PDA

Tüm Versiyonu Göster : İstiklal Marşı'mızın açıklaması


Borz
24-05-06, 19:06
Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor. (Linki görüntüleyebilmek için <a href="%2$s"><strong>Üye</strong></a> olmanız gerekiyor.)


İSTİKLAL MARŞI ve AÇIKLAMASI



Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Şair birinci dörtlükte şafaklarda dalgalanan kırmızı sancağın asla inmeyeceğini söylüyor ve Türk milletine bu inancını, “korkma!” diyerek belirtiyor. 1. dizedeki “yüzen” kelimesi “dalgalanan” karşılığında kullanılmıştır. Şair, bayrağın, yurdumuzun üstünde tüten en son ocağın söndüğü ana kadar dalgalanışına devam edeceğini söylerken, Türk milletinin son ferdine kadar bayrağını ve onun ifade ettiği değerleri yaşatacağını dile getiriyor. Son vatan evladı kalana kadar hürriyet mücadelesi devam edecektir. Halk arasında şöyle bir inanç vardır: Yaşayan her varlığın gökte bir yıldızı bulunmaktadır. O canlı öldüğünde gökteki yıldızı da söner, kayıp gider. Türk milletinin yıldızı ise bayrağında bulunan yıldızdır. Şairimiz, milletimize ait o yıldızın asla gökten inmeyeceğini, daima parlayacağını ifade etmiş. Türk milleti, yaşamaya devam edecektir. Ona ait yıldız gökte baki kalırken, sönük, silik olmayacaktır; parlayarak, temsil ettiği değerlerin yüceliğini haykıracaktır.


Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal!


2. dörtlükte bayrak, nazlı bir hilale benzetilmiştir. Göklerde nazlı bir güzel gibi salınmaktadır. Ancak, bayrak Türk milletine kızgındır; kaşlarını çatmıştır. Çünkü büyük bir milletin bayrağı olarak bağımsızlığı istemektedir. İstiklal Marşı’nın yazıldığı dönem göz önüne alındığında, bayrağa yüklenen bu ruh hali anlaşılabilir. İstiklal bir an önce kazanılmalıdır ve ay yıldız göklerde özgürce dalgalanmalıdır. Hilalin çatılmış bir kaşa benzetilmesi, aynı zamanda şekilsel bir ilişkiyi de düşündürür. Yıldız göz olarak kabul edilirse, hilal de onun üzerinde çatılmış bir kaşı andırır. Ayrıca “hilal” kelimesi ile ad aktarması yapılmıştır. Hilal, bayrağın bir parçasıdır. Parça söylenerek, o parçanın ait olduğu bütün kast edilmiştir. Şair, bayrağından milletine kızmamasını istiyor. Yoksa onun uğruna dökülen kanların kendisine helal olmayacağını söylüyor. Bayrağın rengi şehitlerin kanlarından gelmektedir. Hatta kan üzerine düşen ay ve yıldız imgesinin kaynağı “Dandanakan Savaşı (1040)”na kadar götürülür. Son dizede şair, bağımsızlığın Türk milletinin tabii bir hakkı olduğunu söylüyor. Türkler, tarihin eski çağlarından beri özgür yaşamışlar, asla başka milletlerin egemenliği altına girmemişlerdir. Kurtuluş Savaşı’nın sürdüğü tarihlerde Türklüğün son kalesi olan Anadolu coğrafyası tehdit altındadır. Şair, içinde bulunulan kötü şartlara rağmen, bağımsızlık adına verilen mücadelenin başarıya ulaşacağından, her Türk evladı gibi, emindir.


Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.


Şair, 3. Dörtlükte ezelden beri bağımsız yaşamış bir milletin ferdi olduğunu vurguluyor. “Ben” zamiri etrafında Türk milletinin tarihi seyri içinde yaşamış ve yaşamakta olan bütün fertlerinin duyguları dile getirilmektedir. Tarihin en eski zamanlarından beri özgür yaşamayı başarabilmiş ve bunu bir karakter özelliği haline getirmiş bir milletin bağımsızlığına ancak çıldırmış olanlar göz dikebilir. Şairin hürriyet aşkını elinden almaya, onu zincire vurmaya kalkanlar, akıl dışı bir işin peşinde koşmaktadırlar. Bağımsız yaşamayı bir karakter haline getiren Türk milleti, özgürlüğünü elinden almak isteyenlere karşı kükremiş bir sel gibidir. Karşısına çıkan setler aşılmaz gibi görünse de onları ezip geçer. Özgürlüğün verdiği coşkunluk öylesine şiddetlidir ki, bu coşkunluk dağları yırtar, enginlere sığmaz.


Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?


Şair, 4. Dörtlükte bağımsızlık için mücadele veren milletine seslenmektedir. Batı ufuklarından gelen amansız saldırı her ne kadar teknik açıdan üstünse de; üstün silahlara karşı şairin elinde inanç dolu insanların imanları kadar sağlam sınırları vardır. Bu sınırlar, canlarını idealleri uğruna hiç düşünmeyerek feda edenler tarafından korunmaktadır. Bir yanda inançlı insanlar, diğer yanda ise çelik kadar güçlü ancak bir o kadar da soğuk bir duvar... Zafere olan inanç asla mücadeleyi bırakmaz ve sonunda istediğini elde eder. Nitekim “Milli Mücadele”mizde böyle olmuştur. Dörtlükte “medeniyet”, tek dişi kalmış bir canavara benzetilmiştir. Elinde teknik üstünlük barındıran ancak ruhtan mahrum olan bu canavar, şairin ve onun gibi bağımsızlığı için mücadele veren insanların cesaretini kıramamalıdır. Medeniyet maskesi altındaki canavar, ulurcasına haykırıp gözdağı vermeye çalışmaktadır. Ancak şair, bu ulumanın bağımsızlığa inanmış milletini yıldırmayacağından son derece emindir. Çünkü gerçekte bu canavar korkutacak bir güce bile sahip değildir. Kalan tek dişiyle, koparamayacağı bir lokmaya göz dikmiştir ki bu lokma Türk milletinin egemenliğidir.


Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.


Şair 5. Dörtlükte bağımsızlık için savaşan vatan evlatlarına sesleniyor. Onlardan, ne pahasına olursa olsun alçakların kutsal olan vatan topraklarına girmelerine engel olmalarını istiyor. Türk topraklarına yapılan haksız ve edepsiz saldırının durması için, onlardan gerekirse gövdelerini siper etmelerini istiyor. Böyle yaptıkları taktirde Tanrı’nın onlara vaat ettiği özgür günler gelecektir. Hatta zafere o kadar yaklaşılmıştır ki vaat edilen bu günler gelmek üzeredir. Bağımsızlık adına verilen mücadele başarıya yaklaşmıştır. Burada İstiklal Marşı’nın yazıldığı dönemde milli mücadelenin hala devam ettiğini ve cephede savaşın hala sürdüğünü göz önünde bulundurmak gerekir.


Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.


Şair bu dörtlükte bağımsızlık için mücadele veren vatan evlatlarına seslenmeye devam ediyor. Onların, uğruna canlarını feda ettikleri toprakların kutsallığından bahsediyor. Bu toprakları vatan haline getiren şehitlerin emanetine zeval getirmemelerini istiyor. Hiçbir toprak parçası, uğruna kan dökülmeden “vatan” haline gelemez. Türkler de üzerinde yaşadıkları topraklar için çok kan akıtmış, çok can vermişlerdir. Öyle ki her karış toprağın mayasına şehit kanı karışmıştır. İstiklal Marşı’nın yazıldığı milli mücadele döneminde bağımsızlık için savaşanlar, kimi zaman kefensiz ve isimsizce gömülen şehitlerin torunlarıdır. Atalarının emanetini dünyayı verseler değiştirmemelidirler. Ne olursa olsun vatan topraklarına düşman ayağı bastırılmamalıdır.


Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.


Şair 7. dörtlükte seslenişine devam ediyor. Bu vatan cennet kadar güzeldir. Onun uğruna can feda etmek kadar doğal bir şey olamaz. Her karışı şehit kanlarıyla sulanmıştır; şair bu durumu heyecanın doğurduğu bir mübalağa ile “toprağı sıksan şehitler fışkıracak” diyerek dile getirmiş. Şair son iki dizede Tanrı’ya yalvarıyor. Her şeyini kaybetse de vatanından asla vazgeçemeyeceğini söylüyor. Şair, Tanrı’dan canını, sevdiğini ve bütün varlığını almasını; ancak kendisini vatanından ayırmamasını istiyor. Her sevgiden üstün tuttuğu vatan sevgisini bu şekilde dile getiriyor. Eskiler, vatan sevgisinin imandan geldiğini söylemişler, vatan olarak kabul edilen toprakların kutsallığından şüphe duymamışlardır.


Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şehadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.


8. dörtlükte, Tanrı’ya yalvarış devam ediyor. Şairin Tanrı’dan tek bir isteği vardır. İbadet edilen yerlere, yabancıların elleri değmemelidir. Türkler, Anadolu coğrafyasında yaşadıkları bin sene zarfında dinlerinin gereği olarak mabetler inşa etmişler, birlik ve beraberliklerini uzun müddet bu ibadethanelerde pekiştirmişlerdir. Türk milleti, bağımsızlık mücadelesini bir başka medeniyet dairesine mensup devletlere karşı yürütürken birlik ve beraberliği temsil etmesi amacıyla şairimizin, dini motifleri ön plana çıkarması doğaldır. Çünkü, bağımsızlık adına yapılan savaşların, manevi bir temeli de vardır. Bu sebeple, asırlarca mabetlerde okunan ve dinin temeli olan “ezan” motifi ön plana çıkarılmış ve ezan seslerinin sonsuza kadar yurdun üstünde inlemesi temenni edilmiş.


O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.



Şair, 9. Dörtlükte, ettiği duaların kabul olarak milletinin bağımsızlığa ulaştığı anda nasıl mutlu olacağını bir şehidin ağzından dile getiriyor: Eğer mezarının baş ucunda bir mezar taşı olursa, bu taş bile onun minnetinin bir ifadesi olarak secdeye varacaktır. Şair, burada savaş meydanlarında ölenlerin, kimi zaman isimsiz, mezar taşsız, törensiz ve sessiz sedasız toprağa verildiklerine dikkati çekiyor. Aynı coşkunluğun bir neticesi olarak şehit, yaralarından kanlara boşalmak suretiyle manevi bir şeklide arşa kadar yükselecektir. Halk inancına göre, göğün en yüksek ve en kutsal yeri “arş” adı verilen manevi katmandır. Burada şair, bağımsızlık için can verenlerin sabırsızlıkla, amaçladıkları sonucu beklediklerini belirtmek istemiş. Verilen mücadele, başarıyla sonuçlandığı zaman şehitler boşuna ölmüş olmayacaklardır.


Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal!


Son beş dizede şair, tekrar, bayrağına sesleniyor. Bayrak tıpkı kırmızı şafaklar gibi dalgalanmalıdır. Onun uğruna dökülen kanlar heba olmamalıdır, verilen canlar boşa çıkmamalıdır. O, kırmızı ve engin şafaklarda milletinin özgürlük sembolü olarak dalgalandığında şehit kanları kendisine helal olacaktır. Şairin bayrağı ve milleti sonsuza kadar çöküş, yıkılış yaşamayacaktır. Çünkü hürriyet, ezelden beri hür yaşamış bir bayrağın en doğal hakkıdır. Aynı şekilde, Hakk’a tapan Türk milleti de bağımsızlığı tabii bir hak olarak yaşamalıdır. İnanmak ve inancını yaşamak da özgür olmayı gerektirir.

eylül_06
24-05-06, 19:19
ğş1 ğş1 ğş1

CoRai
15-03-08, 22:01
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Mehmet Akif Türk milletine cesaret,ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son türk bireyi son nefesini vermeden türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizdenkimse alamaz. Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!

Şair ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır.
Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık türk milletide özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı ve taptığı için özgürlük onun hakkıdır.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşrım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Şair “ben” diyor.(Ancak kastetdiği mana aslında bizdir türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair bayıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir.

Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaad ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır.

Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Şair Türk ordusuna vatanın kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanımız üzerindedir.

Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitleimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli.
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

Allah’a şair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileği ibadetyerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir.

O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizinde ruhları şaad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.

Dalgalan sen de şafakalar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!

Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Atrık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitleri mizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdır.

Mehmet Akif ERSOY

varyemez
15-03-08, 22:02
Günümüzde çoğu insanımıza öğretmek lazım. Geçmişini unutanlar çok.. Vatanını yabancılara satanlarda çok..

CoRai
15-03-08, 22:11
kesinlikle haklısın Onur. Her hafta başı ve sonu okuduğumuz bu marşı düşünerek sindirerek okutmak lazım bunu çocuklarımıza... İnsanın kanı kaynıyor adeta...

Bu arada konular birleştirilmiştir...