PDA

Tüm Versiyonu Göster : Seri Katiller


NIGHTMARE
05-01-06, 15:09
Bu konu altında tanınmış seri katillerin suçlarını,nasıl yakalandıklarını,neden şuç işlediklerini bulabilirsiniz?

NIGHTMARE
05-01-06, 15:11
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)

Albert Fish

Sadomazoşizmin koruyucu meleğiyle tanışın.Delilerin büyükbabası Albert Fish, cinsel organına iğneler sokmakdan, anüsüne alevlenen alkollü toplar doldurmakdan, bok yemekden, çocukları öldürüp cesetlerini kaynatmakdan hoşlanırdı.6 çocuk babası Albert, karısı onu başka bir erkek için bırakınca onu kaybetti.

Ümitsiz Al, çocuklarından onu kanayıncaya kadar çivili bir kürekle dövmelerini istedi.İsa olduğunu ve Tanrının ona erkek çocukları hadım etmesini emrettiğini düşünüyordu.Ve Albert aynen ona söyleneni yapdı ve bundan zevk aldı.

Cehennemden gelen bu pis yaşlı adam, her iki cinsiyetten çocukları taciz etmeyi ve onları öldürmeyi alışkanlık haline getirmişti. Kurbanlarından Gracie Budd'ın ailesine gönderdiği, onu yemenin ne kadar keyifli olduğundan söz ettiği mektupdan sonra tutuklandı. 1936'da Sing Sing de ölüm cezasına çarptırıldı."Elektrikli sandalyede ölücek olmam ne kadar da heycanlı.

En büyük heycan bu olucak, tek denemediğimdi."dedi. Elektrotlarda cellatlarına mutlu bir şekilde yardım etti ve mutlu bir adam olarak öldü.Cinsel organına sokduğu 20 iğnenin sandalyesinde kısa devreye yol açtığı doğru olmayan bir mittir.

NIGHTMARE
05-01-06, 15:12
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)

Edmund Kemper

25 yaşındaki Edmund Kemper Pueblo Colorado'daki arabasından çıkdı ve Santa Cruz polisini aradı.Onlara öldürdüğü 8 kadını anlattı.Hattın öbür ucundaki polis ona inanmadı ve tekrar aramasını söledi, o da aradı ama hala polisi ikna etmekde başarılı olamamışdı.Böylece tekrar ve tekrar aradı.Her arayışında kurbanlarını nasıl öldürdüğü ve cesetleri ne yaptığı hakkında daha fazla detay verdi.

Sonunda Santa Cruz polisi onu yakalamak için 3 eyalet boyunca araba sürdü, Kemper oturup tutuklanması için bekledi.Clarnell Kemper, oğlunu ve 2 kızını tek başına yetiştirmişti ve küçük Edmund katı disipline maruz kalmıştı.İddia ettiğine göre sürekli küçük düşürülüyordu.Kemper, ilk gençlik yıllarında ailenin 2 kedisini öldürdü.

Gün içinde sık sık bir insandan oyuncak bebek yapmayı hayal ediyordu.İlk cinayetini 15 yaşında, büyük annesi ve babasinla yaşamaya gönderildiğinde işledi.Her ikisini de 1963'ün Ağustos'unda öldürdü.Bu cinayetler için açıklaması da:Sadece büyük annemi vurmanın nasıl hissettiriceğini merak ettim. 6 sene akıl hastanesine konuldu.

Mayıs 1972 ve Şubat 1973 arasında otostop çeken 6 tane kolej öğrencisi kızı arabasına aldı ve öldürdü.Genelde vurur yada bıçaklar sonra onları bagajda saklardı.Annesi uyudukdan sonra da onları eve getirir ve onların cansız bedenlerine tecavüz ederdi. Bazen etlerini keser ve bazen de pişirip yerdi.Eylül 1972 de psikolojik değerlendirmeyi tamamladı.Artık bir tehdit oluşturmadığı için bırakıldı.1973'de Paskalya'dan bir önceki gün cinayetlerinin doruk noktası ve belkide asıl hedefi olan annesini öldürdü.O uyurken çekiçle kafatasına hızlıca vurdu ve daha sonra kafasını kesti.Gırtlağını kesip çıkardıkdan sonra çöp öğütücüde parçaladı.

Daha sonra annesinin bir arkadaşını davet edip aynı usulde onu da öldürdü.Bu cinayetten sonra arabasıyla özgür bir adam olarak son yolculuğuna çıktı.Yol onu Pueblo, Colorado'ya götürdü.Yol boyunca kimse onu aramaya çıkmamışdı.Detaylı bir itirafdan sonra 8 cinayetten mahkum edilmişti.Küçükken Kemper kendi idamını hayal ederdi.Çoğu kez boğularak ölürdü.Duruşmasında yargıç nasıl bir cezanın onun için uygun olucağını sordu.Kemper'ın cevabı ölümüne işkenceydi.

NIGHTMARE
05-01-06, 15:13
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)

Gary Heidnik

Gary Heidnik 1943'de doğdu.Hayatı boyunca asker, hemşire, bakan gibi birçok meslek edindi.60'ların başında 2 sene boyunca ordudaydı.Zihinsel bir sakatlık yüzünden tahliye edildi.Ordudan tahliyesinden sonra birçok kez intahara kalkıştı ve Pensilvanya'da çeşitli akıl hastanelerinde vakit geçirdi.IQ'su 130'du ve ona yarım milyon dolar yapıcak bir yatırım portföyü oluşturdu.1986'da Gary'nin içindeki şeytanlar, ona 10 kadından oluşan bir harem kurup evlatlarından oluşan küçük bir kabilede kendisini hakiki bir patrik yapmasını sölediler.

Deliliği için 60'ların başında orduda ona yapılan LSD deneylerini suçladı, fakat alkolik annesi ve onun disiplinci kocasinin sebep olduğu düşünülüyordu.Heidnik'in kadınlardan yana tercihi siyah ve gerizekalı olanlardı.70'lerde bu tarz bir kadını bir akıl hastanesinin önünden kaçırıp ona tecavüz ve işkence çekdirmeyüzünden hapse girdi. 1985'de Filipinli bir kadınla evlendi.Aşağılandıktan ve zorla Heidnick'i fahişelerle seks yaparken izledikten sonra onu terketti.

Kaçırmış olduğu 6 kadını bordumunda hapsetti ve orda 4 ay boyunca farkedilmeden tutuldular.Kadınlardan biri kaçıp polise gittiğinde,polis anlattığı işkence ve cinayetlere inanmadı.25 Mart 1987'de polis Heidnick'in evini aradı.Dipfirizde dirseğe kadar kesilmiş bir insan kolu ve sobada da kızarmış insan kaburgası buldular.Bir hafta boyunca bileklerinden asılmış ve bodrumda ölmüş bir cesedi oymuştu.

Cesedi, ilk önce elektrikli testereyle kesmiş, daha sonra etini yemeye hazırladı ve köpek mamasıyla karıştırıp diğer esirlerine zorla yedirdi.

Yedirdiği diğer kadınlar hala bodrumdalardı ve ikisi borulara zincirlenmiş, biri de çukurun içindeydi.Kadınlardan biri çokdan öldürülmüştü; su dolu bir çukura atılmış ve Heidnick cereyanlı telle elektrik akımı vererek öldürmüştü.Daha sonra onun cesetini alıp New Jersey'de bir ormana attı.Hapse atıldığından beri çeşitli intahar girişimlerinde bulundu.Gary Heidnick Pensilvanya eyaleti tarafından 6 Temmuz 1999'da idam edildi.

NIGHTMARE
05-01-06, 15:14
Micheal Terry

1985 Aralık ayında bir gece, 21 yaşındaki siyah Curtis Brown, Atlanta, Georgia'daki evinden bir paket sigara almak için ayrıldı. 5 saat sonra, Dean Rusk Park'da kimliksiz bir ceset bulunana kadar haber alınmadı.Kimliği soyulmuş, pantalonu indirilmiş, kurban bir kaç defa kafasından vurulmuş ve 38 kalibrelik kurşunlar ballistik belirleme için düzgün şekilde düzeltilmişti. Curtis Brown'un cesedinin kimliği, 4 gün sonra kız arkadaşı kayıp insan raporı doldurana kadar belirlenememişti. Bu doğrulamayla beraber dedektifler kurbanın son saatlerini gözden geçirirken civardaki bir meyhaneye kadar onu izleyebildiler.Oranın çalışanları onu öldüğü gece orda görmüşlerdi ve "Big Mike" denen başka siyah bir müsteriyle ayrıldığını düşünüyorlardı.

Ordan itibaren izler soğumuştu ve dedektiflerin gölgeleri kovalamak için vakitleri yoktu.6 yıl önce Atlanta, Amerikan'ın cinayet başkenti olarak "şereflendirilmişti".Ülkenin, kişi başına düşen cinayet oranı en yüksek eyaletiydi ve maddeler bu süre içersinde gelişmekteydi.Patlak veren 2 sansasyonel seri cinayet, ülkenin dikkatlerini 1980'den 1984'e kadar Atlanta'nın üzerine çekmişti ve fazladan çalışan polisin elinde baya da "sıradan" cinayetler bulunmaktaydı.

10 ay geçmeden önce, yetkililer, başka bir canavar çıkana kadar kendilerini çekmişti.Ekim 1986'nın ortalarında, terkedilmiş bir binada siyah bir gencin çürümüş cesedi bulundu.Ceset, kafasının arkasından birkaç kez vurulmuştu ve pantalonu dizlerine kadar indirilmişti. Kurbanın, Ohio'dan olan 21 yaşındaki serseri Daryl Williams olduğunu belirlemek birkaç gün sürdü.En son 5 Ekim'de bir barda görülmüştü ve o akşamdan sonra ondan hiçbir iz alınamamıştı.

Balistik testlerin doğruladığına göre Williams cinayetinde kullanılan silahla, George Willingham'ın cinayetinde kullanılanın arasında bir bağ ortaya çıktı.Willingham, yerel aile babası, 5 Ekim günü evden bir iş için çıkmıştı ve geri dönmedi.Ertesi gün, bir ara yolda bulundu ve kafasının arkasından, Daryl Williams'da kullanılan tabancanın aynısıyla vurulmuştu.

Bu iki benzer davanın arasındaki bağlantı, dedektifleri tekrar aynı dosyaya döndürdü.Çabuk bir şekilde öteki kurbanlardan oluşan bir liste derlediler.Curtis Brown Güney Carolina'dan Richard Williams 'le birlikte eklenmişti; Columbus, Ohio'dan 31 yaşındaki Alvin George ve Atlanta yerlisi 18 yaşındaki Jason McColley.Sondan 3 kişinin sokak dolandırıcısı yada erkek fahişe olaak ünleri vardı ve geçen sene içersinde hepsi tabancayla yada bıçakla öldürülmüştü.

Çözümlenmemiş cinayetler arasında da göze çarpan başka benzerlikler vardı.6 kurbandan beşi pantalonları indirilmiş olarak bulundu ve görünüşe göre seksden sonra öldürüldüler.George ve McColley, bir ay arayla aynı ara yolda, benzer bir bıçakla boyunlarından bıçaklanarak öldürüldüler.Birbirinden alakasız olan iki Williams,ilki ve sonuncusu, birbirine yakın iki ayrı terkedilmiş binada öldürülmüşlerdi.

Richarrd Williams ve Curtis Brown, aynı tabancayla vurulmuşlardı, fakat bu Daryl Willamsve George Willingham'da kullanılmamıştı.Brown ve Richard Williams, kısa ve keskin bir bıçağın ölümden sonraki yaraları yüzünden acı çekmişlerdi. Eğer başka bir bağlantı gerekirse, bir tanık Jason McColley'i "Big Mike"ın tarifine uyan biriyle gördüğünü hatırladı.Yenilenen soruşturma, dedktifleri, Michael Terry'nin geçen sene boyunca yaşadığı ve pek çok silah topladığı pansiyona yöneltti. İşindeyken, lastik kaplama dükkanında, tutuklanan Terry saklı tuttuğu .357 magnumu çıkardı ve sorgulama için çekti.

Nihai itirafında Terry, birkaç kurbanınla barlarda tanıştığını, homoseksüel ilişkiler için başka yerlere geçtiğini, sonra daha ufak adamların onu sözde, soygun ve daha kötüleri için tehdit ettiğini söyledi.İddia ettiğine göre ölümlerin sebebi kendini savunmasıydı."Ben kimseyi incitmek istemedim."diye ısrar etti Terry, "ama benden faydalanmaya kalkdılar."Jüri başka şekilde düşündü ve 22 Şubat 1987'de, Richard Williams ve Curtis Brown'u öldürmekten dolayı mahkum edildi.Şartlı tahliyesiz ömür boyu hapse edilirken, diğer davaları da, cezasının kısaltılması ihtimaline karşı ertelendi.

NIGHTMARE
05-01-06, 15:15
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)

Pedro Alonso Lopez

Pedro Alonso Lopez 1949'da bir fahişenin 13 çocukdan biriydi.8 yaşında kızkardeşlerinden birine cinsel tacizde bulundu ve bunun cezası olarak annesi onu sokağa attı.Aynı yaşta, komşu çevrede başka bir adam tarafından cinsel tacize uğradı.

18 yaşında araba hırsızlığından girdiği hapiste de saldırıya uğradı.Ondan daha yaşlı 4 mahkum tarafından da tecavüze uğradı ve 3'ünü öldürerek cinayetten dolayı 2 yıla mahkum edildi.Bu dönem onu daha da çok öldürme isteğiyle doldurdu.Genelde markette ıssız bir yere götürebileceği tarzda bir kız bulana kadar dolanırdı.İlk önce kıza tecavüz eder, daha sonra da onu boğardı.

1978'de Peru'lu 100 kız öldürdüğü söylendi.Bir köyde 9 yaşındaki bir kızı alıkoymaya çalışırken yakalandı.Onu yakalıyan Ayachucos Hintlileri ona adalet olarak dövmeyi, sonra işkenceyi ve canlı canlı yakmayı uygun gördüler.

Ama bunları yapamadan önce bir Amerikan misyoneri onlarla Lopez'i yetkililere teslim etmek hakkında konuşdu.Yetkililer onu cezalayacakları yerde Ekvador'a götürdü.Belki 110 Ekvador'lu kıza tecavüz etti ve öldürdü.1980'de 12 yaşında bir kızı kaçırırken yakalandı.Bu 53 kurbanın ortaya çıkmasından sora oldu.Onları bir sürü farklı yere gömdü, fakat daha başka ceset bulunamadı.Lopez'in, onları araştırmalarında boş yere peşinden götürdüğünü düşünüyorlar.

Lopez hala Ekvador'da bir hapishanede ve şartlı tahliye edilebilir.Ancak bırakıldığı takdirde Peru'da hala davaları ve hapsi devam edecek.

NIGHTMARE
05-01-06, 15:17
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)

David Berkowitz (Son of Sam)

13 ay boyunca new york u dehşete düşüren dengesiz katil temmuz 1976-mart 1977 arasında 3 kişiyi öldürüp 4 kişiyi yaralayan kurşunların aynı silahtan cıktıgını tespit eden polis psikopat bir katille karşı karşıya olduklarını anladi.

Cinayetlerini sürdüren katil daha sonra bir de not birakti: "Kadinlardan nefret ettigimin söylenmesine cok üzüldüm,bu dogru degil,ama bir canavarim.ben samin ogluyum.ben kucuk bir veletim" babasi samin içip ailesini döven bir canavar oldugundan bahsediyordu samin oglu imzalı bir başka not da bir köşe yazarina gönderdi.

Dedektifler cinayet işlemeye tüm hızıyla devam eden katili yakalmak icin cok urastılar ve en sonunda bunu başardılar david berkowitz adındaki katil ufak tefek paranoyak şizofrendi ve sekiz kişiyi öldürmüş pek cok kişiyide yaralamıştı mahkeme berkowitz in akli dengesinin yerinde olduguna karar verdi ve onu 365 yil hapse mahkum etti berkowitz in oturdugu daire boş kaldi ve pek çok kişinin ugrak yeri oldu.

NIGHTMARE
05-01-06, 15:18
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)


Charles Manson

Çetesiyle işledigi cinayetlerle tüm dünyayi dehşete düşüren hipi lideri.annesi genç bir fahişe olan babasıyla bilinmeyen manson ilk suçunu 13 yaşında soygun yaparak işledi.şartlı tahliyesinden sonra 17 yaşındayken kendisinden genç bir oglana tecavüz etti.yirmilerinde pezevenklik yapmaya basladi.kadin ticaretinden,sahte çek kullanmaktan,kredi kartı sahtekarlıgından ve araba hırsızlıgından 10 yıla mahkum edildi.hapishanede ünlü bir gangsterden gitar calmayi ögrendi ve daha sonra "beatless dan bile daha ünlü olabicegini" söyledi.

Hapishaneden cıktıkdan sonra cevresine kadınları toplayıp "ailesini" kurmaya basladi.kendine isa görüntüsü veriyor cezbetttigi gençleri uyuşturuculara ve cinsel sapkınlıklara yöneltiyordu.manson büyülenen ailesi üzerinde dinsel bir etkiye sahipti herkesin hertürlü yoldan sevişmesini buyurmuş ve buna kimse karşı cikmamıstı.ismi bile (Man`s Son) dini çagrıştırıyordu.iki yıl sonra bir otobus satin aldi ve amerikayi dolasmaya basladilar.sonra bir ciftlige yerleştiler.manson şimdi sayıları yirmiyi bulan ailesini tepeden tırnaga silahlandırmıs rusların amerikaya saldıracagı günü bekliyordu.bu arada kendisine bir ölüm listesi cikarmisti bile warren beatty gibi isimleri içeren bu listedeki insanlarin ölecegi kıyamet gününe helter skelter adını vermişti (beatles ın bir şarkısından esinlenerek) ailesini büyüterek üye sayısını kırka yükseltti 1969 yazinda cinayetler basladi.anahtar kelime simdi helter skalter zamanı idi. 8 agustos 1969 aksaminda roman polanski nin evine saldıran aile ünlü yönetmenin sekiz bucuk aylik hamile aktris karısı sharon tate ı evdeki diğer üç kişiyi ve o sırada ziyarete gelen bir genci öldürdüler.daha sonra cinayetler devam etti.polis tarafından yakalanmalarının ardından ailenin tüm üyeleri ölüm cezasina carptırıldı.ancak bu ceza ömür boyu hapis cezasina cevrildi.ailenin toplam cinayetlerinin sayısı asla ögrenilemedi.manson nın tek basina otuz bes cinayet isledigi söyleniyor.

NIGHTMARE
05-01-06, 15:19
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)

PETER KURTEN “Düsseldorf Vampiri“

26 Mayıs 1883'de Almanya’nın Mülheim kentinde 13 çocuklu bir ailede doğan ve daha 5 yaşında iken iki arkadaşını katleden Peter Kurten’in,10 yaşındayken bir arkadaşını Rhine nehrinde boğduğu da söylenir. Peter Kurten,“Düsseldorf Vampiri“ olarak da bilinir.

