PDA

Tüm Versiyonu Göster : Anksiyete Bozuklukları


dapHne
18-03-06, 14:44
Kişinin sebebini tam olarak ortaya koyamadığı iç sıkıntısı haline anksiyete (bunaltı) adı verilir. Anksiyete psikiyatri uzmanına müracaat eden hastalar arasında en sık ve yaygın olarak görülen bir belirtidir. Genelleşmiş veya yaygın aksiyete bozukluğu olarak adlandırılabilecek hastalıkta kişi yaşadığı aksiyeteyi korku, endişe, dehşet, kaygı gibi terimlerle ifade edebileceği gibi, sürekli olarak tetikte bekleyiş gerginliği, bilinmeyen ve ayırt edilemeyen bir tehlike veya kötülük duygusu olarak da ifade edebilir.

Kisinin yasami boyunca anksiyete bozuklugu geçirme orani % 25 dolayindadir. Saglikli kisilerde korku ve kayginin nedeni bellidir. Hastalik durumunda ise nedensiz korku ve kaygi duyulur. Bu duygulanımlara ilave olarak bazı hastalarda; başdönmesi, ağız kuruluğu, vücudu soğuk kaplaması, irkilme, huzursuzluk, titreme gibi belirtiler de olabilir. Bazen de tüm bunların bir karışımı olabilir. Fiziksel şikayetleri daha yoğun olan hastalar genelde kaygı, korku ve dehşet duygularını inkar ederler.

Hastalik yüksek bir oranda alkol ve uyusturucu madde kullanimi ile gitmektedir. Kisiler baslangiçta kaygilarini azaltmak için bu maddeleri kullanmakta, ancak sonra bunlar hastaligin gidisini daha kotu bir sekilde etkilemektedir.

Stresle baglantili baska hastaliklar (gastrit, irritabl kolon, gerilim tipi bas agrilari gibi) da buhastaliga eslik edebilmektedir.

Baska ruhsal hastaliklarla birlikte bulunma orani yüksektir (saplanti-zorlanti bozuklugu, depresyon,sosyal fobi,panik bozukluk gibi). Bu hastaliklara ilerleyen dönemlerde dönüsebilme olasiligi bulunmaktadir.

Kisinin endiseleri nedeniyle çevresindekileri kisitlamasi sonrasinda ailesel ve mesleki sorunlar olusabilmekte ,kisi sosyal ortamlardan uzaklasabilmekte ve ayriliklar,bosanmalar ,eriskin-çocuk uyusmazliklari olusabilmektedir.

Ansiyete bozukluklari çesitlidir:
- Panik bozuklugu
- Yaygin anksiyete bozuklugu
- Sosyal fobi ve diger fobiler
- Obsesif kompulsif bozukluk
- Travma sonrasi stres bozuklugu

Endişe duyan, yaşadığı anksiyete belirtilerini ifade eden ve belirgin olarak sıkıntı çektiğini hissettiren hastalar bile altta yatan nedeni tam olarak ortaya koyamayabilirler.

Tedavi hekimin oyacağı anksiyete bozukluğunun alt tiplerine göre değişiklik gösterir. Tedavide mutlaka gerekli değilse ilaç kullanılmamalıdır. Genelde psikoterapi uygulanması daha iyi sonuç verebilir.

bozder
29-01-08, 17:57
Korkuya benzemekle birlikte anksiyete, kaygı ve endişenin ön planda olduğu, sebebini çoğunlukla bilemediğimiz bir duygudur




Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. Korkunun ecele faydası yok demişler, ama yanlış demişler. Korkunun ecele faydası vardır, çünkü korktuğumuz zaman, bizi ecelden kurtaracak iki hareket yaparız. Ya kaçarız ya savaşırız, eğer hiçbir şey yapmazsak, işte o zaman ecele teslim oluruz. Tüm insanlar korku ve endişe duyar. Korku, tanınan bir dış tehdide -örneğin bir saldırgana- karşı geliştirilen duygusal, psikolojik ve davranışsal tepkidir ve kaynağı kişi tarafından bilinir. Korktuğumuz bedensel ve duygusal tepkilerimizden kolaylıkla fark edilebilir; çarpıntı, nefesin sıklaşması, kasların kasılması, cildin soluklaşması gibi. Ama burada bahsetmek istediğim korku değil, korkuya benzer, ama daha değişik bir durum, ''anksiyete''.


