Eylül
14-06-06, 13:12
Ataol BEHRAMOĞLU
Çatalca'da doğdu. İlk öğrenimini Kars ve Çankırı'da; lise öğrenimini Çankırı'da tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Dört yıl (1970-74) İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği'nde yaşadı, öğrenimini sürdürdü. İsmet Özel'le Halkın Dostları, Nihat Behram'la Militan dergilerini çıkarıp yönetti. Şehir tiyatrolarında dramaturgluk (1974-1980), kısa bir süre Adam yayınevinde danışmanlık yaptı. 1982 yılında Barış Derneği Davası nedeniyle on ay tutuklu kaldı. 1984 yılında gittiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi'ne bağlı Centre de Poetique Comparee bölümünde Türk ve Dünya Şiiri üstüne seminerler izledi, çalışmalar yaptı. 1986 Aralık ayında Paris'te A.Behrampğlu yönetiminde Anka adını taşıyan Fransızca ve bir Türk Yazın ve Sanat Dergisi yayınlamaya başladı.
ŞİİR KİTAPLARI
Bir Ermeni General (1965)
Bir Gün Mutlaka (1970)
Yolculuk Özlem Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974)
Ne Yağmur...Ne Şiirler (1976)
( Yeni bir basımı 1981 yılında koğuşturmaya uğrayan ve yazarın bir süre gözaltında kalmasına yol açan kitap beraat ederek yeniden yayınlandı)
Kuşatmada (1978)
Mustafa Suphi Destanı (1979)
Dörtlükler (1980)
İyi Bir Yurttaş Aranıyor (1983)
Eski Nisan (1987)
Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum (1985)
Kızıma Mektuplar (1985)
Tüm şiirlerine Asya Afrika Yazarlar Birliği Lotus 1981 Edebiyat Ödülü verilen A. Behramoğlu'nun toplu şiirlerinden bir seçmeler, Şiirler 1959-1982 adıyla 1983 yılında yayınlandı. Bu kitap 1987'de beşinci basımını yaptı. 1991'de toplu şiirlerinin ilk iki cildi Bir Gün Mutlaka ve Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var başlıklarıyla yayınladı. Şiir üstüne yazılarını Yaşayan Bir Şiir (1986), sanat-edebiyat kuramı üstüne yazılarını Mekanik Gözyaşları (1991) başlıklı kitaplarda topladı. Çeşitli dillerden yaptığı çeviri şiirlerini Kardeş Türküleri (1986) adıyla yayınlayan Behramoğlu'nun özellikle Rus yazınından şiir ve anlatı alanında kitaplaşmış, çok sayıda çevirisi vardır.
“Bazı şiirler birden geliyor. Yoğun bir yaşantı birikimi sonucunda, neredeyse fışkırıyor. Böyle durumlar için, şiiri ‘hazırlamak’ sözü anlamsız kalıyor. Çünkü şiir hazırlanmış olarak geliyor zaten. Yaşamaların, okumaların, düşünmelerin, söz konusu şiirle doğrudan ilgisi olmayan çeşitli biçim denemelerinin, bilinçli ya da bilinçaltı birçok süreçlerin sonunda. ‘Bir Gün Mutlaka’ , ‘Kör Bir’ , ’Yeniden Hüzünle’ , ’Sana Seslenmek İçin’ , ‘Beyaz İpek Gibi Yağdı kar’ , ‘Ne Yağmur… Ne Şiirler...’ vb. Genellikle uzun ve en çok sevdiğim şiirlerim bu türden şiirlerdir. (…) Neredeyse organik bir patlama sonucunda ortaya çıkan bu türden şiirler üzerinde sonradan değişikler yapmak da güç. O şiiri oluşturan duygunun ‘organikliği’, ‘kendiliğindenliği’ zedelenecekmiş gibi oluyor çünkü.”
Ataol Behramoğlu (1981)
"Düşüncenin, tasarının ağır bastığı şiiri, 'epik şiir' diye adlandırabileceğimizi sanırım. Burada ağır basan şey, şairin aklı, ya da aklıyla kavradığı, bir nesne olarak görebildiği 'duygusu'dur. Bu türden şiirlerde de 'lirizm' özellikleri bulunabilir. Fakat o aklın güdümündedir. Çünkü ağır basan öğe, akıldır, tanımlanmış, tasarlanmış olan şeylerdir. 'Mustafa Suphi Destanı' ve 'İyi Yurttaş Aranıyor' u oluşturan şiirler, bu türden şiirlerdir. Böyle bir çalışmada şiirin biçimi üzerinde sonsuzca değişiklikler yapma olanağı vardır."