Peter Kurten küçüklüğünde babasının hareketlerini taklit ederdi ve babası kızına tecavüz ederken yakalandığı zaman, o da aynı şeyi tekrarlamaya çalışmıştı. Babasının hareketlerini kafasına işleyerek büyüyen katil, babası hapishanedeyken onun yerine kiracı olarak gelen bir köpek yakalama görevlisinden köpeklere mastürbasyon yapmayı ve onlara işkence çektirmeyi öğrenmişti. Kanın tadına ilk kez 9 yaşında bakmıştı. O yaşta kuğuların kafalarını kesip, kanını içerdi. Bu öğrendikleri onun küçüklüğündeki vahşet tecrübeleri olmuştu.

Cinayet kariyerine başlamadan önce bir fabrikada sendikacı olarak çalışan, sık kiliseye giden Peter Kurten evliydi ve çok hoşgörülü bir karısı vardı. Yaptıklarını itiraf edene kadar her şeyi karısından uzun süre gizli tutmuştu.

İlk kurbanı (5 yaşında öldürdüğü iki arkadaşı dışında) 1913 yılında öldürdüğü 8 yaşındaki Christine Klein adında bir kızdı. Kız birçok yerinden bıçaklanmıştı ve tecavüze de uğramıştı. Bunun dışında kız bölüm bölüm yakılmıştı. Bu cinayetle birlikte Peter Kurten'in seri cinayetleri başlamış oldu. Aşağıda Peter Kurten'in öldürdüğü ve kimliği belirlenmiş kişileri görebiliriz:

- Christine Klein (8); Tecavüze uğrayıp, daha sonra boğazı kesildi.
- Rudolf Scheer (45); Birahaneden evine dönerken kafasından ve boynundan ardarda bıçaklanarak öldürüldü. (13 Şubat 1929)
- Rosa Ohliger (8); Katil tarafından bir çitin arkasına çekilerek 13 kere bıçaklandı. Daha sonra olay yerine dönen katil, cesedi yaktı. (9 Mart 1929)
- Luise Lenzen (13) - Gertrud Hamacher (5); Luise Lenzen boğularak ve birçok yerinden bıçaklanarak, Gertrud Hamacher ise boğazı kesilerek bir çayırda öldürüldü. (24 Ağustos 1929)
- Maria Hahn (20); Ren nehri kıyılarında 20 kez bıçaklanarak öldürüldü ve cesedi aynı yılın kışında bulundu.(1929 sonları)
- Ida Reuter (31); Düsseldorf'un dışında kafasına inen baltayla hayata gözlerini yuman ve öldürülmeden önce tecavüze uğrayan hizmetçi kız. (Eylül 1929)
- Gertrud Alberman (5); Katil tarafından boğularak ve 36 kere makas saplanarak öldürüldü. (7 Kasım 1929)
- Maria Budlies / Budlick; Peter Kurten'in son vakası. Peter Kurten tarafından kaçmasına izin verildi.

Peter Kurten,1. Dünya Savaşının tamamını hapiste geçirdi.1921’de tahliye edildi ve 1925’te bir hayat kadınıyla evlenerek Düsseldorf’un merkezinde bir apartmana taşındı. 1929’da dedektifler, bir seri katilin sokaklarda gezdiğini anlamışlardı. İşlenen 46 suçun aynı kişi tarafından işlendiğine kanaat getirmişlerdi. Ebeveynler çocuklarını sokağa çıkarmamaya başlamış, bir süre sonra halkın büyük bir bölümü korkusundan evlerinden ayrılmamaya başlamıştı.

1930’da Maria Budlies adında bir kadına tecavüz etmiş ve kaçmasına izin vermişti. Maria, bundan asla polise bahsetmedi, ama Köln’deki bir arkadaşına yolladığı mektupta olayları anlattı. Mektup asla Maria’nın arkadaşına ulaşmadı, ama bir gün postanede mektup açılınca polisler Maria’ya ulaştı. Maria, Peter Kurten’in evini polislere bildirdi. Peter Kurten bu olaydan sonra yakalandı, artık sona yaklaşmıştı. Kimse onun neden bu son kurbanı olan kadını bıraktığını bilmiyordu.

Cinayetlerinde genellikle bir makas veya bıçak yardımıyla kurbanlarının boğazlarını kesiyor, kafataslarını parçalıyor ve kanlarını emiyordu.
Aslında tüm kurbanlarını kadınlardan seçmiyordu ve bu da onun bu işi her zaman kendi cinsel doyumluluğu için yapmadığını gösteriyordu.
Masum görünüşü altında vahşilik yatan Peter Kurten'in ismi, kriminoloji tarihindeki yerini “bir psikiyatrist tarafından sorgulanan ilk seri katil“ olarak almıştır.
2 Temmuz 1931'de,ölüme mahkûm edilen Peter Kurten, Klingelputz hapishanesinde giyotinle idam edildi. Son arzusu kendi kafası kesilirkenki kan sesini duymaktı…

“Pişman değilim. Yaptığım bütün işler beni utandırsa da, size anlatmalıyım. Geriye dönüp baktığımda bütün detaylar hiç de kötü, can sıkıcı değildi. Aksine bundan hoşlanıyordum.“

(Peter Kurten’in kendisini sorgulayan psikiyatriste söylediği sözler.)

Cinayetlerini bide onun ağzından dinleyelim.

1. Bayan Klein.(ilk cinayeti)PK:' o gece çok heyecanlı ve sabırsızdım. Eğer karşıma bir hayvan çıksaydı ona bile saldırırdım. Ama karşıma şans eseri Bayan Klein çıktı. Kadının üstüne atladım, makasımı onun alnına tekrar tekrar sapladım. Kadın yere düştü. Böylelikle bende ondan istediğim şeyi sıcakkanını aldım. Onu kana kana içtim. Makasım körelmişti sonraki kurbanlar için onu tekrar bileyip keskinleştirdim.'

2. PK:'o akşam 8–10 yaşlarında küçük bir kızla karşılaştım. Ona nereye gittiğini sordum. Eve gidiyorum dedi küçük kız. Gel ben seni götürürüm dedim ona. Elini avuçlarımın arasına aldım. Bir anda içimde bir şeyler hareketlendi, başım döndü. Kendimi kaybedip, kızın boğazına sarıldım. Sonra sağ elimle bıçağımı paltomdan çıkarıp kızın gözüne, boğazına boynuna artık neresine gelirse sapladım.
Kızı öldürdükten sonra sinemaya gittim.23.00 sularında elimde bir şişe gazyağıyla, onu yakmak için geri döndüm. Ama etrafta çok fazla insan vardı. Ben de gazyağını bir çalılığın arkasına saklayıp evime gittim. Ertesi sabah 6.00 da kalktım. İlk işim kızın yanına gidip, cesedini gazyağı ile yakmak oldu.'

3. Rudolf Scheer. PK:' O gece saat 22.00 de parka gitmiştim.3 saat boyunca bir insanın geçmesini bekledim. Sonra yoldan sendeleyerek gelen bir adam gördüm. Beni gördü ve bana anlaşılmaz laflar etti. Sinirlendim ve adama sert bir yumruk attım. Adam yüzüstü yere
yığıldı. Cebimden bıçağımı çıkarıp adamın sırtına sapladım. Adam birden kalkıp bacaklarıma sarıldı. Bunu hiç beklemiyordum ama yine de bıçağımı ona saplamaya devam ettim. Hatta bıçağımı o kadar derine sapladım ki, onu zorlukla geri çıkartabildim.
Adam bacaklarımı bıraktı ve yere düştü. Onu hendeğe kadar sürükledim. Sonra bir tekmeyle onu çukurdan aşağıya yuvarladım. Tam eve geliyordum ki onu sürüklerken, botlarında bıraktığım parmak izleri aklıma geldi. Tüm izleri ortadan kaldırmam 8 dakikamı aldı.

4. Anna Goldhousen-Bayan Mantel-Gustav Karnblum. PK:'Saat 22.00 de Lierehfeld'deki fuara gittim. Yolda yürüyen iki kadın gördüm. Onları takip ettim. Birbirlerinden ayrıldıktan sonra kadınların birine Anna Goldhousen'e bıçağımla saldırdım. Kadın bağırmaya başlayınca
yakalanırım korkusuyla oradan kaçtım. O gece Bayan Mantel ve Gustav Karnblum adlı iki kişiye daha saldırdım.

5. Gertrud Hamacher-Luise Lenzen. PK:'Saat 22.00’ye kadar kendime bir kurban bulmak için bekledim. Tam ümidimi kaybediyordum ki patikadan gelen iki küçük kız gördüm. Onları takip etmeye başladım. Sonra yanlarına yaklaşıp, büyük kıza yakında ki bir dükkândan bana bir sigara alıp alamayacağını sordum. Kıza parayı verdim, böylece o sigara almaya gidince ben de küçük kız ile yalnız kaldım. Küçük kızı kucağıma aldım ve onu mısır tarlasına götürdüm. Sonra ağzını elimle kapatıp onu yere yatırdım ve boğazını kestim. Bıçağı orada bırakıp, ötekinin yanına gittim. Kız bana sigara paketini verirken birden onun boğazına sarıldım ve onu nefessiz bırakana dek sıktım. Onu da diğerinin yanına sürüklerken kız aniden canlandı ve elimden kaçıp bağırmaya başladı. Bunun üzerine bende bıçağı alıp kıza fırlattım. Onu sırtından vurmuştum. Kız yere düştü. Bıçağı bedeninden çıkarıp bir kaç kez daha sapladım. Sonra ikisini de orada
bırakıp gittim.'

6. Ida Reuter. PK: O pazar saat 18.00 de kurban aramak için dışarı çıktım. Yanıma çekicimi de almıştım. Tren istasyonunda genç bir kadınla karşılaştım. Onu bir şeyler içmeye davet
ettim. Beraber birkaç bira içtikten sonra koruda gezinmeye başladık. O ilerisinin karanlık olduğunu ve daha ileri gitmek istemediğini. Söyledi. O sırada birinin gelip gelmediğini anlamak için etrafa bakınıyordum. Etrafta bizden başka kimsenin olmadığını anlayınca
çekicimi çıkardım ve kızın alnın tam ortasına indirdim. Kız yere yığıldı. Yaklaşmakta olan ayak seslerini duyunca kızı ellerinden tuttum ve bir çalının arkasına gizledim. İnsanlar geçene kadar bekledim. Bu sırada kız kendine geldi. Onu bırakmam için bana
yalvarmaya başladı. Onu korunun içine çektim ve çekicimi bir kaç defa daha kafasına indirdim.

7. Elisabeth Dorrier. Pk:' 23.00 sularında cebimde çekicimle etrafta dolaşıyordum. Tiyatronun önünde duran narin bir kız gördüm. Adı Dorrierdi. Ona benimle yürüyüp yürümeyeceğini sordum. İlk başta buna istekli değildi ama onu ikna etmeyi başardım. Aynı İda'da olduğu gibi onunla ilk başta bira içtik, sonra nehir kenarında yürümeye başladık. Birden onun bir adım gerisinde durdum ve çekicimi cebimden çıkardım. Tüm gücümle çekici kafasına indirdim. Aynı İda gibi yere yığıldı. Onu da çalıların arkasına çektim ve başını çekicimle ezdim.'

8. Gertrud Albermann. Pk:'Öğleden sonra 17.00 sularında bıçağımı da yanıma alıp gezmeye çıktım. Kendi halinde oynayan 5–6 yaşlarında bir kız gördüm. Yanına gelip benimle gezmek isteyip istemediğini sordum. Kız gerçekten çok tatlıydı. Büyük bir neşe içinde kendini benim kollarıma attı. Minicik kollarını boynuma dolayıp başını güvenle omzuma koydu. Boş yollardan geçip fabrikaya geldim. O ne olup bittiğini anlamadan ellerim onun küçük boynuna dolanmıştı. Boğazını sıktım, sıktım, sıktım. Ta ki nefessiz kalana dek. Sonra bıçağımı çıkarıp, vücudunu delik deşik ettim. Kızın cansız vücudunu çöplerin arasına attım. Ellerimi de oradaki çimenlere sürüp temizledim.'

9. Maria Huhn. Pk:'8 ağustos da hayvanat bahçesinde tek başıma dolaşıyordum. Birini öldürmek gibi bir niyetim yoktu. Bir banka oturdum. Yanımda oturan kız bana döndü ve benimle konuşmak istedi. Uzun bir konuşma sonucu gelecek pazar beraber dışarı çıkma kararı aldık.

15 ağustos da Stindemuhle restoranında bir şişe şarap içtik. Orada yaklaşık üç saat oturduktan sonra çorba ve bira içmek için başka bir yere gittik. Karnımızı doyurduktan sonra çayırda yürüyüşe çıktık. İşte o an onu öldürmeye karar verdim. Onu bir hendeğin yanındaki koca çalılığın arkasına götürdüm. Yere oturduk. Saat dokuzu yirmi geçiyordu. Birden onu boğazından yakaladım ve kafasını yanımdaki kütüğe vurdum ama kız kısa bir süre sonra kendine geldi. Bunun üzerine elimdeki makası boynuna sapladım. Epey kan kaybetti Kısa bir süre lanet olası tekrar kendine geldi. Kısık bir sesle bana yalvarmaya başladı. Sesine dayanamıyordum.
Sinirlendim. O sesi tamamen susturmak için makası kalbine sapladım. Kanın fışkırma sesini dinledim. Bu ses, öteki sesten daha huzur vericiydi.

10.Christine Klein. Pk:'O sıralar hırsızlıkla uğraşıyordum. Bir cumartesi akşamı kendime Wolfstrassede soyabileceğim uygun bir yer arıyordum. Klein ailesinin yaşadığı Cologne Hanı gözüme çarptı. Gece 10–11 sularında yukarı kata tırmandım. Kilitli birkaç kapıyı açtım ama içerde çalabileceğim değerli bir şey bulamadım. Derken içinde küçük bir kızın uyuduğu bir odaya geldim. Çocuğun başı cama dönüktü. Sol elimle kızın ağzını kapattım ve sağ elimle kızın boğazını sıkmaya başladım. Kız uyandı ve debelenmeye başladı ama sonunda bilincini kaybetti. Cebimde taşıdığım küçük ama keskin bir bıçak vardı. Kızın başını kucağıma aldım ve bıçağımla birden boğazını kestim. Belli bir müddet kanın akışını seyrettim. Sonra kızı yatağa yatırım üstünü örttüm. Odadaki izleri sildim ve kapıyı kızın üstüne kilitledim.

11. Charlotte Ulrich. PK:'Kızla bir bardak bira içtik. Sonra Grafenberg koruluğuna gittik. Kız
karanlıktan korkuyordu. Onu sakinleştirmek için birbirlerini seven çiftlerin hep buraya geldiğini ve el ele dolaştıklarını söyledim. Onu AŞKLAR GEÇİDİ denen gizli bir yere götürdüm. Manzara karşısında büyülenen kız daha ne olduğunu anlayamadan, çekicimi çoktan kafasına indirmiştim. Kız bir çığlık attı ve yere düştü. Yeteri kadar kan göremiyordum. Bu yüzden kızın başına var gücümle bir kaç kez daha vurdum. Kızın başının kanlar içinde kaldığını görünce onu orada tek başına, o vaziyette bırakıp gittim.

SONSÖZ

PETER KURTEN: Önüme çıkan herkesi öldürdüğüm doğru değildir. Öldürdüğüm kişinin kim olduğu benim için önemliydi. İstediğim, bağırışları ve yalvarışlarıyla beni heyecanlandıracak, kendimi iyi hissettirecek insanları bulmaktı. İnsanlara öldürmek amacıyla saldırmıyordum ama yakaladığım kişiyi bıçaklamaya başlayınca gerisi geliyordu
Eğer şu an dışarıda olsaydım ne yapardım bilmiyorum. Size hiçbir garanti veremem çünkü yaptıklarımı bilinçli bir şekilde yapmıyordum. Belki de farklı şekilde davranamazdım.
Eğer insanları öldürmeme izin verilse dünyada eşi benzeri görülmemiş bir katliam yapardım.

NIGHTMARE
05-01-06, 15:20
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)

EDDIE GEIN 1906 – 1984 (Plainfield Hortlağı)

17 Kasım 1957 Plainfield Wisconsin, polisler Ed Gein’in ıssız çiftliğine gelir.
Plainfield’de madeni eşyalar satan bir dükkânı işleten Bayan Bernice Warden ortadan kaybolmuştu ve onun son müşterisi Ed Gein’di. Polisler Ed Gein’den şüphelenmekteydi. Ed'in evinin içi kırık dökük eşyalarla doluydu. Her tarafta çöpler vardı, çöplerden odalara girmek imkânsızdı. Şerif Arthur Schley evi araştırmaya başladı. Mutfakta ayaklarından tavana asılmış başsız bir ceset vardı. Ceset uzunlamasına kesilmişti. Ceset bir kadına aitti 55 yaşındaki Bernice Warden, bulunan tuhaf şeyler bununla bitmiyordu. İnsan derisinden yapılmış çöp sepetleri, çantalar, bir kutu dolusu kadın cinsel organı, yine insan derisinden yapılmış koltuk kılıfları, meme uçlarından yapılmış kemerler... En sonunda bulunan şey ise herkesi dehşete düşürmüştü. Tamamıyla insan derisinden yapılmış bir elbise.

Eddie Gein 27 ağustos 1906’da Wisconsin da doğdu. Babası George, annesi Augusta ve kendisinden 7 yaş büyük abisi Henry Gein...

Edin annesi Augusta aşırı dindar, sert ve hoşgörüsüz bir kadındı. Çocuklarını buna uygun olarak, iyi birer Hıristiyan olarak yetiştiriyordu. Çocuklarına her gün İncil’den dersler veriyordu. Çocuklarını kadınların ahlaksız ve gevşek oldukları konusunda sürekli uyarıyordu. Onları cehennem ile korkutarak sex’in günah olduğunu anlatıyordu. O çocuklarının hayatındaki tek kadındı. Augusta despotça davranan, otoriter bir kadındı. Dünyada bir tek kendi görüşlerinin doğru olduğuna inanıyordu.
Kocası George ise karısının tam tersiydi sessiz, zayıf karakterli, kof ve alkolikti. Çocuklarının üzerinde hiçbir etkisi yoktu.

George Gein'in 1940’daki ölümünden sonra çiftliğin bütün işleri Augusta’ya kalmıştı. Ed ve Henry de ona işlerde yardım ediyordu. Henry kardeşinin annesine olan aşırı düşkünlüğünden çok rahatsızdı. Aradan geçen günlerden sonra Henry annesini açık açık eleştirmeye ve Ed'e annesini kötülemeye başlamıştı. Abisinin davranışları Ed'i şok etmişti. Ona göre annesi bir tanrıçaydı. Ve ona tapıyordu.

1944 yılında Henry esrarengiz bir kaza! Geçirerek öldü. Esrarengiz ölüm serisinin ardından 29 Aralık 1945’de de Augusta öldü. Ed hayattaki tek gerçek aşkını ve arkadaşını kaybetmişti. Artık tamamen yapayalnızdı. Annesinin ölümünden sonra sık sık mezarlığı ziyaret ediyordu. Annesini odasını bir türbe haline getirmişti. Ed annesinin ölümünden sonra giderek daha fazla içine kapandı. Zamanın çoğunu korku hikâyeleri ve anatomi kitapları okuyarak geçiriyordu. Ayrıca yerel gazeteleri de okuyordu. En sevdiği kısım ise ölüm ilanlarıydı. İlanlardan yakın zamanda ölmüş kadınların yerlerini
öğreniyordu.