Kaynağı belirsiz korku

Anksiyete, kaynağı daha belirsiz, hoş olmayan bir duygudur. Anksiyete ile anksiyete bozukluğunun ayırt edilmesi önemli, çünkü anksiyete günlük hayatımızda sık karşılaşabileceğimiz ve çoğunlukla da baş edebileceğimiz bir durum. Anksiyete bozukluğu ise normalden fazla bir reaksiyon ve yerine göre insana hayatı zehir edebilen bir durum. Psikiyatrist Rukiye Hayran’a sordum, son zamanlarda çok duyduğumuz bu ''anksiyete bozukluğu''nu ve bu konuda neler yapılması gerektiğini. İşte Dr. Rukiye’nin anlatımı ile ''anksiyete bozukluğu'':
Aşırı kaygı yani anksiyete bozukluğu, korkuya nazaran, kaynağı daha belirsiz, hoş olmayan bir duygudur. Korkuya benzer bir duygu olmakla birlikte kaygı ve endişenin, aşırı korkunun ön planda olduğu, sebebini çoğunlukla bilemediğimiz bir duygudur.


Psikiyatristin görmesi şart

Anksiyete bozukluğu en yaygın psikiyatrik hastalıktır. Teşhisi büyük ölçüde belirtilerin şiddetine bağlıdır. Ancak belirtiler aşırı aktif tiroid bezi gibi tıbbi bozukluklar nedeniyle ya da bazı ilaçların kullanımı sonucunda oluşan bir anksiyete bozukluğundaki ile aynıdır. Kişinin ve ailesinin öyküsünün bilinmesi, tanıda doktora yardımcı olabilir.
Doğru tanı önemlidir çünkü tedavi hastalığa göre farklılıklar gösterir. Hastalığa bağlı davranış terapisinin, ilaçların ya da psikoterapinin her birinin tek başına veya birlikte uygulanması, çoğu kişide önemli ölçüde yarar sağlayabilir.
Anksiyete bozukluğu olan hastalar öncelikle bir psikiyatriste başvurmalıdır. Bu kişiler çoğu zaman bir psikiyatriste gitmezler, bir çok uzun, yorucu ve pahalı tıbbi tetkikler yaptırırlar. Çoğunlukla herhangi bir organik hastalık tespit edilemez. Bazen de ''Senin bir şeyin yok, takma kafaya'' gibi laflarla geçiştirilirler. Hastanın kaygısı ve çatışması daha da artabilir. Bu nedenle hastaların teşhisleri ve tedavileri oldukça gecikmekte, bazen yıllarca anksiyeteyle baş etmek zorunda kalabilmektedirler. Yine hastalar yaşam kalitesinde ve işgücünde belirgin düşüklük yaşamaktadırlar.

Anksiyeteyi nasıl tanırız?

