular haram demişler bu aşkın şarabına/
Ben doldurur ben içerim şarap benim kime ne?/
Ben melâmet hırkasını kendim giydim eynime/
Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne?
Sofular secde eder mescidin mihrabına/
Yar eşiği secdegâhım yüz sürerim kime ne?/
Kâh çıkarım gökyüzüne hükmederim Kaf-be-Kaf/
Kâh inerim yeryüzüne yâr severim kime ne?/
Kelp rakip diyormuş güzel sevmek çok günah/
Ben severim sevdiğimi günah benim, kime ne?"
IV. Murat döneminde yaşayan Kul Nesimi 'kime ne' derken, 1300'lü yıllarda yaşamış olan Kaygusuz Abdal, Tanrı'ya 'sana ne' diyebiliyor:
"Âdemi balçıktan yoğurdun yaptın/
Yapıp da neylersin bundan sana ne/
Halk ettin insanı cihana saldın/
Salıp da neylersin bundan sana ne?/
Bakkal mısın terazuyu n'eylersin/
İşin gücün yoktur gönül eylersin/
Kulun günahını tartıp n'eylersin/
Geçiver suçundan bundan sana ne?/
Katran kazanını döküver gitsin/
Mü'min olan kullar didara yetsin/
Emret yılana tamuyu yutsun/
Söndürsün tamuyu bundan sana ne?/
Kaygusuz Abdal'ım sözümüz budur/
Her nerde çağırsam Hak orda hazır/
Hep duzaha bastırırsın kim ne der/
Yakma kullarını bundan sana ne?"
Halk edebiyatında bunlara benzer şiir çoktur.
Hele Azmi Baba'nın
"Yeri göğü insü cinni yarattın/
Sen ey mimar başı eyvancı mısın"
diye başlayan bir şiiri var ki, günümüzde yazılsa Azmi Baba'nın başı derde girerdi.
Bu halk şiirlerinde Tanrı'ya inançsızlık veya saygısızlık yoktur. Tam tersine, Tanrı'ya duyulan derin bir sevgi ve saygı vardır. Örneğin Azmi Baba şiirini şöyle bitirir:
"Bilirsin ben kulum sen sultanımsın/
Kalpte zikrim, dilde tercümanımsın/
Sen benim canımda can mihmanımsın/
Gönlümün yârisin, yabancı mısın?"
Bu şiirlerde Tanrı'nın sevecen ve güler yüzünü, mizahın da katkısıyla yansıtmaya çalışmıştır halk ozanları.
Tanrı'yı korkunç ve intikamcı bir güç olarak gösteren yobazları her fırsatta yerden yere vurarak.
Bu şiirleri günümüzde yazsalardı, hele de Arabistan, İran gibi ülkelerde başlarına neler gelirdi desiniz?
Türker Alkan
Radikal Gazetesi
25/06/2006
Türkiye'de laikliğin yerleşmesini ve gelişmesini sağlayan unsurlardan birisi, Anadolu insanının çoğu zaman din kurumuna 'dünyevi' bir yaklaşım içinde olmasıdır. Bunu halk şiirinde açıkça görebiliriz. Yobazlara kızan, Tanrı'yla 'senli benli' olabilen bir halk edebiyatımız var. Divan şairlerinin cesaret edemeyeceği sözleri sıradan bir deyişmiş gibi söyleyiverirler.
Örneğin Kul Nesimi'nin ünlü şiirini alalım:
"Kâh giderim medreseye ders okurum hak için/
Kâh giderim meyhaneye dem çekerim kime ne?
Sofular haram demişler bu aşkın şarabına/
Ben doldurur ben içerim şarap benim kime ne?/
Ben melâmet hırkasını kendim giydim eynime/
Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne?
Sofular secde eder mescidin mihrabına/
Yar eşiği secdegâhım yüz sürerim kime ne?/
Kâh çıkarım gökyüzüne hükmederim Kaf-be-Kaf/
Kâh inerim yeryüzüne yâr severim kime ne?/
Kelp rakip diyormuş güzel sevmek çok günah/
Ben severim sevdiğimi günah benim, kime ne?"
IV. Murat döneminde yaşayan Kul Nesimi 'kime ne' derken, 1300'lü yıllarda yaşamış olan Kaygusuz Abdal, Tanrı'ya 'sana ne' diyebiliyor:
"Âdemi balçıktan yoğurdun yaptın/
Yapıp da neylersin bundan sana ne/
Halk ettin insanı cihana saldın/
Salıp da neylersin bundan sana ne?/
Bakkal mısın terazuyu n'eylersin/
İşin gücün yoktur gönül eylersin/
Kulun günahını tartıp n'eylersin/
Geçiver suçundan bundan sana ne?/
Katran kazanını döküver gitsin/
Mü'min olan kullar didara yetsin/
Emret yılana tamuyu yutsun/
Söndürsün tamuyu bundan sana ne?/
Kaygusuz Abdal'ım sözümüz budur/
Her nerde çağırsam Hak orda hazır/
Hep duzaha bastırırsın kim ne der/
Yakma kullarını bundan sana ne?"
Halk edebiyatında bunlara benzer şiir çoktur.
Hele Azmi Baba'nın
"Yeri göğü insü cinni yarattın/
Sen ey mimar başı eyvancı mısın"
diye başlayan bir şiiri var ki, günümüzde yazılsa Azmi Baba'nın başı derde girerdi.
Bu halk şiirlerinde Tanrı'ya inançsızlık veya saygısızlık yoktur. Tam tersine, Tanrı'ya duyulan derin bir sevgi ve saygı vardır. Örneğin Azmi Baba şiirini şöyle bitirir:
"Bilirsin ben kulum sen sultanımsın/
Kalpte zikrim, dilde tercümanımsın/
Sen benim canımda can mihmanımsın/
Gönlümün yârisin, yabancı mısın?"
Bu şiirlerde Tanrı'nın sevecen ve güler yüzünü, mizahın da katkısıyla yansıtmaya çalışmıştır halk ozanları.
Tanrı'yı korkunç ve intikamcı bir güç olarak gösteren yobazları her fırsatta yerden yere vurarak.
Bu şiirleri günümüzde yazsalardı, hele de Arabistan, İran gibi ülkelerde başlarına neler gelirdi desiniz?
Türker Alkan
Radikal Gazetesi
25/06/2006