Artık anatomi kitaplarından öğrendiklerini uygulamanın zamanı gelmişti. Ed’in hiçbir kadınla ilişkisi olmamıştı. Kadınların göğüslerini cinsel organını çok merak ediyordu. Bir kadınla yatmanın nasıl bir şey olduğunu hayal ediyordu. Şehvetini dindirmek için geceleri mezarlıkları ziyaret etmeye eve mezarları açarak vücut parçaları toplamaya başlar.

Eddie bir gün çiftliğine gelen bir çocuğa yatak odasındaki, mezarlıktan çaldığı kafataslarını gösterir. Çocuk gördüklerini telaşla insanlara anlatmaya başlar, ama kimse ona inanmaz anlattığı hikâyeyi hayal ürünü olarak yorumlarlar. Bir süre sonra Ed'in çiftliğini ziyaret eden iki kadın da evde kafatasları görür. Ama bunların cadılar bayramı kostümü olduğunu sanırlar. Kasabada garip söylentiler yayılmaya başlamıştır, ama kimse bu söylentileri dikkate almaz. Çünkü Ed'i sessiz, kendi halinde biri olarak biliyorlardı. Hiç kimse onun böyle şeyler yapacağına inanmıyordu. Hatta insanlar Ed'e kafatasları hakkında şakalar yapmaya başlar. Ed ise onlara sadece gülümser.
Yani kısaca kimse bunların gerçek olabileceğine inanmaz.

1945 -1955 yılları arasında kaybolan insanlar Wiscons’ın polisini alarma geçirmişti.
Kaybolan ilk kişi 80 yaşındaki Georgia Wecker isimli bir kadındı.1 Mayıs 1947 de kaybolmuştu.100lerce insan ve polis 10 millik bir alanı kadını bulma ümidiyle aradılar, ama hiç bir şey bulamadılar.

6 ay sonra La Crosse Wisconsin’de çocuk bakıcısı Evelyn Hartley kayboldu. Evely’nin babası kızının evini defalarca aramış, ama hiç cevap alamayınca meraklanmıştı. Endişelenen adam kızının evine gider, kızına seslenen baba hiçbir cevap alamaz. Bütün kapılar ve pencereler kapalıdır, evin çevresini dikkatlice arayan adam açık bir pencere bulur. Pencerede kan izleri vardır. Olay yerine gelen polis bölgesel bir arama başlatır, ama hiçbir sonuç çıkmaz. Bir kaç gün sonra La Crossenin dışında Evely’nin kanlı elbiseleri bulunur.

Kasım 1952’de geyik avcılığı yapan iki adam içki içmek için Plainfield deki bir barda dururlar. Barda birkaç saat geçirdikten sonra arabalarına binip uzaklaşırlar. Ve bir daha kendilerinden haber alınamaz.

1954’ün kış aylarında Plainfield gazinosunda bekçilik yapan Bayan Mary Hogan esrarengiz bir biçimde kaybolur. Polisler gazinonun zeminde kan izlerini görürler. Kan izleri parka kadar gitmektedir. Bu da Hoga’nın sürüklenerek götürüldüğünü göstermektedir.
Ayrıca yerde bir mermi kovanı bulurlar.

17 Kasım 1957’de Eddie’nin çiftliğinde Bernice Warden’in başsız cesedi ve diğer korkunç şeyler bulunduktan sonra. Polis Eddie’nin çiftliğinde ve çevresinde geniş çaplı bir arama başlattı. Polisler Ed'in daha fazla cinayete karıştığına inanıyorlardı. Cesetlerin gömülmüş olabileceğini sanıyorlardı.

Çiftlikte başlatılan kazılar süresince Ed’de müfettişler tarafından sorgulamaya başlandı. Ed ilk başta cinayetleri işlediğini kabul etmedi ama birkaç günlük sessizliğin ardından. Yaptığı bütün korkunç şeyleri anlatmaya başladı. Bayan Warden’i nasıl öldürdüğünü, evinde bulunan ceset parçalarını nerden aldığını...

Ed detayları hatırlamakta zorlanıyordu, çünkü stresten ve tüm bu tantanadan sersemlediğini iddia ediyordu. Henüz Warden’i nasıl eve getirdiğini hatırlamıyordu. Evindeki ceset parçalarını mezarlıktan çaldığını söylüyordu, ama Ed Bayan Warden dışında kimseyi öldürmediğinde ısrar ediyordu. Birkaç gün sonra ağır geçen sorgulamalar sonunda Ed, Mary Hogan’ıda öldürdüğünü itiraf etti. Detayları hatırlamadığını onu kaza sonucu silahla vurduğunu söylüyordu. Eddie sorgulamalar sırasında en ufak bir pişmanlık belirtisi göstermemişti. Cinayetleri ve mezar soygunlarını büyük bir keyifle anlatıyordu. Psikiyatristler, onu bir takım psikolojik testlerden geçirdiler. Ve Edin akıl sağlığının yerinde olmadığını söylediler. Psikiyatristler onun şizofren ve cinsel yönden bir ruh hastası olduğunu açıkladılar.

Ed'in çiftliğinde yapılan kazılarda 8 kadın cesedi bulundu. Buna rağmen Ed onları mezardan çaldığına yemin etti. Polisler ise şüpheliydi. Polisler kadınları Ed'in öldürdüğünü, Ed ise mezardan çaldığını iddia ediyordu. Öğrenmenin tek bir yolu vardı. Mezarları tekrar açıp kontrol etmek. Ama bir sorun vardı, mezarları açmanın günah olduğu tartışılıyordu. En sonunda tartışmalara rağmen polis mezarları açmaya karar verdi. Mezarların açılmasından Ed’in doğru söylediğine inandılar çünkü bazı mezarlar boştu. Bazılarından da cesetlere ait kimi parçalar alınmıştı.

29 Kasım’da kazılarda polis bir insan iskeleti buldu. Bunu kaybolan avcılardan Victor Travis olduğundan şüphelendiler. Kalıntılar hemen laboratuara götürüldü. Yapılan testler sonunda iskeletin orta yaşlarda bir kadına ait olduğu anlaşıldı. Oda mezarlıktan çalınmıştı. Ed’in kaybolan diğer 4 kişi ile-Georgia Wecker, Evelyn Hartley, Victor Travis ve Ray Burgess bir ilişkisi bulanamadı. Yalnızca Mary Hogan ve Bernice Warden’i öldürdüğü anlaşıldı.

Eddie’nin çiftliğinde olanlar tüm dünyanın ilgisini çekmişti. Haberler çok çabuk yayılmıştı. Medyanın ilgisi büyüktü. Dünyanın her yerinden gazete muhabirleri geliyordu Plainfielde.

Ed Gein’in ünü giderek artıyordu. Nekrofili (ölü sevicilik),Transvestizm (erkeklerin kadın giysileri giymekten hoşlanmaları),Fetişizmden oluşan bileşim ona kötü bir şöhret getirmişti. Ed Central State akıl hastanesine kapatıldı.20 Mart 1958 de çiftliği kimliği belirsiz kişilerce yakıldı. Arabası 1949 model Ford marka 760 dolara satıldı. Arabayı satın alan adam onu, Kasabanın panayırına koydu. Ed’in cesetleri taşımakta kullandığı arabayı HORTLAĞIN ARABASINI her yerden insanlar görmeye geliyordu.22 Ocak 1968’de hastanede geçirdiği 10 yıldan sonra tekrar mahkemeye çıkarıldı. Tanıklar tekrar dinlendi, deliller tekrar gözden geçirildi ve 1 hafta sonra jüri kararını açıkladı. Eddie 1. dereceden cinayetle suçluydu. Nasıl olduysa, cinayetleri işlediği sırada akıl sağlığının yerinde olmadığına karar verildi. Ve tekrar geldiği yere CENTRAL STATE’E geri götürüldü. Kurbanların ve mezar mağdurlarının aileleri kararı adaletli bulmamışlardı. Onlara göre Ed suçluydu. Ama mahkemenin kararını değiştiremediler. Ed hayatının geri kalanını akıl hastanesinde geçirdi. Günleri güzel ve rahat geçiyordu. Hastanenin doktoru onu örnek bir hasta olarak tanımlıyordu.

DOKTOR: Ed hastanede çok mutluydu. Belki de hayatında olmadığı kadar. Havadan. Sudan konuşmaktan keyif alırdı. El sanatından hoşlanırdı (nede olsa tecrübeli bu konuda) taşları parlatırdı, küçük halılar yapardı... Bütün bu olanlara rağmen o iyi kalpli biri, uysal bir hastaydı...

Polisler, abisi Henry'i de Edin öldürdüğünden şüpheleniyorlardı. Ama bu kanıtlanamamıştı. Abisinin öldüğü gün ed onunla annesi yüzünden kavga ediyordu. Henry yine Ed’e annesini kötülemişti. Kavga sırasında kaza eseri yangın çıktı. İkisi ayrılarak yangını söndürmeye çalıştılar ama alevler giderek büyüyordu. Sonunda Ed abisini gözden kaybetti. Ed sonra polislere haber verdi, yangın söndürüldü. Henry’nin cesedi bulundu yanmamıştı, üstelik kafasında çürükler vardı. Ama Ed uysal bir çocuk olarak tanındığı için o sırada onun abisini öldürmüş olabileceğine inanmadılar. Otopsi sonucu dumandan boğularak öldüğü söylendi. Sonra olay kapandı.

Eddie Gein 26 Temmuz 1984’de kanserden öldü.
Plainfield mezarlığına gömüldü, annesinin yanına.
Cesetleri çaldığı mezarlıktan pekte uzağa değil...

Ed Gein'in psikopatlığı, kelimelere dökülünce etkisini yitiriyor.

NIGHTMARE
05-01-06, 15:21
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)

ELIZABETH BATHORY 1560 – 1614 “Vampir Kontes“

600’den fazla kızın katili Elizabeth Bathory (Macarcada Erszebet Bathory) 1560 yılında, Vlad Tepes öldükten yaklaşık 100 sene sonra, Macaristan'ın en zengin ve köklü ailelerinden birinde doğmuştur. Atalarından Prens Steven Bathory,1546'da Vlad Tepes Eflâk’ta tacını geri isterken ona yardım etmiştir. Elisabeth doğduğu sıralar, ailesi Macaristan'ın en soylu ve zengin ailelerinden biriydi. Kuzeni Macaristan başbakanıydı. Amcası Stephan ise daha sonra Polonya kralı olmuştur. Bathory ailesi zengin ve soylu olmasının dışında, çok güçlü ilişkiler ve tanıdıklara sahipti.

Elizabeth Bathory daha 4–5 yaşındayken sara nöbetlerine katlanmak zorunda kalıyordu ve sorunlu bir çocuk olarak yetişti. Sorunlu ve çekingen yapısına rağmen genel olarak entelektüel, becerikli ve akıllı bir kadındı. 1575 sonbaharında,15 yaşındayken,25 yaşındaki Kont Ferencz Nasdasdy ile evlendi ve kendi soyadını devam ettirmek için soyadını ona verdi. Evlilikten sonra Csetjhe Kalesi'ne yerleştiler. Kale, Macaristan'ın kuzeybatısında, şehre yukarıdan bakan bir tepede yer alıyordu. Evlilik, aslında Nasdasdy ailesinin bir sınıf atlama çabasıydı. Çünkü daha güçlü olan Bathory ailesi onlardan daha üst bir statüde bulunuyordu. Evlilikten sonra birçok spekülasyonlar oluştu. Evlilik sonrası da Nasdasdy ailesi daha soylu bir konuma atlamış oldu. Evlilik, meyvesini ilk birkaç yıl içinde verdi ve birkaç çocuk dünyaya getirdiler. Kont Ferencz zamanının büyük bir kısmını, evinden uzakta, Türkler ile savaşarak geçiriyordu. Savaş alanında cesur ve güçlü bir askerdi ve hayatının son döneminde Macaristan'ın “Kara Kahramanı“ olarak anıldı. Evli oldukları 25 yıl içerisinde, kocası savaşa gittiği için yalnız kalan Elizabeth'in hayatı gittikçe sıkıcı bir hal alıyordu. Zaman öldürmek için saatlerce ayna karşısında güzelliğine bakıyordu ve genç erkeklerle birlikte oluyordu. Zaman zaman kalede, sado-mazoşist lezbiyen sex partileri veriyordu. Bir seferinde bir erkekle birlikteyken kocası tarafından yakalandı, ama kocası onu affetti.

20'li yaşlarında kölelere işkence yapmanın ona zevk verdiğini fark etti. Neden böyle olduğu hakkında bir bilgimiz olmasa da, tüm yaptıklarından, onun başkalarının acı çekmesinden zevk aldığını anlayabiliyoruz.

Anlatılan bir hikâyeye göre; bir gün, genç bir hizmetçi kız, Elizabeth'in saçını tararken yanlışlıkla biraz çeker, ardından çok sert bir tokat yer, burnundan akan kan Elizabeth'in eline gelir ve o, kızın güzelliğini aldığını düşünür. Ardından erkek uşağı Johannes Ujvary'e kızı soymasını söyler ve kızın kollarını bir fıçının üzerinde tutarken atar damarlarını kestirtir. Genç kız öldükten sonra Elizabeth bu kanla banyo yapar. Artık genç kalmanın yolunu bulduğunu ve vampirizm ile gelen bu kanın hayatı olduğunu düşünür... Bundan sonraki 10 yıl içerisinde Elizabeth Bathory'nin yardımcıları ona birçok güzel kız getirdiler. Sadece o çevreden değil birçok başka şehirden de köle adı altında getirilen kızlar, kanlarının banyo yapmak için kullanılacağını bilmeden kaleye gidiyorlardı.

Elizabeth, bir süre sonra Dorotha Szentes (Darko) adlı gerçek bir büyücüden büyü ile ilgili bilgiler almaya başladı. Bunun üzerine Darko Elizabeth'in sağ kolu oldu. Bunun dışında eski hemşiresi Ioona Joo, erkek uşağı Johannes Ujvary ve Anna Darvula adlı hizmetçi kız da ona yardım ediyordu. Onların da yardımı ile Csetjhe Kalesi tüm kötülüklerin merkezi olmaya başlamıştı. Elizabeth daha çok genç kızları seçiyordu. Kızları bağlayıp, ayak parmaklarının arasına yağlanmış kâğıtlar koyup önlerinde ateş yakıyordu. Bir şekilde ateşten kaçmak için kıvranan kızların ayakları alev almaya başlıyor ve sonra tüm vücutları yanmaya başlıyordu. Bilinen bir başka işkence yöntemi ise, kızların ağızlarını, çeneleri birbirinden ayrılana kadar çekmesi idi. Huyu iyi olduğu günlerinde kızları soyarak erkek misafirlerin önüne çıkartıyordu. 20'li yaşların sonuna doğru iki kızından ve bir oğlundan sıkılan Elizabeth, onları evlatlıktan reddetti ama onları bu işkence ortamının içine sokmadı.

Yıllar geçtikçe masum kızların kanına olan ihtiyacı gittikçe artıyordu. Yeni işkence yöntemleri geliştirmişti. Mesela kızları tamamen bal ile kaplayıp onları böceklerin ve arıların önüne atıyordu. Bir başka işkence yöntemi ise soğuk su yöntemi idi. Esir aldığı kızları çıplak olarak 0 derecenin altında, soğukta, buz gibi suyla, donarak ölene kadar yıkıyordu. Kocasının ölümünden sonra, kendisiyle ve güzelliğiyle daha fazla ilgilenmeye başladı. Ardından onu gençleştirdiğini düşündüğü kan banyoları başladı. Kaleye getirilen kızların kanlarını emiyor, açılan yaralarındaki etleri yiyordu. Kontes, Alman saatçilerinden ve demircilerinden işkence aleti sipariş ediyordu.

Bir süre sonra Csetjhe Kalesi tamamıyla bir işkence merkezi haline gelmişti. Çivili kafeslerde kızları öldürüyor, onun için özel yapılmış bu kafeslerin altına girip, kanın akması için yapılan delikten banyo yapıyordu. Elizabeth bazen iç güzelliği için onların kanlarını da içiyordu. Bir süre sonra artık bu basit köle kızların kanlarının bir işe yaramadığını düşünen Kontes, daha asil ailelerden köleler almaya başladı.

Elizabeth iyi eğitim görmüş, akıllı bir kadın olmasına rağmen çok acımasız ve zalim bir kişiliğe sahipti. Anlaşılan kocasının ölümünden sonra ortaya çıkan ölüm korkusuyla, uşaklarına ve kölelerine karşı sadist davranışlar içersine girmişti. Sonsuzluk ya da uzun hayat olmazsa bile en azından kan banyosu yaparak genç görünümlü bir ten elde etme çabasındaydı. Kocası bir asker olarak, savaşta esir düşmüş Türk askerlerine duygusuzca işkence ederdi ve Elizabeth aslında, nasıl zulmedileceği hakkında bilgileri kocasından almıştı.
Elizabeth'in terörü uzun yıllar devam etti. Kurban listesi gün geçtikçe artıyordu. Kontes kurbanların isimlerini çalışma masasındaki defterine yazıyordu. Cesetler kalenin koridorları altında yakılıyor veya ormana atılıyordu. Genç kızlar eğitim veya çalıştırma adı altında kandırılarak kaleye getiriliyorlardı.

40 yaşına yaklaşmıştı ve yavaş yavaş yaşlandığının belirtileri ortaya çıkıyordu. Ne yaparsa yapsın bunları ortadan kaldırmıyor ve güzelliğini kaybetmeye başlıyordu. Bununla beraber Elizabeth yavaş yavaş çevre köylerde de konuşulmaya başlanmıştı. Hakkındaki ve Csetjhe kalesi hakkındaki dedikodular Macaristan imparatoruna kadar ulaşmıştı. Bunun üzerine imparator tarafından, Elizabeth'in başbakan olan kuzeni Kont Cuyorgy Thurzo'ya kaleye baskın düzenleme görevi verildi. 30 Aralık 1610'da Elizabeth'in kuzeni tarafından yönetilen bir grup asker Csetjhe kalesi'ni gece bastılar.

Hepsi kaledeki korkunç görüntüden şaşkına döndü. Ana holde yatan bir kız cesedinin kanının emildiği anlaşıldı. Bir başka tarafta vücudu delinmiş ve hala canlı olan bir kız yatmaktaydı. Daha sonra keşfedilen zindanda ise bazısı işkence görmüş birçok kız hücrelerde beklemekteydi. Kalenin altında yaklaşık 50 ölü kızın cesedi bulundu... Kale basıldıktan sonra Elizabeth'in yardımcıları da cezalandırıldı. Parmakları kesilerek ateşe atıldılar ve kazığa bağlanarak yakıldılar. Elizabeth cezasını da ağır bir şekilde çekti. Hayatı boyunca kendi kalesinde neredeyse tamamı duvarlarla çevrili bir odada kalacaktı. Odada sadece bir delik açılmıştı, o da yemek vermek ve hava almasını sağlamak içindi. Bir gün yemek vermeye gelen görevlilerden biri Elizabeth'e verdiği yemeğin hala aynı yerde olduğunu ve dokunulmamış olduğunu fark etti. 21 Ağustos 1614'de, 54 yaşındaki Elizabeth Bathory ölü olarak bulundu...

