|CaRP3'Diem|
20-04-06, 03:05
baya uzun ve güsel bi yazı.. okursanız ne ala.. kolay gelsin...
Bitmeyen Masal
İsrail, Filistin'de kan kusuyor, herkes susu*yor. Bir avuç halk, yapayalnız. Sokak sokak, ev ev katlediliyor. Kameramanları, gazetecileri da*hi öldürüyorlar. Delikanlı görünen herkes top*lama kamplarında. Vahşeti Bosna'da olduğu gibi, seyrediyoruz. Nazi ve Hitler'in ruhundan İsrail diye bir devlet inşa ettiler, başına domuz Şaron'u koydular, çölü kanla yıkıyorlar. Gad*darlık, zalimlik, acımasızlık, Hitler'den öğren*diler, Nazilerden ne gördülerse aynen uygulu*yorlar. Silahsız, savunmasız, çaresiz insanlara Hitler ne yaptıysa, fazlasıyla, bir halkın bur*nundan fitil fitil getiriyorlar. Filistinli anneleri her gün zırıl zırıl ağlatıyorlar. Saplantılı, hasta*lıklı bir manyak: Şaron!
Filistinli öldürmek, artık İsrail'in folkloru ol*muş. İsrail askerleri, 10 yaşında çocukların ka*ranlıkta burun buruna geldiği çelik suratlı fare*ler! Filistinli kanı içerek yaşayan vampirler, korku ve dehşet siyasetinin adı: Şaron! Bir ba*kın Filistinlilere, hepsi yaşayan ölüler! Hitler ve Nazilere aşık bir halk: İsrail. Nazi subayları, gestapoların şıp demiş burnundan düşmüş. Üs*telik Hitler yalnızdı, İsrail'in arkasında ABD, Avrupa, dünya basını var. Şaron da Hitler gibi rüya görüyor. Bir sabah kalktığında Filistin ol*mayacak. Bir sabah kalktığında evrende yahudiden başka kimsecikler kalmayacak. Zaten ko*ca evrende, yabancısı, turisti olmayan, yüzde yüzü Yahudi tek devlet: İsrail. Bir tek kişiye ta*hammülleri yok. Tank, bomba, misilleme, kan, işte korkunç Şaron! İsrail devlet değil, hala kan labaratuvarı. Yüzde yüz Yahudilik üreten laboratuar. Tarih, İsrail'den daha faşist, daha ırkçı bir devleti tanımadı. Hitler dediğin beş sene gürle*di, patladı, İsrail elli yıldır kan kusturuyor. İsra*il'in vahşet rekoruna bir de Miloseviç, Hitler sa*hip! Dünya basınını, ajansları bağlamışlar. Her*kes görmedim, duymadım diyor. Düşman bil*dikleri gazeteci, yazan, hemen yok edebiliyorlar!
Şaron, bütün dünya bize düşman gibi büyük bir halüsinasyona tüm halkını inandırdı. Oysa ne Türk ne de Arap topraklarında tarih boyu tek bir yahudinin burnu kanamadı. Tek bir ya*hudi öldürülmedi. Avrupa'nın göbeğinde öl*dürüldüler, Filistin, elli yıldır muhacir bir halk, dört milyon Filistinlinin ikamet edeceği bir yer hala yok! İsrail hepsini öldüre öldüre bitir*meyi düşünüyor.
1917'de Osmanlı Kudüs'ün anahtarlarını İngilizler'e teslim ettiği günden beri, bir tek gün huzur koymadılar. Bütün tarihçiler ittifak*la 1917'ye kadar orada nasıl bir siyaset vardı, şimdi hiç kimse geriye dönüp bunu öğrenmi*yor, bunu beceremiyor, diyor. Müslümanları da kendileri gibi halüsinasyon manyağı yaptı*lar. Bu halüsinasyonculara Yalçın Küçük de ka*tıldı, son üç kitabının konusu, dünyayı yöneten yahudiler! Aslında, her deliğin, her kapının ar*kasında onlar var düşüncesi çok işlerine geli*yor. Böylelikle, gerçeğinden daha büyük hayali bir güç olarak düşman gözünü korkutup sindi*riyorlar. Birazcık derine inince bu halüsinasyonlara herkes inanır gibi oluyor, diyelim, Dünya Bankası'nın bütün başkanları, mason, istisna yok. Bütün büyük haber ajanslarının ba*şında onlar, istisna yok!
Türk devletiyle yaptıkları siyasi antlaşmalara, Güneri Civaoğlu gibi kafaladıkları gazeteci*lere fazla güveniyorlar! Dünyanın hiçbir yerin*de dobra dobra ekrana, tartışmaya kendileri çıkmaz, her yerde, piyonları sürerler! Türki*ye'de basını susturdular, devleti susturdular, ama dünyanın hiçbir yerinde gençleri susturamıyorlar. Dünyanın neresinden olursa olsun İsrail'i tanıyan gençler kalkıp İsrail'e karşı sa*vaşmak istiyor: Alın işte El Kaide örgütü. Ebediyen insan öldürerek yaşayan İsrail'e karşı sa*vaşarak ölmeye yemin etmişler.
İki bin yıl önce iç savaşlardan, kardeş kanın*dan yurdunu terk etti, iki bin yıl sonra tekrar döndü, yine kaldığı yerden iç savaşlar, yine kan! İsrail devlet olmayı bilmiyor. Adam gibi bir gün yaşamayı bilmiyor. Dünyada eşi benze*ri olmayan bir bela, alikıran baş kesen! Elli yıl*dır döktüğü kan yetmedi, zorbalıkla topraklan işgal etti, cellatlıklarından hiç özür dilemedi, işgal ettiği topraklardan bir adım geriye dön*medi!
Bir yazar, bir sanatçı yahudi yanlısıysa iki günde tüm dünyada şöhret edip güç sağladılar, yüzlerce bilim adamı yetiştirdiler, ne oldu, bü*tün bu zekaları toplayın, işte: Şaron! Dinleri*nin, ırklarının, bilimlerinin, şöhretlerinin öze*ti, işte: Şaron! Yüksek zekaları, büyük tarihleri, toplayın, işte: Şaron! Hitler'in vahşetine yüz bin film çekip tüm dünya sinemalarını satın alıp kendilerini acındırmak için oynattılar, elli yıl*dır Filistin'e dair tek bir filmi vizyona sürmedi*ler. Canavarlıklarını dünyaya hakim şebekeleriyle gizliyorlar. İsrail'in döktüğü kanı görmez*den gelmeyen, ya Saddam gibi, ya da Ladin gi*bi olur! İsrail zulmünü anlatan yazarları, sanat*çıları öldürür, yok ederler!
Filistin'i ceset müzesine çevirdiler! Topraksız, devletsiz, silahsız, sınırsız, sahipsiz bir halk elli yıldır saldırıp, zalim öykülerle acı çektiriyorlar. Arafat'ın tüm silah arkadaşlarını öldürdüler. İsrail'e yerleştikleri günden beri "öç" peşindeler. Öç almak için herşeyi kullanıyor, her yerde karışıklık, kaos çıkartıyorlar. Her devletin içinde, her millet içinde öç almak için değerler düzenini, ahlakı, hukuku, erdemi alt üst ediyorlar. Her yeri karıştırmak, her şeye çomak sokmaya siyaset diyorlar, işte ne güzel bir devletiniz var, barış içinde oturun, yok, tüm evrene ıstırap çektirmeye yemin etmişler. Dünyada yahudilerden başka şeyler de var, göller, çiçekler, ama biz hergün İsrail’in tank, top sesleriyle uyanıyoruz!
Girdikleri, çıktıkları her ülkede kaos yaratıyorlar. Koskoca bu Kosmos'da tek bir mutlu gün düşünmezler! Bir tek gün huzur istemezler. İşte arkanıza ABD'yi, Avrupa'yı, dünya basınını almış koca bir devletiniz var; barışı düşünmezler. İsrail’i insanoğlundan öç almak için kurmuşlar. Bütün dünyadan öç, bütün ta*rihten öç...
Bahar geldi kardeşim, iki gün durun, bir gün huzur verin. Dünyanın tapusu cebinizde gibi davranmayın. Karşınızdaki her insanı ki*ne, nefrete zorluyorsunuz. Sonunda on yaşın*daki çocuklar dahi intihar komandosu olarak bedenini parçalıyor. Sizin suratınızı, vahşetini*zi gören herkes intihar komandosu oluyor!
İşte başardınız, Türkiye Devleti'ni kafalayıp, vahşetiniz karşısında susturmayı becerdiniz. Susmak, görmemek, size yeter mi? Şimdi, Irak*'a karşı savaşa zorluyorsunuz. Irak'a girmezsek, üsleri, sınırlarımızı babanızın malı gibi kullanacaksınız, işte başardınız, kullanıyorsunuz, Irak'ı yok etsek, yetecek mi, sıra İran'a gelecek, İran'ı yok etseniz, bitecek mi, sıra Pakistan'a ge*lecek, sizi doyurmak, durdurmak mümkün mü?
İşte Türkiye sınırlarını veriyor size. Bush hergün Türkiye'yi övüyor: "...laik Türk devle*ti.." diyor, “... bölgenin tek laik devleti.." diyor.Yani, Türkiye'yi öven yok, herkes laikliği*mizi övüyor. Laik de*nilince Araplar'a kar*şı oluyoruz. Bush bi*ze laik deyip övdük*çe, ne güzel paralar gelecek diye seviniyoruz, İsrail’in yanına konuluyoruz. Bu sinsi siyaset gözlerimizin önünde pazarlanıyor.
Laiklik, ABD'nin köpekliği mi demek, laiklik, İsrail'in yanında olmak mı demek, laiklik, Filis*tinlilerin öldürülmelerine susmak mı demek. Laiklik, hiç işimiz gücümüz yokken Arap top*raklarına saldırmak mı demek..
Nasıl büyülü gücü olan bir kelime laiklik, bu bir kelimeyle koskoca bir ülkenin ordusunu, milletini tavlamış, kafakola getirmiş oluyorlar, bir tek kelimeyle koca bir Türkiye halkını boğazlattırmaya çalışıyorlar!
Türkiye'ye laiklik Mustafa Kemal'le değil, Mustafa Kemal'den yüz yıl önce, İstanbul so*kaklarında otuzbin yeniçeriyi öldüren modern Türk ordusuyla geldi, ne ABD vardı dünyada, ne İsrail!
Gençler bilmez, İsrail ve ABD'nin son elli yılda, Ortadoğu topraklarında iki büyük siyase*ti oldu. Önceleri, marksist örgütleri darmada*ğınık etmek için tüm bu ülkelerde komünistler Allahsız, dinsizdir, yaygarasıyla propaganda ya*pıp, örgütlerin halkla ilişkisini kesti, Allah din konusunda pek hassas bu topraklarda sonunda tek bir solcu bırakmadılar. Komünistleri temiz*lemek için İslamcılar'a gaz verdiler, doldurdu*lar, silah verdiler, yanlarına aldılar, okşadılar. Sonunda İsrail ve ABD'nin fişfışiyle İslamcı ör*gütler büyüdü. Komünistler yokolmuş, İslamcı siyasetlerle de Ortadoğu'ya, Asya'ya yayılıyor*lardı, ki, İslamcı ideolojiler tahminlerinin üs*tünde büyüyüp kontrolden çıktılar... Bu sefer İslam cilan alaşağı etmek için "laikliği" devreye soktular. Laik olmayanlar insan olamaz, millet olamaz, hakları olamaz, deyip, Taliban ve Hizbullah gibi örgütleri çatışma alanına sürdüler! Yine Türk ordusu, İstanbul sokaklarında otuz*bin yeniçeri öldürdükten tam yüz seksen yıl sonra, 28 Şubat'ta, yeniçerilik taslayan, içine Hizbullah girmiş, Türk polisinin silahlarını alı*verdi!
Oysa israil devleti, hayatında hiç laik olma*dı. Tek bir yabancı dinden insanı barındırmaz, tüm tarih içinde laikliğe en uzak ülke israil! Dinleri: Anayasaları. Bizim ülkemize gelince la*ikliği övüyorlar!
Laikliği yeni tanıyormuşuz gibi, laik değilmi*şiz gibi. islamcı ideolojileri gazladılar, devletle halkı savaş haline soktular, İslamcılığı onlar icad etti, alevilere, iran'a, Araplar'a, hiçbir ne*den, hiçbir sebep yokken savaş haline soktular. Bunu yapan, İsrail, ABD!
Ve sonunda bizi ençok laik yaptıkları, laikliğin şampiyonu ilan edildiğimiz bugünlerde, Türkiye'yi, ABD'nin, İsrail'in mandası yaptılar. Laiklik, bağımsızlığımızın elimizden alınması şeklinde geliştiriliyor, usul usul. Türkiye ba*ğımsızdır, diyen kalmadı, medyası, partisi, ya*zan, bağımsızlık denilince artık kahkahalar atarak gülecek, dalga geçecek hale geldi!
Türkiye'nin önü açık, umudu boldur, siyasi görüşüm, Türkiye'yi Türk ordusu değil, Türki*ye halkı yönetmelidir, tarihiyle barışık, cumhu*riyet terbiyesiyle büyümüş, bağımsızlık ruhuna işlemiş, hassas ve çalışkan bu halkın çocukları ülke idaresini ele geçirmelidir! Bugünkü eği*tim ve medya yapısıyla imkansız bu. Ancak, ül*kemizde küçük görünen büyük devrimler olu*yor. Mesela: YİBO'lar, Yatılı İlköğretim Bölge Okulları. Köylü çocukları, yedi yaşında yatılı okula başlıyor. Bu aklımın alacağı şey değil. Ye*di yaşında çocuk, üst baş giymeyi bilmez, ye*mek yemeyi bilmez, çişini tutmayı bilmez, nasıl yatılı okur bu ana kuzuları? iyi birşey mi, kötü mü, bilemiyorum. Ama inanılmaz bir devrim.
Akşam Kur'an, sabah Kur'an, köpeğin kızı olsun bu evde duran, deyip, Kur'an kursların*dan bıkan halk çocukları yarının ülkesini YİBO'larda kuruyor. Bu minik çocuklar ülkenin kaderini değiştirecek. Hala çocuklara gizli gizli Adnan Hoca kitapları dağıtan hocaların önü yavaş yavaş kesilecek. Bu minik yavrulara uza*nan ideolojilerin önü kesilecek! Ve başka bir Türkiye başlayacak yolculuğa. Düşünün, boz*kırda, ağaçların, kırların içinde, bilgisayar, oyun sahaları, kütüphanesi olan onlarca eğitim kurumu Türkiye'yi sarmış durumda.
Kardeşlerim, yediğimiz soğan olsun, ama sardığımız civan olsun. Bu çocuklara sarılalım. Onların okullarına kitap gönderelim, ziyaret edelim. Yedi köyü bir eşeğe, yedi köyü bir şey*he bağlayan bu ideolojilerden, medyadan bu çocukları uzak tutalım. Yüzyıldır sorun eğitim*dir demiyor muyuz, o halde, oturup kalkıp bu YİBO'lara dua edelim! Bozkırdaki bu devrim
içimizi ısıtsın, umut versin!
Ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı'yla NTVde sa*bah röportajı yapılıyor, canlı yayın. İki yakışıklı gazeteci, Murat Yetkin biri, diğerini bilmiyo*rum. "Hocam 19. yüzyılda yobazlar çoktu değil mi?" benzeri, geyik bir soru sorunca, hoca si*nirlenir: "Yahu, Allahaşkına, iki tane kitap oku*maz mısınız?" diye canlı yayında yakışıklı bilmişlere fırça çekiyor! Öyle böyle bir rezillik de*ğil! Ülkelerini hiç tanımayan basit, naylon su*ratlı bu gençler, mankenlerle, ossuruk siyaset*çilerle konuştukları gibi, İlber Ortaylıyla ko*nuşacaklarını sanıyorlar! Hocanın fırçaları bit*miyor,. Sonunda: "Hocam, bu şartlarda canlı yayını yürütmek imkansız " deyip programı ka*patıyorlar. Türkiye, medya, bilim adamlanyla yazarla ilişkiyi bilmez! Bu cahil cühelayı direk*lere bağlayıp kontrol altında tutacağına ekran*lara salmışlar.
İlber Ortaylı'yı promosyon verdikleri İslam Ansiklopedisi reklamında kullanırlar. Hoca reklama çıkar, defalarca ve aylarca ekrandan kitabı tavsiye eder. Sonunda hocanın evine bir zarf içinde “yüz elli milyon" para gönderilir. Kö*peğe mama mı veriyorsunuz?.. Yedir beni, öve*yim seni düsturuyla bilim adamı, sanatçı olmuş bu zırvalar bir tarih profesörüne nasıl davrana*caklarını bilmiyorlar! Gerçek bir bilim adamına bunu yapanlar, bizi hergün AB'ye sokuyorlar, AB'ye girmekten yorulduk!
AB'ye karşı olmak manyaklık! AB, Fransız İhtilali, Rus ihtilali, İstanbul'un Fethi gibi dün*yayı değiştiren tüm büyük olaylar içinde tarihin kaydettiği en büyük siyasal dönemeç. Bu, dün*yayı topyekün değiştirecek en büyük kültürel andlaşma da olabilir. Bu, devleti, milleti, ırkı tarihten silecek inanılmaz bir büyük rüya proje olma şansı ve iddiası taşır. İsa'nın yeryüzüne tekrar inmesi gibi, kıtaların yer değiştirmesi gi*bi, paranın, bankanın, eğitimin, haklarının, andlaşmaların, aklınıza gelen her şeyin kökten de*ğişime uğrayacağı mucizevi bir proje!
Ancak biz, Kopenhag kriterlerini son üç ay*dır değil, iki yüzyıldır uyguluyoruz, dilimiz, di*nimiz, ırkımız devlet şeklimiz kılık kıyafetimiz, ruhumuz, henüz AB devletlerinin birçoğu ta*rihte yok iken, biz değişime tabi tutularak geli*yoruz.
Öyle uzak bir yerden geldik ki, AB devletle*rinin hiçbiri bizimle yarışamaz ve öyle bir yere geldik ki, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın ol*duk.
AB, on asırdır birbiriyle dalaşan Almanya, Fransa, İngiltere gibi üç büyük tarihi düşman ülkenin dümenini ele geçirdiği bir masal siya*seti! Bu masal kuruluyor! Birlik değil, cennet! Birlik, kendine güveni sağlayıp, sütunları sarsıl*maz hale gelinceye, yani ilk otuz yıl kumandayı kimseye devretmeye niyetli değil.
Bu kültür kolay oluşmadı, minare yaptırma*yan yerden bitmiş sanır, bu kültürün arkasında dört yüz yılın birikimi, yüzlerce marka var, bi*zim bir Ülker'imiz, bir Efes'imiz, bir de Galatasarayımız var, yüzlercesine ihtiyaç var. işte OYAK Türk ekonomisini ele geçirdi. Tek bir markası yok. On yıl sonra, Türkiye siyasetini or*du, Türk ekonomisini bütünüyle OYAK yöneti*yor olacak! Yani, Ali Ağanın danası gibi Avru*pa sokaklarında dolaşacağız!
Türkiye yirmi-otuz milyonluk ülke olsaydı, hiçbir sorun yaşanmayacaktı, bu koca değir*mende öğütülüp, emilebilirdi. Ülkemiz yetmiş milyon, üstelik, Kemalistler "fikirle" değil duy*guyla yaşıyor, ne konuşulsa, ne tartışılsa "iha*net" arıyorlar. Ayrıca, kontrol edilemez sınırlar dışında ülkeye girmek için kendini sınırlarda öldüren yetmiş milyondan fazla muhacir göçü bekliyor, Van'da zenci mahallesi bile kurulu*yor, AB'ye girdiğimizde, sınırlanınız dışında biriken muhacir sayısı 70 milyona fırlayabilir, hesaplar böyle!
Ülke nüfusuyla Almanya kadar Avrupa Par*lamentosunda söz sahibi olacağız, bu dayanıl*mazdır, bir ishalli dana bir sürüyü bok eder. Avrupa tarihinden aldığı bu büyük siyasi yetki*leri şimdi şimdi uyananlarla bölüşmez. Akşam yemeğinden sonra gelen misafire, ya bir soğan verirler, ya bir sopa! Ağaç ağaç içinde büyür.
Avrupa uygarlığı şu: Akıl var herşey var, akıl yok, hiçbir şey yok! Bizde ise bir sokma akıl var, bir Kemalistler 'e sokuyorlar tutmuyor, bir İs*lamcılara sokuyorlar, mekanizma dağılmış. An*cak, döşenmiş evi kim istemez, hepimizin ağzı*nın suyu akıyor. Hristiyan oldukları için değil, bıçak sapını kesmeyeceği için, kendi sorunları*nı hep yumuşak çözecek, bizlerden gelen so*runları ise abartacaklar!
Bir maymun bir kapıda kırk yıl oynamaz, biz, iki yüz yıldır aynı kapıda oynuyoruz. AB, si*yasi macerasının sonuçlarını, kuruluşunu, ne*ler getirip getirmeyeceğini kestiremediği için, dışardan gelecek belirsizliklerle dolu bir ülke*ye kesinlikle hayır diyecek. Onlar da bilmiyor henüz neler olduğunu, kesilmemiş karpuza ka*rar verilmez!
Bu şuna benzer, diyelim Rusya'yla ortaklı*ğa gidiyoruz, aradan Bangladeş fırlayıp, beni de alın, dese, bu yüz yirmi milyonluk ülkenin içler acısı halini görüp, hayır da diyemeyece*ğimiz için, bekle, diyeceğiz ve ona dört yüz yılın yolunu tarif edeceğiz, şu yasaları çıkart, ölme eşeğim ölme.
Masal bu ya, di*yelim AB'ye girdik, çoğunluk milletvekilleri bizde. Bir boğazım, bir çüküm di*yen bu milletvekil*leri, bu yoğurdu kıllı işadamlarıyla hiçbir yere giremeyiz ama, diyelim, girdik. Avrupa'yı yönetiyoruz. Önü*müzde binlerce sorundan bir sorun: Rusya'nın nükleer tehdidi, nükleer pisliği. Bu sorun, Tür*kiye'nin tüm sorunlarından daha ağır yüzlerce dünya sorununun başında geliyor. Ülkemizde bu yönde yayınlanmış tek makale yok. Tempo, Aktüel, Hürriyet, Milliyet gibi gazeteler man*kenlerle ilgilendikleri için, köşelerde öküz ma*yısı gibi kat kat yükselmiş yazarlardan tek biri Kuzey Avrupa'ya, Kuzey Afrika'ya dair tek bir sorun okumadıktan için, zil zurna habersiziz.
Masal bu ya, Mehmet Gül, Ahmet Çakar gi*bi adamlar Avrupa Parlamentosunda bu soru*nu tartışıyor. Ne yapsınlar, çorbam yok taşacak, kocam yok boşayacak, "karşıyız" arkadaş diye*cekler. Bu adamlar, Avrupa Parlamentosu'nda dünyanın gelmiş geçmiş en büyük uygarlığının sorunlarını tartışacak! Çuvaldızına yumruk, iğ*neye kafa atan bu isimler Avrupa yönetecek! Tartışamadığı herşeye "karşı" olan, bu "kar*şılardan ideoloji oluşturan partinin bugün oy oranı yüzde otuz!
Bakın, bugün milletvekillerimize bir danış*man kadrosu verildi. Danışmanlar emir eri. Hanımın kuaför borcunu öde, helaya pompa al, hanımın mağaza alışverişinde torbaları tut gibi işler için mecliste istihdam ediliyorlar. Türkiye'de dünya sorunlarını aktaran dergile*rin adlarını hiçbiri bilmez, tartışmaz. Bir küçük belediyeyi, bir küçük hastaneyi yönetemeyecek bu çobanlar, dünya sorunlarını tartışacak!
AB konusunda en çok üzülen, parçalanan, en çok paniğe kapılanlar ise kemalistler! AB değil, yedi düvel, andlaşma değil, Sevr! Hem muasır medeniyete çıkma emri var, hem "bağımsızlığı" koruma! Nasıl olacak? AB tartışma*ları mevzuuna bir takıldılar, baktılar ki ikisi yanyana olmuyor, yürekleri, demirci örsünde demirle dövülüyor sanki. Muasır medeniyet de öyle menem bir şey ki, burada, devleti, milleti orduyu kumandayı bırakacaksın, akıl almıyor, çıldırmış durumdalar!
Horoz kendisini çöp tepesinde görmüş mü*ezzin oldum sanmış. Kemalistlerin iktidar kay*gısı, çok haklı. Tam da İngiltere-Almanya-Fransa'nın on asırdır devam eden düşmanlığını bi*tirme noktası, bu milli iktidar! Yani, yersin ka*bak, yemezsin, kapı açık, diyorlar. Bizse hala aptal liberal yazarlarımızla, zorla zorla bir yokuş kaldı deyip, hergün AB'ye girip girip çıkı*yoruz.
Kemalistlere hak veriyorum, Sevr'den beter bu, AB, hem Milli Güvenlik Kurulu'nun, hem devletin, hem ordunun, hem de derin devletin iktidarını istiyor, gölgesini dahi yasalarla yasak*lıyor. Başka sorunları nafile tartışmayın, ipin koptuğu yer burası. Ordunun bu iktidarı ver*meye niyeti yok, kuvayı milliye savaşı çoktan başladı. AB macerası ve tartışmalarını bitmiş sayın!
Haklısın asker ağam! Gavurdur bunlar, top*rağımıza göz koydular, bağımsızlığımızı istiyor*lar bizden. İktidarı istiyorlar. Yüzde yüz haklı*sın. Vermeyin bağımsızlığımızı, sakın taşıma*yın iktidarı Avrupa'ya, sonuna kadar yanınızda*yız!
Türk ordusu, benim asker ağam! Bu ülkenin iktidarı, yönetimi, halkın elinde olsaydı, o ba*ğımsızlığı Avrupa ellerinde kimse alamazdı eli*mizden. Oysa şimdi birkaç yasayla, kralın yetki*lerini alır, kralı öldürüp, bitiriyorlar. Haklısı*nız. Siyaseti halk yapsaydı, parlamentomuz hal*kın temsilcilerinin olsaydı, İngilizler gibi, Al*manlar gibi, bu halkın temsilcileri orada mil*yonlarca sayfa dosya arasına çatır çatır girer, ül*kelerinin menfaatlerini, konuşur, tartışır sahip çıkardı!
Asker ağam, bağımsızlık ve onur, halkın elinde olsaydı, bu halkın elinden hiçbir kuvvet alamazdı onu. Avrupa Birliği işte bu: Avrupa Birliği'ne tüm devletler, halklarının temsilcile*riyle dayandı, bizlerse, hala Milli Güvenlik Kurulu'yla omuz vuruyoruz. Korkunuzda haklısı*nız.
Halk bu topraklarda iktidarı alıncaya kadar da korkmaya devam edin!
Avrupa Birliği'ne gidecek Türkiye'yi ancak halkın sırtında taşıyabiliriz! Bunu öğrendiğiniz güne kadar acemice ve çocukça ve saplantılı bir şekilde muasırmış, çağdaşmış, uygarlıkmış, AB'ye girecekmişiz laflarını lütfen etmeyin.
Solcu liberalleri de sevmiyorum, onlar da sinsice, bu yasaları bu devletin çıkartacağı yok, girdik-gireceğiz gazıyla ve AB'nin sıkıştırmasıyla çıkartırız kurnazlığındalar! Yasaların çıkma*sı birşey değiştirmez, yasalarını koruyacak olan halktır, halkın koruyamadığı bir ülke köledir, halkın temsil edilmediği bir yönetim; müstem*lekedir!
Halkın siyaseti olmadan, Avrupa olmaz! AB dediğimiz bir demokrasi imparatorluğu!
Artık kemalistleri tut, tutabilirsen, öyle sert kuvayı milliye savaşı veriyorlar ki, vay maşallah! Bu toz duman arasında "Kemalist petrolcüler" dahi zuhur etti. İyi ki bahsi açıldı, hepimiz, si*yasete doğuda açılıp kapandığı söylenen bu ku*yuların hikayeleri yüzünden girdik, 12 Eylül öncesi sağcı, solcu her gence gidin, siyasallaşmalarının ilk sebebi olarak, doğuda betonla kapandığı söylenen kuyulara karşı biriktirdiği kin olduğunu söyleyecektir.
Gençliğimiz, bu kuyu, sondaj, beton hika*yeleriyle tükendi, hikayeyi tekrar vizyona sok*maya çalışıyorlar. Şu, çük gibi kayaları delen şeye sondaj diyorlar. Yeterince kuyu açılma*dığı, bu topraklarda çok petrol olduğu söyle*niyor. İnşallah vardır, hayırlısı olsun, doğdu*ğumuz günden beri bekliyoruz! Ancak, dö*nüp dönüp hep şu örneği veriyorlar. Roman*ya'da yılda bin defa sondaj yapılıyormuş, biz*de elli yılda bin beş yüz sondaj yapılmadı. Haklılar! Belki o kadar sondaj yapacak para*yı bulsak, petrol da buluruz, kimbilir! Ancak, askeri bütçemiz ortada, yüzmilyar dolarları silahlara yatırdık, durduk.. Tabiki bizde son*daja para bulunmaz.
Benim Kemalist petrolcü kardeşlerim elli yıl*dır halkın anasını .ikiyoruz, dağı taşı .ikseydik, belki kan yerine petrol gelirdi!
Öyle, Persil adam gibi, kahraman kahraman konuşmayın. O dağlarda döktüğümüz kan ka*dar petrol çıkartın yeter, o milyar dolarlık si*lahlan yağlayacak kadar petrol bulun yeter!
Bir solcu ağbi anlatmıştı, 60'h yılların sonu herkes petrol var, diye konuşuyor, askerde, eğitim alanında sürünüyormuş. Sürün, sü*rün, akşama kadar. Bir dakika nefes alamı*yor! Bir nefeslik dinlenmek için, aklına bir fi*kir gelmiş, komutana çıkıp, "Komutanım bur*numa petrol kokusu geliyor! demiş. Komu*tan, kaytarmak için uydurduğunu da biliyor, ensesine bir şaplak atıp: "Bu halk, ne zaman çamur içinde burnuyla sürtse, burnuna pet*rol kokusu gelir!" demiş.
Türkiye ne zaman dibe vursa, böyle bir umut uçurulur! Ne diyelim, iş bilmeyen çavuş*lar, döner bokunu avuçlar! Bırakın cahilce tartışmaları! Bardakta suyu dövmüşler, ne kara ol*muş ne beyaz!
AB tartışmaları yine ucuz siyasetçilerin, ucuz köşe yazarlarının işine varıyor! Sağ libe*raller ANAP, DYP, eskiden baraj, köprü yaptı*racağız derdi, şimdi AB'ye gireceğiz diye oy topluyorlar, sendikalar, koskoca bir halk yi*yor bu masalı!.
İşte böyle Avrupa Birliği macerası. "Acemi tosun, ineğe kafasından biner" demişler. Av*rupa'da her türlü orospuluk, her türlü mu*amele var ama, Avrupa denen şey, kafadan, akıldan .iktirmediği için Avrupa oldu. Bizde tam tersi, hiçbir taraftan elletmiyor, koklat*mıyoruz, yalnız kafadan .iktiriyoruz, ekran*larda, gazetelerde!
NİHAT GENÇ
Bitmeyen Masal
İsrail, Filistin'de kan kusuyor, herkes susu*yor. Bir avuç halk, yapayalnız. Sokak sokak, ev ev katlediliyor. Kameramanları, gazetecileri da*hi öldürüyorlar. Delikanlı görünen herkes top*lama kamplarında. Vahşeti Bosna'da olduğu gibi, seyrediyoruz. Nazi ve Hitler'in ruhundan İsrail diye bir devlet inşa ettiler, başına domuz Şaron'u koydular, çölü kanla yıkıyorlar. Gad*darlık, zalimlik, acımasızlık, Hitler'den öğren*diler, Nazilerden ne gördülerse aynen uygulu*yorlar. Silahsız, savunmasız, çaresiz insanlara Hitler ne yaptıysa, fazlasıyla, bir halkın bur*nundan fitil fitil getiriyorlar. Filistinli anneleri her gün zırıl zırıl ağlatıyorlar. Saplantılı, hasta*lıklı bir manyak: Şaron!
Filistinli öldürmek, artık İsrail'in folkloru ol*muş. İsrail askerleri, 10 yaşında çocukların ka*ranlıkta burun buruna geldiği çelik suratlı fare*ler! Filistinli kanı içerek yaşayan vampirler, korku ve dehşet siyasetinin adı: Şaron! Bir ba*kın Filistinlilere, hepsi yaşayan ölüler! Hitler ve Nazilere aşık bir halk: İsrail. Nazi subayları, gestapoların şıp demiş burnundan düşmüş. Üs*telik Hitler yalnızdı, İsrail'in arkasında ABD, Avrupa, dünya basını var. Şaron da Hitler gibi rüya görüyor. Bir sabah kalktığında Filistin ol*mayacak. Bir sabah kalktığında evrende yahudiden başka kimsecikler kalmayacak. Zaten ko*ca evrende, yabancısı, turisti olmayan, yüzde yüzü Yahudi tek devlet: İsrail. Bir tek kişiye ta*hammülleri yok. Tank, bomba, misilleme, kan, işte korkunç Şaron! İsrail devlet değil, hala kan labaratuvarı. Yüzde yüz Yahudilik üreten laboratuar. Tarih, İsrail'den daha faşist, daha ırkçı bir devleti tanımadı. Hitler dediğin beş sene gürle*di, patladı, İsrail elli yıldır kan kusturuyor. İsra*il'in vahşet rekoruna bir de Miloseviç, Hitler sa*hip! Dünya basınını, ajansları bağlamışlar. Her*kes görmedim, duymadım diyor. Düşman bil*dikleri gazeteci, yazan, hemen yok edebiliyorlar!
Şaron, bütün dünya bize düşman gibi büyük bir halüsinasyona tüm halkını inandırdı. Oysa ne Türk ne de Arap topraklarında tarih boyu tek bir yahudinin burnu kanamadı. Tek bir ya*hudi öldürülmedi. Avrupa'nın göbeğinde öl*dürüldüler, Filistin, elli yıldır muhacir bir halk, dört milyon Filistinlinin ikamet edeceği bir yer hala yok! İsrail hepsini öldüre öldüre bitir*meyi düşünüyor.
1917'de Osmanlı Kudüs'ün anahtarlarını İngilizler'e teslim ettiği günden beri, bir tek gün huzur koymadılar. Bütün tarihçiler ittifak*la 1917'ye kadar orada nasıl bir siyaset vardı, şimdi hiç kimse geriye dönüp bunu öğrenmi*yor, bunu beceremiyor, diyor. Müslümanları da kendileri gibi halüsinasyon manyağı yaptı*lar. Bu halüsinasyonculara Yalçın Küçük de ka*tıldı, son üç kitabının konusu, dünyayı yöneten yahudiler! Aslında, her deliğin, her kapının ar*kasında onlar var düşüncesi çok işlerine geli*yor. Böylelikle, gerçeğinden daha büyük hayali bir güç olarak düşman gözünü korkutup sindi*riyorlar. Birazcık derine inince bu halüsinasyonlara herkes inanır gibi oluyor, diyelim, Dünya Bankası'nın bütün başkanları, mason, istisna yok. Bütün büyük haber ajanslarının ba*şında onlar, istisna yok!
Türk devletiyle yaptıkları siyasi antlaşmalara, Güneri Civaoğlu gibi kafaladıkları gazeteci*lere fazla güveniyorlar! Dünyanın hiçbir yerin*de dobra dobra ekrana, tartışmaya kendileri çıkmaz, her yerde, piyonları sürerler! Türki*ye'de basını susturdular, devleti susturdular, ama dünyanın hiçbir yerinde gençleri susturamıyorlar. Dünyanın neresinden olursa olsun İsrail'i tanıyan gençler kalkıp İsrail'e karşı sa*vaşmak istiyor: Alın işte El Kaide örgütü. Ebediyen insan öldürerek yaşayan İsrail'e karşı sa*vaşarak ölmeye yemin etmişler.
İki bin yıl önce iç savaşlardan, kardeş kanın*dan yurdunu terk etti, iki bin yıl sonra tekrar döndü, yine kaldığı yerden iç savaşlar, yine kan! İsrail devlet olmayı bilmiyor. Adam gibi bir gün yaşamayı bilmiyor. Dünyada eşi benze*ri olmayan bir bela, alikıran baş kesen! Elli yıl*dır döktüğü kan yetmedi, zorbalıkla topraklan işgal etti, cellatlıklarından hiç özür dilemedi, işgal ettiği topraklardan bir adım geriye dön*medi!
Bir yazar, bir sanatçı yahudi yanlısıysa iki günde tüm dünyada şöhret edip güç sağladılar, yüzlerce bilim adamı yetiştirdiler, ne oldu, bü*tün bu zekaları toplayın, işte: Şaron! Dinleri*nin, ırklarının, bilimlerinin, şöhretlerinin öze*ti, işte: Şaron! Yüksek zekaları, büyük tarihleri, toplayın, işte: Şaron! Hitler'in vahşetine yüz bin film çekip tüm dünya sinemalarını satın alıp kendilerini acındırmak için oynattılar, elli yıl*dır Filistin'e dair tek bir filmi vizyona sürmedi*ler. Canavarlıklarını dünyaya hakim şebekeleriyle gizliyorlar. İsrail'in döktüğü kanı görmez*den gelmeyen, ya Saddam gibi, ya da Ladin gi*bi olur! İsrail zulmünü anlatan yazarları, sanat*çıları öldürür, yok ederler!
Filistin'i ceset müzesine çevirdiler! Topraksız, devletsiz, silahsız, sınırsız, sahipsiz bir halk elli yıldır saldırıp, zalim öykülerle acı çektiriyorlar. Arafat'ın tüm silah arkadaşlarını öldürdüler. İsrail'e yerleştikleri günden beri "öç" peşindeler. Öç almak için herşeyi kullanıyor, her yerde karışıklık, kaos çıkartıyorlar. Her devletin içinde, her millet içinde öç almak için değerler düzenini, ahlakı, hukuku, erdemi alt üst ediyorlar. Her yeri karıştırmak, her şeye çomak sokmaya siyaset diyorlar, işte ne güzel bir devletiniz var, barış içinde oturun, yok, tüm evrene ıstırap çektirmeye yemin etmişler. Dünyada yahudilerden başka şeyler de var, göller, çiçekler, ama biz hergün İsrail’in tank, top sesleriyle uyanıyoruz!
Girdikleri, çıktıkları her ülkede kaos yaratıyorlar. Koskoca bu Kosmos'da tek bir mutlu gün düşünmezler! Bir tek gün huzur istemezler. İşte arkanıza ABD'yi, Avrupa'yı, dünya basınını almış koca bir devletiniz var; barışı düşünmezler. İsrail’i insanoğlundan öç almak için kurmuşlar. Bütün dünyadan öç, bütün ta*rihten öç...
Bahar geldi kardeşim, iki gün durun, bir gün huzur verin. Dünyanın tapusu cebinizde gibi davranmayın. Karşınızdaki her insanı ki*ne, nefrete zorluyorsunuz. Sonunda on yaşın*daki çocuklar dahi intihar komandosu olarak bedenini parçalıyor. Sizin suratınızı, vahşetini*zi gören herkes intihar komandosu oluyor!
İşte başardınız, Türkiye Devleti'ni kafalayıp, vahşetiniz karşısında susturmayı becerdiniz. Susmak, görmemek, size yeter mi? Şimdi, Irak*'a karşı savaşa zorluyorsunuz. Irak'a girmezsek, üsleri, sınırlarımızı babanızın malı gibi kullanacaksınız, işte başardınız, kullanıyorsunuz, Irak'ı yok etsek, yetecek mi, sıra İran'a gelecek, İran'ı yok etseniz, bitecek mi, sıra Pakistan'a ge*lecek, sizi doyurmak, durdurmak mümkün mü?
İşte Türkiye sınırlarını veriyor size. Bush hergün Türkiye'yi övüyor: "...laik Türk devle*ti.." diyor, “... bölgenin tek laik devleti.." diyor.Yani, Türkiye'yi öven yok, herkes laikliği*mizi övüyor. Laik de*nilince Araplar'a kar*şı oluyoruz. Bush bi*ze laik deyip övdük*çe, ne güzel paralar gelecek diye seviniyoruz, İsrail’in yanına konuluyoruz. Bu sinsi siyaset gözlerimizin önünde pazarlanıyor.
Laiklik, ABD'nin köpekliği mi demek, laiklik, İsrail'in yanında olmak mı demek, laiklik, Filis*tinlilerin öldürülmelerine susmak mı demek. Laiklik, hiç işimiz gücümüz yokken Arap top*raklarına saldırmak mı demek..
Nasıl büyülü gücü olan bir kelime laiklik, bu bir kelimeyle koskoca bir ülkenin ordusunu, milletini tavlamış, kafakola getirmiş oluyorlar, bir tek kelimeyle koca bir Türkiye halkını boğazlattırmaya çalışıyorlar!
Türkiye'ye laiklik Mustafa Kemal'le değil, Mustafa Kemal'den yüz yıl önce, İstanbul so*kaklarında otuzbin yeniçeriyi öldüren modern Türk ordusuyla geldi, ne ABD vardı dünyada, ne İsrail!
Gençler bilmez, İsrail ve ABD'nin son elli yılda, Ortadoğu topraklarında iki büyük siyase*ti oldu. Önceleri, marksist örgütleri darmada*ğınık etmek için tüm bu ülkelerde komünistler Allahsız, dinsizdir, yaygarasıyla propaganda ya*pıp, örgütlerin halkla ilişkisini kesti, Allah din konusunda pek hassas bu topraklarda sonunda tek bir solcu bırakmadılar. Komünistleri temiz*lemek için İslamcılar'a gaz verdiler, doldurdu*lar, silah verdiler, yanlarına aldılar, okşadılar. Sonunda İsrail ve ABD'nin fişfışiyle İslamcı ör*gütler büyüdü. Komünistler yokolmuş, İslamcı siyasetlerle de Ortadoğu'ya, Asya'ya yayılıyor*lardı, ki, İslamcı ideolojiler tahminlerinin üs*tünde büyüyüp kontrolden çıktılar... Bu sefer İslam cilan alaşağı etmek için "laikliği" devreye soktular. Laik olmayanlar insan olamaz, millet olamaz, hakları olamaz, deyip, Taliban ve Hizbullah gibi örgütleri çatışma alanına sürdüler! Yine Türk ordusu, İstanbul sokaklarında otuz*bin yeniçeri öldürdükten tam yüz seksen yıl sonra, 28 Şubat'ta, yeniçerilik taslayan, içine Hizbullah girmiş, Türk polisinin silahlarını alı*verdi!
Oysa israil devleti, hayatında hiç laik olma*dı. Tek bir yabancı dinden insanı barındırmaz, tüm tarih içinde laikliğe en uzak ülke israil! Dinleri: Anayasaları. Bizim ülkemize gelince la*ikliği övüyorlar!
Laikliği yeni tanıyormuşuz gibi, laik değilmi*şiz gibi. islamcı ideolojileri gazladılar, devletle halkı savaş haline soktular, İslamcılığı onlar icad etti, alevilere, iran'a, Araplar'a, hiçbir ne*den, hiçbir sebep yokken savaş haline soktular. Bunu yapan, İsrail, ABD!
Ve sonunda bizi ençok laik yaptıkları, laikliğin şampiyonu ilan edildiğimiz bugünlerde, Türkiye'yi, ABD'nin, İsrail'in mandası yaptılar. Laiklik, bağımsızlığımızın elimizden alınması şeklinde geliştiriliyor, usul usul. Türkiye ba*ğımsızdır, diyen kalmadı, medyası, partisi, ya*zan, bağımsızlık denilince artık kahkahalar atarak gülecek, dalga geçecek hale geldi!
Türkiye'nin önü açık, umudu boldur, siyasi görüşüm, Türkiye'yi Türk ordusu değil, Türki*ye halkı yönetmelidir, tarihiyle barışık, cumhu*riyet terbiyesiyle büyümüş, bağımsızlık ruhuna işlemiş, hassas ve çalışkan bu halkın çocukları ülke idaresini ele geçirmelidir! Bugünkü eği*tim ve medya yapısıyla imkansız bu. Ancak, ül*kemizde küçük görünen büyük devrimler olu*yor. Mesela: YİBO'lar, Yatılı İlköğretim Bölge Okulları. Köylü çocukları, yedi yaşında yatılı okula başlıyor. Bu aklımın alacağı şey değil. Ye*di yaşında çocuk, üst baş giymeyi bilmez, ye*mek yemeyi bilmez, çişini tutmayı bilmez, nasıl yatılı okur bu ana kuzuları? iyi birşey mi, kötü mü, bilemiyorum. Ama inanılmaz bir devrim.
Akşam Kur'an, sabah Kur'an, köpeğin kızı olsun bu evde duran, deyip, Kur'an kursların*dan bıkan halk çocukları yarının ülkesini YİBO'larda kuruyor. Bu minik çocuklar ülkenin kaderini değiştirecek. Hala çocuklara gizli gizli Adnan Hoca kitapları dağıtan hocaların önü yavaş yavaş kesilecek. Bu minik yavrulara uza*nan ideolojilerin önü kesilecek! Ve başka bir Türkiye başlayacak yolculuğa. Düşünün, boz*kırda, ağaçların, kırların içinde, bilgisayar, oyun sahaları, kütüphanesi olan onlarca eğitim kurumu Türkiye'yi sarmış durumda.
Kardeşlerim, yediğimiz soğan olsun, ama sardığımız civan olsun. Bu çocuklara sarılalım. Onların okullarına kitap gönderelim, ziyaret edelim. Yedi köyü bir eşeğe, yedi köyü bir şey*he bağlayan bu ideolojilerden, medyadan bu çocukları uzak tutalım. Yüzyıldır sorun eğitim*dir demiyor muyuz, o halde, oturup kalkıp bu YİBO'lara dua edelim! Bozkırdaki bu devrim
içimizi ısıtsın, umut versin!
Ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı'yla NTVde sa*bah röportajı yapılıyor, canlı yayın. İki yakışıklı gazeteci, Murat Yetkin biri, diğerini bilmiyo*rum. "Hocam 19. yüzyılda yobazlar çoktu değil mi?" benzeri, geyik bir soru sorunca, hoca si*nirlenir: "Yahu, Allahaşkına, iki tane kitap oku*maz mısınız?" diye canlı yayında yakışıklı bilmişlere fırça çekiyor! Öyle böyle bir rezillik de*ğil! Ülkelerini hiç tanımayan basit, naylon su*ratlı bu gençler, mankenlerle, ossuruk siyaset*çilerle konuştukları gibi, İlber Ortaylıyla ko*nuşacaklarını sanıyorlar! Hocanın fırçaları bit*miyor,. Sonunda: "Hocam, bu şartlarda canlı yayını yürütmek imkansız " deyip programı ka*patıyorlar. Türkiye, medya, bilim adamlanyla yazarla ilişkiyi bilmez! Bu cahil cühelayı direk*lere bağlayıp kontrol altında tutacağına ekran*lara salmışlar.
İlber Ortaylı'yı promosyon verdikleri İslam Ansiklopedisi reklamında kullanırlar. Hoca reklama çıkar, defalarca ve aylarca ekrandan kitabı tavsiye eder. Sonunda hocanın evine bir zarf içinde “yüz elli milyon" para gönderilir. Kö*peğe mama mı veriyorsunuz?.. Yedir beni, öve*yim seni düsturuyla bilim adamı, sanatçı olmuş bu zırvalar bir tarih profesörüne nasıl davrana*caklarını bilmiyorlar! Gerçek bir bilim adamına bunu yapanlar, bizi hergün AB'ye sokuyorlar, AB'ye girmekten yorulduk!
AB'ye karşı olmak manyaklık! AB, Fransız İhtilali, Rus ihtilali, İstanbul'un Fethi gibi dün*yayı değiştiren tüm büyük olaylar içinde tarihin kaydettiği en büyük siyasal dönemeç. Bu, dün*yayı topyekün değiştirecek en büyük kültürel andlaşma da olabilir. Bu, devleti, milleti, ırkı tarihten silecek inanılmaz bir büyük rüya proje olma şansı ve iddiası taşır. İsa'nın yeryüzüne tekrar inmesi gibi, kıtaların yer değiştirmesi gi*bi, paranın, bankanın, eğitimin, haklarının, andlaşmaların, aklınıza gelen her şeyin kökten de*ğişime uğrayacağı mucizevi bir proje!
Ancak biz, Kopenhag kriterlerini son üç ay*dır değil, iki yüzyıldır uyguluyoruz, dilimiz, di*nimiz, ırkımız devlet şeklimiz kılık kıyafetimiz, ruhumuz, henüz AB devletlerinin birçoğu ta*rihte yok iken, biz değişime tabi tutularak geli*yoruz.
Öyle uzak bir yerden geldik ki, AB devletle*rinin hiçbiri bizimle yarışamaz ve öyle bir yere geldik ki, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın ol*duk.
AB, on asırdır birbiriyle dalaşan Almanya, Fransa, İngiltere gibi üç büyük tarihi düşman ülkenin dümenini ele geçirdiği bir masal siya*seti! Bu masal kuruluyor! Birlik değil, cennet! Birlik, kendine güveni sağlayıp, sütunları sarsıl*maz hale gelinceye, yani ilk otuz yıl kumandayı kimseye devretmeye niyetli değil.
Bu kültür kolay oluşmadı, minare yaptırma*yan yerden bitmiş sanır, bu kültürün arkasında dört yüz yılın birikimi, yüzlerce marka var, bi*zim bir Ülker'imiz, bir Efes'imiz, bir de Galatasarayımız var, yüzlercesine ihtiyaç var. işte OYAK Türk ekonomisini ele geçirdi. Tek bir markası yok. On yıl sonra, Türkiye siyasetini or*du, Türk ekonomisini bütünüyle OYAK yöneti*yor olacak! Yani, Ali Ağanın danası gibi Avru*pa sokaklarında dolaşacağız!
Türkiye yirmi-otuz milyonluk ülke olsaydı, hiçbir sorun yaşanmayacaktı, bu koca değir*mende öğütülüp, emilebilirdi. Ülkemiz yetmiş milyon, üstelik, Kemalistler "fikirle" değil duy*guyla yaşıyor, ne konuşulsa, ne tartışılsa "iha*net" arıyorlar. Ayrıca, kontrol edilemez sınırlar dışında ülkeye girmek için kendini sınırlarda öldüren yetmiş milyondan fazla muhacir göçü bekliyor, Van'da zenci mahallesi bile kurulu*yor, AB'ye girdiğimizde, sınırlanınız dışında biriken muhacir sayısı 70 milyona fırlayabilir, hesaplar böyle!
Ülke nüfusuyla Almanya kadar Avrupa Par*lamentosunda söz sahibi olacağız, bu dayanıl*mazdır, bir ishalli dana bir sürüyü bok eder. Avrupa tarihinden aldığı bu büyük siyasi yetki*leri şimdi şimdi uyananlarla bölüşmez. Akşam yemeğinden sonra gelen misafire, ya bir soğan verirler, ya bir sopa! Ağaç ağaç içinde büyür.
Avrupa uygarlığı şu: Akıl var herşey var, akıl yok, hiçbir şey yok! Bizde ise bir sokma akıl var, bir Kemalistler 'e sokuyorlar tutmuyor, bir İs*lamcılara sokuyorlar, mekanizma dağılmış. An*cak, döşenmiş evi kim istemez, hepimizin ağzı*nın suyu akıyor. Hristiyan oldukları için değil, bıçak sapını kesmeyeceği için, kendi sorunları*nı hep yumuşak çözecek, bizlerden gelen so*runları ise abartacaklar!
Bir maymun bir kapıda kırk yıl oynamaz, biz, iki yüz yıldır aynı kapıda oynuyoruz. AB, si*yasi macerasının sonuçlarını, kuruluşunu, ne*ler getirip getirmeyeceğini kestiremediği için, dışardan gelecek belirsizliklerle dolu bir ülke*ye kesinlikle hayır diyecek. Onlar da bilmiyor henüz neler olduğunu, kesilmemiş karpuza ka*rar verilmez!
Bu şuna benzer, diyelim Rusya'yla ortaklı*ğa gidiyoruz, aradan Bangladeş fırlayıp, beni de alın, dese, bu yüz yirmi milyonluk ülkenin içler acısı halini görüp, hayır da diyemeyece*ğimiz için, bekle, diyeceğiz ve ona dört yüz yılın yolunu tarif edeceğiz, şu yasaları çıkart, ölme eşeğim ölme.
Masal bu ya, di*yelim AB'ye girdik, çoğunluk milletvekilleri bizde. Bir boğazım, bir çüküm di*yen bu milletvekil*leri, bu yoğurdu kıllı işadamlarıyla hiçbir yere giremeyiz ama, diyelim, girdik. Avrupa'yı yönetiyoruz. Önü*müzde binlerce sorundan bir sorun: Rusya'nın nükleer tehdidi, nükleer pisliği. Bu sorun, Tür*kiye'nin tüm sorunlarından daha ağır yüzlerce dünya sorununun başında geliyor. Ülkemizde bu yönde yayınlanmış tek makale yok. Tempo, Aktüel, Hürriyet, Milliyet gibi gazeteler man*kenlerle ilgilendikleri için, köşelerde öküz ma*yısı gibi kat kat yükselmiş yazarlardan tek biri Kuzey Avrupa'ya, Kuzey Afrika'ya dair tek bir sorun okumadıktan için, zil zurna habersiziz.
Masal bu ya, Mehmet Gül, Ahmet Çakar gi*bi adamlar Avrupa Parlamentosunda bu soru*nu tartışıyor. Ne yapsınlar, çorbam yok taşacak, kocam yok boşayacak, "karşıyız" arkadaş diye*cekler. Bu adamlar, Avrupa Parlamentosu'nda dünyanın gelmiş geçmiş en büyük uygarlığının sorunlarını tartışacak! Çuvaldızına yumruk, iğ*neye kafa atan bu isimler Avrupa yönetecek! Tartışamadığı herşeye "karşı" olan, bu "kar*şılardan ideoloji oluşturan partinin bugün oy oranı yüzde otuz!
Bakın, bugün milletvekillerimize bir danış*man kadrosu verildi. Danışmanlar emir eri. Hanımın kuaför borcunu öde, helaya pompa al, hanımın mağaza alışverişinde torbaları tut gibi işler için mecliste istihdam ediliyorlar. Türkiye'de dünya sorunlarını aktaran dergile*rin adlarını hiçbiri bilmez, tartışmaz. Bir küçük belediyeyi, bir küçük hastaneyi yönetemeyecek bu çobanlar, dünya sorunlarını tartışacak!
AB konusunda en çok üzülen, parçalanan, en çok paniğe kapılanlar ise kemalistler! AB değil, yedi düvel, andlaşma değil, Sevr! Hem muasır medeniyete çıkma emri var, hem "bağımsızlığı" koruma! Nasıl olacak? AB tartışma*ları mevzuuna bir takıldılar, baktılar ki ikisi yanyana olmuyor, yürekleri, demirci örsünde demirle dövülüyor sanki. Muasır medeniyet de öyle menem bir şey ki, burada, devleti, milleti orduyu kumandayı bırakacaksın, akıl almıyor, çıldırmış durumdalar!
Horoz kendisini çöp tepesinde görmüş mü*ezzin oldum sanmış. Kemalistlerin iktidar kay*gısı, çok haklı. Tam da İngiltere-Almanya-Fransa'nın on asırdır devam eden düşmanlığını bi*tirme noktası, bu milli iktidar! Yani, yersin ka*bak, yemezsin, kapı açık, diyorlar. Bizse hala aptal liberal yazarlarımızla, zorla zorla bir yokuş kaldı deyip, hergün AB'ye girip girip çıkı*yoruz.
Kemalistlere hak veriyorum, Sevr'den beter bu, AB, hem Milli Güvenlik Kurulu'nun, hem devletin, hem ordunun, hem de derin devletin iktidarını istiyor, gölgesini dahi yasalarla yasak*lıyor. Başka sorunları nafile tartışmayın, ipin koptuğu yer burası. Ordunun bu iktidarı ver*meye niyeti yok, kuvayı milliye savaşı çoktan başladı. AB macerası ve tartışmalarını bitmiş sayın!
Haklısın asker ağam! Gavurdur bunlar, top*rağımıza göz koydular, bağımsızlığımızı istiyor*lar bizden. İktidarı istiyorlar. Yüzde yüz haklı*sın. Vermeyin bağımsızlığımızı, sakın taşıma*yın iktidarı Avrupa'ya, sonuna kadar yanınızda*yız!
Türk ordusu, benim asker ağam! Bu ülkenin iktidarı, yönetimi, halkın elinde olsaydı, o ba*ğımsızlığı Avrupa ellerinde kimse alamazdı eli*mizden. Oysa şimdi birkaç yasayla, kralın yetki*lerini alır, kralı öldürüp, bitiriyorlar. Haklısı*nız. Siyaseti halk yapsaydı, parlamentomuz hal*kın temsilcilerinin olsaydı, İngilizler gibi, Al*manlar gibi, bu halkın temsilcileri orada mil*yonlarca sayfa dosya arasına çatır çatır girer, ül*kelerinin menfaatlerini, konuşur, tartışır sahip çıkardı!
Asker ağam, bağımsızlık ve onur, halkın elinde olsaydı, bu halkın elinden hiçbir kuvvet alamazdı onu. Avrupa Birliği işte bu: Avrupa Birliği'ne tüm devletler, halklarının temsilcile*riyle dayandı, bizlerse, hala Milli Güvenlik Kurulu'yla omuz vuruyoruz. Korkunuzda haklısı*nız.
Halk bu topraklarda iktidarı alıncaya kadar da korkmaya devam edin!
Avrupa Birliği'ne gidecek Türkiye'yi ancak halkın sırtında taşıyabiliriz! Bunu öğrendiğiniz güne kadar acemice ve çocukça ve saplantılı bir şekilde muasırmış, çağdaşmış, uygarlıkmış, AB'ye girecekmişiz laflarını lütfen etmeyin.
Solcu liberalleri de sevmiyorum, onlar da sinsice, bu yasaları bu devletin çıkartacağı yok, girdik-gireceğiz gazıyla ve AB'nin sıkıştırmasıyla çıkartırız kurnazlığındalar! Yasaların çıkma*sı birşey değiştirmez, yasalarını koruyacak olan halktır, halkın koruyamadığı bir ülke köledir, halkın temsil edilmediği bir yönetim; müstem*lekedir!
Halkın siyaseti olmadan, Avrupa olmaz! AB dediğimiz bir demokrasi imparatorluğu!
Artık kemalistleri tut, tutabilirsen, öyle sert kuvayı milliye savaşı veriyorlar ki, vay maşallah! Bu toz duman arasında "Kemalist petrolcüler" dahi zuhur etti. İyi ki bahsi açıldı, hepimiz, si*yasete doğuda açılıp kapandığı söylenen bu ku*yuların hikayeleri yüzünden girdik, 12 Eylül öncesi sağcı, solcu her gence gidin, siyasallaşmalarının ilk sebebi olarak, doğuda betonla kapandığı söylenen kuyulara karşı biriktirdiği kin olduğunu söyleyecektir.
Gençliğimiz, bu kuyu, sondaj, beton hika*yeleriyle tükendi, hikayeyi tekrar vizyona sok*maya çalışıyorlar. Şu, çük gibi kayaları delen şeye sondaj diyorlar. Yeterince kuyu açılma*dığı, bu topraklarda çok petrol olduğu söyle*niyor. İnşallah vardır, hayırlısı olsun, doğdu*ğumuz günden beri bekliyoruz! Ancak, dö*nüp dönüp hep şu örneği veriyorlar. Roman*ya'da yılda bin defa sondaj yapılıyormuş, biz*de elli yılda bin beş yüz sondaj yapılmadı. Haklılar! Belki o kadar sondaj yapacak para*yı bulsak, petrol da buluruz, kimbilir! Ancak, askeri bütçemiz ortada, yüzmilyar dolarları silahlara yatırdık, durduk.. Tabiki bizde son*daja para bulunmaz.
Benim Kemalist petrolcü kardeşlerim elli yıl*dır halkın anasını .ikiyoruz, dağı taşı .ikseydik, belki kan yerine petrol gelirdi!
Öyle, Persil adam gibi, kahraman kahraman konuşmayın. O dağlarda döktüğümüz kan ka*dar petrol çıkartın yeter, o milyar dolarlık si*lahlan yağlayacak kadar petrol bulun yeter!
Bir solcu ağbi anlatmıştı, 60'h yılların sonu herkes petrol var, diye konuşuyor, askerde, eğitim alanında sürünüyormuş. Sürün, sü*rün, akşama kadar. Bir dakika nefes alamı*yor! Bir nefeslik dinlenmek için, aklına bir fi*kir gelmiş, komutana çıkıp, "Komutanım bur*numa petrol kokusu geliyor! demiş. Komu*tan, kaytarmak için uydurduğunu da biliyor, ensesine bir şaplak atıp: "Bu halk, ne zaman çamur içinde burnuyla sürtse, burnuna pet*rol kokusu gelir!" demiş.
Türkiye ne zaman dibe vursa, böyle bir umut uçurulur! Ne diyelim, iş bilmeyen çavuş*lar, döner bokunu avuçlar! Bırakın cahilce tartışmaları! Bardakta suyu dövmüşler, ne kara ol*muş ne beyaz!
AB tartışmaları yine ucuz siyasetçilerin, ucuz köşe yazarlarının işine varıyor! Sağ libe*raller ANAP, DYP, eskiden baraj, köprü yaptı*racağız derdi, şimdi AB'ye gireceğiz diye oy topluyorlar, sendikalar, koskoca bir halk yi*yor bu masalı!.
İşte böyle Avrupa Birliği macerası. "Acemi tosun, ineğe kafasından biner" demişler. Av*rupa'da her türlü orospuluk, her türlü mu*amele var ama, Avrupa denen şey, kafadan, akıldan .iktirmediği için Avrupa oldu. Bizde tam tersi, hiçbir taraftan elletmiyor, koklat*mıyoruz, yalnız kafadan .iktiriyoruz, ekran*larda, gazetelerde!
NİHAT GENÇ