PDA

Tüm Versiyonu Göster : Bir Dünya Masalı...


ImmoRtaL
08-02-06, 15:09
Son tsunami dalgasıyla 10 binlerin ölümüne neden olan deprem, yerkürenin kıyametleri yanında hiç de çok büyük değil... Dr. Yalçın Ergir'den yansıtarak, anlatayım... (1)
Dünya sabıkalı.
Bundan 4 milyar 600 milyon yıl önce, eriyik bir kitle vardı. Bağrından koptuğu anasının yörüngesinde, alevler içerisinde dolanıp duruyordu.
800 milyon yıl geçmesi gerekti azıcık soğuması, kendine gelebilmesi için. Sonra geçirdiği 1 milyar yıl boyunca yalnızdı. Yılbaşlarını kutlayacak dostu hiç olmadı o aralar. Havada kesif bir amonyak, metan kokusuyla birbirini kovaladı 100 milyon yıllar.
Daha sonra nereden geldiği bilinmez bir konuğu oldu; bir canlı=bir bakteri (cyanobacteria)... Artık üzerinde bir hayat, bir kader ortağı vardı. Bu bakteriler milyarlarca sene sürecek hayatlarına ve fotosentezle falan kitleler oluşturmaya başlamışlardı.
Zaman su gibi akıp gidiyordu. Günümüze 2 milyar 600 milyon yıl kala karalar da oluşuyordu.
Bir 800 milyon yıl daha... Artık sahnede Eukaryotic hücreler de vardı. Hani şu hayvanları, bitkileri, mantarları oluşturan hücreler.
1 milyar 300 milyon yıl daha geçiverdi. Çok hücreli hayvanlar, deniz yaratıkları boy göstermeye başlamışlardı.
Şunun şurasında günümüze 434 milyon yıl kalmıştı.
Kocaman tek bir süper kıta vardı: Goldwana. Kuzey yarımküre tamamen okyanustu.

İlk yok oluş
Daha sonra Goldwana kuzeye doğru hareket edince, muazzam buzullar oluştu. Deniz suyu seviyesi düştü ve zar zor oluşmuş canlıların yüzde 60'ı telef oldu. Bu yeryüzündeki ve denizlerdeki canlıların yediği ilk büyük darbeydi.
Zamanla, günümüze 400 milyon yıl kala hava sıcaklıkları mevsim normallerine geldi, istikrar sonucu denizler yeniden yükseldi ve ilk çenesiz balıklar ortaya çıktı.
Artık tohumlu bitkiler, ormancıklar da görülmeye başladığında, mangallarını devirecek, izmaritlerini atıp onları yakacak magandaların ortaya çıkmasına daha 354 milyon yıl vardı.
Örümceklerin atası kanatsız böcekler de, bu devirde bir terlik darbesiyle ezilmeden, mesut, mutlu yaşayıp gidiyorlardı.

2. Kıyamet; ilk göktaşı
Derken tüm canlıların yüzde 70'inin telef olduğu ikinci büyük darbe geldi çattı. Bu darbe ne kötü yönetim, ne de ekonomik istikrarsızlık sonucu ortaya çıkmıştı. Dünyaya freni patlamış bir asteroit çarpmıştı. Asteroidin hangi ülkeye kafadan geçirdiği hakkında muhtelif görüşler var.
100 milyon yıl daha geçti. Carboniferous döneminde her tarafta buzullar oluşurken, buzulların ve suyun basınçla altında kalan ormancık bölgelerinde günümüzün kömür havzaları oluştu. İşte 286 milyon yıl sonra, o kömür havzaları yüzünden çıktı ilk dünya savaşı, döndü ağır sanayi çarkları.