Elizabeth Bathory'nin kapatıldığı kule şu anki Slovakya'da bulunmaktadır. Tüm yaptıkları ve suçları da Macaristan devlet arşivinde yer almaktadır. Elizabeth Bathory'nin ölümünün ardından kale boşaldı ve terk edildi. Kontes Bathory ailesinin mezarlığına yerleştirildi. Elizabeth Bathory tüm bu yaptıklarıyla iler ki zamanların da ilham kaynağı oldu. 1970'lerde çekilen “Drakula Kontes” adlı filmin hikâyesi Elizabeth'in hikâyesini anlatıyordu ve filmdeki ana karakterin adı Mathory idi. Söylenenlere göre Bram Stoker'ın Dracula'yı yazmasında da Elizabeth Bathory büyük ilham kaynağı olmuştur.

Özellikle Elizabeth Bathory'nin hikâyesine yabancı olanlar için , “nasıl” ve “neden“, soruları merak uyandırıcı olabilir. Bizler kuralların olduğu, kötü davranışların engellenmeye çalışıldığı bir zamanda ve toplumda büyüdük ve yaşıyoruz. Hepimizin, kimsenin haklarını engellemediğimiz sürece, özgür yaşama hakkı vardır. Elizabeth Bathory, soylu ve zengin bir ailede doğduğu ve büyüdüğü için herhangi bir kaygısı yoktu. Zamanın dünyasında kriminoloji kavramı yeterli derecede bulunmamaktaydı. Elizabeth, küçüklüğünde yaşadığı bazı olaylardan dolayı, öldürmenin serbest bir davranış olduğunu sanıyordu.

Kafasında oluşan bu vahşi düşünce ve zihinsel sorunları, onu bu hale getirmişti. Güzellik onun en değer verdiği kavramdı ve yaşının ilerlemesiyle bu özelliğini kaybedeceği gerçeği, onun bu vahşi yanının oluşmasının önemli bir sebebiydi. Senelerce, hiç bir engele takılmadan terörü devam etmişti. Bathory'nin zamanlarında yerleşen aristokrasi, topraklardaki kanunları yönetme görevinden sorumluydu ve suçlu kişileri cezalandırmak görevini de kendilerinde görüyorlardı. Elizabeth Bathory'nin kanunları çiğnediği dönemlerde ise zaten kanunlar kendi ailesine aitti. Birçok kaynağa göre Elizabeth'in yakalanışının bu kadar uzun sürmesi, onun ailesinin soylu olmasından kaynaklanıyordu. Kontes Elizabeth Bathory, kendini beğenmiş, zihinsel açıdan dengesiz bir insandı ve koşullar onun içindeki şeytanın ortaya çıkmasını sağlamıştı. Ama tüm bunlara rağmen, zamanının kanunları eğer onu durdurmaya yönelik olabilseydi, bu kadar kızı öldürebilir miydi, bilemeyiz...

NIGHTMARE
05-01-06, 15:22
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)


GILLES DE RAIS 1404 – 1440 (Baron Mavi Sakal)

Gilles de Rais,1404 yılında İngiltere’de ki Machecoul şatosunda doğdu. Ailesi, köklü ve soylu bir aileydi.9 yaşında babasını kaybeden Gilles, dedesi Jean de Crao’nun yanına gönderildi. Gilles kadınlardan uzak sırf erkeklerin yaşadığı bir ortamda büyütüldü. Genç yaşta kuzeni Roger de Brigueville ile eşcinsel bir ilişkiye girdi. Sonraki yaşamına egemen olacak sapkınlık ve sadizm yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştı.16 yaşında İngiltere’nin en zengin mirasçısı olan kuzeni Catherine de Thouars ile evlendi. Fransa kralının oğlu İngiltere kralı 5.Henry’e savaş açmıştı. Büyükbabasının isteği üzerine 1426’da Rais yedi arkadaşıyla prensin ordusuna katıldı. İki yıl savaşın en şiddetli safhalarında savaşan Gilles yiğit bir asker ve yetenekli bir komutan olarak çevresine nam saldı.

Savaş Raisin sadist yanını da gün ışığına çıkarttı. Cesetleri görmek ve kan kokusunu içine çekmek onu mutlu ediyordu.
1432’de büyükbabası ölmüş ve mirasını ona bırakmıştı. Gilles mal varlığının başına geçmek için doğduğu kente geri dönmüştü. Savaştan yorulmuş, zayıf kralından sıkılmıştı.28 yaşında hayattan soğuyan Gilles, çözümü zevki sefaya dalmakta bulmuştu.

Gilles sonu gelmeyen eğlenceler ve ters ilişkilerin yaşandığı âlemler düzenliyordu. Şatoları onun doğal olmayan isteklerini karşılayan gençlerle dolup taşıyordu.

Aşırı harcamalar yüzünden Baron mali sıkıntının içine düştü. Aşırılıklarına devam edebilmek için şatolarını ipotek yaptırdı, topraklarının bazılarını sattı.

Çaresizlik içinde kalan Gilles, kara büyüye geri döndü. Ajanları tüm Avrupa da taşı altına çeviren sözde Filazof taşını bulmaya yardımcı olabilecek büyücüleri aradılar. Sonunda 1435 yılında ölülerin vasıtasıyla ruhlarla temas eden büyücü Prelati ve üç asistanı Gilles’in şatosuna geldi. Büyücü şeytanı dünyaya çağıracağına ve Filazof taşının sırrını ondan öğreneceğine dair teminat verdi. Geceler boyunca Prelati bildiği tüm yolları simgeleri ve duaları denedi. Ama hiçbir işe yaramadı. Yenilgiyi sindiremeyen Gilles kendini kütüphanesine kilitledi. Günlerce hiç ara vermeden büyü ile ilgili kitapları inceledi.
Sonunda harap düşmüş beyni bir karar verdi. Şeytana onun kayıtsız şartsız kölesi olabileceğini ispat etmeliydi ve bunu yapmanın tek bir yolu vardı, insan kurban etmek.

5 yıl boyunca batı Fransa da tanımlamayan bir terör kol gezdi. Dışarıda görülmeyen, duyulmayan doğaüstü bir tehlike vardı. Geçtiği yerde çocuklar kayboluyordu.

Bazen küçük bir kızın kaybolduğu duyuluyordu. Ama genellikle kaybolanlar küçük oğlanlardı. Küçük çobanlar, koruda oynayan oğlanlar, evde tek başına bırakılmış çocuklar kayıplara karışıyordu. Hiç kimse onlara ne olduğunu bilmiyordu. Ne şeytan Gilles’in çağrılarına cevap verdi. Nede Gilles taşı altına çevirmenin sırrını bulabildi.

Buna rağmen gençler ortadan kaybolmaya devam etti.

Gilles bir türlü doymak bilmiyordu. Sadistçe işkenceler etmek ve küçük çocukların acı çeke çeke ölmesini seyretmekten başka hiçbir şey onu cinsel tatmine ve mutluluğa ulaştırmıyordu. Yavaş yavaş ölmesini istediği kurbanın ensesini keserdi.

Bu onu daha da heyecanlandırırdı. Kan kaybından ölmek üzere olan çocukla o ölene kadar ilişkiye girerdi. Kendini tatmin ettikten sonra çocuğun boğazını kesip kafasını gövdesinden ayırırdı. İşkence edip öldürdüğü çocukların kafasını dizip güzellik yarışması düzenlerdi.

Çocuğu kaybolmuş ailelerin şikâyetleri Gilles de raisin şeytani ününün uzak diyarlarda dahi duyulmasına neden olmuştu, ama şikâyetlere rağmen bir soruşturma başlatmamışlardı. Baron de Rais birkaç köylü çocuğun kaçırılması ile rahatsız edilemeyecek kadar güçlü biriydi, buna rağmen birçok soylu Raisin servetine göz dikmişti.

Dük Jean Gilles’in ipotek ettirdiği birkaç şatoyu satın aldı.1438’de Dük Jean Chantoce şatosunu aldı. Bu toplu cinayetler işleyen katili endişeye düşürdü. Yoğun bir çaba sonucunda, Rais Dük Jean şatoya varmadan tüm delilleri ortadan kaldırmayı başardı. Zindanlara sinmiş çürümüş ceset kokusundan korunmak için maske takan uşakları,140 tan fazla cesedi sandıklara yükleyip Loire nehrinden Machecoul şatosuna taşıdılar. Şatoda tüm sandıklar dev bir ateşle yakıldı.1440’da İngiltere’nin mali işler sorumlusu Geoffaoi de Feron, Gilles’in ipotek ettirdiği St Etienne Le Malemort şatosunu satın aldı ve kardeşi Jean’ı mülkiyeti devralmak için şatoya gönderdi.

Gilles şatoyu vermeyi reddetti. Çıkan tartışma sonucunda Gilles, Jean le Ferronu yakalatıp hapsettirdi. Jean bir papaz olmasaydı, olay bu kadar büyümezdi. Papazı hapsetmekle kutsal değerlere saygısızlık edip kiliseye karşı gelmişti.

Gilles’i tutuklamak için gelen okçular. Şatoyu araştırıp ocaktaki insan kemiklerini yatak odasındaki kanlı çocuk elbiselerini buldu.
Gilles 47 farklı suçtan tutuklandı. Gilles iki farklı mahkemeye çıkarıldı.110 şahit dinlendi. Artık mahkemenin elinde Gilles’i hapse atmaya yetecek kadar kanıt vardı.

ama Gilles her şeyi reddetmeye devam ediyordu. Bunun üzerine mahkeme onu işkence ile konuşturmaya karar verdi. İşkence odasına alınan Gilles işkence aletlerini; ustura kayışı, beden gerici, parmak sıkıcı ve ezme makinesini görünce dizlerinin üzerine çöküp yalvarmaya başladı.'Kutsal İsa adına. Bana düşünmem için biraz zaman verin.'İki saatlik bir sürenin sonunda Gilles her şeyi itiraf etti.
27 Ekim 1440'da Nantesda Gilles de Rais ve iki yardımcısı büyük bir kalabalığın önünde asıldı.

BARON DE RAIS: "Anneler ve babalar gençlerin hısımları ve akrabaları beni dinleyin. Gençlere göz kulak olun. Onları ahlaki değerlerle büyütün. Şayet benim büyüdüğüm tarzda yetişirlerse, onlarda benim düştüğüm uçuruma düşerler."

NIGHTMARE
05-01-06, 15:27
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)

Hitchhiker Serial Killer(Otostopçu Seri Katil)

"Ben masumum. Umarım size de tecavüz ederler bok çuvalları"
"Onların paralarını çaldım, onları öldürdüm ve yine yapacağım ve başka birini öldüreceğimi biliyorum çünkü uzun süre insanlardan nefret ettim."
"Yaptığım her şeyin altında korkunç bir öfke yatıyor. İdam edilmem gerek çünkü eğer hapisten çıkacak olursam yine cinayet işlerim."
Tam adı "Aileen Carol Wuornos" olan ve ABD'nin en ünlü kadın seri katillerinden biri olarak görülen eşcinsel, hayat kadını. 1989-1990 yılları arasında cinsel ilişkiye girdiği bazı kişileri öldürdüğü, ve cesetlerini ormanda sakladığı ortaya çıkmıştır. 7 kişiyi öldürdüğü iddia edilse de, iki kişinin cesedi bulunamamış ve Wuornos 5 kişiyi öldürmekten yargılanmıştır.
Çoğu kişiye göre Amerika’nın ilk kadın seri katili çoğu kimseye göre de yalnızca şiddet gördüğü için vahşileşen bir kurbandır. Kişilik gelişiminde "Nurture" çıkmazının etkisi söz konusu olduğunda, bariz bir bicimde "nurture" yani yetiştirilme şartlarının olağan dışılığını ispatlayacak bir hayatı olmuştur Aileen Wuornos'un.
Anne babası doğmadan önce boşanır. Babası daha sonra çocuk tacizinden suçlu bulunur ve hapishanede kendini asar. Aileen henüz altı aylıkken annesi bir not bırakıp çeker gider. Büyükannesi ve büyükbabası bakımını üstlenir. Ancak on üç yasındayken tecavüze uğrar, gayri meşru bir çocuk dünyaya getirdiği için o evden de kovulur. Hayatta kalmak için hurda bir arabada barınır, para için fahişeliğe baslar, uyuşturucuya alışır, çoğu zaman da ortalıkta sarhoş olarak gezer.
Yine de yirmi yaşındayken yetmiş yaşında bir adamla evlenmeyi başarır ama kocasını bastonla dövdüğü için evliliği sadece bir ay sürer.
Nihayet 1986 yılında hayatinin aşkı Tyria Moore adında bir lezbiyenle karşılaşır. Dört sene beraber yasarlar. Ancak Wuornos'a en son darbeyi de sevgilisi vurur ve yakalandıktan sonra aleyhine tanıklık eder.
Mahkeme kararıyla Aralık 1989 ve Kasım 1990 arasında toplam 5 kişiyi öldürmekten suçlu bulunur ve ölüme mahkum edilir. Rivayete göre, kararı duyunca "Ben masumum. Umarım size de tecavüz ederler bok çuvalları" diye bağırmıştır.
Önceleri öldürdüğü insanların kendisine saldırdığını öne süren Wuornos, idamdan hemen önce ise "Yaptığım her şeyin altında korkunç bir öfke yatıyor. İdam edilmem gerek çünkü eğer hapisten çıkacak olursam yine cinayet işlerim." diyerek suçunu itiraf etti.
Wuornos, 9 Ekim 2002 çarşamba günü idam edilmiştir.
2003 tarihli Monster filmi dışında 1993 yılında New York film festivali'nde bir bolumu gösterilen Aileen Wuornos: The Selling of a Serial Killer isimli bir belgesele de konu olmuştur. Gilles De Rais, yani Mavi Sakal’in kadın versiyonu sayılan bir Kara Dul olmadığı, yani belli bir motif ve amaç doğrultusunda kurbanlarını ortadan kaldırmadığı için çoğu profil uzmanına göre bir seri katil sayılmasa da kesinlikle gelmiş geçmiş en soğukkanlı katildir.
HAKKINDA FİLM:

1-Monster -Charlize Theron and Christina Ricci
2-Aileen: The Life and Death of a Serial Killer

3-Aileen Wuornos: The Selling of a Serial Killer

NIGHTMARE
05-01-06, 15:29
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)

Boston Strangler-Boston Kasabı-Boğucu
1931 -1973

"Ben mi? Ben kadınlara zarar vermem. Ben kadınları severim."

İşe cinsel tacizle başladı. Manken ajansına Model arıyormuş gibi kapı kapı dolaşıp kadınların beden ölçüsünü alır ve bu sırada vücutlarına dokunduğu kadılara cinsel taciz yapıyordu. Bu yüzden kısa bir hapis dönemi geçirmiş ve çıktığında tecavüzcülüğe terfi etmiştir.1960’ların başında New Englan’da yüzlerce kadına saldırdı. Bu sırada yeşil işçi kıyafetleriyle dolaştığı için kendisine ‘Yeşil Adam’ deniyordu.
1962’de lakabı artık ‘Boston Canisi’ idi. O artık 18 ayda 13 kadını vahşice öldüren tatlı dilli bir sadistti.
Onun vahşiliği daha çocukluk yıllarında ortaya çıkmaya başlamıştı. Bir köpek yavrusunu bir kediyle aynı sandığa kapatır ve kedinin, köpeğin gözlerini çıkarmasından zevk alırdı.
Ordudayken evlendi. En vahşi cinayetleri işlediği sırada bile normal bir koca ve baba gibi görünmeyi başarabiliyordu.
Onun şeytani bir libidosu vardı. Günde en az 6 kez Seks yapmak istiyordu.
İlk cinayetlerinde tamirci olarak gittiği evlerde tatlı diliyle kandırdığı orta yaşlı kadınları hedef aldı. Onlar tecavüz edip boğduktan sonra, vücutlarını kesiyor, cinsel organlarına şişe ve benzeri maddeler sokuyor ve boğmakta kullandığı naylon kadın çoraplarıyla çenelerinin altına bir çeşit fiyonk yapıyordu. Bu bir çeşit imzaydı.
1962’den sonra genç kadınlara yöneldi ve daha da vahşi bir hal aldı. Bir kadını yirmi kez bıçaklıyor, diğerini ise yatağın başucuna dayıyor, boynuna pembe bir fiyonk, cinsel organına süpürge sopası sokuyor ve sol ayağının dibine bir yeni yıl kartı bırakıyordu.
Yakalanma sebebi de ilginç doğrusu. Yine böyle bir kadını evde sıkıştırıp ellerini ayaklarını bağlamış ve eğer ses çıkarırsa onu öldüreceğini söyleyerek tehdit etmiş. Fakat bir süre sonra onu çözüp özür dilemiş ve oradan kaçmış, kadın polisi aramış ve bu vesileyle de yakalanmış duygusal katilimiz.
De Salvo Boston Canisi Cinayetlerinden değil, Yeşil Adam Tecavüzlerinden yakalandı. Eyalet akıl hastanesinde yatarken arkadaşlarına kadınları nasıl boğduğunu anlatmaya başladığında gerçek anlaşıldı. Ancak Boston Canisi cinayetlerinden ceza almadı. Maharetli avukatı F.Lee Bailey onu cinayet suçlamalarından kurtarmayı başarmıştı. Tecavüzlerden Ömür boyu hapis cezası aldı. Kasım 1973’te bir mahkum tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
Kurbanları:
1. Anna Slesers 55 14th June 1962
2. Mary Mullen 85 28th June 1962
3. Nina Nichols 68 30th June 1962
4. Helen Blake 65 30th June 1962
5. Da Irga 75 19th August 1962
6. Jane Sullivan 67 20th August 1962
7. Sophie Clark 20 5th December 1962
8. Patricia Bissette 23 31st December 1962
9. Mary Brown 69 9th March 1963
10. Beverley Samans 23 6th May 1963
11. Evelyn Corbin 58 8th September 1963
12. Joann Graff 23 23rd November 1963
13.Mary Sullivan 19 4th January 1964

Hakkında Kitap:
The Boston Stranger, 1967, Gerold Frank

herakles
05-01-06, 15:41
Türklerdende çivici katil vardıı taaa önceden

NIGHTMARE
05-01-06, 15:55
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)

SÜLEYMAN AKTAŞ-ÇİVİCİ KATİL

"Hastaneden çıkınca tekrar çivileyeceğim"
"Bana cinayetler için emirleri Turgut Özal verdi"
"Çivi görünce dayanamıyordum, insanların kafalarına çakmak istiyordum hep"

Denizli Türkiye Elektrik Kurumu Müessese Müdürlüğünde hat işçiliği yaparken 31.500 volt elektrik akımına kapılıp ağır yaralanan Aktaş, bu olaydan sonra 1986 yılında Antalya'da Nuri Keskin adındaki Başkomiseri öldürdü ve tutuklandı. Mahkeme akli dengesinin yerinde olmadığına karar verdi ve Süleyman Aktaş'ı, Manisa ruh ve sinir hastalıkları hastanesine gönderdi. Burada 4,5 sene tedavi gören Aktaş, taburcu olduktan sonra Denizli'nin Bozkurt ilçesindeki Çambaşı köyüne döndü. Fakat o döndüğünde Çambaşı köyünü hiç unutamayacakları bir felaket bekliyordu. Köye döndükten 3 yıl sonra yani 1994'te 4 komşusunu boğarak öldürmüştü. Ona Çivici katil denmesinin nedeni ise öldürdüğü kurbanlarının kafalarının çeşitli yerlerine ve gözlerine çiviler çakmasıydı. Polisler onu sorguya çektiklerinde neden çivi çaktığını sormuşlar ve "çivi görünce dayanamıyordum, insanların kafalarına çakmak istiyordum hep" cevabını aldılar. Hatta bir keresinde "bana cinayetleri işlemem için Turgut Özal emir verdi" demiştir. Yakalandıktan sonra evinin alt katında yapılan aramalarda uçları özenle sivriltilmiş çiviler ve "kısa zamanda öldürülecekler" in yazıldığı bir liste bulmuşlardır.