Ataol Behramoğlu (1981)
"Türkiye gibi büyük, köklü bir geleneği , şiir kitaplarının az tirajlarda basılıp satılması, şairler için övünç kaynağı olmamalıdır. Şiir okurunun, şiirde felsefi anlamda bir bilgiden, ses ve söz oyunlarından çok daha fazla, yalın, içten sözlere gereksinimi olduğunu kavramalıyız. Burada şairin insan olarak kişiliği de önem taşıyor. Bir insan ve yurttaş olarak, çağın, toplumun bütün duygularını derinliğine tanımak ve yaşamak. Her anlamda yaşanan dönemin bir parçası olabilmek. Ancak böylece onun tanığı ve sözcüsü olunabilir diye düşünüyorum."
Ataol Behramoğlu (1982)
BU DERT BENİ ADAM EDER
Gece gündüz dolaşırım tenhalarda menhalarda
Benim annem güzel anem beni koyver
Sağ yanımda bir sızı var, sol yanımda yandım aman altıpatlar
Bu dert beni verem eder
Eğri büğrü bakar oldum boyunbağı takar oldum şaşkın oldum
sakar oldum
İkide bir yüreğimi dağa taşa diker oldum
Şunca yıl karanlıkta göz kırpmaktan bıkar oldum
Benim annem şeker annem gençlik elden gitti gider
Dama çıktım damdan düştüm kılıç kestim esrar içtim
Şahin oldum keloğlanın külahını kaptım kaçtım
Yâre ağlar güler uçtum yarı yolda yorgun düştüm
Benim annem kadın annem bu nasıl iş bana deyver
Gece gündüz düşünürüm tenhalarda menhalarda
Aman annem güzel anem beni koyver
Sağ yanımda bir sızı var, sol yanımda dağlar duman altıpatlar
Bu dert beni adam eder.
1963 Ataol BEHRAMOĞLU
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU
Çatalca'da doğdu. İlk öğrenimini Kars ve Çankırı'da; lise öğrenimini Çankırı'da tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Dört yıl (1970-74) İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği'nde yaşadı, öğrenimini sürdürdü. İsmet Özel'le Halkın Dostları, Nihat Behram'la Militan dergilerini çıkarıp yönetti. Şehir tiyatrolarında dramaturgluk (1974-1980), kısa bir süre Adam yayınevinde danışmanlık yaptı. 1982 yılında Barış Derneği Davası nedeniyle on ay tutuklu kaldı. 1984 yılında gittiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi'ne bağlı Centre de Poetique Comparee bölümünde Türk ve Dünya Şiiri üstüne seminerler izledi, çalışmalar yaptı. 1986 Aralık ayında Paris'te A.Behrampğlu yönetiminde Anka adını taşıyan Fransızca ve bir Türk Yazın ve Sanat Dergisi yayınlamaya başladı.
ŞİİR KİTAPLARI
Bir Ermeni General (1965)
Bir Gün Mutlaka (1970)
Yolculuk Özlem Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974)
Ne Yağmur...Ne Şiirler (1976)
( Yeni bir basımı 1981 yılında koğuşturmaya uğrayan ve yazarın bir süre gözaltında kalmasına yol açan kitap beraat ederek yeniden yayınlandı)
Kuşatmada (1978)
Mustafa Suphi Destanı (1979)
Dörtlükler (1980)
İyi Bir Yurttaş Aranıyor (1983)
Eski Nisan (1987)
Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum (1985)
Kızıma Mektuplar (1985)
Tüm şiirlerine Asya Afrika Yazarlar Birliği Lotus 1981 Edebiyat Ödülü verilen A. Behramoğlu'nun toplu şiirlerinden bir seçmeler, Şiirler 1959-1982 adıyla 1983 yılında yayınlandı. Bu kitap 1987'de beşinci basımını yaptı. 1991'de toplu şiirlerinin ilk iki cildi Bir Gün Mutlaka ve Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var başlıklarıyla yayınladı. Şiir üstüne yazılarını Yaşayan Bir Şiir (1986), sanat-edebiyat kuramı üstüne yazılarını Mekanik Gözyaşları (1991) başlıklı kitaplarda topladı. Çeşitli dillerden yaptığı çeviri şiirlerini Kardeş Türküleri (1986) adıyla yayınlayan Behramoğlu'nun özellikle Rus yazınından şiir ve anlatı alanında kitaplaşmış, çok sayıda çevirisi vardır.