Ruhsal belirtiler: Gerginlikten korkuya kadar uzanan, en uçta paniğin olduğu, duygusal tepkilerden oluşur. İçinde bulunulan durumla başa çıkamama korkusu, kendisine veya yakınlarına kötü bir şey olacağı duygusu, kötü bir haber gelecekmiş gibi kaygılanma, ölüm korkusu, belli durum veya yerlerden korkma, kaçınma, yalnız kalmaktan veya insanlarla birlikte olmaktan sıkılma veya utanma korkusu, tahammülsüzlük ve sabırsızlık sık görülür. Çoğunlukla depresyona yol açar.
Bedensel belirtiler: Kaslarda gerginlik ve bir türlü gevşeyememe, ellerde titreme ve terleme, kaslarda kasılma veya kas güçsüzlüğü görülebilir. Kaygı durumunda baş, boyun ve omuz kaslarında kasılma, spazm ve ağrılar sık görülür. Terleme, kalp atışlarında hızlanma, kalp atımlarını belirgin hissetme, sıcaklık hissi, hızlı nefes alıp verme, aldığı nefes yetmiyormuş duygusu, göğüste sıkışma hissi, hızlı nefes alıp verme, bulantı, midenin altüst olması, karında midede gaz ve şişkinlik, yutma güçlüğü, sık idrara çıkma isteği veya büyük abdest ihtiyacı görülebilir. Sesten gürültüden rahatsız olma, çabuk irkilme, sinirlenme gibi aşırı uyarılma hali görülür.
Davranışsal belirtiler: Titreme, yerinde duramama, gergin bir yüz ifadesi ve ses tonu, bazen aşırı halsizlik, kıpırdayamama, ‘fenalık hissi’, gülme veya ağlama artışı, çok konuşma, bireyin kişiliğine bağlı olarak kaçınma veya başkalarına bağımlılık, hayal kurmaya yönelme, güven arama, ısrarla başkalarından onay bekleme, öneri isteme olabilir. Kaygılar kuşkuculuğu artırır ve öfkeli saldırgan tutuma neden olabilir.
Sebepleri ve yapılması gerekenler: Anksiyetenin altında çocukluk çağında yaşanan olumsuz olaylar, anne - baba çatışması ve anne-babayla çatışma, anne-babanın ilgisizliği ve sıkıntı verici cinsel yaşantılar, yaşam stresörleri yatabilir.

Elfida
29-01-08, 17:59
benzer konular birleştirildi;)

tess
05-03-08, 23:58
PSİKİYATRİ
Narsisist Kişilikliler : " Özsever "
Âşık oldukları, koşulsuz sevdikleri salt kendileridir.
Aşırı kuşkucudurlar. Aşırı alıngandırlar. Aşırı titizdirler. Aşırı kıskançtırlar.
Aşağılık kompleksi ve kendilerine güven duygusu olmaması narsisitlerin tipik özellikleridir.
Sıradan ve ortalama olmaktan kaçınırlar.
Başkalarıyla olan ilişkileri çıkarlarıyla sınırlıdır.
Benlik saygıları aşırı şişirilmiştir.
Çok çabuk kırılırlar.
Öncelikle, iyi olan herşeye kendisi layıktır!
Kendini; fiziksel ve ruhsal yönden çok beğenendir, en başarılı, en yakışıklı, en üstün, en parlak birisi olarak görme hayaline kaptırır.
Ve sürekli böylesi bir beklenti içerisinde olduklarından, doğal olarak sıkça hayal kırıklığına uğrarlar.
Asla hiçbir şeyi hiçbir zaman beğenmezler.
Kalıplaşmış zihniyetleriyle, haksız kanaatler oluşturmada birincidirler. "En iyi "yarfısız infaz" yapanlardır!
Kural tanıma ve öğretileri kendileri için geçerli değildir!
Sürekli dürüstlükten söz ederken, kendileri sapma gösterirler, çünkü bambaşkadırlar.
İşleri bitince; 40 yıllık emeklerinizde olsa, hiç mi hiç önemi/değeri yoktur.
Acıma duygusu, vefa yoktur. Karşı taraf haklı olamaz. Hak kendilerinindir. "Ben yaparım, sen yapamazsın" duygusu hâkimdir.
Herkesi dış görünüşle de sinsice yanıltan bu tiplerdir. Herkes bunlara hayran, bunlar kendine hayrandırlar.
Amaçlarına ulaşmak için hile ve aldatma yoluna giderler. Stratejist'tirler.
Alıcıdırlar verici değil!!!
Büyüklük duyguları taşırlar, başarılarını abartırlar.
Başkalarının kusurlarını mercek altına alırlar. Denetlerler.
Başkalarının duyguları önemli değildir. Kendileriyle hesaplaşmaları söz bile olamaz.
Başarıları sayesinde kendisini satabilecektir ve aldatıcı olan da budur. Gördüğünüz güzel şeyler kişinin salt başarısındandır. Duruşları yapaydır!
Başkalarına göre daha önemli biri olmaları gerektiği için çırpınıp/didinip dururlar.
İşlerinde hırsla/hınçla başarı sağlarlar. Artık korku ve komplekslerini, kendisine ve karşısındakilere olan güvensizliklerini bu başarının arkasına saklayabilirler, ama yok edemezler. Bu yüzden etrafa güven vermek için rol yaparlar. Bu rolü içselleştirdikleri için dışarıya güvenli biriymiş gibi imaj vermede başarıya ulaşırlar. Maskelilerdir!
Bozuk kişilikli olduklarından: akıl noksanlığı yaşarlar. Zekîdirler ancak akıllı değillerdir! [Akıl = zekâ+kişilik]
Bu yüzünden kolayca yanlışlar içerisine kayarlar/kaydırırlar...
Bölünmüş kişilikleriyle; iç dünyalarında çatışma yaşarlar. Kendileriyle kavgalıdırlar.
Canları sıkkınsa karşısında ki kişinin de canı sıkkın olmalıdır düşüncesini taşırlar.
Çevrelerine verdikleri o çok güven dolu karizmatik duruş/davranış görüntüsünün altında ciddî bir güvensizlik yatmaktadır.
Çıkarcıdırlar, alıcı da... Kişiler arası ilişkileri kendi çıkarlarına dönüştürmekte ustadırlar.
Çıkarı yoksa en yakını bile bir hiçtir. Umursamaz bile... Ciddî olguları hiçleştirerek sıyrılmayı becerirler.
Doyumsuz açgözlü olan narsisistler küstâhtırlar. Tehlikelidirler de...
Değişime asla açık değillerdir. Dogmatik/bağnaz tiplerdir. Sığ ve kör inançlı öğretilerinden kendileri muaftırlar.
Durduk yere, uyduruk bir bahaneyle; suçsuza sataşarak kavga/dövüş çıkarmada birincidirler. Ardından; artık, gerisi gelir,