Süleyman Aktaş halen Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde, tehlikeli Şizofrenlerin bulunduğu E Koğuşunda kalmaktadır.


ÇİVİCİ KATİL NASIL YAKALANDI?
30.01.2003 Zaman
NTV’de yayınlanan “İpucu”, cinayetleri, işlenmiş suçları ve suçluları gün ışığına çıkarıyor.
Saat 22.05’te yayınlanan programda bilim ve teknolojinin yardımıyla çözülmüş Adli Tıp ve polis dosyaları ekrana getiriliyor. İpucu, çivici lakaplı Süleyman Aktaş dosyasını açıyor. Elektrik teknisyeniydi. Bir gün 30 bin voltluk elektrik akımına kapıldı. Ağır yaralandı. Bu olaydan bir yıl sonra cinayet işledi. 4,5 yıl akıl hastanesinde yattı. Çıktıktan sonra seri cinayet işlemeye başladı. Kurbanları kendi köyünden yaşlılardı. Kafalarına ve gözlerine inşaat çivileri çakarak öldürdü. Savcı, onu yakalamak için elindeki tek ipucunu değerlendirdi. Televizyon Servisi
Köyünün kâbusu
Süleyman Aktaş... 1986 yılında Antalya'da Nuri Keskin adlı bir komiseri tabancayla öldürdü, akli dengesi yerinde olmadığı gerekçesiyle 4.5 yıl tedavi gördü. Taburcu olarak Denizli'nin Bozkurt ilçesinde bağlı Çambaşı Köyü'ne dönen Aktaş, 1994 yılı içerisinde boğarak öldürdüğü Ayşe (65) ve İsmail Güneş (66), Rukiye (77) ve Ramazan Kocatepe (78) adlı yaşlı çiftlerle, Yıldırım Kılıç'ın gözlerine ve kafalarına çivi çakmıştı.
Köyün nüfusu azaldı
Köyünde öldüreceği kişilerin liste-sini hazırladığını açıklayan Aktaş'ın, bir keresinde bir günlüğüne de olsa kaldığı hastanenin demirlerini kese-rek kaçmayı başarması "Buraya gelecek" korkusuyla Çambaşı Köyü'nün bin 500 olan nüfusunu 680'e düşürmüştü.
Çambaşı ahalisi yıllar boyunca Süleyman Aktaş'ın bugün yarın taburcu edileceği haberleriyle yüreği ağzında yaşadı. Ta ki Başhekim Psikiyatrist Dr. Levent Ermete geçen aralık ayında 'Çivici'nin yaşamının sonuna kadar hastanede tutulacağını açıklayana kadar...
İçimizdeki canavar
Manisa Ruh Sağlığı ve Ruh Hastalıkları Hastanesi'nde medyanın deyimiyle 'Çivici katil' ve 'İzmir canavarı' aynı koğuşta kalıyorlarmış. İki çocuğa tecavüz edip öldürdükten sonra, buraya tedavi görmesi için yatırılan 'İzmir canavarı' öldürülmek korkusu içinde koğuşunun değiştirilmesini istiyor. Ve aktarıldığı koğuşta başka iki ruh hastası tarafından boğazından, karnından bıçaklanarak öldürülüyor. Bıçaklar 'hastanenin' mutfağından alınmış. Cezaevi olsa alıştık. Anlaşılır bir durum. Orada her mahkûm, her istediğini yapabiliyor. Silahlar, şişler, bıçaklar kol geziyor ortalarda. Ama burası bir tedavi merkezi. Olayın basına yansıması da bir başka alem. "Beni öldürecekler diye koğuşunu değiştiren bir deliyi iki deli mutfaktan aldıkları bıçakla öldürdü." Gazetenin manşeti bu. Meslek etiği açısından baktığınız zaman ruh hastalarına 'deli' demek, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi'ne 'tımarhane' demekten farksız...Radikal20.03.2003
'Çiviciden Bush'a mesaj

Yeni yıl nedeniyle Manisa Ruh Sağlığı Hastanesi'nde eğlence programı düzenlendi. Hastanede uzun yıllardır tedavi gören 'Çivici Katil' Süleyman Aktaş da eğlenceye katıldı. ABD Başkanı Bush'a mesaj gönderen Çivici, 'Bush kendi işine baksın, hükümetimiz de ülkeye sahip çıksın' dedi. 02.01.2003 Akşam Gzt

xmavix
06-01-06, 16:22
ben bu civici katille aynı odada bulundum manisada ruh ve sinirde adam sadece bakınıo zararsız gibi görünüo ama sürekli gözlenio adı üstünde deli deli

kAdir34
06-03-06, 18:31
eline sağlık arkadaşım harika bi dosya :)

NIGHTMARE
06-03-06, 18:36
eline sağlık arkadaşım harika bi dosya :)

1 şey deil ;)

morikante
13-03-06, 21:27
BARON DE RAIS: "Anneler ve babalar gençlerin hısımları ve akrabaları beni dinleyin. Gençlere göz kulak olun. Onları ahlaki değerlerle büyütün. Şayet benim büyüdüğüm tarzda yetişirlerse, onlarda benim düştüğüm uçuruma düşerler."
neyse gider ayak iyi laf etmiş,
dökümanlar için tesekkurler

canko
24-03-06, 11:14
Charles Manson un tipi cok komik be birader :D seri katillerin en komiğinden herhalde:D:D:D

NIGHTMARE
10-04-06, 10:31
Yoo, Young Chul

Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.

Chul Güney Kore’nin gelmiş geçmiş en büyük seri katili unvanına sahip oldu ama tabi bu onun bir pislik olmadığı anlamına gelmez. Eşi tarafından terk edilen Güney Koreli Yoo, bir yıl içinde 23 kişiyi öldürdü. Suç makinesinin hedefi nefret ettiği zenginler ve kadınlar.

Güney Kore'nin başkenti Seul, seri katil dehşetine tanıklık ediyor. Cuma günü yakalanan 19 kişinin katili Yoo Young-chul'ın (34) hikâyesi, korku filmlerine bile taş çıkartıyor. Bir yıl içinde onlarca kurbanını vahşice öldüren katil, geçen yıl eylülde hırsızlık ve tecavüz suçlamasıyla tutulduğu cezaevinden çıkmış, 13 gün sonra ilk cinayetini işlemiş.

FAKİRLİK SAPLANTISI
Cezaevinde yatarken eşi tarafından terk edilen Güney Koreli, kadınlardan nefret etmeye başlamış. Yoo, yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. 14 yaşındayken babasını sara hastalığı yüzünden kaybeden Yoo, başına gelen tüm olayların 'fakirlikten kaynaklandığı' düşüncesine kapılmış. Bu nedenle kurbanlarını nefret ettiği zenginler ve kadınlar arasından seçmiş. Kendisi de sara hastası olan Yoo, her zaman genç yaşta ölmekten korkmuş.

Sinsa-Dong bölgesinde yaşayan yaşlı bir çifti çekiçle vahşice katlettikten sonra soğukkanlılıkla 17 kişiyi daha öldüren Yoo'nun tüm kurbanları Seul’un zengin semtlerinden. Geçen cuma günü polis tarafından yakalanıp, tutuklanan Yoo Young-Chul, kurbanların büyük bölümünü 70 ila 80 yaşları arasındaki kadınlar arasından seçtiğini itiraf etti. Soğukkanlı katil, öldürdüğü kişileri taşıyıp gömmesi daha kolay olacağı için küçük parçalara ayırdığını anlattı.11 yaşında bir oğlu bulunan Yoo, ifadesinde eski karısını da öldürmeyi planladığını ancak çocuğunu düşündüğü için bunu yapamadığını da belirtti. Araştırmalarda 19 kişiyi öldürdüğü belirlenen Chul, sonradan yapılan araştırmalar sonucu 23 olduğunu netleşti.

NIGHTMARE
10-04-06, 10:32
Andrei Romanowitsch CHIKATILO
Rostov Kasabı
1936 – 1994

İLK İPUÇLARI

Bulunan ilk cesetten neredeyse sadece kemik kalmıştı. "Lesopolosa"da (toprak kaymasını engellemek için ağaçlandırılmış toprak şeridi), yakacak odun arayan bir adam tarafından bulundu. Genişliği sadece 45 metre olmasına ve içinden bir patika geçmesine rağmen, kimse cesedi iyice çürüyene kadar bulamamıştı. Kemiklerinin üstünde artık sertleşmiş deri ve biraz da koyu renkte saç kalmıştı. Hemen "Militsia" yani güney Rusya'daki bölge yetkililerine haber verildi. Cesedi tanımlamaya yarayacak herhangi bir giysi yoktu, sırtüstü yatırılmış ve kafası bir yana dönmüştü. Kulaklar hala küçük delikleri görülebilecek kadar düzgündü, buna ve saçın uzunluğuna bakarak onun bir kız olduğunu tahmin ediyorlardı. Ve katiliyle mücadele etmişe benziyordu. İki kaburgası kırılmıştı, belki bir bıçakla ve daha yakın incelemede vücudunda sayısız bıçak yarası bulunmuştu. Gözleri yuvalarından oyarak çıkartılmıştı. Aynı şekilde cinsel bölgesi de bıçakla oyulmuştu. Bunu yapan her kimse, çıldırmış bir canavar olmalıydı.

Yakındaki bir köy olan Novocherkassk'dan 13 yaşındaki bir kızın, Lyubov Biryuk'un kayıp olduğuna dair rapor vardı. Araştırmacılar uzun aramalar düzenleyen amcasını çağırıp cesedi teşhis etmesini istediler. İçindeki küçük bir umuda dayanarak yeğeninin saçının bu kadar koyu renk olmadığını ve kemiklere bakılırsa burada çok uzun zamandır yattığını, ama yeğeninin sadece 1 aydır kayıp olduğunu söylemişti. Birkaç saat sonra, Binbaşı Mihail Fetisow merkezden geldi, bu bölgeden sorumlu kişi oydu. Başka kayıp kişi raporlarını sordu ve askeri birliklerin etraftaki ormanlık araziyi aramalarını istedi. Kalan deriden de parmak izi alınmasını istedi. Ertesi gün, beyaz bir terlik ve içinde küçük kızın sattığı marka sigara bulunan sarı bir çanta bulundu. Parmak izi uzmanları, kızdan ve okul kitabından alınan izlere dayanarak cesedin Lyubov'a ait olduğunu buldu. Adli tıp uzmanı sıcak havanın ve yağmurun çürümeyi hızlandırdığını söyledi. Etrafın aranması sonucu ne katile dair bir iz ne de kızın elbiseleri bulunamadı. Çözümsüz bir davaya benziyordu.

Bu konuyla ilgili bir kitap yazan Robert Cullen'e göre Rusya'da ya çok içip veya kızıp tanıdık birini öldürürsün ya da hırsızlık amacıyla birini öldürürsün. Ama ne kızın ailesinden veya tanıdık çevresinden bir şüpheli vardı, ne de hırsızlık yapılmıştı. Cesedin yakınından geçen bir patika ve 70 metre ilerde de anayol vardı. Riskli bir bölgeydi ve aniden işlenmişe benzemiyordu. Batı kültüründe görülen cinsel suçları andırıyordu. Arkadan kafasına vurularak bayıltılmıştı, 22 kere bıçaklanmış ve farklı şekillerde harap edilmişti.

Polis şüpheli listesini genişletiyordu: Akıl hastaları, suçlu çocuklar ve cinsel sapıklar. Kızın tanıdığı herkesi araştırıyor ve katille nerde karşılaştığını bulmaya çalışıyorlardı. Şüpheli listesinde olduğunu öğrenen eski bir suçlu bunu duyup kendini asınca da araştırma tamamlanmışa benziyordu. Başka şüpheliler yoktu ve herkesin düşüncesi katilin kendi cezasını vermiş olduğuydu. Ama sonra bir başka ceset bulundu.


ÇOK CİDDİ SUÇLAR BÖLÜMÜ

Lyubov'un cesedinin bulunmasından 2 ay sonra Shakhty tren istasyonunda çalışan bir işçi yakında bir iskelet kalıntıları buldu. 6 haftadır orada kalmışa benziyordu ve orta yaşlı bir kadına aittiler. Kadın çırılçıplak, yüzüstü bacaklar açılarak yatırılmıştı. Dikkat çeken ortak noktaları, çok sayıdaki bıçak yarası ve oyulmuş gözleriydi. Bunlar katilin seyrek rastlanan tarzdan imzasıydı. Ama bu yaşta veya tanımda kimse aranmadığı için bir teşhis yapılamadı.

1 ay sonra, bu noktadan 18 km güneyde bir asker başka kalıntılara rastladı, yüzüstü yatan bir kadın daha. Dallarla üstü örtülmüştü, yakından bakınca aynı bıçak yaraları bulundu ve gözleri de oyulmuştu, aynı şekilde teşhis edilemedi. Bağlantı çok açıktı, bir seri katil en azından 3 kişi öldürmüştü. Ama kimse bunu kabul etmiyordu, özellikle de basına karşı. Resmi olarak 3 ayrı çözülmemiş cinayettiler (aslında o yıl 7 taneydi ama o zamanlar bu bilinmiyordu).

Binbaşı Fetisow 10 kişiyi bu davayı iyice araştırmaları için görevlendirdi. Bu olayın hemen çözülmesini ve bu manyağın başka kadınlar öldürülmeden hemen yakalanmasın istiyordu. Bunların arasında 37 yaşındaki kriminoloji (suç bilimi) uzmanı Yüzbaşı Victor Burakov'da vardı. Parmak izi, ayak izi ve diğer konulardaki en iyi adamları oydu. Polis bilimi ve savaş sanatları hakkında uzmandı. Çalışkanlığıyla tanındığı için Ocak 1983'te Çok Ciddi Suçlar Bölümünün başına getirilmişti.

Aynı ay 4. kurban bulundu. 6 ay önce öldürülmüşe benziyordu ve ikinci cesedin bulunduğu yere yakındı. Bıçak yaraları ve gözün oyulması yine vardı, ama yakınında elbiseleri de vardı, genç bir kızdı. Tek bildikleri manyağın sigara içmediği, gözlerle ilgili bir takıntısı olduğu ve bunu öldürdükten sonra yaptığı, yani cesetlerle vakit geçirdiğiydi. Geçmişe bakarak başka kayıp vakası olup olmadığı araştırılacaktı ve buna Novoshakhtinsk'den başlanacaktı, orda 10 yaşındaki bir kızın kaybolduğu bildirilmişti.

KARIŞIKLIK

Olga Stalmachenok 10 Aralık 1982'de piyano dersine gitmişti, ondan beri onu gören olmadı. Burakov ailesini sorguladı ve aralarında evden kaçmasını gerektirecek bir sorun olmadığını öğrendi. Ama kendine "Sadist-Black-Cat" diyen biri kart atmıştı, kızlarının ormanda olduğunu ve o yıl 10 kurban daha alacağını yazmıştı. Burakov bunun sadece sapık bir adam olduğunu düşünüyordu ama gene de kızın öldüğünden korkuyordu.

14 Nisan 1983'te kaybolmasından 4 ay sonra cesedi gittiği konservatuarın 5 km uzağında bir tarlada bulundu. Vücudu dönmüş bir traktör izinde yatıyordu. Cinayet kışın işlendiği için kar cesedi korumuştu, bıçak yaraları açıkça görülüyordu. Kafası, göğsü ve karnına onlarca kez batırılmış, iç organları, özellikle ciğeri, kalbi ve cinsel organları deşilmiş, gözleri oyulmuştu. Yine aynı gaddar cinsel dürtüleriyle hareket eden katildi şüphesiz ve cinayetler sıklaşmaya başlamıştı, ama hala delil bırakmıyordu.

Araştırılacak herhangi bir kaynak yoktu, bunu yapacak kişi çok azdı ve bu davayı sadece üst düzey polisler biliyordu. Konservatuarla buranın uzaklığına bakarak adamın bir arabası olduğuna karar verildi. Görüntüsüyle insanları korkutmadığı da açıktı, kadınları ve çocukları bile. Bu işi zorlaştırıyordu, ama insanların dikkatini çekecek bir nevi akıl hastalığı olduğunu umuyorlardı. Cinsel suç işlemiş kişiler, özellikle 11 Aralıkta nerede oldukları, serbest bırakılmış akıl hastaları ve etrafta yaşayan, arabası olan veya kullanan her erkek araştırılmaya başlandı. Bütün kentten el yazısı örnekleri alınıp kartla karşılaştırıldı. Zahmetli bir işti ve sonuç alınıp alınamayacağı belli değildi, ama bir yerden başlamak zorundaydılar.

Bilmedikleri bir cinayet daha vardı, 15 yaşındaki Lourie'de, Shakhty'ye yakın bir yerde benzer bir şekilde öldürülmüştü ve üstü karla kaplanmıştı, uzun bir süre bulunamayacaktı. Bundan sonraki aylarda dikkate değer bir şey bulunamadı, karın bazı izleri kapattığı da açıktı. Sonra bir ceset daha bulundu. Yine bir ağaçlık kenarında yağmur oluğunda kemikler bulundu. Aranan kimse yoktu, ama kemikler incelenince seri cinayetlerden biri olduğu ortaya çıktı, aynı zamanda da kızın özürlü olduğu. Bu bazı araştırmaları kolaylaştıracaktı, ama geri zekâlı savunmasız bir kıza bile bunu nasıl yapabildiği sorusu insanı ürkütüyordu. Teşhis için etraftaki özel okullara bakılabilirdi. Kendi gibi çocukların gittiği bir okula giden 13 yaşındaki bir kızdı, kimse onu aramamıştı çünkü arada sırada kaybolur geri gelirdi.

Ormanlıkta 45 yaşındaki bir kadın da öldürülmüştü, ama bu cinayetlerle bağlantısı sonra çıkacaktı. Hemen arkasından Eylülde altıncı kurbanın yakınında 8 yaşında bir erkek çocuk bulundu. Diğerlerinden bir farkı yoktu, bıçak yaraları ve gözler. 9 Ağustostan beri aranıyordu, diğer kız gibi piyano dersine gidiyordu ve toplu taşıma araçları kullanıyordu. Bu yeni gelişme herkesin kafasını karıştırdı, çünkü genelde aynı tip ve cinsiyetten kurban seçerdi ama bu sefer farklıydı, hatta birden fazla katil olabilir mi düşüncesi ortaya çıktı. Mümkün olabilirdi, ama aynı türde şiddet uygulaması pek olası değildi. Tam bu sırada katilin yakalandığı haberi geldi Burakov'a, her şey bitmişti.

İTİRAFLAR

Şüpheli 19 yaşındaki Yuri Kalenik'ti. Yıllarca geri zekâlı çocuklar için bir yurtta yaşamış ve yer döşemeciliği öğrenmişti. Buradan daha büyük çocuklarla hala görüşüyordu ve bir gün onlarla işten eve giderken trendeki görevli onları sorguya çekmiş ve gençlerden biri suçlunun Yuri olduğunu söylemişti. Böylece tam akıllı olmayan ve kendini kurtarmaya çalışan bir çocuğun sözlerine güvenerek onu merkeze götürmüşlerdi. Görevliler davaya çözüldü gözüyle bakıyorlardı. Yuri tutuklandı ve içeri atıldı. Avukat veya sessiz kalma hakkı yoktu. Başına gelenleri bile tam anlayamıyordu, kimseyi öldürmemişti. Ama araştırmacılar suçlu olduğunu ve eninde sonunda itiraf edeceğini düşünerek onu içerde tutmak istiyorlardı. Açıkça belliydi ki eğer daha fazla dayak yemek istemiyorsa itiraf etmek zorundaydı, o da suçların hepsini kabul etti. Şimdi polise tek kalan gereken delilleri bulmaktı, bu adam doğru kişi olmalıydı.

Victor Burakov hala soruşturmanın başındaydı. Yuri'de uygun bir şüpheliye benziyordu, akıl sağlığı da tam olarak yerinde değildi, hem yapmamış olsa niye bu kadar iğrenç suçu kabul etsin ki? İtiraf etme en güçlü delil sayılıyordu. Hem onları cinayet mekânlarına da götürmüştü. Ama gene de Burakov emin olamıyordu, çünkü tam suç yerini göstermek yerine etrafta dolanıyordu ve polislerin ondan nereye gitmesini beklediğine bakıp öyle gidiyordu. Gözü korktuğu içi bunu yaptığı açıktı. Ne yapacağına karar veremiyordu, ama o anda yeni bir ceset bulundu.

LESOPOLOSA HAREKÂTI

Başka bir ağaçlıkta, sakatlanmış bir kadın cesedi daha bulundu. Katil göğüs uçlarını büyük ihtimalle dişleriyle kopartmıştı, karnını yarmış ve tek gözünü oymuştu. Aylardır burada olmalıydı, elbiseleri de yoktu. Kimliği belirlenemeyen bu cinayetten Kalenik sorunlu olabilirdi, çünkü o zamanlar serbestti ama bir sonrakini işlemesi imkânsızdı.

20 Ekim'de bulunan kadın cesedi 3 gün önce öldürülmüştü ve Kalenik o sırada içerdeydi. Yaralar aynıydı, ama yapan vahşileşmişti ve bazı organlarını çıkarmaya başlamıştı ve bu organlar bulunamıyordu. Bu sefer gözler yerindeydi. O cinayet serisine dâhil olmayabilirdi ama trenle yolculuk ediyordu. Belki de katil yöntemlerini değiştirmiş veya işi ortada bölünmüş olabilirdi.

4 hafta sonra oranın yakınında bir iskelet daha bulundu, yaz sırasında öldürülmüşe benziyordu ve gözleri oyulmuştu. 10. ceset 1984'e girer girmez bulundu. Tren raylarının yakınında bulunmuş ve 14 yaşındaki Sergey Markov'a aitti, 27 Aralıktan beri de kayıptı. Yine kışın koruyucu etkisiyle bu gence neler yapıldığı açıkça belli oluyordu. Sırtından defalarca bıçaklanmıştı, bu sayı 70 olarak tahmin ediliyor, cinsel organlarını ve o bölgedeki her şeyi kesip atmıştı. Anal tecavüze de uğramıştı. Katil yakın bir yere de dışkısını yapmıştı.

Kalenik’in suçsuz olduğu belliydi ve bunu yapan manyak hala sokaklarda serbestti. Davayı kapatma adına polis acele etmişti. Fetisow çocuğun kaybolduğu gün yaptıklarının üstünden geçmeye karar verdi. Gikovo adlı şehirde başlayıp bindiği trene kadar gidildi. Aynı şehirde geri zekâlılar için özel bir okul da vardı ve eski bir öğrenci olan 23 yaşındaki Mihail Tyapin'in de aynı saatte oradan ayrıldığı belirlendi. Uzun ve konuşmasını çok iyi bilmeyen bir gençti ve bir itirafta bulunmuştu, arkadaşı Aleksandr Ponomaryev ile Markov'u ağaçlığa çekip orda öldürdüğünü söylüyordu. Oraya dışkılamışlardı da. Tyapin'in şiddet dolu bir hayal dünyası vardı ve çözülmemiş birçok cinayeti de yaptıklarını söylüyorlardı ama cesede uyguladığı vahşet konusunda bir şey anlatamıyordu. Hatta başkalarının yaptığı ispatlanmış iki cinayeti daha üstlenmişlerdi.

Polisin kafası yine karışmıştı ve Fetisow bu konuda şüpheliydi ve Burakov aradıkları kişinin bu olmadığına emindi. Bütün itiraflar uydurulmuştu. Bunları yapanın 1 kişi olduğuna ve güç anlaşılan bir tür deli olduğuna inanıyordu. İlk işe yarar delillerini bulmuşlardı. Adli tip uzmanı Markov'un anüsünde sperm artıkları bulmuştu. Tecavüz sırasında katil boşalmıştı ve iz bırakmıştı. Şüphelilere artık kan grubu muayenesi yapılabilecekti ve şimdiye kadar itiraf edenlerin hepsinin kan grubu yanlıştı.

Ama yeni bir laboratuar raporu ortalığı karıştırdı ve sonucun yanlış olduğunu ve kan grubunun Mihail Tyapin'in kine uyduğunu söylüyordu. Katil bulunmuştu. Ama yine de yeni cesetler çıkıyordu.

BAZI İŞE YARAR İPUÇLARI

1984'te birçok ceset daha ortaya çıktı, ilki daha önceki cesetlere yakın bir yerde bulundu, bir kadın cesedi. Aynı şekilde öldürülmüştü, gözleri yerindeydi ama yeni bir şey vardı: bir parmağı alınmıştı. Daha fazla ipucu da vardı, çamurda bırakılmış 13 numara bir ayak izi. Kurbanın üstü de kan ve spermle kaplanmıştı. 18 yaşında, tren istasyonunda çalışan bir çocukla çıkan bir kız olduğu ortaya çıktı, çocuk sorgulandığında o saatte başka bir yerde olduğunu ispatlayabiliyordu. 3 önemli olay vardı, cinsel bölgesinde bit vardı, karnında sindirilmemiş yemek vardı ve içinde hiç meni yoktu. Katil sadece üstüne mastürbasyon yapmıştı. Kızın fakirliğine bakılırsa onu yemek ısmarlama bahanesiyle kandırmış olma olasılığı yüksekti. Yakın çevrede özel bit ilacı satın alan olup olmadığı da araştırıldı.

Ama sonuçsuz. Tek buldukları kadının erkek arkadaşının da 1982'den beri kayıp olduğuydu. Diş kayıtlarına bakılarak ikinci cinayetin teşhisi yapıldı ve o kayıp arkadaş olduğu ortaya çıktı. Bu iki cinayet de birbirine bağlanmıştı. Bir şüpheli daha yakalanıp sorgulandı, ama Burakov'un aradığı katil tipi farklıydı.

Laboratuar da hala spermlerin aynı kişiye ait olup olmadığını bulamamıştı. Moskova’dan gelen uzman daha iyiydi ve kan grubunun AB olduğunu söyledi ve bu şekilde şüpheli listesi daraltıldı. Yakaladıkları kimse buna uymuyordu ve katil hala dışarıdaydı.

O yılın martında Novoshakhtinsk'de 3 gün sonra bıçaklanmış ve sakatlanmış olarak bulunan 10 yaşındaki Dimitri Ptashnikov kaçırıldı. Dilinin ucu ısırılarak kopartılmıştı ve penisi de yoktu. Üstündeki meniler daha önceki cinayetlere bağlıyordu bu olayı da. Yakında büyük bir ayak izi bulundu. Ama bu sefer şahitler de vardı. Çocuk uzun boylu, çökük yanaklı, dizlerini bükmeden yürüyen, büyük ayaklı ve gözlüklü biriyle uzaklaşırken görülmüştü. Ama kimse bu kişiyi tanımıyordu. Biri de beyaz bir araba görmüştü.

Sonra 17 yaşındaki Lyudmila Alekseyeva'nın 39 yerinden bıçaklanmış cesedi bulundu. İpuçları bir işe yaramıyordu. Hemen arkasından çekiçle öldürülmüş bir kız ve birçok bıçak yarasıyla öldürülmüş bir kadın bulundu, anne ve kızı aynı anda katledilmişti. 1984'ün sonuna kadar 24 kişi olmuştu. Ne zaman meni bulunsa, aynı kan grubunu yani AB gösteriyordu. Bir kurbanda gri bir saç teli, erkek saçına benziyordu ve bir cesedin yanında katilin olabilecek elbise parçaları bulunmuştu. Davranışları da değişmişti, bazen üst dudağı, bazen burnunu kesiyordu, kurbanın ağzını veya karnını da yarıyordu. Cinayet sıklığı da artmıştı, yılda 5 kurbandan iki haftada bire çıkmıştı. Ama eninde sonunda bir hata yapacakti ve tek çareleri buydu.

ŞÜPHELİLER

İç işleri bakanlığından bu davayla ilgilenmek üzere 10 yeni detektif ve 200 memur atandı. Burakov bu ekibin başıydı, bu ona büyük bir sorumluluk yüklüyordu. Yeni bir plan yaptı ve sivil kıyafetli gizli görevli memurları otobüsler, trenler ve parklara koydu. 25–30 yaş arası, iri yapılı ve AB kan grubuna sahip biri aranıyordu. Dikkatli ve en azından biraz da zeki, ikna edici konuşan bir erkek. Bir kadınla veya annesiyle yaşıyor ve seyahat ediyor olmalıydı. Eski bir akıl hastası veya kuvvetini kötüye kullanan bir kişi, anatomi ve bıçak kullanma konusunda da bilgiye sahip. Bu kriterlere uyan hemen herkese kan testi yapılıyordu.

Basının bu konuda yazması, sorular sorması veya araştırması yasaklanmıştı, kadınlar ve çocuklar da uyarılmıyordu. Bir memur Rostov otobüs durağında yaşlıca bir adamı izlemişti. Genç bir bayanla konuşmuş, o otobüsüne binince duraktaki başka bir kızın yanına oturmuştu. Bu davranışlarından şüphelenen Yüzbaşı Zanasovsky onun sorgulanması gerektiğine karar verdi. Adamın adı Andrei Chikatilo'ydu ve makine yedek parçaları satan bir şirkette müdürdü. Oraya iş gezisi için gelmiş ama Shakhty'de oturuyormuş. Kadınlarla niye konuştuğu sorulunca, eskiden öğretmen olduğunu ve gençlerle muhabbeti özlediğini söylemişti. Polis şefi gitmesine izin vermişti. Ama Chikatilo'ya yine rastlayınca onunla aynı otobüse binerek izlemeye başladı. "Hasta birine benziyordu ve sürekli kafasını bir yandan öbür yana çeviriyordu." Onun başka bir otobüse bindiğini ve orda da başka kadınlara yanaştığını gördü. En sonunda bir hayat kadınıyla anlaşıp mantosunun altından *** yaptırırken toplum içinde ahlaksız davranmaktan tutukladılar. Çantası araştırılınca içinden bir kutu vazelin, uzun bir mutfak bıçağı, bir parça ip ve kirli bir havlu çıktı. Yani hiçbirinin iş gezisiyle alakası yoktu.
Zanasovsky onun lesopolosa katili olduğuna emindi. Savcının gelmesini istedi ve onu sorgulamaya başladılar. Kanı alındı ama AB değil A çıkmıştı. Aynı zamanda Komünist partisinin iyi referansları olan bir üyesiydi. Geçmişinde dikkat çekecek hiçbir şey yoktu. Yine de onu itirafa zorlamak amacıyla bir kaç gün hapiste tuttular. Her şeyi inkâr etti ve sadece cinsel açıdan zayıf olduğunu, dürtülerine uyduğunu söylüyordu ve sonunda serbest bırakıldı. Sonra iş yerinde ufak bir hırsızlıktan tutuklanıp 3 ay hapis yattı. Ama kan grubu uymadığı için onların katili olamazdı.

Burakov Moskova'ya gidip oradaki uzman psikyatristlerle katilin profili hakkında konuşmak istedi ama Alexander Bukhanovsky dışında kimse ona pek yardımcı olamadı. Katil hakkında bulduğu her şeyi araştırdıktan sonra şöyle bir sonuca ulaştı: Cinsel açıdan geri kalmış, 25–50 yaş arası ve 1.80 boylarında. İktidarsızlık çekiyor ve kurbanların ona bakmasını engellemek için gözlerini oyuyor. Vücutlarını bir yandan kendi beceriksizliğine duyduğu siniri çıkartmak için, bir yandan da zevkini bastırmak için deşiyordu. Bir sadist ve şiddet uygulamadan rahatlayamıyor. İçinden gelen dürtülerle hareket ediyor ve ne zaman nerde ortaya çıkacağı kestirilemiyor. Cinayet işlemediği sürece de depresif davranışlar gösteriyor, hatta baş ağrıları bile olabilir. Geri zekâlı veya şizofreni değil, bir plan oluşturup onu uygulayabiliyor. Tek başına öldürüyor ve bunların hepsini de sadece o yapmış. Ama maalesef bunlar onu yakalamak için yeterli bilgi değildi.

Cinsel görevini yapamaması onları homoseksüel suçlar islemiş eski bir mahkûma Valery Ivanenko'ya götürdü. Bu birçok "sapıklık" yapmış ve kendini psikopat olarak tanımlayan bir kişiydi. Aynı zamanda karizmatik bir kişiliği vardı ve öğretmenlik de yapmıştı. 46 yaşındaydı ve gözlük takıyordu. Rostov'daki akıl hastanesinde yatmış ama kaçmıştı. Bütün tahminlerin üstündeydi ve mükemmel şüpheli gibiydi. Yatalak annesiyle kaldığı daireden çıkarken Burakov onu tutukladı. Ama onunda kan grubu A'ydi ve o da katil olamazdı. Burakov onu serbest bıraktı ve eşcinseller hakkında ona bilgi getirmesini istedi ve bu konuda çok başarılıydı. Kısa sürede Rostov'un yeraltı dünyası, şiddetçe sapıklıklar hakkında birçok bilgi edinmişlerdi. Bu şüpheliyle yaptıkları sorgulama sonucunda Burakov katillerinin eşcinsel olmadığına ama normal ilişkiye gelince iktidarsızlık çektiğine karar verildi. Ama daha fazla ayrıntıya ihtiyaçları vardı.

KATİL X

Baskı altında daha önceki cinayetleri çözmeye çalışıyorlardı ve sonraki 10 ay içinde sadece 1 ceset daha bulundu, genç bir kadın, ama bu sefer Moskova’nın yakınındaydı. 10 ay boyunca katil nerdeydi? Oraya mı taşınmıştı? Sadece öylesine mi gitmişti? O süre içinde acaba tutuklanmış mıydı? Hatta ölmüş bile olabilirdi. Ancak 1985'in Ağustosunda yeni bir ceset daha bulundu. Aynı şekilde işlenmişti ve bir havaalanının yakınındaydı. Rostov'daki katilinin aynısıydı. O arada yapılan bütün uçuşların kayıtları incelendi ama yine de gözlerinin önündeki ipucunu kaçırdılar. O arada Moskova'daki yetkililer bulunan 3 tane erkek çocuk cesedini de bu olaya bağladılar, üçüne de tecavüz edilmiş, birinin de kafası kesilmişti.

Rostov ekibi tekrar Shakhty'ye döndü çünkü otobüs garajının yakınında 18 yasındaki evsiz bir kızın cesedi bulunmuştu. 1 ay önce Moskova'da bulunan cesetle aynı izleri taşıyordu. Tırnaklarının altında kırmızı-mavi iplikler bulundu ve üstündeki izlerden alınan örneklerde yine AB grubu çıktı ve yine 1 tane gri saç teli bulundu. Şimdiye kadar bulduklarıyla artık olayı çözeceklerine inanıyorlardı. Tekrar birini yakalayıp 10 gün sorguladıktan sonra her şeyi itiraf ettirmişlerdi, ama adam onları ne cinayet mahalline götürebilmişti, ne de söyledikleri birbirini tutuyordu.

Operasyon genişletildi ve Baş Araştırmacı Issa Kostoyev, 15 savcı ve 29 detektif olaya atandı. Tren ve otobüs duraklarını izleme görevi devam ediyordu. Bayan görevliler erkeklerin onlarla konuşması için daha çok ortada dolaşıyordu. Kostoyev fazla yol kat edemediklerini ve aslında katile rastladıkları halde tanıyamadıklarına inanıyordu. Bu arada seri katiller hakkında bulduğu her şeyi de okuyordu. Yuri Kalenik hala hapiste onun hakkında yapılan araştırmanın bitirilmesini bekliyordu ve 5. yalan itirafı alınmıştı. Kostoyev onun suçlu olmadığına emindi ve sadece vakit kaybettirdiğini düşünüyordu.

Burakov tekrar Dr. Bukhanovsky'ye gidip daha ayrıntılı bir görüntü istedi ve o da araştırmalarını genişleterek adini Katil X koyduğu kişiyi 65 sayfalık raporunda anlatıyordu:
X psikotik değil, yaptıklarını kontrollü olarak yapıyor ve açıkça çok bencil. Narsist ve kendini beğenmiş, kendini üstün görüyor, ama aşırı zeki de değil. Bir plan uyguluyor ama çok yaratıcı değil. Heteroseksüel ama genç erkekler de bazen kızların yerini tutabiliyor şiddet nöbetlerinde. Nekrosadist, yani ölülere eziyet edip, cinsel tatminini sağlamak için onların ölümünü seyredebilir. Onları ç****iz hale getirmek için kafalarına vuruyor ve arkasından onlarca kez bıçaklaması onlara cinsel açıdan girmesini simgeliyor, çünkü normal yollardan yapamıyor. Yanlarına, üstlerine bacaklarını açarak oturuyor veya yanlarına çömeliyor, yani mümkün olduğunca yakın. En derin yaralar, en çok zevk aldığı zamanı gösteriyor. Kendini tatmin ediyor, ya eliyle ya da kendiliğinden oluyor. Gözlerini oymasının birçok nedeni olabilir, neden böyle davrandığını gösteren hiçbir şey yok. Onlardan korkuyor veya heyecanlanıyor olabilir. Görüntüsünün üzerlerinde kaldığına inanıyor olabilir, bu bir batıl inançtır. Kadınların cinsel organlarını kesmesi, onları üzerinde gücünü ispatlamak için, onları saklıyor veya yiyor olabilir. Erkek cinsel organlarını kesmesi de onları nötralize ederek daha çok dişileştirme amacıyla yapılıyor olabilir.
Havalardan etkilenmesi de ilginç bir durum, cinayetlerinden önce barometre düşüyor, bu onun tetikleyicisi olabilirdi. Cinayetlerin çoğu da hafta içi salı-perşembe arası yapılmış, bu da is yerinde veya evdeki stresin etkisi olabilir. Boy ve yapısı konusunda emin olmamakla birlikte, yaşı en çok cinsel sapıklıkların yoğunlaştığı 45–50 yas arası olduğu tahmin ediliyor. Zor bir çocukluk geçirmiş. Sorunlu ve kendi başına takılan bir çocuktu. Zengin bir hayal gücü ama cinselliğe yaklaşımı anormaldi. Evli olup olmadığı bilinmiyordu, ama öyleyse bile karısı ona çok karışmıyordu. Cinayetleri güdüseldi ve tehlike sezdiği anda bir süre ara verebilirdi, ama ölene veya yakalanana kadar bitmezdi.

Bu kadar ayrıntılı bir rapora karşılık adamı yakalayacak kesin bilgi yoktu ellerinde. İdam edilmek üzere olan bir mahkûma sorulduğunda, cinsel sapık ve katillerin kendine göre kuralları ve ahlak anlayışı vardır ve bunları normal cinsel doyum ve istek gözüyle bakarlar, bunları yapmaktan çekinmez ama çocukların önünde içki içmeye çekinir. Zıtlıklarla dolu bir hayatta yaşayabilir ve bunu normal karşılar. Katilin bu tanımlara uyacağına düşünülerek araştırmalar bu yöne doğru kaydırıldı. Ama tuhaf bir şekilde cinayetler birden sona erdi...

HAYAL KIRIKLIĞI

Sadece tek bir kadın cesedi 1985'te Rostov'da ortaya çıktı ve bütün kış veya ertesi bahar bir olay olmadı. Sonra 23 Temmuz'da 33 yaşındaki bir kadının cesedi ortaya çıktı, ama üzerinde sadece bıçak yaraları vardı. Onun da bu seriye dâhil olduğuna dair şüpheler vardı. Ama 18 Ağustos'ta kinde şüphe falan kalmadı, bütün ayırt edici işaretler vardı ama sadece eli dışarıda kalacak şekilde gömülmüştü. Başka cesetlerin olup olmadığı veya nerede olduğu sorusu da böylece cevap buldu...

El yazısı uzmanları Black Cat imzalı karttan bir şey bulamadılar ve ellerindeki 14 şüphelinin yazıları da tutmuyordu. Bütün ipuçları çıkmazda sonuçlanıyordu, bu davada umutları artık tamamen kaybetmişlerdi.

1986'nın sonunda Victor Burakov sonunda sinir krizi geçirdi ve 1 ay tedavi altına alındı. 4 Yıl bu kadar yoğun çalıştıktan sonra hala bir yere varamamışlardı. Ama düşünmeye fırsatı olduğundan yeni bir strateji kurabildi, katili ancak tekrar birini öldürürse yakalayabileceklerdi. Ama 1987'nin sonuna kadar yine herhangi bir şey olmadı.

6 Nisan 1988'de bir tren yolu işçisi çıplak bir kadın cesedi buldu, onlarca kez bıçaklanmış, burnunun ucu gitmiş ve kafatası içeri doğru ezilmişti. İnsanlar onu görmüştü ama yalnız olarak. Gözleri de oyulmamış ve cinsel şiddet de uygulanmamıştı. Yakınında sadece bir ayak izi vardı. Ve ağaçlıkta öldürülmemişti. Bunu diğer cinayetlere tam olarak bağlayamıyorlardı, belki de Lesopolosa katili ölmüştü.

Ama 1 ay sonra 17 Mayıs'ta 9 yaşındaki bir erkek çocuğunun cesedi tren yoluna yakın bir ağaçlıkta bulundu. İşkence edilmiş ve delikleri pislikle doldurulmuştu, birçok kere bıçaklanmış, kafasına vurulmuş ve penisi kesilmişti. Kadının aksine çocuğu teşhis etmek kolay oldu, iki gündür kayıp olan Aleksei Voronko'ydu. Bir sınıf arkadaşı onu altın dişi olan, bıyıklı ve spor çantalı, orta yaşlı bir adamla gördüğünü söyledi. Beraber ormanlığa gitmişler ve Aleksei hemen döneceğini söyleyip, dönmemişti. Bu güçlü bir ipucuydu, çünkü altın dış yaptırabilen çok kişi yoktu. Ama yılsonuna kadar yine de bir sonuca ulaşılamadı.

Üstelik sağlık bakanlığından kan harici sıvılardan kan grubu teşhislerinin %100 doğru olmayabileceğini, laboratuarların yetersiz olduğunu ve bu sebeple verilen bilgilerin yanlış olabileceği söylenmişti. Bu hem çok büyük bir hayal kırıklığı hem de çok büyük bir gelişmeydi, şimdiye kadar yakaladıkları ve kan grubundan saldıkları biri doğru kişi olabilirdi. Bunu takriben artık kan değil sperm örnekleri almaları gerekecekti ve bütün çalışmalara baştan başlayacaklardı. Ve yapabilecekleri tek araştırma toplu taşıma duraklarına daha fazla görevli dikmek olacaktı.

Ve katil Nisan 1989'a kadar yine hareketsiz kalmıştı.

SAYI ARTIYOR

Bir tren istasyonunun yakınındaki ağaçlıkta geçen yazdan beri kayıp olan 16 yaşındaki bir çocuğun cesedi bulundu. Onlarca bıçak yarası, bunlara ek olarak bir de çocuğun penis ve testisleri kesilmişti. Çok kötü çürümüştü, aylarca karın altında kalmıştı. Amcasının hediyesi olan bir saat de kayıptı. Birinin üzerinde bulunması çok yardım edebilirdi. O bölgede trene binen veya istasyonu gözetleyen hiçbir memur sıra dışı bir şey fark etmemişti. Çocuklarla veya kadınlarla ilgilenen yaşlı kimse yoktu. Ama oradaki bilet satıcısı aylar önce bir adamın oğlunu onunla ormana gitmesi için kandırmaya çalıştığını söyledi. Bu kişi bulundu, ama aradıkları katil değildi. 5 yıl boşu boşuna içerde kaldıktan sonra Yuri Kalenik de serbest bırakılmıştı ve cesedin bulunduğu yere yakın bir yerde yaşıyordu. Belki serbest bırakmak bir hata olmuştu, ama tekrar sorgulandıktan sonra yine bırakıldı.

10 Mayıs'ta 8 yaşındaki bir çocuk kayboldu, 2 ay sonra bir otobanın yakınında bıçaklanmış ve cinsel organları kesilmiş olarak bulundu. Katil ağaçlıklardan açık alana geçmişti, bu onun istasyon veya trendeki memurlardan şüphelenmesinden olabilir miydi? Bu rahatsız edici bir düşünceydi ama açık alanda öldürme de riskli bir işti. Bu umut verici bir işaret olabilirdi. En organize katilin bile dikkati dağılabilirdi.

Sonra Ağustosta Macar bir öğrenci öldürüldü. Elena Varga. Diğer bayan kurbanlarla aynı izleri taşıyan cesedi herhangi bir durağa veya istasyona yakın olmayan bir ağaçlıkta bulundu. Bir hafta sonra 10 yaşındaki Aleksei Khobotov kayboldu ve 4 ay sonra 1990'ın ilk günlerinde yine cinsel organları kesilmiş 11 yaşındaki başka bir ceset bulundu. 10 yaşında başka bir ceset daha cinsel organları ve dili kesilmiş olarak bulundu, dili sanki ısırılarak kopartılmıştı. Temmuz 1990 sonu bir kadının cesedi bulundu ve sonra da botanik bahçesinde 13 yaşındaki Victor Petrov'un öldürülmüş ve kesilip parçalanmış cesedi bulundu.

Şimdiye kadar bilinen 8 yılda 32 ceset vardı ve artık gazeteler bu olayları yazmakta serbestti ve araştırmacılara baskı yapmaya başlamıştı. İnsanlar ç****izleşmeye başlamıştı. 17 Ağustos'ta 11 yaşındaki Ivan Fobin ninesinin çiftliğine yakın bir yerde yüzmeye gitmişti. Etraftaki onlarca şahide rağmen, ağaçlar sayesinde katil onu 42 kere bıçaklayabilmişti ve cinsel organlarını da kesmişti. Bu bir rezaletti ve halk gittikçe sinirleniyordu.

Burakov yeni bir strateji kurmuştu, en yüksek ihtimalli istasyonlar dışındakilere çok fazla memur koyarak katili boş olan 2–3 tanesine doğru yönlendirecekti. Bu 2–3 istasyonda da adamları çiftlik veya tren yolu işçisi olarak bulunacaktı. Bu istasyonlara gelip giden herkes kaydedilecekti. 350 kişiyi kapsayan büyük bir operasyondu ama işe yarayabilirdi. Bunun için uygun yerlerden biri de Donleskhoz istasyonu gibi görünüyordu, iki kurban burada öldürülmüştü. Mantar toplayıcıları yazın çok olurdu burada, ama başka kimse pek olmazdı. 2 başka yer daha seçildi.

Ama daha harekete geçemeden katil Donleskhoz istasyonundan kaçırdığı 16 yaşında geri zekâlı bir çocuğu öldürdü, 27 kere bıçakladı ve dili kopartılmıştı, testisleri ve 1 gözü de yoktu. Kimliği ortaya çıkınca onun trenle çok yolculuk yaptığı ama kimseyle görülmediği belirlendi. Plan çok iyiydi, yeri de doğruydu, ama gene kıl payı kaçırmışlardı. Sonra 16 yaşındaki Victor Tishchenko kayboldu, en son Shakhty tren istasyonuna bilet almaya giderken görüldü. Bu genç yaklaşık 65 kiloydu ve diğer kurbanlardan daha iriydi. Cesedi 2 mil ilerde güneyde bulundu, ağaçlıkların arasında ve bilinen durumda. Anne kızın 6 yıl önce bulunduğu yerde üstelik. Etrafta boğuşma izleri de vardı. Burakov planını başlattı ama katil gene yakalanmadan genç bir kadını öldürmeyi başardı, bu 36. kurbandı. Dövülmüş ve karnı yarılmıştı, dilinin bir kısmı kopartılmıştı. Ama kimse bir şey görmemişti.
Yine de istasyona gelen kişilerin isimleri arasında bir tanesi dikkatlerini çekmişti, bu isme daha önce de rastlamışlardı. Bu kişi sadece kan grubu tutmadığı için salınmıştı, katili bulmuşlardı.

OYUNUN SONU

Andrei Romanovich Chikatilo, 6 Kasımda Donleskhoz istasyonundaydı. 1984’de sorgulanıp serbest bırakılmıştı. Kurbanın kaybolduğu yerde ormandan çıktığı görülmüş ve bir çeşmede elini yıkamıştı. Yanağında ve kulağında kırmızı bir iz kalmıştı, bir parmağı kesikti ve mantosu kırışmıştı. Tren istasyonundaki görevliler ismini almıştı. Tutuklandı, araştırılınca eskiden gerçekten de öğretmen olduğu ama öğrencilerine sarkıntılık ettiği için işinden atıldığı ortaya çıktı. Bir firmada çalışmış ama iş gezilerinden alması gereken şeyleri almayıp parayı harcadığı için kovulmuş ve hapse girmişti. Bu iş gezilerinden birinde de Moskova’da ki cinayeti işlemişti. Eskiden Komünist Partisinin üyesi olmasına rağmen hapse girdiği için buradan da atılmıştı. Ama bütün deliller ikinci eldendi, onu ya iş üstünde yakalamaları gerekiyordu ya da itiraf etmeliydi.

Onu gözaltında tuttuğu süre içinde kendi halinde sessiz bir adam izlenimi veriyordu, sinir bozucuydu. Söylendiği gibi ağzında altın dişi yoktu, evliydi ve iki çocuğu vardı. Hatta üniversite mezunu eğitimli bir kişiydi. Çantasında ufak bir sustalı buldular. Ama bunun dışında bir şey öğrenemediler. Onu iyi bir muhbirin olduğu bir hücreye koydular, onu itiraf ettirtmesi gerekiyordu ama başarısız oldu. Evi arandığında kurbanlarına ait bir şey bulunamadı ama 23 tane bıçak çıktı. Bu bıçakların cinayetlerde kullanıldığı fikri ispat edilemedi.
Sonunda soruşturmayı Kostoyev kendi ele almaya karar verdi, onu avukatının eşliğinde dört köşe bir odada sorgulayacaktı. 3 sandalye bir masa ve delillerin saklandığı izlenimi verilen bir kasa vardı. Uzun boylu, uzun boyunlu, düşük omuzlu, çok büyük gözlüklü ve gri saçlı bir adam içeri girdi. Çok yaşlıymış gibi ayaklarını sürerek yürüyordu ama Kostoyev bu numaraları yutmadı. Onun gerektiğinde çok güçlü olabilen hesaplı bir katil olduğunu düşünüyordu. Chikatilo kırılgan görünüyordu ve Kostoyev'in sorgulama konusunda sadece %3lük bir başarısızlık oranı vardı. Onun kafasının yapısını çözüp, onun mantığına göre onu konuşturmaya çalışacaktı. Suçlu biri er geç itiraf ederdi. Ama yine de 10 günlük süre içinde onu konuşturmayı başaramadı. Chikatilo aynı 1984’te yakalandığında yapıldığı gibi bir hata yapıldığını söylüyor, garip cinsel davranışları hariç suçlanacak bir şeyi olmadığını söylüyordu. 6 Kasımda o istasyonda olduğunu da inkâr ediyordu. Kostoyev onun yalan söylediğini biliyordu ve bunu ona da söyledi. Chikatilo en sonunda yasal mahkeme hakkını istedi.

Chikatilo 3 sayfalık bir ifade verdi, içinde cinsel sapkınlıkları olduğunu ve bazen kendini kaybettiği yazıyordu, ama kesin bir şey söylemiyordu. Tren istasyonlarının etrafında takılıp gençleri izlediğini ve orda çok evsiz dilencilere rastladığını ve onların bu gençlere zarar verebileceğini de yazmıştı. İktidarsız olduğunu da yazmıştı. İmalı bir itirafa benziyordu, ama suçları başkalarına atmaktan da geri kalmıyordu. İntiharı düşünmüş olduğunu da ifadesine eklemişti.

Kostoyev bir itirafın onun durumunu düzelteceğini, hatta akli sağlığı yerinde olmadığı savunması yapılırsa tedavi edilerek kurtulabileceğini de söylüyordu, ama eğer etmezse ellerindeki delillerle idama kadar gidebilirdi olay. Bu Kostoyev’in hareket tarzıydı ve başarılı olacağına da emindi. Chikatilo birkaç gün müsaade istedi ve sonra ifadesini değiştirebilirdi. Herkes itiraf edeceğine emindi, ama yine suçsuz olduğunda ısrarlıydı. Cinayetlerin işlendiği günlerde evde karısıyla olduğunu söylüyordu.

Ertesi gün sabıkası geldi, daha önce de suç işlemişti ama cinayet değil, 1977'de iki kız öğrencisine sarkıntılık etmişti. Çocuklarda kendini kontrol etmesi zorlaşıyordu ama sadece bu iki olay olmuştu. Yine bir ifade vermişti, 9 gün daha geçmişti ama yine kesin bir şey itiraf etmemişti. Adamın konuşması için daha başka nasıl baskı uygulayacağını şaşırmıştı.

Kan grubuna bakıldığında A olduğu görüldü, ama sperminde çok zayıf B antijeni de bulunuyordu, bu şekilde olmadığı halde sanki kanı AB grubuymuş gibi sonuç veriyordu. Bu çok seyrek rastlanan bir olaydı, ama sadece bu yetmiyordu. Hücresindeki muhbir sorgulama tekniklerinin çok sert olduğunu ve bu sayede Chikatilo'nun daha çok kabuğuna çekildiğini söylüyordu. Onun fotoğrafları çekildi ve tanıkların olduğunu ve bu tanıklara fotoğrafların gösterileceği söylendi ama yine de suskun kaldı. 9 gün geçmişti ve 10 gün sınırına yaklaşıyorlardı, onu resmi olarak suçlamaları veya serbest bırakmaları gerekiyordu, ama deliller yetersizdi.

Burakov sorgulama için Dr. Bukhanovsky'yi tavsiye etti, bu kabul edildi.

PSİKYATRİST VE KATİL

Bukhanovsky bu soruşturmayı sadece kendi mesleki gelişimi için kabul etti. Onu yalnız bir odada sorgulayacaktı. Onun aynı 1987'de tanımladığı kişi ve kişilik olduğunu gördü. Onun öfkesini ve aşağılanmasını boşaltması gerektiğini biliyordu ve önce saatlerce konuşmasına izin verdi. Ama daha sonra cinayetler hakkında konuşmaya başladı, onun hakkında bildiği her şeyi anlattı ve boşlukları doldurmasını istedi. Onun davranışlarını, hastalığını ve bütün nedenlerini ortaya dökünce Chikatilo bunca yıldır gizlediği her şeyin açığa çıktığını fark etti, titremeye başladı ve sonunda itiraf etti. Bütün o iğrençlikleri kendisi yapmıştı.

Kostoyev karşısına 36 kurbanın olduğu bir liste ile çıktı, ama bu sadece bir kısmıydı. Polisin onu araştırmaya başladığı Lyubov cinayetinden önce bir kızı daha, 9 yaşındaki Yelena Zakotnova'yı öldürmesiyle başladı. Bu korkutucuydu, çünkü bu suçtan başka bir adam yargılanmış ve idam edilmişti.

Chikatilo o yıl Shakhty’ye öğretmenlik yapmak için gelmişti. Ailesi gelmeden önce boş vaktini çocukları izleyerek ve onları çıplak olarak hayal ederek geçiriyordu. Pis düşüncelerini uygulayabilmek için karanlık bir arka sokakta bir kulübe tutmuş ve cinsel arzularının had safhaya geldiği bir gün yolda rastladığı bir kızı oraya götürmüştü. Erekte olamayınca kendi aleti yerine bıçağı kullanmaya başladı. Cinnet geçiriyordu ve kızı deli gibi bıçaklıyordu, sanki her bıçak darbesiyle kızın içine girdiğini hissediyordu. Gözlerini oyduktan sonra kızın cesedini de yakındaki bir nehre atmıştı. Bu cinayet için tutuklanan adamın kapısının önünde kan izleri bulunmuş ve adam baskı altında suçu kabul ederek idam edilmişti.