Jurassic dönemi
Şunun şurasında, 250 milyon yılcık kalmışken; permian döneminde üçüncü ve en büyük darbe geldi. Deniz seviyesi en az 150 metre düştü. Günümüzdeki St. Helens Yanardağı'nın patlamasından 1 milyon misli volkanik patlamalar oldu. Güneş müneş gözükmez oldu. Kapkara yeryüzü seraya döndü ve deniz canlılarının yüzde 97'si, kara vertebralarının yüzde 75'i, yapraklı kara bitkilerinin yüzde 97'si bağıra bağıra yok oldu.
Bu badireyi atlatanlardan yeni türler, yeni bitkiler, yeni sürüngenler gelişti.
Ve 213 milyon yıl önce muhteşem bir dönem başladı; Jurassic dönem... Çeşit çeşit dinozorlar türedi. Dünya, Spielberg filmlerine dönmüştü. Dev yaratıkların, dev deniz mahluklarının, dev kuşların birbirini yediği efsane dönem olarak ders kitaplarındaki ve bilimkurgu filmlerindeki yerini aldı. Şimdi 100 bin yıl süren buzul çağının ardından 10 bin yıllık "ılıman ara" sürecindeyiz. Yarısını da aştık.
İkinci 100 bin yıllık buzul çağı yaklaşıyor. Anlatayım... Dünya iki kez kıyamet yaşadı, 213 milyon yıl önce muhteşem bir dönem başladı. Jurassic dönemi... Dinozorları ile 213 milyon yıl sonra Spielberg'e 100 milyonlarca dolar kazandıracak süreçti bu... Çeşit çeşit böcekler, çiçekli bitkiler, modern memeliler ortaya çıkarken, yüz binlerce senede bir görülen bir darbe daha geldi.
2. göktaşı Meksika'yı vurdu
10 kilometre çapında olduğu sanılan bir asteroid, şimdiki Meksika'nın Yucatan Körfezi dolaylarına çarptı. Tarifi olanaksız çarpma, buharlaşan kayalar, şok dalgalarıyla dünyanın diğer tarafında harekete geçen volkanlar, havalanan toz ve kil tabakasıyla kaplanıveren atmosfer, kararan - soğuyan dünya...
Sonuç: Güzelim dinozorların sonu...
Günümüze 66 milyon yıl kala memeliler, çeşit çeşit bitkiler, ilk atlar, Moby Dick'in ataları, film değil, yaşam sahnesindeydiler.
Oligocene, Miocene, Pliocene dönemleri birbirini takip etti. Kimler geldi, kimler geçti; ne memeliler, ne primatlar, ne hominidisler, ne homohabilisler... Ve gelindi 1 milyon 800 bin yıl öncesine, dördüncü jeolojik devre...
Dünyanın Güneş'e göre astronomik pozisyonunun değişmesiyle korkunç bir buzul çağı dönemi başlamıştı. Buzullar, Avrupa'nın, Asya'nın ve Kuzey Amerika'nın büyük bir kısmını kaplamıştı. Yıllık sıcaklık ortalamaları sıfır derecenin çok altlarındaydı. Ara sıra ılık dönemler de olmuyor değildi; ama buzul dönemleri 100 bin yıl sürüyorsa, ılık dönemler sadece 10 bin yılcık sürüyordu.
Pleistocene döneminde artık ilkel insan da ortaya çıkmıştı. Henüz modern değildi. Daha Kazıklı Voyvoda'lara, toplama kampları fırınlarında yakmalara, kimyasal - biyolojik ve nükleer silahlara on binlerce yıl vardı.
Günümüze 10 bin yıl kala, son buzul dönemi bitip ılık Holocene başladığında, yeryüzü asteroidden beter bir belayla, insanın evrimleşmişi ile tanıştı: Homosapiens.
Ve işte medeniyet
Ve medeniyet başladı. Gerisini biliyorsunuz. İki buzul dönemi arasındaki 10 bin yıllık kısacık ılık dönemin sonlarındayız. Havalar gene sapıtmaya, buzullar gene oynamaya başladı. 100 bin yıllık buzul çağına, yok oluşa yaklaşıyoruz.
Ömrünüz, şu anda "küresel ısınma var" diye dövünürken, ardından mutlaka gelecek uzun buzul çağını görmeye, şu bir derecelik ısınmanın kıymetini anlamaya, ondan korkmamaya yetmez.
Belki şu anda bunaltan hayat pahalılığından, dönüp duran dolaplardan, aslında milyarlarca yıldır yaşamaya uygun yegâne minicik, mikroskobik koşullarda ve zaman dilimciğinde olduğumuzu yani bu müthiş şansı anlamaya da yetmez.
Kıtalar yükselmeye, hareket etmeye, dünyanın dikey aksı, Güneş'in etrafındaki yörüngesini değiştirmeye devam edecek. Kaçınılmaz olarak ekinoks - yani güneş ışınlarının ekvatora dik olarak geldiği, gece ile gündüzün eşit olduğu tarihler yine değişecek, Fikret Kızılok'un ölümü artık bir ekinoks gecesine denk gelmeyecek.
İçinde bulunduğumuz ılık dönemden on misli daha uzun sürecek bir buzul çağı daha mutlaka gelecek.
Belki Hasan Dağı patlayacak, belki yıldızlı bir gecede komşunun bahçesine üzerine Küçük Prensi'yle bir asteroid düşüverecek.
Dinozorlara bile yar olmamış yeryüzünde, bizim de neslimiz tükenip gidiverecek, fosillerimiz bulunacak kuruttuğumuz nehir yataklarında, Mars çiçeği tarlalarında..

Anarchist kardeşimin emeğidir. Saygı duyalım.!

xmavix
08-02-06, 15:11
çok uzun akşam okucam söz :P

ImmoRtaL
08-02-06, 15:12
Ne zaman okursan oku ;) AMA OKU..

SeVeNHiLL
08-02-06, 15:17
Dinozorlara bile yar olmamış yeryüzünde, bizim de neslimiz tükenip gidiverecek, fosillerimiz bulunacak kuruttuğumuz nehir yataklarında, Mars çiçeği tarlalarında..



yine karamsar oldum ama gerçek bu

bedirhanalemdar
25-02-06, 09:17
Ne Yaparsin Matrixde Diyor Ya Başlangici Olan Her şeyin Sonu Vardir Diye Bizimde Sonumuz Bi Gün Gelecek De O Gün Hangi Gün?

karaca
25-02-06, 10:21
çok hoş bir yazı bu...teşekkürler

Borz
25-02-06, 12:02
teşekkürler güzel azıydı

DRACULA
02-05-06, 19:05
amma yazmışın be kardeş bak bak bitmiyo...

karaca
03-05-06, 06:04
biz genelde okuruz zaten :rolleyes:

:p

sdl23
12-05-06, 23:20
güzel yazı ve sonumuz yakın

şeker
08-06-06, 23:52
yeryuvarı tarihinde bir tür baskın olduğunda hep bi toplu yok olmaya ugramıs geç pleyistosenden beri burdayız baya bi olmus
ve baskın türüz bilmiyorum,öngörüler tutarsa dünyayı olusturan volkanlar ve depremler aynı zamanda bizimde sonumuzu getirir artık.
şimdi bizlerin yaptıgını o zaman ki baskın tur paleontologları yapar ve biz nasıl dinazor fosillerini inceliyorsak onlarda bizim fosillerimiz inceler :)