“Bazı şiirler birden geliyor. Yoğun bir yaşantı birikimi sonucunda, neredeyse fışkırıyor. Böyle durumlar için, şiiri ‘hazırlamak’ sözü anlamsız kalıyor. Çünkü şiir hazırlanmış olarak geliyor zaten. Yaşamaların, okumaların, düşünmelerin, söz konusu şiirle doğrudan ilgisi olmayan çeşitli biçim denemelerinin, bilinçli ya da bilinçaltı birçok süreçlerin sonunda. ‘Bir Gün Mutlaka’ , ‘Kör Bir’ , ’Yeniden Hüzünle’ , ’Sana Seslenmek İçin’ , ‘Beyaz İpek Gibi Yağdı kar’ , ‘Ne Yağmur… Ne Şiirler...’ vb. Genellikle uzun ve en çok sevdiğim şiirlerim bu türden şiirlerdir. (…) Neredeyse organik bir patlama sonucunda ortaya çıkan bu türden şiirler üzerinde sonradan değişikler yapmak da güç. O şiiri oluşturan duygunun ‘organikliği’, ‘kendiliğindenliği’ zedelenecekmiş gibi oluyor çünkü.”
Ataol Behramoğlu (1981)
"Düşüncenin, tasarının ağır bastığı şiiri, 'epik şiir' diye adlandırabileceğimizi sanırım. Burada ağır basan şey, şairin aklı, ya da aklıyla kavradığı, bir nesne olarak görebildiği 'duygusu'dur. Bu türden şiirlerde de 'lirizm' özellikleri bulunabilir. Fakat o aklın güdümündedir. Çünkü ağır basan öğe, akıldır, tanımlanmış, tasarlanmış olan şeylerdir. 'Mustafa Suphi Destanı' ve 'İyi Yurttaş Aranıyor' u oluşturan şiirler, bu türden şiirlerdir. Böyle bir çalışmada şiirin biçimi üzerinde sonsuzca değişiklikler yapma olanağı vardır."
Ataol Behramoğlu (1981)
"Türkiye gibi büyük, köklü bir geleneği , şiir kitaplarının az tirajlarda basılıp satılması, şairler için övünç kaynağı olmamalıdır. Şiir okurunun, şiirde felsefi anlamda bir bilgiden, ses ve söz oyunlarından çok daha fazla, yalın, içten sözlere gereksinimi olduğunu kavramalıyız. Burada şairin insan olarak kişiliği de önem taşıyor. Bir insan ve yurttaş olarak, çağın, toplumun bütün duygularını derinliğine tanımak ve yaşamak. Her anlamda yaşanan dönemin bir parçası olabilmek. Ancak böylece onun tanığı ve sözcüsü olunabilir diye düşünüyorum."
Ataol Behramoğlu (1982)
BU DERT BENİ ADAM EDER
Gece gündüz dolaşırım tenhalarda menhalarda
Benim annem güzel anem beni koyver
Sağ yanımda bir sızı var, sol yanımda yandım aman altıpatlar
Bu dert beni verem eder
Eğri büğrü bakar oldum boyunbağı takar oldum şaşkın oldum
sakar oldum
İkide bir yüreğimi dağa taşa diker oldum
Şunca yıl karanlıkta göz kırpmaktan bıkar oldum
Benim annem şeker annem gençlik elden gitti gider
Dama çıktım damdan düştüm kılıç kestim esrar içtim
Şahin oldum keloğlanın külahını kaptım kaçtım
Yâre ağlar güler uçtum yarı yolda yorgun düştüm
Benim annem kadın annem bu nasıl iş bana deyver
Gece gündüz düşünürüm tenhalarda menhalarda
Aman annem güzel anem beni koyver
Sağ yanımda bir sızı var, sol yanımda dağlar duman altıpatlar
Bu dert beni adam eder.
1963 Ataol BEHRAMOĞLU
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU