PDA

Tüm Versiyonu Göster : aşklar da böyle olsa keşke''masallardaki gibi''


''zuh(A)l''
15-04-06, 12:23
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri
tıpta okuyordu,öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan
sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha
karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan,
aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç...
Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz
zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah
otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında.
Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti
otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini
görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp,
şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına
geldiklerini,



gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...


Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem
de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar
ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve
elleri
hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor
getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir
mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına
uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka
hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o
hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna
bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki...

Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri
de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri



çocuklarının
olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk
sahibi olmayınca, bütün mutlulukların bizim olmasını
beklemek, bencillik olur diyerek devam ettiler
hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler...
Senin için ölürüm derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama
ve adamda Hayır, ben senin için ölürüm diye yanıt
verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü
kadın, Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....
Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not
olurdu,
Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi
sakın unutma Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba
sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda
kimi



zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği
çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla
karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli
değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar
yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman
buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına
geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam,
hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul
etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve
sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla
beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken,
harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde satılık
levhası asılı olan.Ne dersin,
bu evi alalım



mı? dedi
adama.Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız.
Projeyi kafamda çizdim bile.
Kocaman terası olan,
martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi
yapalım burayı. Sen istersin de ben hiç hayır
diyebilirmiyim?diye yanıt verdi adam. Amerikadaki tıp
kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para
olursa olsun, burası bizimdir artık....

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde,
ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her
gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde
kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra,
kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın.
Eskisi kadar mutlu görünmüyor,



konuşmaktan
kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi
hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç
beklemediği bir cevap aldı: Canım, o ev bizim
bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da
acı, daha
da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu
beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı
adama,
Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat
diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam,
duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki.
Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu
kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün,



çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının
birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, Artık
dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım diye sözünü
kesti arkadaşı. O, seni aldatıyor. İş yerimin tam
karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor
her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya..
Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları diye
bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini
kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o
restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce
ve peri
masallarının sadece masal olduğunu anladı...
Kocasının
eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu
tanıdı hemen. Bazen evlerinde



ağırladıkları
kadına
nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen
ağlayarak, bazen ona
sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı
suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla
duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa
geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler
geveledi ağzında ve
bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, son bir
kez kucaklamak isterim seni diyecek oldu ama kadın, ''
defol '' dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin
böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının
desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.



Adamın,
sevgilisiyle birlikte Amerikaya yerleştiğini öğrendi.
Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini
hissedince, ağlama nöbetleri
geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir
duygu olan nefretin alması için
dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu
söylenen zaman bile, kadının derdine
çare olamamıştı.
Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı
açtığında, karşısında o kadını gördü. Sen, buraya ne
yüzle geliyorsun diye bağırmak istedi ama sesi
çıkmadı. Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka
konuşmamız gerekiyor. dedi genç kadın. Kanepeye ilişti
ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: Hiçbir



şey
göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir
saat önce öldü. Geçen yıl
Amerikadaki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve
yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna
dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte
ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden
uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı
istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerikaya
yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız
otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi
görüyor ve
kurtulacağına
inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni
aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu
vermemi
istedi... Gözlerinden akan yaşları



durduramayacağını
biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline
tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi.
İtinayla katlanmış
bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, Lütfen
bütün notları sırayla oku bir tanem diyordu... Sırayla
okudu; Seni çok sevdim, Seni sevmekten hiç vazgeçmedim
Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini
bilirdim. Fakat benim için ölmeni istemedim. Şimdi
bana söz vermeni istiyorum. Benim için yaşayacaksın,
anlaştık mı?

Son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu
gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:
Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre
yaptırdım. Kocaman terasta martılarla



kahvaltı
ederken, ben hep seni izliyor olacağım....

musician_boi
15-04-06, 13:26
dostum bu konuyu daha önce bi başka arkadaşta açmıştı ;) ama yinede seninde ellerine sağlık..;)

''zuh(A)l''
17-04-06, 12:35
dostum bu konuyu daha önce bi başka arkadaşta açmıştı ;) ama yinede seninde ellerine sağlık..;)
bilmiyodum DOSTUM üzgünüm...