Neden gözlerini oyduğu sorulunca, katilin suretinin ölenin gözlerinde kaldığı gibi bir batıl düşünce sebebiyle yaptığını ama daha sonra bunun saçma olduğu düşüncesiyle vazgeçtiğini söyledi. Kurbanlarının ona bakışlarını beğenmemesi de bir sebepti. Tren istasyonlarındaki serserilerin bile ormana gidip cinsel beraberlikler yaşamasına ama kendisinin iktidarsız olduğu için kıskanması, kurbanlarını buralardan seçmesine bir sebepti.

1981'de daha da vahşileşerek kızın göğüs uçlarını dişleriyle koparmıştı. "Onu kestiğim ve bedeninin yarıldığını gördüğüm anda istemsiz olarak boşalıyordum." Kızın cinsel organlarını da keserek almış ama daha sonra ilerde bir yere atmıştı. Her 36 cinayetin ayrıntılarını hatırlıyor ve polise anlatıyordu. Bazen birilerinin peşine takılıp, bütün alışkanlıklarını öğrenip, uygun anı bekliyordu, bazen de sadece o an karşısına çıkan birini seçiyordu. Bıçaklamak onun için cinsel anlamda vücuda girmekti ve bunu kendini yaralamadan veya üstüne kan sıçratmadan yapmanın bir yolunu bulmuştu. Zaten bir denizcilik firmasında çalışıyordu ve yaralanmalar kolay açıklanabilirdi.

İktidarsızlığı onun öfkesini tetikleyen en büyük unsurdu, özellikle kadınlar bu konu hakkında yorum yaptıkları veya dalga geçtikleri zaman, cinsel arzularının şiddet olmadan geçemeyeceğini anlıyordu. "Kan görmeliydim, yaralamalıydım onları." Erkek çocuklarda olay farklıydı, ama kanları kadınlarınki kadar kolay akıyordu. Onların onun kölesi olduğunu düşünüyor ve onlara işkence ederek veya onlara girerek kendini bir tür kahraman olarak görüyordu. Neden dillerini veya cinsel organlarını kestiği konusunda bir sebep gösteremiyor, ama bu bir tür intikam duygusu olabilirdi. Kendi kullanamıyorsa, onlar da kullanmasın. Kadın cinsel organlarına kendi spermlerin koyduktan sonra onları yediği de söyleniyor, ama ne doğruluğu ne de yanlışlığı ispatlanamadı.

"Bütün bu bağırmalar, kan, acı çekişleri, beni rahatlatıyordu ve bana zevk veriyordu." Kanlarının tadını seviyordu ve kurbanlarının dudaklarını dişliyordu, kanlarını emmek için. Testisleri veya göğüs uçlarını çiğnemek ona "Hayvansal bir tatmin" veriyormuş. Yaptıklarını ispatlamak için cinayet mahallinin eskizlerini de çiziyordu. Ve listede aslında daha fazla isim olmalıydı, çok daha fazla. Bir çocuğu mezarlıkta öldürmüş ve kendini intihar etmeyi düşündüğü sırada açtığı mezara gömmüştü. Polisleri oraya götürdü ve kalanları çıkardılar.

Bir başkasını bir tarlada öldürmüştü, onu da gösterdi. Bu şekilde devam etti, genelde cesetleri öldürdüğü yerde bırakıyordu, bir tanesi hariç, onu da boş bir apartmanda öldürdüğü için cesedini kanalizasyona atmıştı. Sonunda 56 cinayeti itiraf etmişti, ama sadece 53 tanesi için suçlandı: 31 kadın ve 22 erkek. Burakov aslının daha fazla olduğunu düşünüyordu. Artık suçlayacak delilleri vardı ve onun hakkında daha çok şey öğrenmişlerdi.

SAPKINLIĞIN KÖKLERI

1936'da Ukrayna'da ufak bir köyde doğmuştu. Hidrosefali vardı, yani kafasının içinde su birikmişti ve o yüzden şekilsizdi. Kendinden 7 yaş ufak iki kardeşi vardı. Babası ikinci dünya savasında hapis düştü ve onu annesi yetiştirdi.

20. Yüzyılın ilk dönemlerinde, eski Sovyetler Birliği’nin büyük bölümü, özellikle de Ukrayna'da tarlalarda çalışan herkesi asker olarak yolladıktan sonra. 6 Milyon kişi açlıktan öldü, bazıları da ç****izlikten cesetleri yiyerek hayatta kaldı. Bazen mezarlıktan yeni gömülmüşleri çıkartıyorlardı, bazen de yoldan geçen birini kapıyorlardı. İnsan eti satılıyordu ve depolarda saklanıyordu. Çocuklar parçalanmış cesetlerle karşılaşıyor ve sıkıntı ve zorluk üzerine hikâyelerle büyütülüyordu. Chikatilo'da böyle bir dönem ve çevrede büyümüştü ve ona anlatılan hikâyede, bir abisi olduğu ama öldürüldüğü söyleniyordu.

Hapishanede "Birçok insan çıldırıp, başkalarına saldırıyordu, insan yiyordu. "10 Yaşında olan abim Stepan'i da öldürüp, yemişler" demişti. Bu yalan da olabilirdi, çünkü bu ağabey hakkında bir kayıt bulunmuyordu, ama doğru da olabilirdi. Korkunç bir düşünceydi ama en azından Chikatilo'yu fazla uzaklaşmaması ve gece didarda kalmaması için ise yarıyordu. Nazi işgalini ve bombalarını, sokakların cesetle dolmasını da görmüştü. Onu hem korkutup, hem de heyecanlandırdığını söylüyordu.

Çocukluğunun büyük kısmını yalnız başına ve hayallere dalarak geçirdi. Diğer çocuklar onu acayipliğinden ve duyarlılığından dolayı dışlıyordu. O yaşta bile içinde sinir hatta öfke gelişmeye başlamıştı. Kendisini eğlendirmek ve güçlü hissetmek için, kafasında işkence hayalleri kuruyordu ve bunlar ileride işleyeceği cinayetlerin temelini oluşturuyordu.

İlk cinsel tecrübesini gençliğinde kız kardeşinin 10 yaşındaki arkadaşıyla boğuşurken yaşadı ve boşalmıştı. Sonrada hep böyle olmaya başladı, yani sertleşme yaşamıyordu, ama boşalıyordu. Boğuşma sırasında olmasını ise işkence ile bağdaştırdı.

Askere gidip geldi, kız arkadaşı oldu, ama hala cinsellik yaşayamıyordu. Kız bunu etrafa yaydı ve onu aşağılayarak dalga geçtiler. Bu kızı öldürmek ve vücudunu parçalama hayalleri kurmaya başladı, hayatı tam bir felaket olmuştu. Öğretmen oldu ve evlendi ( kız kardeşinin ayarlamasıyla ), ama çocukları olabilmesi için dışarı boşalıp, spermlerini elleriyle kendi içeri yerleştirmişti. Aynı annesi gibi karısı da sert yapılı bir insandı ve bu onun daha da hayal âlemine dalmasını sağladı.

Annesi 1973'te öldü, o 37 yaşındayken ve bundan itibaren genç kızlar onun ilgisini çekmeye başladı ve tacizlerine başladı. Kendini güçlü hissetmesini sağlıyordu, Olaylar ortaya çıktığı zaman da tedavi edileceği yere, inkâr ediliyor veya üstü kapanıyordu, böylece sapıklıktan katilliğe geçti. Gerçek zevk için şiddet uygulaması gerekiyordu ve 1978'de ilk cinayetini isledi.

Yedek parça işinde çalıştığından çok yolculuk yapıyordu ve kimsesiz yabancıları bulmakta zorluk çekmiyordu. Onları aramasına bile gerek kalmıyordu, dediğine göre. Etrafta çok vardı ve onunla gelmeye de itiraz etmiyorlardı. Gazetede yayınlanmaya başladığı zaman okuyor ve yakalanmasının bir an meselesi olduğunu düşünüyordu. Aslında onun için hapis bir kurtuluş olacaktı.

Chikatilo bütün bu kontrol edilemeyen tecavüz ve saldırı olaylarının çektiği bir hastalıktan dolayı olduğunu düşünüyordu. Bu konuda uzmanlarla görüşmek istediğini de söylemişti. 2 aylık psikiyatrik ve nörolojik araştırmalar için Moskova Serbsky Enstitüsüne yollandı ve burada doğuştan gelen beyin hasarı olduğu ortaya çıktı. Ve bu onun idrar ve sperm akışını kontrol etmesini etkilemişti. Annesi onu bu konuda çok uyarmış ve bu konuya sert yaklaşmıştı. Sapkın fantezileri vardı. Ama bütün bunlara rağmen akli dengesi yerinde bulundu. Ne yaptığını biliyordu ve istese kontrol da edebilirdi. Bu savcılık için yeterliydi.

KAFESTEKI CANAVAR

14 Nisan 1992'de beyaza boyanmış büyük bir kafeste mahkeme salonuna getirildi. Hakkında 225 suçlama bulunuyordu. Gazeteler "Manyak" hakkında haberler yaptıkça içinde 250 koltuk bulunan mahkeme salonu meraklılarla ve ölen kişilerin aileleriyle dolup taşıyordu ve Chikatilo'ya sürekli bağırıyor veya küfür ediyorlardı. Yine de o bundan sıkılmış duruyordu ve bir sefer hariç hiç sinirlenmemişti, o sefer de kalabalığa homoseksüel olmadığını göstermek için pantolon indirip penisini göstermişti. Ve bunun üzerine salondan çıkartılmıştı.

Suçlu olduğu kesindi ama akli dengesi bozuk diye kurtulma olasılığı da vardı. Ama avukatının psikiyatrist çağırma hakkı yoktu, sadece geleni sorgulayabilirdi. Chikatilo bir ara 6 tane cinayeti işlemediğini söyledi, bir ara da 4 tane daha var dedi. Kendini eski Sovyet sisteminin kurbanı olarak gördüğünü söyledi.

Laboratuar uzmanları da nadir bulunan kan grubu fenomenini açıkladı. Hakim Chikatilo'yu kendine düşman edinmişti ve onu savunan hiçbir delili veya şahidi kabul etmiyordu. Akli dengesinin yerinde olduğu sonucu da kabul edildi. Onun arada yırtıcı hayvan gibi saldırı dönemleri olduğunu ama arada morali iyiyken de kendini kontrol edebildiğini söylediler. Savunma avukatı delillerin yetersiz olduğunu ve müvekkilinin sadece hasta olduğunu söyleyerek sözlerini bitirdi. Chikatilo'ya kendini savunması için son söz hakkı verilince de sessiz kalmayı tercih etti.

2 aylık bir düşünce sürecinden sonra davanın başlamasından 6 gün sonra karar verildi ve Chikatilo 5 kere tecavüzden ve 52 cinayetten suçlu bulundu. Japonların onun beynine 1 milyon dolar vermek istediği dedikodusu çıktı, ama aslı yoktu. Hatta çoğu uzman davranışlarını o kadar garip buluyorlardı ki, canlı incelenmesi gerektiğini düşünüyorlardı. 15 Şubat 1994'te ses geçirmez bir odaya götürüldü ve sağ kulağının arkasına yapılan tek bir el ateş ile idam edildi.


MIRASI

Chikatilo dünyanın en ünlü seri katillerinden biri haline geldi, kitaplara ve makalelere konu oldu. Onun sayesinde Rus uzmanlar cinayet araştırmalarının nasıl yapılacağı konusunda Amerika ile yarışır hale geldiler. Aynı şey Psikolog Bukhanovsky için de söylenebilir.

1999'da yapılan bir araştırmaya göre Rostov bölgesinde 29 tane, birden fazla cinayet islemiş katil ve tecavüzcü yakalandı. Bu da Rostov'u dünyanın seri katil başkenti yapıyor.
Ruslar Chikatilo'yu unutmadı. Hatta onu hatırlamak için bir plan bile yaptılar. 2002 de Moskova Polis Şefi Yuri Luzhkov bir heykel traş tutarak Chikatilo'nun iş başında elinde iple ve bıçakla 8 metre boyunda metal bir heykelini yapmasını istedi, onu ışıklarla donatıp, büyük bir hükümet binasının önüne dikip bir fıskiye haline getirmeyi düşünüyor. Moskova halkının yarısı bunu kabul etti ve sadece %14 istemedi. Bunu Chikatilo'nun Rus tarihinde önemli bir kişilik haline geldiği için yapıldı. "Biz Ruslar fıskiyeleri severiz, özellikle çocuklar."

NIGHTMARE
10-04-06, 10:33
SERI KATILLERDEN ALINTILAR

"Fahişeleri öldürmek bende saplantı olmuştu. Kendimi durduramıyordum.
Uyuşturucu gibiydi."
Peter Sutcliffe

"Ben sadece sokakları temizliyordum."
Peter Sutcliffe

"İnsanlar kurtçuklara benzer. Küçük, kör ve değersiz."
David Smith

"Bana göre bir ceset, canlı bir bedenin taşıyamayacağı bir güzellik ve saygınlık taşır."
John Christie

"Ölümlere sebep olan rüyalar üretiyordum, benim suçum buydu."
Dennis Nilsen

"İnsanların dikkatini çekecek ve dünyayı ayağa kaldıracak bir suç işlemek istiyordum."
Susan Atkins

"Ben kimseyi öldürmedim, kimseyi öldürtmedim, bıçaklarıyla üzerinize gelen çocuklar, onlar sizin çocuklarınız, onlara ben öğretmedim. Siz öğrettiniz."
Charles Manson

"Bana yukarıdan bakarsanız aptalın tekini görürsünüz.
Bana aşağıdan bakarsanız tanrıyı görürsünüz.
Bana tam karşıdan bakarsanız, kendinizi görürsünüz."
Charles Manson

"Bana kadın düşmanı olarak hitap etmeniz beni derinden yaralıyor.
Değilim, ben bir canavarım. Ben Sam’ın oğluyum. Ben küçük yaramaz bir çocuğum."
David Berkowitz

"Onları incitmek istemedim. Onları sadece öldürmek istedim."
David Berkowitz

"Ben hasta bir insanım bunu biliyorum. Normal biri benim yaptıklarımı
nasıl yapabilir? Sanki içimde başka biri var gibiydi."
Albert de Salvo

"Fahişeleri öldürmek istemedim, fahişeleri severim."
Albert de Salvo

"Belki bir parça tuhafım."
George Joseph Smith

"Bir palyaço bile katil olabilir."
John Wayne Gacy

"Disneyland’da görüşürüz."
John Wayne Gacy

"Her insanın kendi zevkleri vardır. Benimkide cesetler."
Henry Blot

"20 kişiyi öldürdüm. Kanı severim."
Richard Ramirez

"Zamanımı gerçekten boşa harcadım."
Jeffrey Dahmer

Son sözleri (cellâdına)
"Acele et. Sen etrafta ahmakça dolaşırken, ben bir düzine adamı asardım."
Carl Panzram

"Yaşayan bedenindeki soluğu hissediyorsun. Onların gözlerine bakıyorsun. Bu pozisyondaki insan tanrıdır."
Ted Bundy

"Yaşama ve ölüme hükmetmek istiyorum."
Ted Bundy

"Bir insanın ölüm ve yaşamına karar verebilme gücünden daha büyük ne olabilir ki?""
Ted Bundy

"Ben şimdiye kadar karşılaştığınız en soğukkanlı ****im."
Ted Bundy

"Bazen kendimi vampir gibi hissediyorum."
Ted Bundy

"Biz seri katiller sizin oğlunuzuz ve sizin kocanızız biz her yerdeyiz. Ve gelecekte daha çok çocuğunuz ölmüş olacak."
Ted Bundy

"Sokakta yürüyen güzel bir kız gördüğünde ne düşünürsün?
Bir tarafım onunla flört etmeyi, onunla iyi vakit geçirmeyi,
diğer tarafım ise kazığa geçirilmiş kafasının nasıl duracağını düşünür."
Edmund Kemper

NIGHTMARE
10-04-06, 10:34
Katillerden Mektuplar

1978’den beri bir dizi bombalı mektup saldırısından sorumlu olan teknoloji karşıtı terörist “Unabomber”ın bir seri katil sayılıp sayılamayacağı konusunda bir anlaşmazlık vardır. Bazıları kesinlikle öyle kabul edilmesi gerektiğine inanırlar. Zira üç kişiyi öldürmüş ve yaklaşık iki düzinesini de ciddi şekilde yaralamıştır. Diğerleri ise onu inançlarını kabul ettirmek için şiddete başvuran devrimci bir savaşçı olarak görürler. Bu soru, hala bir tartışma konusudur, ancak kesin olan bir şey vardır ki adam hakikaten güzel yazı yazıyordu. 1995 Ağustosunda New York Times’a bir mektup göndererek, gazete görüşlerini yayınlamayı kabul ederse, şiddete başvurmaktan vazgeçmeyi teklif etmişti. “Sanayi Toplumu ve Onun Akıbeti” başlığını taşıyan yazısı 35.000 kelimelik bir manifestoydu ve (bazı görüşleri kaçıkça olsa da) edebi açıdan, berraklığından ve tutarlılığından ötürü tam bir modeldi.

Maalesef Unabomber, bu yazma becerisini daha az etkileyici biçimlerde de kullanmıştır. Times’a mektubunu gönderdiği zaman, kurbanlarından biri olan Yale Üniversitesi’nden Dr. David Gelernter’e de bir mektup göndermiş ve Profesör’e “Teknik İnek” diyerek hakaret etmiştir. Bu bakımdan Unabomber, seri katillerin tipik davranışlarını sergilemiştir, çünkü onların bazıları da bu türlü hakaret dolu mektuplarla iletişim kurmaktan hoşlanırdı.

“Whitechapel Dehşetleri”nin doruk noktasında, Londra polisinin başı bu meçhul katilden geldiği iddia edilen mektuplarla beladaydı. Bunların neredeyse tamamı sahteydi, ancak bir tanesi kısa süre içinde suç tarihinin en tanınmış ismi olacak meşum bir takma adla imzalanmıştı:

Sayın Yetkili,

Kulağıma sürekli polisin beni yakaladığına dair haberler çalınıyor, ama beni uzun bir süre daha yakalayamayacaklar. Çok zeki görünüp doğru iz üzerinde olduklarını söylediklerinde çok gülüyorum… Ben ******ların peşindeyim ve yakalanıncaya kadar onları deşmeye devam edeceğim. Son işim çok muhteşemdi. Bayana bağırması için fırsat bile vermedim. Beni şimdi nasıl yakalayabilirler. İşimi seviyorum ve yeniden başlamak istiyorum, yakında benim komik oyunlarımı yeniden duyacaksınız… Bıçağım sağlam ve kesin ve eğer bir şansım olursa yeniden işe başlamak istiyorum. İyi şanslar…

Tüm samimiyetimle,
Karındeşen Jack

Doksan yıl sonra, o güne dek “44 Kalibrelik Katil” olarak anılan New Yorklu bir psikopat, suç mahallinde saçma sapan bir mektup bırakınca yeni ve daimi bir laka edinmiştir. Queens’teki bir polis yüzbaşısına hitaben yazılmış olan mektup şöyle başlıyordu:

Beni kadın düşmanı diye adlandırmanıza çok üz