objeleri fırlatarak kırarak dökerek istedikleri tabloyu oluştururlar. Yüklü oldukları negatif enerji patlaması gerçekleşir. Yetinmeyip beter durumlar da yaratırlar. Hiç düşünmeden/çekinmeden. Pişmanlık ise asla duymazlar. Üstelik beş beteriyle üste de çıkarlar.
Dünyanın en akıllı en yetenekli en önemli en iyi kişileri olduklarına inanırlar.
Düşmanlaşarak vahşice kötülük yapmaktan geri durmazlar.
Dürüstlüğün sözünü ederler, ancak çıkarlarında; sahteciliğe soyunurlar.
Eleştirirseniz, kendisine ok atmışsınızdır. Cezayı ağır ödetir. Nasıl mı? Sizi suçlamaya başlar ve küçük düşürecek yola anında girerek bedel ödetir. Sorgulamaları eksik değildir!
Ufacık bir eleştiri bile tehdittir onlar için... Eleştirdiğinize sizi bin pişman eder.
Empati yoksunudurlar.
Etkileyicidirler çünkü rol yaparlar, göz boyarlar. ‘Kişilik’leri gereğidir bu tutumları...
Geçerli nedeniniz gerekçeli bile olsa affetmezler.
Gerçek “Narsisist” leri başınızdan atmaktan başka çare yoktur.
Gergin, huysuz, sinirlidirler. Beklentileri hep yüksektir. Emirleri derhâl yerine getirilmelidir. Sabırları yoktur. İstediklerini yapmaz iseniz terör estirirler.
Güç, başarı, ün, para, güzellik ve âşk ön plândadır.
Güç, âşk, para, ün elde edildikten sonra; sıra insanları kolaylıkla elde etmeye, kullanmaya sömürmeye gelir.
Güç ve konum önemlidir. Gerekirse hile/etiket ve yalan kullanılmalıdır, mübâhtır. Düştükleri durumlardan muaf olmalıdırlar.
Her konuda en iyi ve doğruyu salt kendileri bilirler. Hiçbir şeyleri asla beğendiremezsiniz!
Her gittikleri yerde kırmızı halıyla karşılanmalıdırlar. Saygı sevgi övgü beklerler.
İdeallerine ulaştıklarında gerçek kimlikleri belirgin bir biçimde ortaya çıkar. Ve narsisist kişilik, duruma göre ilkelerini değiştirmekten kaçınmaz. Canavarlaşırlar. Karşısındakine cehennemi yaşatır! "Auschwitz" hiç kalır!
İleri derecede narsisist, rolünü daha da güzel oynayarak sizi pekâla yanıltabilir.
İlle de "ben" diyen zalimler olarak, ancak kötülük yapınca rahatlarlar. Zehirlerini akıtırlar.
İşlerine gelmeyen her ne varsa, yadsınarak savuşturulur.
İnsanlar narsisistlerin yaptıkları işleri beğenir. Ama kişiliğinden nefret eder. Onlardan kaçarlar.
İnsanları sömürürler. Ve kolayca karalar, silerler de.... Karşısındakileri; 'limon gibi sıkar, kabuğu gibi atarlar' ve yine, 'yumurta üzerinde yürütürler' örneklemeleri abartı değildir. Yaşayan bilir...
İstediklerini yapmaz iseniz terör estirirler.
İmparatorluk kurarlar ve yasalarını saptarlar, karşı taraf uygulamak zorundadır. Teşekküre gerek duymazlar.
İyi yarışırlar, ama kaybetmeyi hiç sevmezler. Hırslıdırlar. Herşeyi kontrol etmek isterler. Baskıcıdırlar.
Kendilerini ancak özel kişilerin anlayabileceğini düşünürler.
Kendilerine güvenmedikleri için hekime dünden güvenmezler.
Kendilerine ayrıcalıklı davranılmasını beklerler.
Kendisine iyilik yapmaya doyamaz.
Kendisine toz konduramaz.
Kendilerini özel ve önemli görürler, devamlı saygı beklerler. Sinsi ve resmî duruşludurlar.
Kendilerine iltifat edilmesi için ortam hazırlarlar.
Kendileri her şeyi herkesten daha çok hak etmektedirler. Çünkü ayrıksıdırlar. “ Özsever”!!!
Kendilerini öylesine beğenirler ki; “ Ayna ayna söyle bana, var mı benden daha güzeli?” tümcesi “Narsisizm” in simgesi olmuştur.
Kendilerini eleştirmek olanak dışıdır. İyi amaçlı eleştiri bile yapılamaz. Aşağılanmış olma biçimin de yorumlayıp aşırı öfkeyle büyük tepki verirler.
Karşısında düşman bellediği kişiyi; "yok etmek" için her türlü yol/yönteme başvururlar! Hiç düşünmeden!
Kişiliğin parçalanması/bilinç dağınıklığıyla zaman zaman sessizliğin gücüyle de oluşan karmaşık yapılarında bir bütünlük yoktur!
Yıkıma uğradıklarında "yeniden yapılanma"yla çöküşten sıyrılırlar. Büyük darbenin yapay kurtuluşudur bu...
Anında yeni oyuncaklarını/uzantılarını hazır ederler. Yeni oyuncaklarına yapay değer yüklerler (!)
Kişilikleri bütünlüklü değildir.
Kimi olguları mutlaklaştırmak için; sanal tanık, hafiye görevlendirme gibi işlerin peşine koyulurlar. Art niyetlidirler.
Korku içinde yaşarlar, ama cesaretliymiş gibi bir görüntü vermeye çalışırlar.
Kötü huylulardır. Kötülük görecekleri duygusuyla tedirgin yaşarlar her an... Kendilerini yer ve tüketirler sonunda...
Kuralları çıkarları doğrultusunda ustaca değiştirirler. İnsanları enayi yerine koyarlar. Başkalarını kullanmaktan keyf alırlar.
İdeallerine ulaştıklarında gerçek kimlikleri belirgin bir biçimde ortaya çıkar. Ve narsisist kişilik, duruma göre ilkelerini değiştirmekten kaçınmaz. Canavarlaşırlar.
“Machiavelli Felsefesi” çok hoşlarına gider ve uygularlar. Amaca ulaşmak için, seçilecek en akılcıl yol ipin altında ve üstünde oynamaktır. Narsisist bu yolu izler.
Minnet ve vefa duygusundan yoksundurlar. Ama kendileri için isterler.
"Maskeli Yüz"lerinin altına çok şeylerini gizlerler.
Michelangelo'nun, narsisistik tablosu bu tipleri betimlemektedir.
Mutsuz kişilerdir. Bir şey beğendiremezsiniz. Nankördürler!!!
Narsisist kişilerle yaşayanlar "kimliksiz" olmak zorundalar. Nedenini aramayınız! Hakkınız yoktur. Çünkü kölesinizdir, kulsunuzdur. "Hiç"sinizdir!
Narsisist kişilerle yaşayan suçsuz kişiler, kendilerin de suç aramaya başlarlar. Yıpranırlar. Ve yaşamları mahvolur.
Narsisist kişiler başkalarının gereksinimini, arzusunu, yeteneğini görmezler. Görmezden gelirler.
"Narsisistler"in sevecen ve saygılı görüntülerine aldanmayınız. Yapaydır. Onlar sizde ki çıkarlarını sevmektedirler. Koşullu sevgidir. Yakınları kendi uzantılarıdır, bireyler değil!
“Narsisist”lik bir “kişilik bozukluğu” olduğundan akıl tam olarak kendisini gösteremez. Yani kişi akılsızca işleri rahatlıkla yapar.
Olayların oluşumu/gelişimi/örgüsüne bakıldığında; yaşamlarının ne denli alt-üst olduğu da görülebilir. Çözülme aşamasıyla çöküşe geçtikleri gerçeği yadsınamaz.
Onurlu düşman, dürüst rakip bile olamazlar!
Otomobil kullanma biçimleri bile, size tipik bir göstergedir.
Öfke, kin ve düşmanlık duygusu taşırlar.
Öfkeyle kalkıp zararla otururlar. Çünkü fevrî davranırlar. Bu ani karar kendilerini yanlışa götürür.
Özür dileme gereğini asla duymazlar. Çünkü her daim suç karşı tarafındır!
Övgü beklerler ve bununla beslenirler. Ne kadar kötü oldukları yerine ne kadar iyi "imiş" gibi rolündedirler.
Psikiyatr’a asla gitmezler. Yanlışlıklar kendisinden kaynaklanmamaktadır. Suçlu karşı taraftır. Kusurlu bile değildirler.
“Psikopat”lar zekî olsalar bile akıllı değillerdir.
“Narsisist”lik bir “kişilik bozukluğu” olduğundan akıl tam olarak kendisini gösteremez. Yani kişi akılsızca işleri rahatlıkla yapar. Saldırgan ve aceleci , kural tanımaz tutumlarıyla bir noktada kişi kendisini dizginleyemez ve yanlış karar alarak çok önemli ve geri dönüşü olmayan tehlikeli toplumsal yaralar oluşturabilir! Aklını kullanamaz! "Akıl tutulması"yaşarlar! Bölünmüş kişilikleriyle; iç dünyalarında çatışma yaşarlar.
Kendileriyle kavgalıdırlar. Kimilerinin yanlış yönlendirmelerine kolayca kanarlar.
Kim daha "kim" ayırdını/ölçümünü yapamazlar. Kafa karışıklığı içerisinde sürüklenirler.
“Psikopat”lar çıkarları uğruna her türlü yol/yöntemle durumları biçimlendirirler.
Rehberlerindeki hile ve yalanla en tepeye çıkabilirler. Ama balonları bir yerde söndüğünde ağır yaralanma yaşarlar. Yaşamlarında çok ağır darbeler alırlar, ancak derhâl aynayı karşı tarafa tutarak, "yeniden yapılanma"ya geçerler. Yatay geçiş!
Suçlarına hafifletici neden arasalar da bulamazlar, zira sıfır suçludurlar!
Seçimleri ve yaptıkları işler rastlantı değildir. Hesabı kitâbı yapılıp proje kapsamına alınarak yola çıkılmıştır. Panik yaşarlar, dolayısıyla; "evdeki hesap çarşıya uymayabilir"! Kendilerini yenilmez ve üstün görmeleriyle, karşı stratejiyi kestiremezler. Yanılırlar, büyük kayıplara uğrarlar. Onlar için asıl yıkım budur. Sonlarının geldiği "kırılma noktası"da diyebiliriz. Kaybeden olmayı hazmedemeyen narsisist, savunma mekanizmalarını anında devreye sokar. "Yansıtma, Yadsıma, Büyüklenme"yle yeniden biçimlenerek ilkel zıt tepkiler verilir. Çözülüp bölünen benlik yara almıştır. Narsisist'i belki de en iyi tanımlayan Heidegger şu anlatımı kullanır: "Varlık ve Hiçlik"!
Aşağılık duygusu, büyüklük duygusuna dönüştürülür. Zıt tepkiyle! Suçsuza suç yükleyerek kurtuluşunu sağlar. 'Benim yüzümden değil, onun yüzünden' diyerek; olanları karşı taraf üzerinde var etme çabasıdır bu. Kendini kandır ve kaç yöntemini geliştirir, hem de hemen... Yeter ki; kendisi değil, karşı taraf sarsılsın felsefesidir bu sahtelik! Kendi gerçek duygularını kendine bile itiraf edemeyerek kaygıdan kurtulmaktır amaç. Bilinç düzeyinde dönüşümdür. Hedefe ulaşılamayınca; içini kemiren hırsı/olumsuzluğu olumluya çevirme... Muhatap aldığı kişiyi içten içe yargılamadır bu. 'O öyle değil, yalan söylüyorsun, yanlış anlıyorsun, sen bilmezsin' biçiminde ki hakaretlerinin altında yatan; narsisist'in örtmeye çabaladığı kendinin büyük korkularıdır. Aslında narssisist'i sorguladığınızda; gerçekler altında ezilir. Bu nedenledir ki; narsisist kendine yalancı ortam yaratır. Yapılan ise, sakat düşüncelerle olayları istediği biçimde zenginleştirmektir. Gerçeklikten kopuş yaşamasada, kendince geçerli olacak ek düşünceleri oluşturarak yaşar. Sürdürülebilir bir yaşam için, doğası gereği gerçeği artık inkâr edip, bulduğu yol ile oluşturduğu düşüncelerini bağdaştırır. Kendi kendini anlayamayan narsisist, etrafında olup biteni sürekli çıkarsamaya çalışır büyük bir endişeyle... Ne kadar iyi olduğunun farkında olmadığından... 'Herşeyi ben bilirim' tavrıyla kendi başına çorap ören bu sorun üreticisi narsisist'lerin seçimlerine orantılı sonuç almalarından daha doğal ne olabilir? Özürlü davranış biçiminin bastırılmasıyla birikenler, gün gelir öfke patlamasıyla sonuçlanır.
Sezgileri kuvvetlidir, karşı tarafın neyi duymak istediğini çok iyi fark edip nabza göre şerbet verirler.
Stratejist'tirler. Muhalif oldukları kişileri yok etmek için; 'sindirme, sinirlendirme, tehdit, korkutma' metotlarını uygularlar.
Sözlerinden çok kolayca dönerler. Yan çizerler. Hedef saptırırlar.
Sizi haklıyken haksız duruma düşürürler. Ne yapsanız sonuç alamazsınız. "Havanda su dövmek" gibi.
Sosyal görüntüleri, maskelenmişliğin yansımasıdır!
Tanımlandıkları patolojik durumları kabûllenmezler, temellendirilmesinden ürkerler. Gerçeği; bozarak/saptırarak/çarpıtarak, karşı taraf üzerinde yanlışlık var ederek aslında kendilerini kandırırlar. Örtü çekerler.
Telâş içinde çok salakça işlerde görürler. Saldırgan ve aceleci, kural tanımaz tutumlarıyla bir noktada kişi kendisini dizginleyemez ve yanlış karar alarak çok önemli ve geri dönüşü olmayan tehlikeli toplumsal yaralar oluşturabilir! Kendi çöküşlerinin de farkında olmazlar. Aklını kullanamaz! "Akıl tutulması!"yaşarlar.
Akıl gerçeklerden uzaklaşır! Akıl dağılması yaşanır.
Toplumsal ortamlarda sevilmezler.
Trafik kurallarına da uymak zorunda değildirler. Ayrıca da her şeyleri ancak kendileri alt edebilirler. Zira üstündürler. Ötekiler kurallara kesinlikle uymalıdırlar.
Tevazu göstermezler kendilerini överler. İnsanları kendilerine hayran bırakırlar. Aslında kendilerine hayrandırlar. İnsanlar bunu böyle bilmeli ve dile getirmeli, kendisini övmelidirler.
Uzun susuçlarla, yapay ve sinsice duruşlarla; sorgulayamadıkları olguların birikiminde patlamaları da kaçınılmazdır.
Unutkandırlar! Ancak bu sıradan, normal unutkanlık değildir! İlintisi ayrıntılı ve farklıdır.
Vitrinleri dolu ama gönülleri boştur.
Yardım sevmeyen kişilerdir. Ama kendi isimlerinin geçmesi şartıyla reklâm için evet demekten kaçınmazlar. Nerde çıkar orda bunlar.
Zaten devamlı “ maskelenmiş, örtülü depresyon “ hâlindedirler. Asla bunu kabul etmezler.
Zarara uğradıklarında; inişe geçmeyi sindiremezler.
Zor, çekilmez çekilemez insandırlar! Ruhları karartıcıdır. Zalimdirler. İşkencecidirler.
*Kernberg (1995). Narsisist ebeveynin narsisist çocuklar yetiştirdiğini ve narsistik bozuklukların bir kuşaktan ötekine
sürekli aktarıldığını söyler. Çocuğunun öznelliğine, iç dünyasına ilgi duymayan, onun yaşı, o yaşa özgü dönemleri,
zorlukları ve gereksinimleri olduğunu göz ardı eden; onun görüntüsü ve davranışlarını sürekli değerlendirme
ölçütleri ile izleyen ve beklentileri ile gördükleri arasında bir fark varsa çocukta utanç yaratan hiddetler yaşayan,
eleştiriler getiren ebeveyn, çocuk tarafından bu özellikleri ile içselleştirilir. Prosedürel bellek diye
adlandırabileceğimiz bu içselleştirme sonucunda, herkes yetişkin, karı-koca, veya anne-baba olma zamanı gelince
çocukluğunda ne gördüyse o olarak davranmaya başlar.
*** Konjual paranoya, parafreni, paranoid kişilik bozukluğu, paranoid şizofreni, paranoyak, othello sendromu, jaluzik tip, patolojik kıskançlık ve diğerlerini de eklemeliyiz bu ruhsağlığı/psikiyatri sayfalarına...
Psikiyatrik hastalıklar insanlara mahsus olduğu için; ilaç denemeleri hayvanlarda denenerek bir sonuca ulaşmakta olası değildir!
*** Kişi; hem paranoid hem de narsisistik kişilik bozukluğuna sahip olduğunda durum daha da karışık bir hal alıyor.
Nesrin Savaş Kantarcı